| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | On Birinci Kalkınma Planının (2019-2023) Sunulduğuna Dair Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi (3/777) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 16 .07.2019 |
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Çok teşekkür ederim.
Değerli Başkan, değerli katılımcılar, değerli arkadaşlar; evet, On Birinci Kalkınma Planı'nın tarımla ilgili bölümüyle ilgili konuşacağım. Açıkçası şunu söylemek gerekiyor: Bu konan maddeler ve öngörülen aslında on yedi yıllık AKP iktidarının beceremediklerini ortaya koyduğu, bundan sonra da bunları beceremeyeceğini çok net bir şekilde ortaya koyduğu bir program. Çok açık çünkü gıdayı ve tarımı öncelemeyen, gıda egemenliği ve gıda güvenliğini öncelemeyen bir programın ya da bir öngörünün ülkeye, insana katkı koyması mümkün görünmüyor. Tarım topraklarını korumaya dair tek bir somut ifade yok. Eğer tarım ülkesiysek, 4 mevsimimiz varsa, 780 bin kilometrekare isek, bugün 82 milyon insanı, turistiyle, mültecisiyle daha fazla insanı beslemek durumundaysak buna dair, planlamaya dair en ufak bir belirti yok. Aynen şöyle söylüyor: Bir, arz ve talep dengesine göre; iki, girdilere göre bitkisel üretimi planlayacağız. Ne demek bu? Mazot 10 lira olursa biz buğday yetiştirmeyeceğiz mi? İlaç 40 lira olursa ya da yüzde 100 zam alırsa biz tarımsal üretim yapmayacak mıyız? Ya da önleyemediğiniz elektrik fiyatları, enerji fiyatları sürekli artarsa bu topraklarda bitkisel üretim yapılmayacak mı? Çok net, çok açık; kendi on yedi yıllık tarım politikalarının iflasını burada açık bir şekilde ve bir öz eleştiri biçiminde söylüyor ama gelecekte de bunları yapamayacağı çok açık, çok net.
Diğer bir konu, öylesine ironi bir durum ki, diyor ki: Tarımsal sayımı yapacağım. Ee, günaydın! 2002-2019; on yedi yıl geçmiş, tarımsal sayıma dair en ufak bir şey yapılmamış. Bununla ilgili önergeler verdiğimizde söylenen şu: "Ya, TÜİK'ten alıyorsunuz." E, TÜİK'ten alıyorsak şimdi niye programa koydunuz, derdiniz ne? TÜİK bu işi beceremedi o zaman, yeniden tarım sayımına geçiyoruz. Bunun devamında elbette neler oldu, onu bir görelim. En büyük sorun, tarım alanlarının korunması gerekirken, 43 milyon hektardan bugün 39 milyon hektara tarım alanı düşmüş ve daralmaya devam ediyor. En basit örnekle, 100 milyon dönüme yakın buğday ekimi yapılan bu topraklarda ne yazık ki bugün 70 milyon dönümlere kadar düşmüş bir durum var. 34 milyon dönüm tarım alanı ekimden uzaklaşmış. İstihdamdaki payı AKP geldiğinde yüzde 35'miş, şu anda yüzde 17-18 seviyesinde. Yine, gayrisafi millî hasıla içerisindeki payı yüzde 10-11'lerdeyken şu anda yüzde 4,5-5'lere düşmüş. Bütçe karşılığı olarak, yaklaşık olarak 52 milyar dolar düzeyinde bir katma değeri varken bugün ne yazık ki 40 milyar dolarlara düşmüş. Aynı şekilde, hani on yedi yıl önce şu konuşulsaydı, denilseydi ki: "Bu ülkede saman ithal edeceksiniz, canlı hayvan ithal edeceksiniz, canlı hayvan ithal edeceksiniz, kırmızı et ithal edeceksiniz." Herhâlde bu salondaki hiç kimse buna inanmazdı. Aşağı yukarı 8 milyar dolar sadece ve sadece canlı hayvana ve ete para verdik. Yine, toplam 210 milyar dolarlık tarımsal ham madde ve gıda ithalatı yaptık. Ama en önemlisi şu: "Ne yazık ki bu ülkede yetişen birçok ürünü alıyoruz artık biz. Bu, şudur: Bu ülkede ben artık üretemiyorum, beceremiyorum, ülkemin insanının karnını yani gıda güvenliğini yabancı şirketlerden, yabancı ülkelerin çiftçisinden elde ediyorum." Örnek mi: 52 milyon ton buğday ithal ettik ve 2019'un ilk beş ayında rekora imza atıyoruz, cumhuriyet tarihinin rekoruna; şu ana kadar 3 milyon tonu geçtik. Ne yazık ki 20 milyar doların üzerinde sadece ve sadece pamuğa para vermiş durumdayız. Petrolden sonra acaba en çok hangi ürüne döviz ödüyoruz biliyor musunuz? Ayçiçeği, soya, yağlı tohum türevleri. Evet, rekordur. Diyorsunuz ya "AKP yapar." diye, yaptınız evet, bu ülkenin geldiği noktada bizi yabancı ülkelerin çiftçisine muhtaç ettiniz. Yağlı tohum ve...
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Vekilim, bu kadar bağırmanıza gerek yok, sesiniz geliyor zaten.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Siz kulağınızın birini kapatıp dinlemeyebilirsiniz, benim tarzım böyle, böyle konuşacağım. Çünkü ben çiftçiyim, üreticiyim; sizin duymak istemediklerinizi en yüksek sesle söyleyeceğim. Sadece siz değil, bütün Türkiye duysun diye söyleyeceğim. Çünkü buramıza geldi.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Oranıza gelmesin, anlatın yani ama bağırmanıza gerek yok.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Lütfen bırak da biraz daha bahsedeyim şu gerçeklerden ve ne yapmak istediğinizden.
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Biz duyarız, bağırmanıza gerek yok.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Evet, ben bağırıyorum, itirazınız mı var?
EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Estağfurullah, itirazımız yok.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - "Estağfurullah"sa kes sesini, bekle!
BAŞKAN - Arkadaşlar, lütfen, böyle bir usul yok.
Buyurun.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Değerli arkadaşlar, özür diliyorum.
Bakın, en büyük problem borç yönetimidir değerli arkadaşlar, borç yönetimi. 2002; 2,8 milyon çiftçi kayıtlı ÇKS'ye, toplam borcu 530 milyon. 2018'in sonu; 2,1 milyon çiftçi kayıtlı ÇKS'ye, borcu 118 milyar TL. Hani diyorsunuz ya "Asgari ücreti 3 kat artırdık." "Gayrisafi millî hasıla 3 kat arttı." diye ama bu çiftçinin, toplumun borçlarının nereye geldiğini diliniz varıp hiç de söylemiyorsunuz. Nerede bu programın içerisinde bu borçların durumu? 118 milyar sadece bankalara olan borcu; tarım kredi kooperatiflerine, Ziraat Bankası ve özel kredilere 2,1 milyon çiftçinin borcu arkadaşlar. Nerede bununla ilgili en ufak bir açıklama? Sadece 2018'in sonunda, 2019'un başında 51 ilde afet olmuş, bunun 37'sinde dolu yağmış, milyarlarca lira zarar var; nerede Hükûmet, nerede?
BEKİR KUVVET ERİM (Aydın) - Doluyu biz mi yağdırdık?
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Doluyu siz yağdırmadınız; evet, doğru ama bütün dünya çiftçi risklerini yönetirken siz seyrettiniz, "Allah'tan geliyor, ne yapalım?" deyip geçiyorsunuz. Ama ondan sonra gün gelecek paranızla buğday alamayacaksınız, paranızla ekmek bulamayacaksınız. Çiftçiyi tarlasında köle ettiniz. Sıkılmadan bunu söyleyebiliyorsunuz. Bütün dünya tarımı yönetirken, küresel ısınma, iklim değişiklikleri ve riskleri göz önüne alırken siz "Biz mi yağdırdık?" demekten başka... Bu toplumla ne kadar daha alay ettiğinizi ortaya koyan başka bir ifade olamaz. Bu kadar, âciz; bu kadar, toplumu hiçe sayan; bu kadar, ülkedeki gelişmeleri görmeyen bir anlayış ancak bunu yapar, ancak bunu görür.
Değerli arkadaşlar, yine, ne yazık ki hayvancılıkta geldiğimiz nokta sadece ve sadece ithalata dayalı. Hayvancılığın bu ülkede olabilmesi için ne olması lazım? Mera. 2002 yılından bugüne kadar veriler, istatistik rakamlarınız ne diyor biliyor musunuz? 14,6 milyon hektar mera var. Aynı ülkenin TÜİK'i böyle diyor. Tarım Bakanlığı da şunu diyor: "Benim elimde 10 milyon 800 bin hektar mera var." Arkadaşlar, ikisinden birinde bir sorun var ve on yedi yıldır 14,6 milyon hektar mera alanından hiç daralma olmamış. Öbür tarafta Bakan "4 milyon hektar daralma var." diyor. Peki ne yapıyoruz biz? İşin kolayını bulduk. Büyükşehir Yasası'nı getirdik, çiftçinin ve köylünün elindeki kamuya ait mallara el koyduk. Daha sonra bunu arkadaşlara gönderdik; mera alanlarını özel sektöre, imara açtık, şuraya açtık, buraya açtık. Şimdi ortada ot yok, hayvancılık yok. Çözüm ne? Çözüm elbette ithalat. Yaptığımız ithalatın miktarı ne? Arkadaşlar, 5 milyon büyükbaş ya! 5 milyon büyükbaş! 3 milyon küçükbaş, 300 bin ton et. Şu anda ne yapıyorsunuz, biliyor musunuz? Burada oturuyorsunuz, Mecliste et ucuz, Et Balık Kurumunun şu anda depolarda 50 bin tonun üzerinde eti var, kasaplarda et satılmıyor. sadece geçen yıl 3 tane şirketi etten zengin ettiniz, çiftçi desteğinden de 150 milyon oraya aktardınız.
Değerli arkadaşlar...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Sarıbal, lütfen tamamlar mısınız konuşmanızı.
Buyurun.
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Arkadaşlar, samimiyseniz, 2023 hedefleri denen bir paradigmanız varsa, bir iddianız, bir ütopyanız varsa bu yazdıklarınız ile yaptıklarınız büyük çelişki içeriyor. Bu ifadelerle, bu yazılarla bugüne kadar tarımı tarumar ettiniz, darmadağın ettiniz. Bundan sonra da belli ki 2023 yılında gıda egemenliği, gıda güvenliğiyle tamamen dışa bağımlı, tamamen dışarıdan gelecek ürünlerle halkımızın karnını doyurmayı düşünüyorsunuz. Bunun tek adı var: "Biz bu ülkede üretim istemiyoruz, biz bu ülkede üretmek istemiyoruz. Biz tamamen dışarıya bağımlı bir tarım politikası yönetmek veya götürmek istiyoruz." Ne su politikanız doğru ne toplulaştırma politikanız doğru ne ithalat, ihracatla ilgili bir tek bir şey yazmamışsınız, o doğru.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bütünüyle bugüne kadar getirdiğiniz politikalara devam edeceksiniz çünkü sorunun gerçek çözümüne dair bir tek madde bile yok.