KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Merhabalar, benim adım Sera Kadıgil, CHP İstanbul Milletvekiliyim, bu Komisyonun da bir üyesiyim, ezelden beri de ben bir hayvan hakları savunucuyum ama böyle deyince aklınıza şey gelmesin -keşke olabilsem vejetaryen- silah karşıtı vesaire insanlar vardır, doğada olmayı, doğada hayvanlarla birlikte hareket etmeyi deneyimlememiş apartman çocukları vardır, değil mi, genelde hani avcıların arasında da geyik konusudur, gülünür edilir böyle insanlara, onlardan biri değilim. Bizim bir çiftliğimiz var Istranca Dağları'nda, avcılarla da oturur kalkarız, doğaya da çıkarız; silahla atış da yaparız yeri geldiğinde, hayvanlara olmamak kaydıyla. Bunu söylüyorum, kendi durduğum yeri bilin istiyorum ve ben şunu da on sene önce bıraktım: "Benim gibi düşünmeyen insan benden daha kötüdür." Böyle düşünmüyorum. Benim içimde bir avcılık içgüdüsü yok, birkaç kez balığa gittim, sordunuz ya, o çapadan çıkarırken o hayvanın çırpınarak o korku hâli beni o kadar üzdü ki bir daha gidemedim. Birkaç kez babamla -silah kullanmayı çok severim dediğim gibi- ava da gitmeye çalıştım, hiçbir şekilde yani asla kaldıramadım, benim yapım müsait değil ama sizlerin yapısı buna müsait diye sizi yargılamıyorum da inanın. Kötü insanlar olduğunu düşünmüyorum bütün avcıların ya da avcıların canavarca hisle sırf bir hayvanı katletmek için orada bulunmadığını da biliyorum bir kısmı hariç çünkü söylediğiniz çok güzel örnek var, böyle avcılar da tanıdım ben. Annedir o, onu vuramazsın diye başka avcılarla kavga eden avcılarla da bir araya geldik.

Bu konuştuğumuz şeylere şimdi eleştirilerimi sunacağım izniniz olursa. Bu söylediğim hiçbir şey şu gerçeğin önünü kesmiyor, bizler -sadece siz değil, sadece avcılar değil, biz hayvan hakları savunucuları da buna dâhiliz- hepimiz, insanoğlu el birliğiyle dünyayı mahvettik, Türkiye'yi de mahvettik. Bakın Birleşmiş Milletlerin bir küresel iklim krizi var, avcılığı falan bir kenara bırakıyorum, son on yılda dünyadaki canlı türlerinin yüzde 70'i insanlar yüzünden yok oldu ve bunun sürdürülebilir olmayan bir yere gittiğini artık bütün dünya kabul ediyor. Bunlar ön kabul olarak başlamamız gereken şeyler ve şöyle de bir durum var, şunu da çok iyi biliyorum, benim bindiğim mazotlu arabanın doğaya verdiği zarar, milletvekili arkadaşımın yediği bonfilenin, o büyükbaş hayvanların üretim sürecinde doğaya verdiği zarar belki kaçak avcılığın ülkeye verdiği zarardan da 8 kat fazladır. Bunların hepsini bir kenara koyuyorum ama Türkiye'ye geldiğimizde şöyle bir tablo var, bu kadar vahim olduğunu da bilmiyordum Sayın Hocam konuşana kadar. Şöyle rakamlar verdiniz Hocam: "500 bin eğitim görmüş avcı var." diyorsunuz, "Bunlardan yalnızca 150-160 bin kadarı pul alıyor." diyorsunuz, genel olarak sayı verdiğinizde 2 milyon kaçak avcıdan bahsediyoruz. Yani bu şu demek: Biz zaten dediğim gibi el birliğiyle hep birlikte insanoğlu olarak Türkiye'deki türleri yerle yeksan ettik, işgal ettik, hayvanların sulaklarına inşaatlar yaptık, bilmem nerelerine havalimanları diktik, göç yollarını kestik, biz bunların hepsini hep birlikte yaptık. Bu yaptığımız, neticede de bu hayvancıklar canını kurtarabilen, hâlâ üremeyi beceren bir avuç hayvancık sığındı bir yerlere, bir yerlerde duruyorlar. Onların budama işlemi diyorsunuz. Şöyle bir hukuki yönü vardır: Bugün gerek Avrupa Birliğinde gerek dünyanın örnek olarak verdiğiniz İsveç gibi, Amerika gibi, İngiltere gibi tüm ülkelerinde hayvanlar artık eşya değil duygulu bir varlık olarak anılırlar. Duygulu bir varlığın canını almak cinayettir ama meşrulaştırılmış bir cinayettir hukuk sistemi çerçevesinde, sizin de dediğiniz gibi. Ve biz şu anda şunu tartışıyoruz: Keşke bunların hiçbiri olmasaydı, keşke bunların hiçbirine biz sebep olmasaydık, keşke hepimiz çok daha bilinçli insanlar olsaydık da dediğiniz gibi bugün bir kekliğin sesine hasret kalmamış olsaydık, keşke bunları yaşamamış olsaydık da on beş yıl önce Istranca'nın Binkılıç köyünde dağlara çıktığımızda gördüğümüz, gözlemlediğimiz hayvanların şu an onda 1'ini göremez durumda olmasaydık ya da kontrolsüz, bilinçsiz insanların bu rezillikleri yüzünden bir hayvan tamamen yok olurken başka bir hayvan doğaya ve hepimize zarar verecek şekilde bu kadar artmamış olsaydı. Sanıyorum buraya gelene kadar mutabıkız biz bu konularda. Ve şunu söylüyoruz şu anda: Dediğim gibi bu bir kişi hassasiyetidir, keşke sizin de böyle bir içgüdünüz olmasa, keşke sevmeseniz avcılık yapmayı, kişi hassasiyeti olarak paylaşıyorum ben bunu sizinle. Bu işin ama bir de hukuk kısmı var, milletvekili olarak korumakla mükellef olduğumuz bir kısmı var, o da şu: Dediğim gibi saydığımız bütün bu sebeplerle elimizde bir avuç hayvan kaldı, o bir avuç hayvan, bir avuç bıraktığımız meralarda ya da sulaklarda. Ve bunda bizim de suçumuz var, sadece kaçak avcıların değil, devlet olarak bizim de suçumuz var, engelleyemediğimiz, denetleyemediğimiz kaçak avcılar yüzünden o bir avuç hayvanın yok olması tehlikesiyle de karşı karşıyayız ve şu anda, Komisyonun üyeleri olarak şunu teklif ediyoruz: Herkes silahsız... "Avcıların Allah belasını versin, hepiniz..." Böyle bir şey demiyoruz. Bu durumun fotoğrafını çekiyoruz ve dediğiniz gibi, sokak hayvanları değil bize en çok zarar veren. O sokak hayvanlarını insanoğlu evcilleştirmiştir üstat, insanoğlu yanına almıştır, avcı toplumdan toplayıcı topluma geçmiştir. Sokak hayvanlarını, hayvanları evcilleştirmiştir, daha sonra teknolojiye bağlı olarak işine artık yaramadığı noktada da toplayıp "Benim çocuğum okula gidemiyor." serzenişleriyle bu hayvanları toplayıp toplayıp hiç barınamayacağı ormanlık alanlara atmıştır ve dediğiniz sebepten ormanlık alanlar da, doğal yaşam da zarar görmüştür. Ama bunun sorumlusu sokak hayvanı değildir, o sokak hayvanına insan gibi müdahale etmeyi beceremeyen insanoğludur üstat. Yani o yüzden bu terimleri de biraz dikkatli kullanmak lazım çünkü o hayvancıkların üstüne de çok gidiliyor, vicdani olarak da hepimiz rahatsızız. Dediğimiz gibi, geldiğimiz noktada biz şunu öneriyoruz: Bununla baş edemiyoruz. Siz de söylediniz, siz de bununla baş edemiyorsunuz. Ve şöyle de bir yönü oluştu bunun Hocam, şöyle dediniz, güzel örnekler verdiniz aslında: "İşte, bir toplumsal olay olduğunda biz müdahale ediyoruz. Bir teröristle mücadele olduğunda orayı iyi bilen bir avcı arkadaşımız gidiyor." vesaire... Elbette bu şekilde toplumsal fayda sağlayan gönüllü avcılar vardır ama başka bir tarafı var bu işin: Silahlanma. Türkiye'de işlenen son beş yıldaki cinayetlerin yüzde 67 gibi bir verisi var, tüfek ve pompalı tüfekle vurulmuş ve ruhsatsız. İnanılmaz basit. Ben inanamadım. Bu Komisyona gelene kadar bilmiyordum ya, internete giriyorsunuz, pompalı tüfek söylüyorsunuz ve yani biz bunu yasaklamak zorundayız. Biz bununla yaşayamayız çünkü dediğiniz gibi bu silahla avcılık yapan insan olabilir ama bu silahla 1 çocuk vurulsa ki 367 çocuk vurulmuş geçtiğimiz yıllarda, 1 çocuğun vurulması bile avcılık içgüdüsünün tatmininin önüne geçecek değerde bir şeydir benim gözümde naçizane.

SİLAH SAVUNMA SANAYİCİ SATICI VE KULLANICILARI DERNEĞİ BAŞKANI BEKİR SİPAHİ - Ben sanayici olarak konuşuyorum burada, avcı olarak değil. Bu konuştuğunuz... Ben öncelikle söyledim, ben bu işin masterını ilk defa yaptım diye. Ben de bu silah konusunun İstanbul Üniversitesinde masterını yapmış bir kişi olarak konuşuyorum. Bu konuştuğumuz rakam ruhsatlı silahın suçta kullanım oranı, yani tüfek, tabanca falan hepsini sayıyorum, on binde 3, bunun da, o on binde 3'ün de artık yüzde 80'i nefsi müdafaa koşullarını bilmemekten dolayı vatandaşın kendine çekilen bir silaha karşılık vermesinden. Dolayısıyla suçta...

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Kusura bakmayın, ben sunumunuzu kaçırmış olabilirim.

SİLAH SAVUNMA SANAYİCİ SATICI VE KULLANICILARI DERNEĞİ BAŞKANI BEKİR SİPAHİ - Sunum yapmamıştım ama söylediğiniz konunun avcılıkla hiçbir alakası yok, internetteki o reklamların hepsine bakın hepsi kısa pompalı tüfekler. Onlar av için değil, onlar insan öldürmek için. Bu kadar.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - İşte, bunun yasaklanması gerektiği konusunda mutabıkız herhâlde.

SİLAH SAVUNMA SANAYİCİ SATICI VE KULLANICILARI DERNEĞİ BAŞKANI BEKİR SİPAHİ - Tamam. Bununla alakalı ben söz aldığım zaman bir sunum yapmak isterim.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ben izninizle hemen toplayıp bitireceğim.

Özetle bizler şunu istiyoruz, şunu bekliyoruz, anlayışınızı da bekliyoruz bu konuda: Çok azalmış hayvan türlerimiz... İlelebet avcılık yasaklansın demiyoruz, ilelebet böyle bir şey olsun yönünde bir görüş de sunulmadı ama doğayı mahvettik, doğayı bir şekilde restore etmemiz gerekiyor. Bunun yolu da doğaya... Çünkü doğa hepimizden güçlü, insanoğlu kendi küçük beyninde doğaya müdahale edebileceğini sanır, doğayı düzenleyebileceğini sanır, her bunu yapmaya çalıştığında da çok güzel patlamıştır insanoğlu. Biz şimdi diyoruz ki: Şu doğaya bir müsaade edelim ya. Üç yıl, beş yıl şu doğaya müsaade edelim, hayvancıklar kendine gelsin, doğal ortamlarında kendilerine gelsinler çünkü Türkiye'nin temel varlıkları bu şekilde kurudu ve bitti ve elimizden gitti.

SİLAH SAVUNMA SANAYİCİ SATICI VE KULLANICILARI DERNEĞİ BAŞKANI BEKİR SİPAHİ - Beş sene sonra iyi mi olacak? Yani beş sene bu adamlar ava çıkmazsa, kaçak avcılar, beş sene sonra... Bu Hendek Operasyonu gibi. Yani beş sene ülkede terör olmadı, bir gecede 790 tane şehit verdi bu ülke. Yani böyle düşünün.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ne alakası var bunun?

SİLAH SAVUNMA SANAYİCİ SATICI VE KULLANICILARI DERNEĞİ BAŞKANI BEKİR SİPAHİ - Çok alakası var. Bir şeyi ertelemiş oluyorsunuz sadece. Çözüm bu değil. Çözüm bunun denetlenmesi, bugün itibarıyla denetlenmesi. Bunu, atıyorum, üç sene avcılığı yasakladık. Ben zaten gitmiyorum ki. Belgemi vermişim, sabıkam yok çünkü ben onu bir kere kaybettim mi silah fabrikam gidiyor benim, ben bir daha İçişleri Bakanlığının kapısından giremiyorum.

BAŞKAN - Devlet iyi bir denetim yapsa gerçekten biz üç yıl ava ara versek yararı olur mu? ("Olmaz" sesleri)

EGE YABAN HAYATI VE AVCILIK FEDERASYONU BAŞKANI ERSİN DÜZYOL - Olmaz.

İÇ ANADOLU AV VE YABAN HAYATI FEDERASYONU BAŞKANI SELİM ŞAHİN - Sevgili Başkanım, tarım ilaçları.

SİLAH SAVUNMA SANAYİCİ SATICI VE KULLANICILARI DERNEĞİ BAŞKANI BEKİR SİPAHİ - Ava gitmeyecek olan kişiler zaten buradaki insanlar.

BAŞKAN - İyi bir denetim yaptık diyorum...

EGE YABAN HAYATI VE AVCILIK FEDERASYONU BAŞKANI ERSİN DÜZYOL - Sayın Başkanım, istediğiniz kadar iyi denetim yapın, meralardan çıkmayın, olmaz. Çünkü nedir biliyor musunuz? Yaban hayatındaki, doğadaki hayvanın bir doğası var.

İÇ ANADOLU AV VE YABAN HAYATI FEDERASYONU TEMSİLCİSİ SELİM ŞAHİN - En büyük etken tarım ilaçları.

EGE YABAN HAYATI VE AVCILIK FEDERASYONU BAŞKANI ERSİN DÜZYOL - Mesela, diyelim, burada olan bireyler... 20 tane yumurta yapar. Bu yumurtaların içinden 16, 18 tanesi olur, yaşar, azaldığı zaman tamamlar. Eğer şayet o 16 yavrusu 16 duruyorsa ikinci sene bunu yapmaz çünkü yaban hayvanı doğasını paylaşmaz, kendi yavrularıyla dahi paylaşmaz. Bu bilimsel olarak üniversitelerde hepsi de belli bir şeydir. Yani üç sene yasak ettik... Biz çok yaptık onları, biz o denemeleri çok yaptık, gittiğimizde hiçbir şey bulamadık. O da bitiyor, onu da yırtıcılar götürüyor.

TRAKYA AVCILIK, ATICILIK VE YABAN HAYATI KORUMA FEDERASYONU ÜYESİ SERKAN GAMLI - Sayın Başkanım, bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN - Buyurun.

TRAKYA AVCILIK, ATICILIK VE YABAN HAYATI KORUMA FEDERASYONU ÜYESİ SERKAN GAMLI - Şimdi, özgürlükler hakkında birbirimize baskıcıyız, onu anladık burada. Özgürlükler konusunda hatta herkesin sevdiği sosyal şeyler konusunda. Nasıl diyelim? Biz avcılığı seviyoruz, siz sokak hayvanlarını sevmesini biliyorsunuz. Biz diyoruz ki: Gelin hep beraber birlik olalım, projeler üretelim. Ben onlarca kere HAYTAP sayfasına yazı yazdım, yazılarım orada duruyor. Aldığım cevap "Hav!". Evet, aldığım cevap "Hav!". 2015 yılında Ahmet Özyanık zamanında Sayın Veysel Eroğlu'na...

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - "Hav" ne demek?

TRAKYA AVCILIK, ATICILIK VE YABAN HAYATI KORUMA FEDERASYONU ÜYESİ SERKAN GAMLI - "Havlama" diyor. Ben diyorum ki: Çözüm üretelim hep beraber. Bana verilen cevap aşağılık bir cevap, köpek yerine konularak sadece "Hav!". Yani, "Sen benim gözümde insan değilsin." Ya, kardeşim, ben avcıyım.

BAŞKAN - Bana da "hayvan" diyor sizin arkadaşlarınız yalnız, o da var yani, onu da söyleyeyim, bunun da bilinmesi lazım. Yani her kesimden birbirine karşı böyle bir ilginçlik var yani.

TRAKYA AVCILIK, ATICILIK VE YABAN HAYATI KORUMA FEDERASYONU ÜYESİ SERKAN GAMLI - 2015 yılında Ahmet Özyanık Bey ne yapmıştı? "Trakya için geleneksel güme avcılığı serbest kalsın diye proje üretin." demişti. Projeleri ürettik, hatta bir tanesinin dosyasının örneğini size de gönderdik. Şu anda madem popülasyonu şey yapacağız, üç sene veya beş sene avcılığın kapanmasını veyahut da ertelenmesini kesinlikle kabul etmiyoruz, onu söyleyelim.

Vurulan hayvanlar yok oluyor da vurulmayan hayvanlar niye çoğalmıyor? Bunun sayımını kim yaptı şimdiye kadar? Evet, bir şey soruyorum: "Vurduğunuz hayvanlar yok oluyor." diyorsunuz, vurulmayan hayvanlar niye üremiyor?

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bir şeyi düzeltelim dilerseniz: Biz burada sizi dinlemek için varız, uzmanlardan bilgi alıp soru soruyoruz yani. Bu üsluba biraz dikkat edelim olur mu Serkan Bey?

Teşekkürler.