KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri, değerli bürokratlar, değerli basın mensupları; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bir ekonominin performansını geçmiş yıllarla kıyaslayarak ölçmek artık günümüzde mümkün değildir. Geçmişin koşulları farklıdır, geleceğin koşulları daha farklıdır. Onun için bir ekonominin başarısını ve aldığı mesafeyi dünya ölçeğinde değerlendirmek lazım, Dünyada mevcut diğer ülkelerle kıyaslamak lazım. Başka ülkeler nereye gitmiş, Türkiye ne yapıyor, hangi noktada, bunu değerlendirmek gerekiyor çünkü artık bireyler de kurumlar da uluslar da küresel rekabetin baskısı altındadır. Küresel rekabette başarılı olmayan bireyin de ayakta durabilme şansı yoktur, küresel rekabette başarılı olmayan ülkelerin de devletlerin de ayakta kalabilmesi mümkün değildir. O bakımdan, dünya ölçeğinde mesafe almak, her şeyden önemlidir ve temel göstergedir diye bakıyorum.

Bunu nasıl sağlayacağız? Olayları sadece Ticaret Bakanlığımızın, Rekabet Kurumunun görevleri açısından, yaptıkları-yapmadıkları açısından mikro düzeyde değerlendirirsek -elbette bunu da değerlendirelim ama- doğru sonuçlar ve ana hedefler iyi görülmemiş olur. Bir kere genel olarak bakacaksınız; sistem neye prim veriyor? Yani içinde yaşadığımız, 82 milyonu etkileyen sistem, kurumsal olarak neye prim veriyor? Çalışmaya, gayret sarf etmeye, donanımını artırmaya mı prim veriyor yoksa ranta, güç sahipleriyle dirsek temasında olarak hayatını rahat ettirmeye mi prim veriyor? Eğer bu ikincisiyse sistemin prim verdiği şey, o ekonominin geleceği karanlıktır. Eğer bir ülkede siyasi karar vericilerin yakınları, akrabaları hatta yandaşları silah sanayisine girmişse, bu doğal bir şeydir, kâr dürtüsü insanlığın en temel dürtülerinden biridir, o ülkenin barış görmesi mümkün değildir, sürekli savaş kararları alınır. Onun için silah sanayisinin mutlak surette devletleşmesi lazım, özel sektörün elindeki sanayilerin de devletleştirilmesi gerekir diye düşünüyorum. Ama daha genel baktığımızda, tüm sektörler ve ekonomik birimler itibarıyla, ranta mı prim veriyoruz yoksa üretime, küresel rekabete mi prim veriyoruz? Adalet ve Kalkınma Partisinin en temel yanlışı budur. En az son on yıldır üretime ve küresel rekabete değil, ranta ve dirsek temasına prim veren, liyakate değil, yandaşlığa önem veren bir yapısı vardır ve mevcut ekonomik sistemi de bu yanlış, ülkeyi dünya ölçeğinde geriye bırakacak temel kavramlarla, temel eğilimlerle yönetmektedir ve yönlendirmektedir. Bunun içinden Türkiye çıkmadığı sürece ben ülkenin geleceğini aydınlık görmüyorum. Her ne kadar burada iktidar kanadına mensup arkadaşlarımız "Türkiye çok iyiye gidiyor, kriz mriz yoktur. Bakın, dış ticaret açıkları, cari açıklar, ülkenin başına hep bela olmuştur ama cari açık kalmamıştır; ihracatımız artmış, ithalat azalmış, denge tutturulmuş." vesaire gibi laflar yapıyorlarsa da bu sadece kendilerinin de inanmadığı ve sözü geçiştirmek için kullandıkları bir şey olabilir. İhracatın ne kadar arttığı, ithalatın niye düştüğü önemlidir.

Bakıyorsunuz, bütün krizlerde zaten ihracat artmış. 94 krizinde yüzde 18 artmış, 2001 krizinde yüzde 13 artmış ve ocak-eylül itibarıyla -eylül dâhil- 2019'da yani bu içinde bulunduğumuz krizde ise sadece yüzde 2,5 artmıştır. Döviz kuru bu kadar patlayacak, döviz kuru el yakar hâle gelecek, neredeyse 6 lira düzeyine ulaşacak ve siz ihracatını artıramayan, ihracat artışı sağlayamayan bir ekonomi olarak ortada duracaksınız. Bunu bir başarı olarak değil, korkunç bir başarısızlık olarak değerlendirmek lazım. Bakıyorsunuz, yine, bütün krizlerde de ithalat azalmıştır. 94 krizinde yüzde 20,9 azalmıştır, 2001 krizinde yüzde 24 azalmıştır, bu krizde de ocak-eylül itibarıyla yüzde 15 civarında azalma var. Bunun sağladığı bir dengeyi başarı gibi göstermekten daha büyük yanlış olamaz. Dünya ölçeğine bakalım, dünya ölçeğinde ne oluyor? Bu arada dünyada ihracat yüzde 10 artıyor. Dünyada ihracatın yüzde 10 arttığı bir dönemde ve döviz kurunun bu kadar fırladığı ve yükseldiği bir ortamda yüzde 2,5'lik bir ihracat artışı sağlıyorsunuz, bunu başarı olarak görüyorsunuz. Durum korkunçtur ve vahimdir.

Değerli arkadaşlar, genel rakamlara bakıyoruz. Bakın, bir değerlendirme yaptığımız zaman gördüğümüz tablo iç açıcı değil. İşte "Dünyanın 17'nci büyük ekonomisini kurduk." Bu, Adalet ve Kalkınma Partili siyasetçilerin çok kullandığı bir sözdür. Tüm 60'lı yıllar boyunca dünyanın 17'nci büyük ekonomisi zaten Türkiye'ydi. Daha sonraki yıllarda da, 2000'de de...

CEMAL ÖZTÜRK (Giresun) - 26'ya düştük.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - 26'ya hiç düşmedi.

2004'ten 2017'ye kadar AK PARTİ iktidarları döneminde de 17'nci sıradaydı ama 17'nci sırada olması bu iktidarın, bu Hükûmetin bir şey kattığı anlamına gelmiyor, hiçbir şey katmadığı anlamına geliyor. 2018 yılında 19'uncu sıraya düşüyoruz, 2019'da da 20'nci sıraya düşüyoruz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Aşağıda "Ben yaptım." dediniz, Genel Kurulda öyle dediniz, şimdi burada farklı konuşuyorsunuz.

BAŞKAN - Evet, lütfen arkadaşlar.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - E, geriye doğru gidiyoruz, bu mu başarı?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Hayır, siz ilk başta, aşağıda, Genel Kurulda dediniz ki...

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Dolayısıyla, siz AK PARTİ iktidarında Bakanken bunları yapmadıysanız o zaman niye aşağıda söylediniz?

BAŞKAN - Sayın Şener, lütfen siz devam ediniz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben 2007'ye kadarkini saymıyorum. Dikkat etmemişsiniz. (Gülüşmeler) 2007'den sonrakileri sayıyorum. Meclisi de beraber bakanlık yaptığımız Sayın Binali Bey idare ediyordu. "Söylediğinin şu kısmı yanlıştır." dedi mi? Hep beraber dinlediniz.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Nezaketinden dememiştir.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yok, nezaket değil; Meclis Başkanları, yanlış olduğu zaman düzeltirler.

BAŞKAN - Buyurun efendim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi 20'nci sıraya düşürmüşsünüz, dünyada 17'ncilikten 20'nci sıraya düşürmüşsünüz ama bu önemli değil, bundan daha önemli şeyler var. Ülkelerin marka değeri sıralamasında durum ne? Bakıyoruz, Türkiye ta 37'nci sırada. Arkadaşlar, bu iyi bir gösterge değil, iyi bir tablo değil. Daha çok mal üretiyoruz, daha çok enerji kullanıyoruz, çevreyi kirletiyoruz, ham madde daha fazla tüketiyoruz. Daha fazla emek veriyoruz ama maalesef daha çok kazanamıyoruz.

Son dört yıldır sürümden kazanmaya çalışan bir ekonomimiz var ve asıl felaket burada. İhracat birim değer endeksi 2019'un üçüncü çeyreğinde sadece yüzde 3,5 azalıyor. Yüzde 3,5 azalma var. Bu tablo diğer konularda da böyle. Ülkemizin gayrisafi millî hasıla içindeki payı 1960'ta 1,03; 2013'te yüzde 1,24; 2019'da 0,72. Yüzde 1'in altına düşmüş ülkemizin dünya gayrisafi millî hasılası içerisindeki payı. 2023'te de yine yüzde 1'in altında tahmin; yüzde 0,88.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir saniye efendim, ek süre veriyorum.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Demek ki "Başarılı bir ekonomimiz var." diyemeyiz.

Yüksek teknoloji ihracatına bakıyoruz. Evet, birtakım ihracatımız var. 3,85 milyar dolar, Ocak-Haziran 2018 yüksek teknoloji ürünü ihracat miktarımız. Aynı aylar itibarıyla 2019'da ise 4 milyar dolar. Sadece 4 milyar dolarlık yüksek teknoloji ürünü ihracat ediyoruz. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayisi ürünleri ihracatı içindeki payı ise sadece yüzde 3; AB'ye ihracatımız içerisindeki payı ise sadece yüzde 1. Yani bu, dünyayla rekabet eden bir ülkenin görüntüsü değil ki. Bu görüntü, maalesef, Türkiye'nin geleceğinin zor olduğunu, karanlık olduğunu ve bu yanlış çarkın içerisinden çıkmak gerektiğini gösteriyor. O yanlış çark nedir? Ranta, dirsek temasına prim veren bir iktidar, hükûmet, ekonomi yönetimi var olduğu sürece iflah olmaz. Şimdi iş adamlarınızı düşünün, yatırım yapacak, dünya kadar borca girecek, binbir sıkıntı içerisinde üretim yapacak, dünyayla rekabet edecek, dünyanın diğer ülkelerindeki aynı ürünü üreten firmalardan daha ucuz, daha kaliteli ürünü üretmeye çalışacak, sonra bakacaksınız ki yüzde 10 kazanacak, bilemedin, yüzde 15 kazanacak, sonra da hükûmetin yanlışları yüzünden bir kriz çıkacak, iflas edecek, bir ton da borca batacak. Böyle bir ekonomide gelişme olmaz ama aynı iş adamı bakıyor ki siyasetle dirsek temasına girdiğiniz zaman bire bin kazanıyorsunuz. Niye sanayiyle uğraşsın, niye ticaretle uğraşsın? Dirsek temasıyla uğraşır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Bir saniye efendim.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ülkenin geldiği nokta budur. Bu genel açmazı ortadan kaldırmak hepimizin görevidir, en fazla da Hükûmetten buraya gelen her şeyi desteklemediğini göstermek suretiyle bunu başaracak olan iktidar partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisindeki milletvekilleri olabilir. Bundan sonra bekliyorum tavrınızı.

Hepinize saygılar sunuyorum.