| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2019) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 10 .07.2019 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, sivil toplum kuruluşlarının değerli temsilcileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bugün burada görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi gerçekten pek çok konuyu ilgilendiriyor, çok değişik kanunlarda farklı değişiklikler yapıyor,32 maddeden oluşuyor. Maddelere baktığımızda önce, maddeleri incelediğimizde...
İLHAN KESİCİ (İstanbul) - Ses biraz yetersiz, görüntü var ama ses yok.
BAŞKAN - Sesi biraz açabilir miyiz arkadaşlar?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet, herhâlde şimdi ses geliyor.
Teklifte 32 madde var ve bu 32 maddede de çok değişik konularda düzenlemeler var. Önce vergilemeyle başlanmış, 1'inci maddede hasılat esaslı bir vergileme sistemi var, arkasından varlık barışıyla ilgili düzenleme var, daha sonra Merkez Bankasıyla bağlantılı, yeni kurulan üniversitelerin gayrimenkulleriyle ilgili, yurt dışında çalışan vatandaşlarımızın Türkiye'de emekli olmalarıyla ilgili düzenlemeler var, daha sonra gümrük kapsamında el konulan taşıtlarla ilgili, yenilenebilir enerjiyle ilgili, sorunlu kredilerin yeniden yapılandırılmasıyla ilgili, kurumlar vergisiyle ilgili düzenlemeler var, yurt dışı çıkış harçlarıyla ilgili düzenleme var, Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında ülkeye sokulmuş ve müsadere edilmiş araçlarla ilgili düzenleme var, abonelerin elektronik haberleşme cihazlarına yönelik kötü niyetli kullanımının önlenmesiyle ilgili düzenleme var -devam ediyor- Sermaye Piyasası Kanunu'yla ilgili düzenleme var, kamu-özel iş birliği modeliyle bağlantılı bir düzenleme var ve lisanssız elektrik üretim faaliyetleriyle bağlantılı düzenlemeler var.
Tüm bunlara baktığımızda, gerçekten, birbirinden çok farklı, birbirinden ayrı uzmanlık isteyen konular olduğunu ve tamamının uzman bir arkadaşımız tarafından, daha doğrusu, her konuda uzman bir arkadaşımız tarafından bir kanun teklifi hâline dönüştürüldüğünü ve Meclisimize geldiğini görüyoruz ancak şunu belirtmek lazım ki bu Meclisin yasama yetkisi elinden alınmıştır. Birincisi, Mecliste en fazla çoğunluğu sağlayan partinin genel başkanının hükûmet olması, bu yasama yetkisini sınırlandıran, Meclisin özgürce yasama yapmasını engelleyen temel husustur. İkincisi ise Cumhurbaşkanının, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri vasıtasıyla Meclisin yasama yetkisinin bir kısmını kullanıyor olmasıdır. Bütün demokratik ülkelerde temel kuraldır, Meclis yasama yetkisi konusunda şeriksizdir, ortaksızdır ve yasama yetkisini sadece ve sadece Türkiye Büyük Millet Meclisi ve diğer ülkelerde de parlamentolar kullanır ama maalesef, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yoluyla her gün Meclisten daha aktif çalışan Sayın Cumhurbaşkanımız yasama yetkisi kullanmaktadır. Rakamlara baktım, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapılan 41 düzenleme var. Biliyorsunuz, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri 24 Haziran 2018'den sonra yürürlüğe girmiştir ve Cumhurbaşkanının yetkileri arasına girmiştir. 41 düzenleme yapılmıştır ve bu 41 düzenlemeyle 1.915 madde düzenlenmiştir veya değiştirilmiştir. E, Meclise bakıyoruz, Mecliste yasama faaliyetleri Sayın Cumhurbaşkanımıza göre daha zayıf. Meclis toplam 38 yasayı görüşmüş 24 Haziran seçimlerinden beri ve 663 maddede düzenleme yapılmış. Bunun anlamı şudur: Sayın Cumhurbaşkanı yasama yetkisini Meclise göre çok daha fazla kullanmıştır, 3 kat daha fazla yasama faaliyetinde bulunmuştur yani böyle bir demokrasi, böyle bir erkler ayrılığı, böyle bir yasama düzeni olamaz. Ben hayret ediyorum yani bu kanunlar niye buraya geliyor, hiç gelmesine gerek yok. Bunların çoğunu Sayın Cumhurbaşkanımız -hiç kamuoyuyla tartışmasına gerek yok, birtakım kurullarda müzakere etmesine gerek yok- tek imzayla çıkarabilir zaten. Ama Meclise gelen kanunların da en azından bu Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine göre bir ağırlığının olması lazım, bir ciddiyetinin olması lazım. Ağırlık ve ciddiyet önce yasamayla ilgili usulden başlar, esas budur. Sizin usulünüz yasama faaliyetini Mecliste -bilmem, ağır olacak belki, kullanmak da istemem ama- dejenere etmeye yönelikse bu, her şeyden önce, yasama organı üyelerinin kendilerine duyduğu bir saygı sorunu demektir. Bu bakımdan, buraya kanun teklifleriyle gelen arkadaşlarımızın konular üzerinde daha ciddi bir şekilde ve özgün bir şekilde çalışma yapmaları... Yani hazırlanıp önümüze konulan metinleri altına imza atarak buraya getirdiğimiz zaman bu, yasama organının saygınlığına zarar verir, bu teklifleri getiren arkadaşlarımızın milletvekili ağırlığına zarar verir ve de Türkiye'de yasama faaliyetlerini, Meclisin fonksiyonlarını algılama biçimini bozar. Buna son derece dikkat etmek gerektiği kanaatindeyim.
Sonra, bakın, aylardır Komisyonumuza hiçbir kanun teklifi gelmedi. Araya seçim nedeniyle tatiller vesaire girdi ama mesai yaptığımız günler, haftalar, aylar da oldu ama aylardır Meclise hiçbir şey gelmiyor. Şimdi Meclis yaz tatiline girecek, Komisyonumuza ilk defa sıkışık bir vaziyette 2 metin gelmiştir. Biri bu, biri de On Birinci Kalkınma Planı ve ikisi de sıkıştırılıyor. Birinde 15 ayrı kanunda düzenleme var, şu görüştüğümüz metinde. Bunu sıkıştırıyoruz "Aman, ne yapalım, yapalım; bugün bu çıksın." Şimdi Komisyon Başkanı bunu zorlayacak. Maddeler uzadığı takdirde belki sabaha kadar mesai yapacağız burada. Bir an önce çıksın, Genel Kurulda da bir an önce görüşülsün çünkü yaz tatili süreci başlayacak. Aynı şey Kalkınma Planı için de geçerlidir çünkü On Birinci Kalkınma Planı gelmiştir, onun da alelacele geçmesi için çaba harcayacağız ve Genel Kurula öylece inecek. Hâlbuki bu 2 metin gerçekten üzerinde ciddiyetle durulması gereken, Meclisin katkılarının azami ölçüde elde edilmesi gereken metinlerdir. Bunu yapmadığımız takdirde, kendimize duyacağımız saygıyı sorgulamak zorunda olacağımızı şimdiden bir kez daha ifade etmek istiyorum.
Adı konulmamış olması bir şeyi değiştirmez, bazı arkadaşlarımız konuşmaları sırasında ifade ettiler. Bu, doğrudan doğruya ülkemizin içinde bulunduğu krize yönelik, bu krizle bağlantılı bir kanun teklifidir. Zaten Hükûmete bakıyorum, Hükûmet sürekli kendisi sorun üretiyor, daha sonra devletin bütün kurumlarını, yasama organı dâhil, ürettiği sorunlarla meşgul ediyor. Meşgul ediyor diyorum çünkü gelen metinler veya kurumların çalışmaları bir sistematikten mahrum. Ülkenin içinde bulunduğu koşullarla bağlantılı değil. Evet, kriz var, pek çok sorun var krizle birlikte, batan şirketler var, borcunu ödeyemeyenler var; diğer taraftan, bütçe açıkları almış başını gidiyor, Hazine bir taraftan nakit yetiştirmeye çalışıyor, üst üste borçlanıyor, yüksek faizler ödeniyor, ödenen yüksek faizlerle yapılan borçlanmalar bütçelerdeki faiz ödemelerini artırıyor ve açıkları kapatmak için de yeni gelir kaynaklarına ihtiyaç var. Bu metnin içerisinde bazı gelir kaynakları var; Allah aşkına, bu gelir kaynaklarının hangisi bir derde şifa olacak niteliktedir? Rastgele, çalakalem "Aman, şuradan bu geliri bulursak, bu taraftan bunu hazineye aktarırsak bütçe açıkları azalır." diye hesap yapıyoruz. Bir vergi sistemi veya devletin gelir sistemi, gelir yapısı böylesine palyatif, rastgele, günübirlik, kalıcı olmayan, çoğu bir defaya mahsus düzenlemelerle tamir edilebilir mi? Şimdi, bir defaya mahsus topladığınız bu gelirle har vurup harman savuracaksınız, kamu harcamalarının çıtasını artıracaksınız, gelecek yıllarda daha büyük açıklara sebep olacaksınız. Faydalı bir düzenleme değil bu, kalıcı bir düzenleme yapmak lazım ve üstelik, işin en garibi, bu yapılırken çağdaş olmayan, ilkel birtakım yöntemlere başvuruluyor. Olmaz arkadaşlar, çağdaş bir vergi sistemi anlayışı vardır. Bu vergi sistemi anlayışına göre vergide bulunması gereken özellikler vardır, nitelikler vardır. Bunların korunması lazım. Bunlar yüzyıllarca süren insanlığın, devletlerin deneyimleri sonrasında ortaya çıkmıştır ve ülkelerin sağlıklı bir finansmana kavuşabilmesi için gerekli görülmüştür. Bundan vazgeçiliyor ve rastgele, hiçbir vergi ilkesine uymayan, hiçbir sistematiğe dayanmayan düzenlemelerle "2019 yılındaki bütçe açıklarını kapatalım, bütçe açığımız daha az oldu." diyelim diye çaba harcanıyor. Olmaz yani koskoca Maliye Bakanlığı teşkilatı var, bürokrasi var, uygulayıcılar var, tüm bunların deneyiminden yararlanılarak şuraya doğru düzgün bir paket getirilmesi gerekiyordu eğer sorun bütçe açıklarıysa.
Şimdi, ne demek istediğimi çok rahat bir şekilde tartışalım:
1'inci madde: Ya, böyle bir madde olur mu arkadaşlar? Yani bir maliyeci olarak beni görevlendirmiş olsaydı Sayın Hükûmet, ben böyle bir paketi, böyle bir maddeyi buraya getirmekten hayâ ederdim. Kurumlar vergisini, gelir vergisindeki ticari kazançları, serbest meslek kazançlarını ve -kurumlar vergisini hatta işin içine dâhil etmişler- kurum kazançlarını gayrisafi hasılat esasına göre vergilendiriyorsunuz. Bu nerede görülmüştür ya? Yıllarca üniversitede vergi teorileriyle ilgili ders anlattım. Çağdaş bir vergide kurum kazançlarının gayrisafi hasılat esasına göre vergilendirilebileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Belki Türkiye'de yüzlerce maliye, ekonomi profesörü var, onlara tartıştırsanız "Yeni bir düzenleme yapalım, vergi tahsilatımızda sorunlar var." deseniz hiçbirinin aklına kurumlar vergisini gayrisafi hasılat esasına göre tahsil etmek, vergilendirmek gelmez. Açık söyleyeyim, bu yöntem yani gelir vergisinde gayrisafi vergilendirme yöntemi özü itibarıyla Osmanlı'daki aşar vergisine dayanmaktadır. Ta bin yıl öncesine ait, gayrisafi millî hasılanın yüzde 90'ının tarıma dayandığı bir dönemde, bugünkü modern vergi tekniklerinin gelişmediği bir dönemde, ulaşımın, tahsilatın zor olduğu bir dönemde "Bütün ülkeye yayılmış olan tarımı nasıl vergilendiririz?" diye uğraşan o dönemin koşullarındaki devlet adamlarının ve pratiklerin ortaya çıkardığı bir aşar üzerinden, tarım vergileri üzerinden alınan bir gayrisafi vergilendirme yöntemini getiriyorsunuz, kurum kazançlarıyla ilgili, ticari kazançlarla ilgili, koskoca holdinglerle ilgili, Türkiye'nin en büyük firmalarıyla ilgili vergilendirmenin esasına koyuyorsunuz yani ayıp bence bu. Olmaz, gelmez buraya, getirilemez.
Sayın Başkan bu maddenin çıkarılma ihtimalinden bahsetti yerine geçerken ama bu madde buradan çıkarılsa bile bu Komisyona getirilmesinin, Meclise teklif olarak verilmesinin ayıbını ömür boyu siyasetçi üzerinde taşır arkadaşlar. Rastgele yapılmaz bu işler ya. Üstelik, Osmanlı'da bile sadece zirai kazançlarda gayrisafi hasılat esası benimsendiği hâlde, burada ticari kazançlarda ve kurum kazançlarında bunu uygulamaya çalışıyorsunuz. Osmanlı'nın bile aklına gelmemiş böyle bir yöntem. Olmaz, olmaz. Üstelik de Osmanlı'da aşar da yüzde 10, burada gayrisafi hasıladan alacağınız vergi oranı gene yüzde 10. Bire bir kopyalanmış ya.
DURMUŞ YILMAZ (Ankara) - Yok, İslami diye düşünmüş olabilirler.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İlgisi yok.
Zirai kazançlarda İslamiliğini tartışsam bile, ticari ve kurum kazançlarında İslam'a da külliyen aykırı.
BAŞKAN - Sayın Şener, tamamlayabilir misiniz lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yirmi dakika değil miydi?
BAŞKAN - Şimdi maddelerde de konuşma vereceğim. Yani bir kısıtım yok açıkçası da çok bekleyen arkadaşlarımız var, o nedenle.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi diğer maddelerde de buna benzer sorunlar var değerli arkadaşlar. Olmaz yani bir kere burada Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olan her arkadaşımın ayrı bir erkin mensubu olduğuna inanması lazım. Önüne getirilene at imzayı. Bak, bunun nasıl geldiğini ben tahmin ediyorum. Bürokrasiye talimat veriyor -yani bize de verirdi vaktiyle, bilirim; ben o talimatlar aklıma uymadığı zaman yapmazdım, herkes bilir- o talimatı yerine getirmek isteyen bürokrasi de bunları alışkanlık olduğu şekliyle milletvekillerinin önüne koyuyor, onlar da basıyor imzayı, geliyor buraya. Usul; usul her şeyin özüdür. Usulü bozduğunuz zaman yasama organı üyeliğinin gerektirdiği hassasiyeti göstermediğiniz takdirde sistem mahvolur, perişan olur. Konu sadece bir vergi meselesi değil. Topyekûn devlet sisteminin nasıl işlediğiyle ilgili bir meseledir.
Teşekkür ederim.