| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | On Birinci Kalkınma Planının (2019-2023) Sunulduğuna Dair Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi (3/777) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 15 .07.2019 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli Komisyon üyeleri, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Şimdi elimde bir gazete haberi var, 20 Şubat 2018 tarihli. Diyor ki burada: "On Birinci Kalkınma Planı çarşamba günü tanıtılacak." Tarih: 20 Şubat 2018. Ertesi gün, 21 Şubat 2018'de diyor ki: "On Birinci Kalkınma Planı 2019'da uygulanmaya başlayacak." Aradan ne kadar zaman geçti? Aradan bir yıl zaman geçti. Bir yıl önce ilan edildi, açıklandı, haberleri yapıldı, ortada plan yok; bir yıl sonra karşımızda ve önümüzde buluyoruz planı. Bu plana göre hazırlanması gereken belgelerin, programların bu plan olmadan yasal dayanağı bulunmakta mıdır? Diğer yandan, kalkınma planı olmaksızın bütçenin Meclisten geçmesi uygun mudur?
Değerli Komisyon üyeleri, bazı tespitler yaptıktan sonra, çalışma hayatıyla ilgili değerlendirmelerimi aktaracağım. Birincisi: Planın 15 ve 25'inci sayfalarında, plan öncesi dönemde Türkiye'de ekonomik ve sosyal gelişmeler başlığı altında bir bölüm yer alıyor. İlginçtir bu tür bir bölümden beklenen plan hedeflerinden sapmaların ayrıntılı bir analizi olmasına rağmen bu tür bir değerlendirmeye yer verilmemiş olmasıdır. Bu, planın en önemli eksikliklerinden birisidir.
İki: Bu planın işsizlere yönelik hedefi koskoca bir hiçtir. 2018 yılında yüzde 11 olan işsizlik oranının 2023 yılında yüzde 9,9'a düşürülmesi öngörülmektedir. Oysa Onuncu Kalkınma Planı'nın 2014 ve 2018 dönem ortalaması olarak öngördüğü işsizlik oranı yüzde 8,2'ydi. Keza Onuncu Plan öncesinde 2013 yılında gerçekleşen işsizlik oranı ise yüzde 9,2'ydi. Aradan geçecek on yıl sonra gelebileceğimiz yer yüzde 9,9'dur yani bu plan işsizlik oranında 2013 yılındaki gerçekleşme oranının ötesine geçememektedir. Yani bu plan işsizliğe çare bulamayan bir plandır.
Üç: Onuncu Kalkınma Planı'nın 3'üncü bölümünde 25 adet öncelikli dönüşüm programları görülmektedir. Bu programların gerçekleşmesiyle ilgili olarak On Birinci Plan'da hiçbir bilgi verilmemektedir. Hani bir ara şarkısı bile yapılmıştı, şimdi biz soralım: "Nereden nereye geldi Türkiye?" Hedefler neydi ve hedefler ne olmuş? Yarı yarıya düşmüş hedefler. Hayallerden bahsediyorsunuz ama rakamlara baktığımızda bu hayallerin nasıl çöktüğünü görüyoruz. Planın tercümesi şudur, vatandaşa diyorsunuz ki: "Bizden size hayır yok."
Değerli Komisyon üyeleri, değerli arkadaşlar; önce AKP'nin kalkınma anlayışına dair birkaç çift söz edip nasıl bir kalkınma anlayışı peşinde olmamız gerektiğini size ifade etmek istiyorum. Sonrasında elimizdeki plan işçilere, emekçilere, memurlara, doktorlara, mühendislere, kısacası ülkemizin gerçek sahiplerine yani bütün değerleri yaratan, kendileri de başlı başına bir değer olan emekçi kardeşlerimize ne vadediyor veya aslında vadetmiyor ona bakacağım.
Başlarken şunu vurgulamak en doğrusu: Aslında elimizde bir kalkınma planı yok, elimizde bir itirafname var, elimizde bir çöküş belgesi var. Peki, bu neyin çöküşü? Merak etmeyin, bu çöküş öyle sıkışınca beka diyenlerin kurduğu korku rejiminin söylediği gibi ülkemizin çöküşü değil, AKP'nin bir gelecek vadetme kabiliyetinin çöküşüdür, "Bizden size hayır yok." itirafıdır. Hiç kuşkunuz olmasın, birazdan durumlarına dair bir tablo sunacağım. Bu ülkenin emekçileri olduğu müddetçe bu ülke beka tehlikesi yaşamaz, çökmez. Ancak kalkınma planında itiraf ettiğiniz gibi sizin iktidarınız çöker. Sonrası mı? Sonrası tabii ki bahar olur.
Temelde kalkınma anlayışımızı değiştirmemiz gerekiyor. Kalkınma deyince "Yol yaptık." diyenlerin bize vadettiği şey Van depreminden sonra ortaya saçılmıştı, hatırlayalım: 2011 Van depremi sonrası "Deprem vergilerini nereye harcadınız?" sorusuna dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ne demişti? "Duble yollara harcadık." İşte karşı çıktığımız şey budur. Bizce kalkınma demek bütçemizin temel direğinin eğitime, sağlığa, doğaya, kültüre yani insana, yani bu ülkenin güzel yurttaşlarının hayatına yapılan yatırımdır. Onlarca havaalanı da yapsanız, kilometrelerce yol da yapsanız Van depreminde kaybettiğimiz çocukların bir saç teline değmez, bunu böylece bilin.
Ne dedik? İtirafname belgesi dedik. Açalım biraz, diğer konuşmacılar da söyledi: İlan edildiği tarihe göre 2023 hedefleri... Ne demiş siyasi iktidar 2013 yılında? "Ben 2023'te kişi başına düşen geliri 25 bin dolara getireceğim, ihracatı 500 milyar yapacağım, işsizlik yüzde 5 olacak, enflasyon yüzde 4,8 olacak." demiş. Ama geldiğimizde, 2023 hedeflerine baktığımızda kişi başı gelir 12.484 dolar, ihracat 226 milyar dolar, işsizlik yüzde 9,9, enflasyon yüzde 5.
Onuncu Kalkınma Planı'na göre, gayrisafi yurt içi hasıla hedefi düşmüş, kişi başı gelir hedefi düşmüş, ihracat hedefi düşmüş, işsizlik ve enflasyon hedefi yükselmiş durumda. Bu ne demek? "Olmuyor arkadaş, biz yapamıyoruz." demek. Bir yandan da şu demek: Kriz içindeyiz, kriz demeden krize girmiş bir ekonomi tarif etmiş elimizdeki plan. Tekrar ediyorum, adına kriz demeden krize girmiş bir ekonomi tarif edilmiş, bu krizin yükünü de emekçilere yıkmış, şimdi de o noktaya gelmek istiyorum.
Bizim kalkınma anlayışımız eğitime, sağlığa, doğaya, kültüre yani insana yatırım dedik. Bunu sadece biz demiyoruz. Kalkınmayı yol yapmakla, inşaatla sınırlayan zihniyete sahip iktidarı sadece Türkiye'de değil, başka yerlerde de buluyoruz. Hemen hemen bütün ülkelere musallat olan böyle bir anlayış var.
İşte Birleşmiş Milletlerin bu talancı zihniyete karşı yayınladığı İnsani Gelişme Endeksi'nden bahsetmek istiyorum. 189 ülke için hesaplanan bu endeks sağlık, eğitim ve gelir olmak üzere insani gelişmenin temel boyutlarında ilerlemeyi ölçüyor. Neyi baz alıyor bu endeks? Bir, insani gelişme kalitesi. İki, yaşam boyu toplumsal cinsiyet farkı. Üç, kadının güçlenmesi. Dört, çevresel sürdürebilirlik. Beş; sosyoekonomik sürdürülebilirlik. Bu endekse göre, Türkiye 189 ülke içerisinde 64'üncü sırada bulunuyor arkadaşlar. Bizden daha iyi durumda olan ülkelerden bazıları şunlar: İran 60'ıncı sırada, Kazakistan 58, Malezya 57, Kuveyt 56, Macaristan 45. Ne diyor bu plan? "Burada hedef ilk önce 25, sonrasında ilk 10." diyor mu? "Sağlıkta, eğitimde, kadın erkek eşitliğinde, çevresel sürdürülebilirlikte mesafe alacağız." diyor mu? Hayır. Planın özü "Daha çok duble yapacağız."
Çalışma hayatı ve istihdamla ilgili birkaç şey söylemek istiyorum. On Birinci Kalkınma Planı'nın çalışma hayatıyla ilgili maddelerine gelirsek, önce mevcut durumun tespiti için şunu hatırlatalım: Uluslararası Sendikalar Konfederasyonunun 2019 Küresel Haklar Endeksi'ne göre, Türkiye işçiler için dünyanın en kötü 10 ülkesinden biri. Diğer ülkeler şunlar: Cezayir, Bangladeş, Brezilya, Kamboçya, Guatemala, Kazakistan, Filipinler, Suudi Arabistan ve Zimbabve. Raporda Türkiye için şu değerlendirme yapılıyor: "Darbe girişimden ve Hükûmet tarafından sivil özgürlüklere getirilen katı kısıtlamalardan bu yana işçilerin özgürlükleri ve hakları protestolara yönelik polis baskısı ve örgütlenmek isteyen işçilerin sistematik şekilde işten atılmasıyla inatla reddediliyor." Ayrıca Türkiye en çok işçinin tutuklandığı ve gözaltına alındığı 4 ülkeden biri. Diğer ülkeler: Çin, Hindistan, Vietnam. Burada sormak lazım: Başka söze gerek var mı?
"İleri demokrasi" dediniz, "yeni Türkiye" dediniz, geldiğimiz yere bakalım. Adımız Bangladeş ve Kamboçya'yla birlikte anılıyor. İşçilerin bu duruma gelmesinden sorumlu kim varsa tarih önünde hesap verecek ve o günler çok uzak değil.
Planda temel sorunların çözümüne dair en ufak, elle tutulur bir önerme yok. Planın çalışma hayatına ilişkin tespitleri taşradaki reklam ajanslarının ucuz reklam numaralarını andırıyor. Onuncu Kalkınma Planı'nda gelir adaletsizliğini gösteren Gini katsayısı için 2018 hedefi 0,36'ydı. Kaç oldu gerçekte? 0,40. Plan değil, itirafname dedik, çuvalladığınız ortada.
Şimdi, On Birinci Plan'da "Olsa olsa Gini katsayısı olarak 0,38'e ulaşırız." diyorsunuz; Allah kolaylık versin, bu anlayışla çok zor. Bakın, bu Gini katsayısı gelir adaletsizliğini gösterir. AKP'nin yarattığı güvencesizlik ve adaletsizlik cehenneminde gelir adaletsizliği o boyutlara gelmiştir ki Türkiye Avrupa'da gelir adaletsizliği açısından 1'incidir, bizden sonra Bulgaristan geliyor.
Gelir adaletsizliğinin yok edilmesine karşı somut bir öneri var mı? Yok. Beylik laflar, boş sahada top çevirmeler... Ne diyor On Birinci Kalkınma Planı? "Toplumun tüm kesimlerine insana yaraşır iş fırsatlarının sunulması ile başta kadın ve gençler olmak üzere özel politika gerektiren grupların istihdamının artırılması temel amaçtır." diyor. Güzel, hedefimiz bu olmalı; insana yaraşır iş. Ama hemen ardından ne diyor rapor: "İş gücü piyasasının ihtiyaçlarına yönelik esnek çalışma biçimleri etkinleştirilecek." Elimizdeki planın tutarsızlığı burada. Hem insana yaraşır işten bahsedeceksiniz hem de "Esnek çalışmayı yaygınlaştıracağım." diyeceksiniz; bu olmaz ve olmamalı. Neden mi? Nedir esnek çalışma? Esnek çalışma uzun çalışma saatleridir, esnek çalışma taşeron çalışmadır, esnek çalışma denetimsizliktir, esnek çalışma iş cinayetleridir, esnek çalışma meslek hastalıklarıdır. İşçinin kendi hayatı üzerindeki kontrolünü kaybetmesidir esnek çalışma. Bunun neresi insana yaraşır? Bu şartlara bu planı hazırlayanlar bile mahkûm olmasın, dileğim odur.
Gelelim kıdem tazminatı meselesine. Plan diyor ki: "Kıdem tazminatı reformu gerçekleştirilecektir." Sonra da diyor ki: "Ama bu, sosyal tarafların mutabakatıyla olacaktır." Kim bu sosyal taraflar? Bu ülkenin işçileri değil mi? Onların sendikaları olan DİSK ve TÜRK-İŞ ne diyor? "Kıdem tazminatı bizim kırmızı çizgimiz" demiyor mu? HAK-İŞ de kıdem tazminatında mevcut hakların korunması gerektiğini söylüyor. İşverenler de fona karşı çıkıyor çünkü fon, işverenlerin aylık yüzde 8 civarında ek prim ödemesi demek. Hangi mutabakat? Dedik ya, plan, taşradaki reklam ajanslarının ucuz reklam numaralarını andırıyor diye. Plan, herhangi bir sorunu veya çözümü tanımlamadan yeni laf cambazlıklarıyla sorunlara çözüm üretiyormuş gibi yapıyor. Ne diyor çözüm olarak? "İşveren danışmanlığı" diyor, "iş kulüpleri" diyor, "kariyer merkezleri" diyor. Bunların içeriği, hedefi, işleyişi nedir? Bu ülkenin işçilerine, emekçilerine getirisi nedir? Bunlara dair bir yanıt yok, olması da mümkün değil çünkü mantık şu: İçeriği belirtmeden bir öneri getir, sonra bu öneriyi yandaşlara kaynak transferi yapacak şekilde kullan. Plan diyor ki: "Kadınların istihdamı artırılacak." Güzel, destekliyoruz. Bugün, Türkiye'de, TÜİK verilerine göre, kadınlar nüfusun yüzde 49,48'ini oluştururken kadınların istihdamı erkeklerin istihdam oranının yarısından az. Peki, neymiş kadın istihdamını artırmanın yolu? İş ve aile yaşamını uyumlaştıran uygulamalar. Böyle yuvarlak, boş laflarla olmaz. Kadınlara kreş hakkı veriyor musunuz? Yaşlılara bakım hizmeti sunuyor musunuz? Ev işlerinde sosyal güvence hakkını sağlıyor musunuz? Kız çocuklarının okula gitmesinin önündeki engelleri kaldırıyor musunuz? Yok. Ne diyorsunuz? Aslında hiçbir şey demiyorsunuz çünkü diyecek bir şeyiniz yok, tükendiniz, bu plan da onun belgesi.
Aynı şey gençler için de geçerli. DİSK'in 2019 İşsizlik Raporu'na göre genç işsizlik oranı yüzde 27. Tekrar ediyorum: Genç işsizlik oranı yüzde 27. Ben şahsen bundan utanıyorum. Planı hazırlayanlar utanmamış olacak ki bize somut bir şey söylemekten imtina etmişler. Çok üzücü, yazık bu ülkenin gençlerine. Staj, girişimcilik ve işbaşı eğitim programları vesaire, geçelim bunları. "Staj" dediğiniz, şirketlerin ucuz işçi çalıştırma taktiğidir. "Girişimcilik" parası olanın, parasına para katma yoludur. "İşbaşı eğitim programı" -aynı minvalde- ucuz iş gücü temin mekanizmasıdır. Kendi gerçeğimizle yüzleşelim bu laflar yerine. Diyor ki plan: "Beyin göçünü durduracağız." Genç işsizlik bu boyutlardayken nasıl durduracaksınız? Bu ülkenin en nitelikli akademisyenlerini FETÖ bahanesiyle, kanun hükmünde kararnamelerle üniversitelerden atmadınız mı? Nasıl duracak bu durumda beyin göçü? Bu insanları sivil ölüme mahkûm eden siz değil misiniz?
Gelelim ülkemizin kanayan yarası işçi sağlığı ve iş güvenliğine. Bir kere, plan "işçi sağlığı" demiyor, "iş sağlığı" diyor yani kâr etme mekanizmasının sağlığı; kanlı canlı emekçi kardeşlerimizin bedeni değil söz konusu olan. Plan diyor ki: "Eğer eğitim verirsek, iş ekipmanlarını iyileştirirsek, birkaç seminer de düzenlersek bu işten yırtarım." Yırtamazsınız arkadaşlar. Türkiye'de bugün günde ortalama en az 6 işçi ölüyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verilerine göre, 2018'de en az 1.923 işçi öldü, haziran ayında en az 124 işçi öldü; bu, kanayan bir yaradır. Bunun tek çözümü de işçinin kendi sağlığına sahip çıkacağı ortamı hazırlamaktır yani örgütlenmesine izin vermektir. "Sendikalı işçi kazalanmaz." der eskiler. Bilir ki canı tehlikedeyse işini durdurur, arkadaşı da yanındadır. Tek çözüm var: Örgütlenmek. Eğitim, iş ekipmanları vesaire hep sonra gelir, o kısımlar kolaydır. Siz, üçüncü havalimanı işçileri kendi haysiyetleri için eyleme çıktı diye onları tutuklayanlarsınız. Nasıl örgütlenmenin önünü açabilirsiniz ki? Ama artık tükendiniz, bahar gelecek kuşkunuz olmasın.
BAŞKAN - Sayın Girgin, iki dakikanız var.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum.
Değerli arkadaşlar, çalışma hayatının onlarca temel sorunu var. Bu sorunları çözmek ciddiyet ister. Ekonomiyi "PowerPoint" sunumlarıyla yönetmeye çalışanlar bu ciddiyeti gösteremez.
"Sosyal yardım" deyince seçim meydanlarında çay fırlatmak anlayanlar, işsizlik söz konusu olunca üniversite öğrencilerinden para tırtıklamaya çalışan kariyer merkezleri gibi konuşanlar, kadının erkeğin eline bakan köle olarak kalmasını isteyenler, çocukları ucuz işçi sayanlar, göçmen ve mültecilerden kayıtsız işçi olarak yararlananlar, yaşlılarımızın tedavilerini, bakımlarını piyasaya terk edenler, eğitimi ve sağlığı yandaşlara transfer edecek şekilde sektör olarak görenler, tarım alanlarını imara açarak çiftçimizi perişan edenler bu ciddiyeti gösteremez. Bu ciddiyeti bilimsel yöntemlerle küresel gelişmeleri dikkate alarak çözüm önerisi getirenler gösterir. İnsan onuruna yaraşır bir yaşamın ancak hak ve özgürlüklerle gerçekleşeceğine inananlar gösterir. Bu anlayışın çalışma hayatındaki yansıması sendikal hak ve özgürlüklerin bir an önce tanınmasıdır.
Sizlere inat, örgütlü bir çalışma yaşamını emekçiler var edecektir diyorum, hepinize saygılar sunuyorum.