KOMİSYON KONUŞMASI

LALE KARABIYIK (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saat ondan bu yana dokuz buçuk saattir konuşmak için bekliyorum ve sakin sakin bekliyorum ama hakikaten az önce çıldırdım ve dövünmeye başladım, duyduklarıma inanamadım. Evet yani şöyle... Müsaade ederseniz artık bu kadar bekledikten sonra kesmeden bir konuşayım ben, olur mu?

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Sabahtan beri kesiyorsunuz beni.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Ama artık o kadar sakin durdum ki burada ve en sonunda söylediklerinize hayretler içerisinde kaldım hani pembe bir gözlükle mi bakıyorsunuz, Pollyannacılık mı oynuyorsunuz? En önemlisi de -müsaadenizle konuşayım lütfen- Sayın Genel Başkanımıza laf attınız, ben hiç yorum yapmak bile istemiyorum, bunu âcizliğe veriyorum artık, ekonomideki başarısızlıktan sonra... Keşke İstanbul'u yönettiğiniz yıllarda siz vakıflara para dağıtmak yerine o söylediğinizi siz yapsaydınız, musluk olarak görmeseydiniz İstanbul Büyükşehir Belediyesini. Herhâlde şimdi kaybedildi diye böyle bir rahatsızlık var, o konuya hiç girmiyorum, bunu âcizliğe veriyorum.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Yalan mı söylüyorum?

LALE KARABIYIK (Bursa) - Yalan söylediğinizi ifade etmiyorum. Bakın, on yedi yılın... Bir müsaade eder misiniz, bir kere karşınızda bir kadın konuşuyor, öncelikle bir kadın konuşuyor karşınızda.

İBRAHİM AYDEMİR (Erzurum) - Hocam, buyurun.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Ve ben size hitaben de konuşuyorum, isterseniz dinlerseniz iyi olurdu. Neyse, önemli de değil.

Peki, efendim, ben konuşmama devam edeyim. Sayın Genel Başkanımızın konuştuğu bir cümleyi başka bir tarafa alıyorsunuz ve on yedi yılın faturasını da başka bir tarafa çekiyorsunuz.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Hizmet var, fatura yok.

LALE KARABIYIK (Bursa) - On yedi yılda siz o vatandaşı acze düşürdüyseniz bu sizin ayıbınızdır, bizim değildir efendim. Neyse, o konuya girmeyeyim daha fazla.

SGK açıklarına da arada bir giriyordunuz siz, biliyorsunuz ama artık ona da giremiyorsunuz. Girdiğiniz zaman biz o konuda, biliyorsunuz, öyle bir açıklama getiriyoruz ki size, altında kalmıştınız. Bu konunun altında gene kalırsınız, hiç o konuya bence girmeyin hele şu verilerle.

Ben şimdi normal, hazırladığım konuşmaya dönmek istiyorum. Bu kadar süre, hani, bu tepkimdi, dayanamadım çünkü.

Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; bütçe hakkının önemine her konuşmamızda değiniyoruz. Ayrıca unutmayalım ki bütçeler sadece rakamsal raporlar da değil; bütçelerin siyasi de siyasal da bir dili vardır bildiğimiz gibi. Bir tercih vardır bütçelerde, bütçe harcamalarında. Bir sınıfsal tercih bile aranabilir aslında o bütçelerde.

2020 bütçesinde de iktidarın istihdam yaratıcı politikalar ve yatırımlarla pek ilgisi olmadığını bu bütçede gördük. Öncelikle, vergilerin toplanış şekillerine bakmak ve bu konuya değinmek istiyorum.

Değerli vekiller, OECD ülkeleri ortalamasında doğrudan vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 70'lerde, Türkiye'de tam tersi. Dolaylı ve hatta gelir durumuna bakılmadan alınan bu dolaylı vergilerin toplam vergiler içerisindeki payı yüzde 67. Hemen belirteyim ki sosyal güvenlik primleri hariç bir kıyaslamadır bu. Kaldı ki zaten iktidarın dolaylı vergileri azaltmak gibi de bir derdi yok.

Bu yıl beklenen vergi geliri artışı -bildiğimiz gibi- yüzde 17,5. Ancak dolaylı vergi ağırlıklı olduğu için kriz ve gelir yetersizliği sebebiyle beklendiği kadar vergi geliri toplanamayınca da iktidarın yöntemi temel tüketim maddelerine daha yüksek oranlı zamlar yapmak oluyor. 2020'de de inşallah bunlar yaşanmaz diyorum, ancak bu yöntemi yine denemenizden de korkuyoruz tabii.

Peki, sonuçta ne oluyor bunu denediğiniz zaman? Tabii ki Türkiye'de zaten bozuk olan gelir dağılımı daha da olumsuz bir hâl alıyor. Yoksul daha yoksul oluyor, sosyal bozulmalar ise artışa geçiyor. Özetle, iktidar ya da ekonomi yönetimi krizin yükünü maalesef işçilere, kamu emekçilerine, toplumdaki en az gelir grubuna ve emeklilere yıkmaya çalışıyor.

Aynı şekilde bu bütçe tasarısında iktidarın emekçilerin ve ücretlilerin ihtiyaçlarını karşılayıp sorunlarını çözecek ücret politikalarını oluşturmak gibi de bir derdi olmadığını da maalesef üzülerek görüyorum.

2020 bütçesinde 139 milyar lira faiz ödemesi hedefleniyor, tabii o da olumsuz sapmaz ise. Vatandaştan alınan her 100 liralık verginin 17 lirası faize gidecek. Bu iktidar bundan da en ufak bir rahatsızlık duymuyor maalesef.

Peki, bütçe taslağında gözümüze çarpan ve bizi rahatsız eden başka ne var? Öncelikle "kamu-özel iş birliği" adı altında yürüttüğünüz projeler için ayrılan pay. Değerli vekiller, 2018 bütçesinden 6,2 milyar lira, 2019 bütçesinden 9,7 milyar lira, 2020 bütçesinden 18,9 milyar lira, 2 katı yani...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Karabıyık, ek süre veriyorum.

Tamamlayın lütfen.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Lütfen, biraz daha ek süre isteyeceğim.

BAŞKAN - Süreniz beş dakika efendim.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Dokuz buçuk saat, on saat bekledim ve diğer arkadaşlara da verilen... Ve bir kadın olarak istiyorum.

Teşekkürler.

Bunun 10,54 milyar lirası şehir hastanelerine; 8,36 milyar lirası da köprü ve otoyollaraydı.

Peki, 2020 için beklenen bütçe açığı ne kadar? 139 milyar lira, üstelik Merkez Bankasından da bu kadar aktarma yapıldığı hâlde değerli vekiller. Tabii ki şunu da unutmayalım: İktidar, 2019 yılı bütçe giderlerindeki artışın ve aşırı büyüyen açığın sorumlusunu da maalesef keşfetmiş. Şöyle bir açıklama yapıldı, üzülerek ifade ediyorum: "Bütçedeki beklentinin çok üzerindeki açık, emekli, yaşlı, işçi ve memura yapılan zam ve maaşlardan dolayı olmuş." dendi. Bence bu talihsiz bir açıklamadır. Peki, SGK'nin açıkları unutuldu mu burada? Ya da "Altyapı yaptık." diye övünerek -az önce rakamlarını verdiğim- yanlış finansman modeliyle yaptığınız ve bütçeye, geçmeyen yolcu, garanti hasta sayısı için getirdiğiniz yükü unuttunuz mu? Peki ya seçimi tekrar tekrar yapmanın maliyetleri nereden çıktı? Bunları da düşünmek lazım değerli vekiller. Merkez Bankasından kaç defa aktarım yapıldığı hâlde hâlâ bütçe açığıyla karşı karşıyayız. İstihdam yaratacak kamu yatırımı da maalesef yok.

Yine, vatandaşın işi ve aşı yokken "İsterse tasarruf edebilir." demek gerçekten vicdansızlık. Maaş ve ücretlerin artışının da çok üstünde, gizlenmiş bir enflasyon artışı var; eriyor günden güne vatandaşın 1 kuruşu, az önce vekilin ifade ettiğinin tam tersine. Kadınlar tencereyi nasıl kaynatacağını düşünüyor, işsiz olanlar iş arıyor, işi olan "Acaba kaybeder miyim?" korkusu yaşıyor. Ve özellikle yaptığınız bütçe sunumunda, öncelikle ekonomideki olumsuzluklar sürekli küresel krize bağlanıyor. Oysa ekonomik verileri on yedi yıl için...

Yani ben bu çalışmayı yaptım, isteyen arkadaşımıza verebilirim. Az önce AK PARTİ vekillerinden Komisyon üyesi arkadaşımız demişti ki: "Böyle bir çalışmanız var mı?" Evet, on yedi yıl içerisinde ve on yedi yıl değil sadece, beş yıl için ve son geçilen tek adam rejiminden sonraki süreç içerisinde 12 datayı çok net takip ettik. On yedi yılda olumsuzluk var, son beş yılda olumsuzluk var, son bir yılda o olumsuzluk kaça katlamış, isterseniz gözler önüne her an serebilirim.

Evet, küresel ekonomide her dönemde, özellikle de son dönemde olumsuzluklar olsa da gelişmekte olan ülkelerle aramızda açılan uçurumu maalesef görmezden gelmektesiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(Oturum Başkanlığına Başkan Lütfi Elvan geçti)

BAŞKAN - Sayın Karabıyık, lütfen tamamlar mısınız.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Biraz daha var, müsaadenizle, lütfen. Çünkü benim konuşmamın birinci kısmına ayıracağım pay tepkiye gitti.

BAŞKAN - Şimdi, gerekli müsamahayı biz gösterdik, gösteriyoruz.

Lütfen tamamlayalım.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Yani o konuşma olmasaydı ben tamamlamıştım ama o tepkiyi vermem, bir Genel Başkan Yardımcısı olarak da özellikle cevap vermem gerekti.

BAŞKAN - Buyurun.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Küresel ekonomik görünümü olumsuz ekonomik datalara tek neden olarak gösteriyorsunuz ve demokraside, hukukun üstünlüğü endeksinde nerelere düştüğümüzde, plansızlıkta, kaynak israfında ve daha birçok konuda hata yapmış olduğunu da maalesef kabul etmiyorsunuz.

Gelişmekte olan ülkelerin dolar karşısında yüzde 35 kaybettiği dönemde Türk lirasının dolar karşısındaki kaybının yüzde 70 olduğunu açıklayamıyorsunuz. Gelişen ülke borsaları sadece yüzde 5 değer kaybederken, gelişmiş ülke borsaları ise yüzde 40 kazanırken o dönemde İMKB'nin kaybının yüzde 74'e vardığı dönemleri hiç değerlendirmiyorsunuz. Türkiye'nin ülke riskinin, CDS'lerin nasıl arttığının ve borçlanma maliyetine nasıl etki ettiğinin üzerinde de hiç durmuyorsunuz. Kaldı ki on yedi yıllık bir iktidardan ekonomiyi dış etkilere karşı güçlü kılması zaten beklenir.

Sunumda diyorsunuz ki: "Türkiye son on yedi yılda yaptığı atılımlarla dünyada söz sahibi ülkeler arasında yerini güçlendirmiştir." Oysa özellikle 2014'ten bu yana aşırı zemin kaybediyor. Gayrisafi yurt içi hasıla 950 milyar dolardan 749 milyar dolara geriledi. Hangi güçlülükten bahsediyorsunuz?

Ekonomi yönetiminde üretken yatırımların millî gelir içindeki payı çok yavaş artıyor, yerinde sayıyor ama reel sektör ve hane halkının borçları çok hızlı artıyor. Reel sektörü en hızlı borçlanan ekonomilerden biri olduk. Türkiye'nin millî gelire oranla dış borcu rekor seviyeye çıkmış durumda.

Türkiye, dünyayla rekabette de zemin kaybetti. 2014 den bu yana küresel rekabet endeksinde de 17 basamak geriledik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, çok teşekkür ediyorum Sayın Karabıyık.

Keşke Komisyon üyesi olsaydınız daha fazla...

LALE KARABIYIK (Bursa) - İsterseniz kesmeyin, çok az kaldı.

BAŞKAN - Ama 2 katı süre verdim Sayın Karabıyık.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Lütfen, 1 sayfalık daha süre verebilir misiniz?

BAŞKAN - Çok teşekkür ediyorum.

Sadece teşekkür için mikrofonu açacağım, lütfen teşekkür edelim.

Buyurun.

LALE KARABIYIK (Bursa) - Yani teşekkür edeyim de isteyen istediği kadar konuşuyor, kesmiyorsunuz. Şimdi, yani bu kadar saat bekledikten sonra kesiyorsanız ve ben eski bir Plan Bütçe Komisyonu üyesiyim, benim diyeceğim hiçbir şey yok arkadaşlar, hiçbir şey söylemiyorum.