KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Bakanım, merhabalar. Sayın bürokratları da saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Aslında, söz almayacaktım, bu konuyla ilgili bu hafta içi Mecliste konuşacağım ama bütçe sunuşunuzu okudum geldikten sonra ve çok üzüldüm. Burada, hem doğru bir tespit var hem aşırı iyi niyetli mi desem, artık bütün bu sıkıntıların sebebin, nedeni olan bir cümle mi desem bilemiyorum ama şöyle diyorsunuz sunuşunuzda: "İklim neden değişiyor? Şu gerçeği kabul edelim, iklimi değiştiren biziz, başka bir suçlu aramaya gerek yok. İklime ne yaptıysa insan yapmıştır, iklim değişikliğinin etkilerini de önleyecek olan yine biziz." Aynı sayfanın hemen başına dönüyorum Sayın Bakan, diyorsunuz ki: "Eğer tedbir alınmazsa yüz yıl sonra tarım için uygun alanların miktarı azalacak, kıtlık, kuraklık baş gösterecek, heyelan, sel, fırtına gibi doğal afetlerin sayısı artacak. Burada, çok temel ve belli ki sabahtan beri "iklim değişikliği" dememiz hata buna, "iklim değişikliği" demek bu konuyu hafifletmektir, bunu adı "İklim krizi"dir ve insanoğlunun yüz yüze kaldığı en yüksek dereceli ciddiyete sahip krizdir şu anda yaşadığımız ve "yüz yıl sonra" diyerek bunu ötelemekle aslında hepimiz de şunu diyoruz aslında: "Aman, zaten yeterince ciddi bir durum olsa herhâlde hükûmetler acil bir önlem alır, bunu çözer." Böyle bir anlayış içindeyiz. Burada, herkes iklim krizine çokça değindi. Eminim, birçok bürokrat, birçok vekil, kendi vekil arkadaşlarıma da diyorum, iklim krizinden bahsettiğimizde birçok insanın kafasında şöyle bir şey oluşuyor: Ya, dünyanın, ülkenin derdi bitti, bir iklim mi kaldı bizim derdimiz? Bir iklim kaldı bizim derdimiz. Bir iklim kaldı bizim derdimiz çünkü diğer bütün dertlerimiz önemini yitirecek. "Yüz yıl var." diyorsunuz sunuşunuzda, yüz yılımız yok, sekiz buçuk yılımız var bizim. Biz, önümüzdeki sekiz buçuk...

Sayın Bakan, dinlerseniz çok sevinirim çünkü bir yıl içinde sizinle muhatap olma fırsatı bulduğumuz tek beş dakika bu beş dakika. Biliyorum, bütün gün burada oturdunuz; biliyorum, sıkılıyorsunuz ama bize de anlayış gösterin lütfen.

"Yüz yıl" diyorsunuz, bizim sekiz buçuk yılımız var. Önümüzdeki sekiz buçuk yıl içinde, biz, sadece Türkiye olarak değil dünya olarak gerekeni yapmazsak geri dönüşü olmayan bir noktaya gideceğiz. Uzmanlar, bunu şöyle diyor: "Biz, şu anda, bugün, sıfır karbona geçsek, kömür üretmeyi, petrol kullanmayı vesaireyi bıraksak bile kurtulma şansımız yüzde 50." Bunu ben demiyorum, bilim insanları diyor ve bunu yakın zamanda da diyorlar, dünya çapında 11 bin bilim insanı bir bildirge yayımladı, imza attılar ve bu konuda bizi ısrarla uyarıyorlar ama biz, nedense dinlememeyi seçiyoruz bu konuda insanları. Örnekler var, demişiz ya "Yüz yıl sonra baş gösterecek." diye, bakın, günde 200'e yakın tür yok oluyor şu anda Sayın Bakanım. Bütün dünyada, her gün, biz, burada, bu bütçeyi konuşurken 200'e yakın tür dünya yüzünden yok oldu, "insan" denen tür yüzünden yok oldu. Deniz seviyesindeki yükselme 300 milyon insanı tehdit ediyor. Arktik Deniz Buzulu'nun yarısı eridi. Hani, görüyoruz ya uçan buz parçalarının önünde kutup ayıları, o sadece kutup ayılarının sorunu değil, İstanbul'unda sorunu mesela. Deniz seviyesi yükseldiği zaman -ki yine bu raporda söylüyorsunuz siz, 19 santim yükseldi- 30 dereceye vardığında Türkiye'deki birçok şehir ortada kalmayacak artık ve bizim bunları önlemek için dediğim gibi, elimizde ne yazık ki yüz yıl yok, biz o şansımızı yirmi yıl önce yitirdik, böyle düşüne düşüne yitirdik. Gerçeklere gerçek gibi davranmazsak iklim yıkımı yakın gelecekte hepimizi yok edecek.

Burada biz ne yapıyoruzu belki biraz konuşmak lazım ama zamanımız çok kısıtlı.

Biz, şunu yapıyoruz mesela Sayın Bakan: 7 tane yeni termik santral açıyoruz. Mevcutların durumu ne diye dönüp bakıyoruz, zaten 25 tanesinde olması gereken filtre yok. Özel şirketler işletiyor buraları, yerli kömürle falan değil ithal kömürle işletiyorlar, "Elektrik üretiyoruz." adı altında bizim topraklarımızı yok ediyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Sözcü Abdullah Nejat Koçer geçti)

BAŞKAN - Lütfen tamamlar mısınız.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu şirketlerle baş edemiyoruz. Bu, bunun deklarasyonu. Bu filtreleri taktıramıyoruz, bir de sanki ortalık çok temizmiş gibi 7 tane yeni termik santral açıyoruz. Gerçekten, bu konuda da bir şeyler yapmamız gerekiyor.

Burada âdettir Sayın Bakan -bitiriyorum Sayın Başkan- derler ya "Ben kişisel konuşmuyorum." diye ben kişisel konuşuyorum. 1976 doğumlusunuz, genç bir insansınız, Allah bağışlasın, 3 yavrunuz var. Bunun elli yıl sonrasını düşünün. Biz, belki ölmüş olacağız ama sizin yeni doğmuş o gencecik çocuğunuz 50 yaşında olacak, denizde balık bulamayacak, yaşayacak ev bulamayacak. Buna para ayırmak para ayırmak zorundayız Bakanım.

Dikkatinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.