| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2214) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 3 |
| Tarih | : | 07 .10.2019 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Teşekkür ederim.
Değerli Komisyon üyeleri, değerli katılımcılar, sivil toplumdan, toplumun her kesiminden, balıkçılığa ve denizciliğe duyarlılığıyla buraya gelen değerli sivil toplum örgütleri ve değerli arkadaşlar, Değerli Başkan; öncelikle şunu söylemek isterim, ön talebimiz şudur: Bu kadar önemli, geniş, üç yanı denizlerle çevrili, biyoçeşitliliği çok geniş olan, mevsimsel farklılıkları olan, iç deniz ve dış deniz olarak özellikleri olan, gölleriyle, tümüyle, denizin altının, üstünün çok önemli olduğunu düşündüğümüzden bu kanun teklifinin alt komisyonlara gitmesi ve orada bire bir incelenip gelmesinde büyük yarar görüyoruz. İnceledikçe karşımıza çıktı ki gerçekten denizcilik Türkiye'nin çok önemli bir konusu olarak karşımızda durmaktadır. Bir taraftan, denizcilik üzerinde emek sarf edenler üzerinden; bir taraftan, denizlerin altında ne olup ne bittiğine dair bir birikim, tarihsel birikim, biyolojik çeşitlilik, bugün, dün ve geleceğe dair denizlerin bize öngördüğü nedir; önemli.
Bunun dışında, denizciliğin yaratacağı katma değerler üzerinden baktığımızda, avlanma mevsimi, balıklara göre avlanma biçimi, yasaklar, denetleme kurumları, denetlendikten sonra ortaya çıkan sorunların cezai yöntemleri, miktarları, tümüne baktığımızda devasa bir alan ve devasa bir sektör olarak karşımızda durmaktadır. Bu nedenle, temel talebimiz, bu kadar dar bir zamana sıkıştırılmadan, bu kadar detaylı, bu kadar büyük, Türkiye'nin bütünüyle her şeyini ilgilendiren denizcilik meselesinin alt komisyonlara havale edilmesini ve oradan olgunlaştırılarak, detaylandırılarak tekrar ana Komisyona getirilip buradan da Meclis gündemine taşınmasında büyük yarar görüyoruz.
Öncelikle, bu konuda yapılan çalışmanın, buraya kadar getirilen çalışmanın olumlu olduğunu ama elbette eksiklerinin, ilave edilmesi gerekenlerinin de olduğunu bir kez daha paylaşmak isteriz. Aslında denizciliğin meselelerini Türkiye'de tarımın meselelerinden ayrı düşünmek, Türkiye'de yaşanan tarımsal sorunlardan ayrı düşünmek çok mümkün değil. O nedenle, bu Komisyona başka da bir sorumluluk düşmektedir. Daha dün sarımsakta 4 bin dolardan 3 bin dolara, 3 bin dolardan 2 bin dolara düşen gümrük vergisinin indirilmesini ve ne yazık ki bu topraklarda sarımsak ithalatını öne koyan bir meseleyi görmeden elbette diğer meselelere bakmamız mümkün değil. Ne demek istiyoruz? Şunu demek istiyoruz: Türkiye bir tarım ülkesidir. Elbette Türkiye, deniz varlığıyla da önemli bir deniz ürünleri ve deniz memleketidir. Türkiye'nin tarım meselesini bu Komisyonun sık sık konuşup, sık sık tartışıp ve Türkiye'nin geleceğine dair, bir tarım ülkesi sorumluluğu üzerinden bir yol haritası çizip önermelidir. Ne demek istiyoruz? Değerli arkadaşlar, ne yazık ki 2002 yılında 2,8 milyon olan çiftçi sayısı ve 530 milyon TL olan resmî borç bugün 130 milyarlar seviyesine çıkmıştır. Yine, o günden bugüne ne yazık ki o gün ithal etmediğimiz canlı hayvanda ithalat rekoru kırmaktayız, o gün çok daha az ithalat koşulları varken bugün çok daha fazla ithalatla bu ülke yaşamını sürdürmektedir. Oysa çok açık, bu ülke bir tarım ülkesi; çok açık. Biz ne yazık ki 52 milyon tondan daha fazla buğday ithal ettik. Hemen şu söyleniyor bize: "E, buğday ithal ettik ama dâhilde işleme rejimi nedeniyle ithal ettiğimiz buğdayı aslında una çevirip gönderdik." E, güzel; o zaman soruyu şuradan soralım: Biz kendi topraklarımızda ihtiyacımız olan ve dâhilde işleme rejimi adı altında işleyip un olarak, irmik olarak, makarna olarak satabileceğimiz buğdayı yetiştirebiliyorsak, varsa böyle bir imkânımız bu soruyu sorarız. Hele de Toprak Mahsulleri Ofisi ülkedeki dengeyi, çiftçinin dostu olma sürecini sürdürürken ithalat yapıp bunu una çevirip başka bir amaca doğru gönderiyorsa, satıyorsa o zaman bize şu düşüyor: Toprak Mahsulleri Ofisi dâhilde işleme rejiminin neresindedir? Bu soruyu sormak gerekiyor. O nedenle, pamuk meselesi bugün gündemimizin en önemli konularından biri Türkiye açısından değerli milletvekili arkadaşlarım ve değerli katılımcılar, ne yazık ki arkadaşlar, pamukta aşağı yukarı yüzde 50'ye yakın ithalat noktasına varmış durumdayız, yüzde 50. Prim belli değil, şu anda Urfa'dan tutun, Ege'den, Akdeniz'den pamuk üreticisi ciddi anlamda bir tepki göstermektedir ve bu anlamda, bizim konuşacağımız tonlarca konunun olduğunu paylaşmak gerekiyor.
On altı buçuk, on yedi yıllık iktidar döneminde 210 milyar doların üzerinde bir tarımsal ithalat var, bu ithalata karşılık elbette 212-213 milyar dolar da tarımsal ihracat olduğu görülüyor. Hemen şu söylenecektir: "Yahu, biz ihracatı ithalattan fazla yapıyoruz." E, doğru, rakamlara bakarsanız doğru ama ben şunu söylemek isterim: Değerli arkadaşlar, ithalatın ihracatı karşılama oranı yüzde 30'un üzerindedir. Ne demek istiyorum? Ham madde olarak ithalatımız 80 milyar doların üzerine çıkmış arkadaşlar, 80 milyar doların üzerinde. Ne bunlar? Biraz önce söylediğim pamuk, biraz önce söylediğim buğday, pirinç, mısır, ayçiçeği, soya. Arkadaşlar, ithalattan daha fazla ihracatımız ama ham madde bazında da ne yazık ki 1 kalem ihracata karşı 6 kalem ithalatımız var yani ham madde olarak ihracatın ithalatı karşılama meselesine baktığımızda 1'e 6; bunu özellikle paylaşmak isterim. Bu ithalata verdiğimiz 80 milyar dolardan daha fazla ihracat değerinin çok az bir kısmını çiftçimize ödesek, çiftçimize yansıtsak inanıyorum ki ne pamukta ithalata ihtiyacımız olacak ne buğdayda ithalatımız olacak ne mısırda ithalatımız olacak ne pirinçte ithalatımız olacak ne canlı hayvanda ithalatımız olacak ne de ne yazık ki karkas et ithalatımız olacak arkadaşlar.
Ve bir şey daha: Bu ülke ne yazık ki şu anda depolarında 60 bin ton kırmızı et bulunduruyor arkadaşlar, 55-60 bin ton kadar kırmızı et ve bu etlerin bir kısmı bir yılı geçti depolarda duruyor arkadaşlar, bir yılı geçti. Ama öbür tarafta, halkın kişi başına düşen et tüketimi azalmakta, süt tüketimi azalmakta, eğer Kurban Bayramı ve Ramazan Bayramı olmasa toplumun bir kesiminin sofrasına üzgünüm ki bu fiyatlarla et girmeyecek gibi.
Yine değerli arkadaşlar, bir GAP projemiz var, başlı başına hem Türkiye'nin hem de Orta Doğu'nun, aynı zamanda dünyanın çok önemli bir projesi. Belirli bir aşamaya gelmiş ama uzun yıllardır o aşamadan bir adım ileriye atılamamaktadır. Sulanabilir alanların yeterince sulamaya açılamaması, uzun bir süreden sonra sulamaya açılan yerlerde yanlış sulama nedeniyle çoraklaşmanın ve tuzluluğun artması... Dolayısıyla, GAP projesi elimizde kalmış durumda, bu projenin ciddi anlamda hayata geçmesi gerekiyor.
Yine değerli arkadaşlar, bütünüyle baktığımızda, ülke tarımında -biraz önce söyledim ama daha da dikkat çekmek isterim- önümüzün açılabilmesinin, üreticimizin nefes alabilmesinin en önemli koşulu, destekler. Desteklerin öyle yapılması gerekiyor ki... Elbette destek yaptık, rakam söylenebilir ama dünya bilim dünyası, dünya teknoloji ve gelişim dünyası. Dünya şuna bakıyor: Yaptığınız desteklerin geriye dönüşüne, izlenebilirliğine, üretime, ülke ekonomisine, çiftçinin refahına ve ülkedeki gıda egemenliğine ve gıda güvencesine olan etkilerine bakıyor. Ne demek istiyorum? 270 milyarın üzerinde -maddeye göre- destekleme yapılması gerekiyor, ne yazık ki 120 milyarlar seviyesindeyiz, 150 milyar civarında çiftçinin alacağı var ama öbür tarafa baktığınız zaman dış borçla beraber gübreciye, ilaççıya, tohumcuya çiftçinin borcu 150 milyar seviyesinde, bu aradaki destekleme parasının aşağı yukarı üreticinin borcuna denk geldiğini buradan paylaşmak isterim. Eğer biz desteklemelerimizi yerinde, doğru zamanda, esnek, müdahaleci, sürdürülebilir yapmazsak ne yazık ki verdiğimiz paraların bir gün yok olduğunu ve karşılığında üretime dair, tüketime dair, toplumun refahına dair, tarımın bütününe dair bir büyümeyi öngörmediğini, ortaya çıkarmadığını görmek zorundayız ve açık bir şekilde görüyoruz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, değerli milletvekili arkadaşlarım; tarım sadece bir üretim değildir. Rekabet öngörülerek, ısrarla, üretim meselesi üzerinden, rekabetçi üretim kültürü öngörülerek, kâr anlayışı üzerinden bakılarak tarımın adı ve karşılığı gerçek bir şekilde konamaz değerli arkadaşlar. Tarım dünyada artık çok stratejik bir sektördür. Neden? Bugün tarım ve gıda dünyadaki en önemli mücadele ve hegemonya aracıdır değerli arkadaşlar. Ne demek istiyorum? Amerika ile Çin, Amerika ile Avrupa Birliği, Avrupa Birliği ile Çin arasındaki ekonomik savaşlara baktığınızda en önemli araçlardan birinin tarım ve gıda ürünleri olduğunu görürsünüz. Türkiye bunu yakından yaşıyor arkadaşlar. Bir Rus uçağının düşürülmesi sonucu Türkiye'de tarımda yaşanan sıkıntıları çözmeye dair değil, durumu idare etmeye dair kaldık ve hemen arkasından domateste enteresan rakamlar yaşadık, patateste, soğanda, yaş meyve sebze ihracatında. Önemliydi, o gün çok stratejik bir alandı, devlet ya da iktidar ya da devletin müdahale etmesi gerekiyordu. O yüzden desteklemelerin çok önemli olduğunu...
Yine, bir örnekle bunu pekiştirmek ve geliştirmek isterim. Hatırlayın bir yıl önceydi, Katar ciddi bir ekonomik sıkıntıyla karşı karşıya kaldı, daha doğrusu ambargoyla sıkıntı içerisinde kaldı, oysa 128 bin dolar kişi başına millî geliri vardı. Değerli arkadaşlar, Katar halkı ne yaptı? Katar halkı gitti, marketlerden, AVM'lerden ekmek, makarna, buğday satın alıp oraları boşalttı. Yani cebinizde çok para olması bazen sorunu çözmüyor. Dizüstü bilgisayarınız olması ya da çok iyi bir teknolojiye sahip olmanız ya da her türlü araca, teçhizata sahip olmanız sizi bağımsız bir ülke yapmıyor, bağımsız bir toplum yapmıyor.
Gıda da yeni dünya düzeninin en önemli stratejik, siyasi ve ekonomik sektörüdür değerli arkadaşlar. Bunun içindir ki Türkiye kendi gerçeklerini bir kez daha gözden geçirmek zorundadır. Denizlerinden tutun en uç dağın tepesine kadar biyoçeşitliliğini koruyan, var olan biyoçeşitliliğini zenginleştiren ve ondan yararlanan onu kenara atmayıp onun değerlerini üst üste koyan gıda egemenliğini... Yani ne demek istiyoruz? Bu ülke bugün 82 milyonun, 4 milyon elbette bu ülkede yaşayan sığınmacının, 25 milyon turistin, bu insanların gıda ihtiyacını karşılayacak ana ürünleri, imkânı, yeterliliği, suyu toprağı varsa bu topraklarda üretmeli ve ayrıca gıda güvencesini sağlamalı. Ne demek bu? Yeterli, dengeli ve olabildiğince insan sağlığına uygun ürünleri kendi toprağında üretebilmeli. Biz buna "gıda egemenliği ve gıda güvencesi" diyoruz.
Elbette unutmamamız gereken bir kavram daha var: Küresel ısınma ve iklim değişikliği, afet riskleri. Artık değerli arkadaşlar, küresel ısınma ve iklim değişikliğini göz önüne almadan -bırakın sadece tarımı bir bina, bir sanayi, bir inşaat hangi sektöre bakarsanız bakın- bunu dışlayarak yapılan bir planlamanın er geç başarısızla sonuçlanacağını görmek zorundayız.
Kısaca, evet, bugün bir deniz, deniz ürünleri meselesini, denizcilerin sorunlarını ama büyük fotoğrafta deniz meselesini konuşuyoruz. Bir teklif var, diğer tekliflerin Komisyon tarafından işleme konulmamasını da gerçekten hicapla karşıladığımı, bunun aslında daha başlarken bir antidemokratik sürecin... Meselenin bütününü konuşmak yerine "Bizim dediklerimiz konuşulacak, biz ne dersek o olacak, bizim dediklerimizin dışında konuşulanların ve gelen önerilerin bir önemi yok. Biz hazırlandık, geldik." anlayışında olmasını da şimdiden açıkçası bir eleştiri olarak alın Değerli Başkan. Normalde kaç kanun teklifi gelirse gelsin onları alalım, inceleyelim. Her zaman her şeyin en doğrusunu birileri bilemez. Elbette her şeyin en doğrusu, en mükemmeli yoktur ama o mükemmelliğe, en doğruya ulaşma anlayışı vardır, ulaşma yolu yordamı vardır; bu Komisyonun buna yol açması gerektiğine inananlardanım. O diğer önerilerin de bu Komisyona getirilip birleştirilip buradan doğru bir çalışmanın yürütülmesi gerektiğini paylaşmak isterim.
Son olarak da gelen maddelerin büyük bir kısmı olumlu, büyük kısmına elbette önerilerimiz olacak, yeni önerilerimiz olacak ama yine son olarak da şunu tekrarlamak isterim: Biz alt komisyonlara havale edilmesi, alt komisyonlarda geniş bir şekilde tartışılması gerektiğini ve ondan olgunlaşıp burada kalıcı, sorunların olabildiğince üstesinden gelen, sürdürülebilir bir denizcilik ve su ürünleri politikasının buradan çıkması gerektiğini düşünüyoruz. Umarım bu Komisyonun bu çalışmaları ülkemize, balıkçılık sektörüne ve denizciliğe yarar getirir.
Saygılar sunuyorum.