KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, değerli Komisyon üyeleri, sayın bürokratlar ve basınımızın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, ben izninizle, öncelikli olarak, hazır Cumhurbaşkanı Yardımcımızı da tam karşımda görmüşken bir soru sormak istiyorum: 2020 yılında vergi ve cezalara uygulanacak olan yeniden değerleme oranı iki gün önce yüzde 22,5 olarak açıklandı ve diyor ki: "Cumhurbaşkanı bunu revize edebilir, yükseltebilir ve düşürebilir."

Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, Sayın Komisyon üyelerimiz; burada bir bütçe yapıyoruz. Eğer bu değerleme oranını yükseltmek veya indirmek Cumhurbaşkanınızın iki dudağı arasında ise biz burada niye bütçe yapıyoruz?

Mesela, köprülere yüzde 25 zam, üniversite yurtlarına yüzde 19 zam, yemek ücretlerine yüzde 20 zam yapıldı ama enflasyon yüzde 8,5 olarak açıklandı. Madem enflasyon bu seviyede, o zaman 2020'de vergi, ceza ve harçlara yapılacak artışı niçin yüzde 8,5 olarak açıklamıyorsunuz? Yani ne oluyor? Değerleme oranını yüzde 22,5 olarak artırıyorsunuz, Cumhurbaşkanına yetki veriyorsunuz ancak TÜİK enflasyonu yüzde 8,5 söylüyor. Sizin yaptığınız, Cumhurbaşkanına bütün yetkiyi vermek ve bu değerleme oranını yükseltmek. Sizden ricamız, o zaman bu değerleme oranını, yüzde 22,5'i açıklanan enflasyon oranında yeniden revize etmek; öncelikli talebimiz bu.

Değerli komisyon üyeleri, merkezi yönetim bütçeleri, bütçede yer alan gelir ve harcama kalemleri arasındaki ilişkiyi, iktidarın ülkeyi yönetirken benimsediği sınıfsal tercih ve kararları somut olarak yansıtan siyasal metinlerdir.

2020 yılı için merkezî yönetim bütçesinin 1 trilyon 96 milyar lira olması öngörülüyor. Bütçe büyüklüğü ülke genelinde ilk kez 1 trilyonu aşmış olmasına rağmen, 2020 bütçesinin de tıpkı öncekiler gibi, halkın ihtiyaçlarından çok iktidarın, yerli ve yabancı sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda hazırlandığı anlaşılıyor. 2019 yılı için 81 milyar olan ve hedeflenen -ki Eylül 2019 itibarıyla 85 milyar liraya ulaştı- bütçe açığının 2020'de yüzde 72 artışla 139 milyar lira olması bekleniyor.

Öncelikle şunu üzülerek söylemek gerekir ki bu bütçe açığı tahmininin tutması mümkün değildir. Zira 2018 yılında Merkez Bankasından aktarılan kâr, kefen parası denen yedek akçe ile imar affı, vergi affı, bedelli askerlik gelirleri gibi sürekli olmayan gelirlere rağmen, uzmanlara göre, 2019 yılını 125 milyar lira açıkla bitireceğiz. Bu tek seferlik gelirler olmasa idi tahminlere göre, bu yıl bütçe açığı 240 milyar lira olacaktı. Dolayısıyla büyük borçlanmaların yapılacağı söylenen 2020 yılında da bütçe açığının 200 milyarın üstünde olması kaçınılmaz gözüküyor. Buradan çıkaracağımız acı tabloyu da herkes bilmeli ki 2020'de de yüksek vergi artışları ve zam yağmuru hız kesmeden devam edecektir. Türkiye'nin içinde bulunduğu ağır ekonomik kriz koşullarına rağmen 2020'de vergi gelirlerinin bir önceki yıla göre ortalama yüzde 20 artacak olması, bütçenin bütün yükünün yine emekçinin sırtına yıkılacağını gösteriyor. Bel bağlanacak tek şey, vergilerin artırılması, zamlar ve borçlanmalardır.

En son getirilen yasayla Cumhurbaşkanına 70 milyar lira daha borçlanma hakkı getirilmiştir. Hani Cumhurbaşkanı da bunu söylüyordu "Borç alan, emir alır." diye, maalesef ülkemizin durumu da bu hâldedir. Kimlere gidecek bu para veya bu borçları kimler ödeyecek? Yine gariban vatandaşımız ödeyecek.

Trilyonluk 2020 bütçesinden halkın payına yüksek vergi oranları ve zamlar düşerken koskoca ülkede kamu yatırımları için ayrılan bütçe, toplam bütçenin sadece yüzde 8'ini -yani 88,5 milyar lira- oluşturuyor.

2019

bütçesi hazırlanırken yıl içinde toplanacak vergi gelirlerinin yarısından fazlasının harcamalar üzerinden -yani KDV, ÖTV- karşılanması hedeflenmişti. Ancak krizin vatandaşın harcamalarını olumsuz etkilemesi nedeniyle vergi hedeflerinde ciddi sapmalar yaşandı ve bu yüzden temel tüketim ürünlerine yüzde 50'leri bulan zamlar yapıldı. Benzer bir durum 2020 yılı için de geçerli.

İktidarın "kamu-özel iş birliği" adı altında yürüttüğü müşteri garantili projelere 2018 bütçesinde 6,2 milyar, 2019 bütçesinde ise 9,7 milyar TL ayrılmıştı.

2020

bütçesinde garanti ödemesi olarak ayrılan miktar iki yıl öncesine göre 3 kat artarak 18,9 milyar TL'ye çıkarılmış. Bu miktarın 10,5 lirası şehir hastanelerine; 8,3 milyar lirası köprü ve otoyolları işleten firmalara aktarılacak. Halkın büyük bölümünün kullanmadığı köprüler, tüneller ve havalimanları ile şehir merkezlerine çok uzak olduğundan gidemediği şehir hastaneleri için müteahhitlere hizmet karşılığı olmayan milyarlarca lira para aktarılacak.

2020 bütçesinde yer alan bütçe ödenekleri içinde en fazla pay 468 milyar lirayla yani yüzde 43'le Hazine ve Maliye Bakanlığına ayrılmış çünkü Hazinemiz maalesef rekor seviyede bir borçlanma hedefliyor. 2020 bütçesi apaçık bir borç ve faiz bütçesi hâline gelmiştir. Hazinemiz kendini borçlanmaya o kadar kaptırmış durumda ki kendi içindeki Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğünün adını bile Borçlanma Genel Müdürlüğü olarak değiştirmiş. Tarımını, sanayisini büyütemeyen, kısaca üretmeyen ekonominin geleceği nokta da ancak budur.

2020'de toplam vergi gelirlerinin yüzde 67'sini dolaylı vergiler yani gelir durumuna bakmaksızın herkesten eşit olarak alınan KDV, ÖTV gibi tüketim vergileri, damga ve harç vergileri gibi oranlar kapsamaktadır; yüzde 33'ünü ise doğrudan vergiler oluşturacak. 2020 yılında bütçeden toplam 139 milyar lira faiz ödemesi hedefleniyor. Başka bir ifadeyle toplanan her 100 liralık verginin 17,7'si faiz ödemelerine gidecek. Anlıyoruz ki bu bütçe hem borç hem de faiz bütçesi. Bu durum, ne yazık ki Türkiye'de zaten bozuk olan gelir dağılımının yoksulların aleyhine daha da bozulması anlamına geliyor.

2019'da ekonominin, esnafın, dar gelirlinin hâli ve iflaslar dolayısıyla vergi tahsilatının beklenenin çok altında kalması, temel tüketim ürünlerine yüksek oranlı zamlar olarak geri dönmüştü. 2020'de bu durumun devam etmesi kesin gözüküyor.

Maşallahınız var, sürekli ekonomik program hazırlıyorsunuz. Bir de sürekli istihdam paketi açıklanıyor, şu ana kadar "2,5 milyon kişiye iş bulunacak." deniyordu fakat sonuç ne? Yaz aylarında daha önce hiç görülmemiş oranda yüksek bir işsizlik ve genç işsizlikte tarihî rekor kırdık. Her ay "Bir önceki aydan iyiyiz, dengeleniyoruz." iddiasındaki ekonomi yönetimi nedense işsizliği bir türlü dengeleyemiyor. Hazırlanan programların hep "cek, cak"larla dolu olduğunu görüyoruz.

Elektrik ve doğal gaza iki ayda yüzde 30'un üzerinde zammın yapıldığı bir ortamda, benzinin litresinin 7 lirayı aştığı bir günde nasıl olup da enflasyonun düşme eğilimine girdiğini söyleyebiliyorsunuz? Talimatla resmen enflasyon düşürülüyor. Anlamak mümkün değil.

2019 için büyüme tahmini yüzde 0,5 iken 2020-2022 döneminde her yıl için yüzde 5 olarak açıklandı. Büyüme oranını 0,5'ten 5'e sıçratmak gerçekten hayret verici bir durumdur. Bütçedeki tüm gelir gider tahminleri bu yüksek büyüme oranına göre tahmin edilmiştir. Bu oranlar tutmadığında hiç şüpheniz olmasın ki bu bütçe elinizde kalacaktır. Örneğin geçen yılın ekonomik programında 2018 büyümesi yüzde 3,8 olarak öngörülürken gerçekleşme oranı yüzde 40'dan fazla sapmayla 2,8 olarak gerçekleşmiştir.

Yine geçen Yeni Ekonomik Program'da 2019 büyüme hedefi olarak yüzde 2,3 verilirken şimdiki Yeni Ekonomik Program'da büyüme tahmini 2019 sonu itibariyle yüzde 0,5'e çekilmiştir. Yani bırakınız bu yıldan sonraki üç yılın hedeflerini, bu yılın hedefleri dahi şaşmış durumdadır.

Bütçede en çok dikkat çeken husus da alınmaktan vazgeçilen vergilerdir. Bütçe teklifin 169'uncu sayfasında vergi türleri itibarıyla vergi harcama tahminleri 2020-2022 dönemleri için verilmiştir. Bu tablo gerçekten çok önemlidir. Vergi harcaması devletin almaktan vazgeçtiği vergilerin tutarını göstermektedir. 2020 yılı için 195,6; 2021 yılı için 222,7; 2022 yılı için de 251,4 milyar TL'lik bir tahmin yapılmaktadır. Bu vazgeçilen vergi gelirlerinin büyük bir kısmı sermaye kesiminden alınması gereken ancak vazgeçilecek vergi tutarlarıdır. Yani önümüzdeki üç yılda sermaye kesiminden alınacak vergilerden vazgeçilmesi nedeniyle aslında büyük bir kaynak transferi yapılmaktadır. Başta emekçiler, çiftçiler olmak üzere geniş halk yığınlarına "Kaynak yok."diyenlerin sermayeye gelince bu kadar cömert davranması iktidarın aslında emekçinin, dar gelirlinin ve emeklinin düşmanı; sadece kendine yandaş olan sermayenin dostu olduğunu göstermektedir.

Değerli arkadaşlar, 2020 bütçesi emekçiyi, emekliyi, işçiyi, köylüyü, memuru, dürüst işvereni yolunacak kaz yerine koyan; yandaş şirketleri ve rant çetelerini kurtaran ve zenginleştiren bir bütçedir.

2020 bütçesi, çiftçinin de hakkını gasbeden bir bütçedir. Tarıma verilecek desteğin yasa gereği en az 50 milyar lira olması gerekirken 2020 bütçesinde bu tutar 22 milyar lira yani yüzde 1'in yarısı bile değildir.

2020 bütçesi, bu hâliyle vatandaşa sırt çeviren, yüzünü bir avuç şanslı azınlığa dönen bir bütçedir.

2020 bütçesi, oğluna okul pantolonu alamadığı için hayatına son veren İsmail Devrim'in değil, "Erdoğan'a âşığım." diyerek servetine servet katan Ethem Sancak'ların ve Katarlı dostlarının bütçesidir.

2020 bütçesi, tanzim çadırlarının, seçim yatırımlarının, hasta garantili şehir hastanelerinin, araç geçişi garantili köprülerin, sit alanlarını imara açan Turizm Bakanlarının, halkı açlıktan ölürken "Hanelerin geliri 3 kat arttı." diyerek her haneyi kendi hanesi gibi zanneden ve milletin aklıyla dalga geçen Hazine Bakanlarının bütçesidir.

2020 bütçesi, gariban vatandaştan alınacak vergilere bel bağlayan bütçedir. 2020 bütçesi doğrudan ya da dolambaçlı yollardan halkın cebindeki son kuruşa kadar el koyan bütçedir. Asgari ücretin 3 kuruşunu yağmalayan bütçedir. Vatandaşın pazar sepetini yağmalayan bütçedir. Emeklinin mutfağına, aşına göz diken bir bütçedir. AKP 2020 bütçesinde yine en iyi bildiği şeyi yapıyor; fakirin sırtından zenginin değirmenine ve sarayın değirmenine su taşıyor. Olan yine vatandaşa oluyor.

Sayın Başkan, sözlerimi bir soruyla noktalamak istiyorum. Biz en son böyle bir acı reçeteyle 2001 krizinden sonra tanışmıştık ve bu halkı vergi ve ödeme yükünün altında ezen reçetenin altında IMF'nin imzası vardı. Aynı acı reçete tekrar 2020 bütçesinde vergi ve zam yağmuru olarak vatandaşın üstüne yağdırılıyor. On bir gün IMF yetkilileriyle görüştünüz, soruyorum size: Bu reçetenin altında yine IMF'nin imzası mı vardır.?

Teşekkür ederim.