KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Böyle güler yüzlü bir başkanla toplantıya başlamak güzel.

Hepinize İstanbul'dan sevgi ve saygılar getirdim. Sabah 3 arkadaşımızla birlikte araçla apar topar buraya geldik.

Öncelikle, bize eğitimin sorunlarına dair, Millî Eğitim Bakanlığının bu konuda yapması gerekenlere dair bir tartışma zeminini hazırladıkları için teklifi hazırlayan arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Öncelikle Kevser Abdülkadiroğlu öğretmenimize Allah'tan rahmet diliyorum. Atanmayan, Kastamonu'da intihar eden bir öğretmenimiz. Ailesinin acısını burada yürekten paylaşıyorum. İçinde bulunduğumuz durumda, öğretmenlerin çok ciddi sıkıntılar çektiği bir süreçteyiz, 460 bin atanmayan öğretmen var, atanan öğrenmenler arasında ciddi ayrımların olduğunu biliyoruz. Sözleşmeli öğretmenler, kadrolu öğretmenler meselesi Komisyonumuzun da Millî Eğitim Bakanlığımızın da sürekli gündeminde olan bir mesele. Bu meseleye neşter vurmak için bir teklif hazırlamış arkadaşlarımız ama ne yazık ki yine teklifte sadece bir rakamlarla oynama var. Bizim baştan beri savunduğumuz yaklaşım, rakamlarla oynamak yerine... Öğretmen öğretmendir, öğretmen arasında ayırım yapmak doğru değildir. İmam imamdır, imamı sözleşmeli imam olarak başlatıp daha sonra kadrolu imam hâline getirmek için bir stajyerlik dönemi mi tasarlıyoruz? Böyle bir şey olmadığını biliyoruz ama her nedense ısrarla Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı öğretmenleri ücretli, sözleşmeli ve kadrolu öğretmen olarak tasnif etmekte ısrar ediyor.

Bizim teklifimiz şudur: Gelin, zaten göreve başlamış, bunlar bir görev yapıyorlar, eğer gerçekten Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde öğretmensiz okullarda öğretmen ihtiyacından kaynaklı sözleşmeli öğretmen uygulaması getiriyorsanız şöyle bir şey yapalım: Bu bölgede çalışan öğretmenlerin çalışma koşullarını iyileştirelim, maaşlarını iyileştirelim, tıpkı orduda ve poliste olduğu gibi uygulamayı buradan yürütelim ama sözleşmeli polis olmuyorsa -sözleşmeli askerlik dönemine geçtiniz, onu biliyorum ama- gelin, eğitimde sözleşmeli öğretmenliği kaldıralım, 4+2'den 3+1'e inmek sorunu çözmüyor. Sorunun köklü çözümü, 83.600 civarında sözleşmeli öğretmenimiz var, bunları kadroya geçirdiğimizde devletin ne gibi bir kaybı oluyor? Bence çocuklarımızın, öğrenci velilerimizin ve okullarımızın ve de sözleşmeli öğretmenlerimizin çok ciddi kazanımları oluyor ama devletin burada kaybının ne olduğunu bir türlü ben anlayamıyorum. Devlet eğitime hizmet etmek istiyorsa önce öğretmeni baş tacı yapacak, öğretmenin özlük haklarını yeterli seviyeye getirecek.

İkinci mesele, üzülerek belirtmek istiyorum, 2012 yılı ve Komisyon toplantısı, şöyle gözünüzün önünde bir canlandırın. Komisyonda 4+4+4 tartışmaları yapılıyor. Komisyonda su şişeleri havada uçuşuyor, Kızılay Meydanı'nda öğretmenler yerlerde sürükleniyor. Ne istiyor öğretmenler? "Çocuğun okula başlama yaşı 60 ay olmaz." diye itiraz ediyor. Bu itirazlara rağmen, kavgayla, gürültüyle, zorla ve şiddetle 60 ay olarak kabul ediliyor 2012 30 Martında. Şimdi, bu kabul edildikten sonra o dönem bu işe itiraz edenlerin tamamı hakikaten toplumda yok sayılan bir noktada oluyor. Daha sonra anlaşılıyor ki 60 ayla ilkokul 1'inci sınıfa çocukların başlaması pedagojik olarak da doğru değil, eğitim bilimi açısından da doğru değil. Yine aynı teklifi getiren arkadaşlarımız, bu sefer 66 aya çıkarıyorlar. 66 aya çıkarıldığında dönemin Başbakanı şöyle diyor: "Bu işe karşı bir kampanya var, 66 ay ve 4+4+4'e karşı bir kampanya. Bu 66 ay meselesinde gidip rapor alanları ben evlatlarına ihanetle vasıflandırıyorum. Niye? 'Benim evladım geri zekâlıdır.' diyor yani iki ay mı senin evladını iyi noktaya getirecek?" diyen dönemin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan.

Şimdi, biz eğitim meselesinin uzmanlık alanı olduğunu biliyoruz, pedagojik bir mesele olduğunu biliyoruz, bildiğimiz için de meseleye buradan itiraz ediyoruz; yoksa, biz ay pazarlığı yapmıyoruz. Çocuğun eğitime başlama yaşı, hem dünya standartlarında hem Avrupa'da hem de ülkemizdeki çağa uygun bilimsel eğitimi nasıl alabilecek, pedagojik olarak bu mümkün mü değil mi tartışmasına o dönem bilimsel olarak arkadaşlarımız da yanıtlar üretmişti. Ama meseleyi 60 ay mı olacak, 66 ay mı olacak, 69 ay mı olacak, 72 ay mı olacak tartışmasına indirgemeyi anlayamıyoruz.

Şimdi sormak istiyorum: Yaklaşık olarak 8 milyon 570 bin öğrenci 2012 yılında bu uygulamadan mağdur oldu. 9 milyona yakın çocuğumuz kayıp bir kuşak. Bunun hesabını kim verecek? Bunun vebali kimde? Peki, 2012 yılında Millî Eğitim Bakanlığının, Adalet ve Kalkınma Partisinin önerisi üzerine gelen bu teklife bilimsel olarak karşı çıkanlar neden dinlenmedi, neden yok sayıldı? Bugün, 9 milyon çocuktan, 9 milyon çocuğun ailesinden, o dönem Kızılay Meydanı'nda joblanan, gazlanan, yerde sürüklenen öğretmenlerden, burada milletvekillerinin birbirine olan ağır hakaretlerinden kim sorumlu? Bunlardan kim özür dileyecek. Eğer bugün 66 ayı 69 ay olarak teklif getiriyorsanız bu, olumlu bir adımdır. İnsan yaşamında öz eleştiri her zaman erdemdir, insanlar yanlış yaptığını kabul ettiğinde küçülmezler, büyürler. Gelin, burada yine şöyle bir tartışma yapmayalım: 69 ay mı olsun, 72 ay mı olsun tartışması yapmayalım. 72 ay olduğunda ne gibi sakıncaları var? Hangi sakıncalar bizi 72 aydan geriye alıkoydu? Neden bunu 60 aya, 66 aya şimdi de 69 aya çıkarıyoruz? Bunun pedagojik bir açılımı var mı, bilimsel bir yaklaşımı var mı? Eğer varsa bunu teklifi getiren arkadaşlarımız izah etsinler, biz de ikna olalım çünkü eğitim yapboz tahtası değildir. Öğretmenin yaşam tarzıyla, eğitime bakışıyla, stajyerliğiyle, kadrolu, kadrosuzluğuyla uğraşıyoruz, öğrencide sürekli sınav değişiklikleriyle uğraşıyoruz. Sistem üstüne sistem değişikliği gerçekleştiriliyor ama bir türlü eğitim rayına oturmadı. Bunun yolu şu: Karşılıklı oturup konuşacağız, birbirimizle uzlaşacağız, bu masada uzlaşacağız. Daha önce bu Komisyonda özellikle Kapadokya Kanunu meselesinde burada tartışmalar yürüttük, daha sonra Komisyon Başkanımızın ve Komisyon üyeleri de buradaki eleştirileri dikkate alan yerden düzenlemeler yaptılar. Belki ki biz de bu masanın etrafında toplumumuzun bir adım daha ileri gitmesi, çocuklarımızın ve öğretmenlerimizin daha başarılı olması, Türk eğitim sisteminin laik, demokratik, bilimsel bir eğitim çizgisinde, dünya eğitim sistemleriyle, dünya çocuklarıyla yarışır hâle gelmesini istiyoruz.

Gelin, hazır bugün öğretmen meselesini masaya yatırmışken teklifi yapan arkadaşlarıma önerimdir: 3600 ek göstergeyi gelin... Adalet ve Kalkınma Partisinin seçim vaadiydi, Milliyetçi Hareket Partisinin seçim vaadiydi, İYİ PARTİ'nin seçim vaadiydi, HDP'nin seçim vaadiydi, Cumhuriyet Halk Partisinin seçim vaadiydi. Gelin, bu masanın etrafında bulunan biz milletvekilleri, bu partilere tabi olan milletvekilleri olarak bu getirdiğiniz teklife 3600 ek göstergeyi ilave edelim. Buradan, 1 Temmuzda tatile girecek öğretmenlerin ve emekli olmuş öğretmen arkadaşlarımızın gönlünü kazanalım. 1 milyon öğretmen, hepimize dua edecek. Yarın cuma günü, cuma günü cuma namazına giden öğretmenlerin hepsi size elini açacak, dua edecek. Eğer bu duadan nasiplenmek istiyorsanız gelin bugün bu 3600 ek göstergeyi buraya ilave edelim.

Eğitim yaşı konusunda 72 aya itiraz etmeyelim.

Yurtlar konusunda, sayın vekil arkadaşım, sevgili kardeşim, şöyle bir şey söylediniz: "Gençlik ve Spor Bakanlığı bu konuda oldukça deneyim kazandı." dediniz. Şimdi, Millî Eğitim Bakanlığı yurtları denetlerken deneyimsiz miydi, hatalar mı yaptı, eksiklikler mi yaptı? Eğer Millî Eğitim Bakanlığının bu konuda, yurtların denetlenmesi ve daha düzenli çalışması konusunda, hizmet vermesi konusunda zaafları eksiklikleri varsa Millî Eğitim Bakanlığının bu zaaf ve eksikliklerini tespit edelim, bunların çözülmesi, düzenlenmesi yönünde adım atalım. Bu yetkinin tamamen Millî Eğitim Bakanlığından... Bir eğitim yuvasıdır yurtlar, öğrenci yurtlarını eğitim yuvası olmaktan çıkarmayalım. Tabii ki Gençlik ve Spor Bakanlığıyla ortaklaşa bu işi yapabilirler ama denetim anlayışının mutlaka Millî Eğitim Bakanlığında olması gerekiyor. Bunu ellerinden alırsak bu işin çok doğru olacağını düşünmüyorum. Yurtlar konusunda şöyle bir şey de var, KYK yurtları en son Orta Doğu Teknik Üniversitesinin bahçesine yurt yapmaya çalışıyor, kırk dokuz yıllığına arsayı karşılıksız almış, oranın doğa harikası olan bir bölgesi. Bir de Orta Doğu Teknik Üniversitesi özerk bir üniversite, bu üniversitenin kendi sahasına yani benim evimin bahçesine köyün içindeki bir başka komşum gelip ev yapıyor ve denetlenmesini de bunlar yapacak. Şimdi, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde 500 kapasiteli bir öğrenci yurduna ihtiyaç var. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü pekâlâ bunu yapabilir. Eğer yapamıyorsa Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mezunlar Derneği bunu yapabilecek durumda, bunun yapılabileceğinin teminatını da veriyorlar. Eğer bunların hiçbiri yapmıyorsa belediyeler vasıtasıyla biz oraya bir yurt yapıp bağışlayabiliriz. KYK yurdunu, KYK eliyle oraya bir yurt yapılması bir başka bahçeye izin olmadan bir evin yapılması anlamına gelir ki bu anlamsız yere Orta Doğu Teknik Üniversitesine, dünyanın sayılı üniversitelerinden birini gereksiz bir tartışmanın içine çıkartır.

Gelelim "en önemli" dediğiniz en son maddeye; çıraklık. Şimdi, 12 Haziran Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Günü'ydü. Bugün 20 Haziran, aradan sekiz gün geçti. Bu Komisyon, çocuk işçiliğiyle mücadele gününden bir hafta sonra çocuk işçiliğini yasal ve meşru hâle getirme adımı atıyor, buna dikkat edelim. Şimdi, çocuk işçiliğini teşvik edecek bir uygulamadan kaçınalım. Eğer burada bu noktayı göz ardı edersek, bu noktanın üzerinden atlarsak inanın ciddi bir hata yapmış oluruz, devletin temel görevlerinden birisi olan eğitim öğretim hizmeti görevinin Millî Eğitim Bakanlığının kontrol ve denetim yetkisinden alınıp özel sektöre devretmek hem Anayasa'nın 42'nci maddesine hem de Millî Eğitim temel kanununa aykırılık teşkil etmektedir. Bu konuyu bir kez daha gözden geçirmeyi öneriyorum. Birlikte tartışalım, eğer daha iyi bir yol ve yöntem varsa daha iyi bir yol ve yöntemi birlikte bulalım ama çocuk işçiliğine yol açabilecek, özel sektörün denetimden kaçabileceği bir işi yapmayalım.

Bir örnekle bitirmek istiyorum. Bir işletme İş Güvenliği Kanunu'na göre, yasalara göre işletmede üretim yapacak, 30 çalışanı var, çalışan sayısı 50 olan yerlerde iş güvenliği kuralları geçerli, 20 de stajyer koydu yani çırak koydu. Çırak bu kapsama dâhil olmadığı için iş güvenliği yasa kapsamından dışına çıkıyor ama bu çocuklar eğer orada kalfalık, ustalık ve çıraklık yapacaksa bu kapsama dâhil edilmeli ki çalışırken başlarına gelecek her türlü iş kazasından işveren sorumlu hâle gelsin. Bunları denetleyebilecek, bunları kontrol altına alabilecek özel firmaların kendi çıkarları için bizim kendi çocuklarımızı, belki de içimizden birçok arkadaşımızın torunu bu noktaya gelecek, daha sonra ah vah etmek derdimize derman olmayacak.

Özetle, eğitim gerçekten önemlidir. Biz eğitim sistemiyle on yedi yıldır oynuyoruz ama bir türlü rayına oturtamadık. Muhtemeldir ki Sayın Millî Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk'un daha önce açıkladığı ama bir türlü Komisyonumuza gelmeyen bir eğitim reformu tartışması da var. Şimdi bazı maddeler, özellikle tayin süresi içerisinde sözleşmeli öğretmenlere bir müjde vermek için böyle bir çalışmayı gündeme almışsınız, ben müjdenin çok önemli olduğunu düşünüyorum, bu konuda teklifi getiren arkadaşlarımızın, o 83 bin sözleşmeli öğretmenin tamamının kadroya geçirilmesi müjdesini burada ayağa kalkıp hep birlikte alkışlayarak vereceğimizi umuyorum. Buradan o arkadaşlarımıza gözünüz aydın olsun, biz sizin derdinizi, çığlığınızı gördük, ailelerinize kavuşuyorsunuz diyebilelim ama eğer on beş gün sonra ya da bir ay sonra Millî Eğitim Bakanlığı yeni bir reform paketiyle geldiğinde bugün değiştirmeyi teklif ettiklerinin tam tersini ya da bizim söylediklerimizi bir tık daha üste çıkartacak teklifle gelecekse acele etmeyelim. Acele olan bir tek şey var, 3600 ek gösterge hakkını verelim; iki, sözleşmeli öğretmeni kadrolu öğretmen noktasına geçirerek bu defteri kapatalım diyorum. Tabii ki eğitime başlama yaşı konusunda da teklifiniz 72 ay olursa olur. Bir de şöyle bir şey var, diyorsunuz ki: "Bir yıl aşağı, bir yıl yukarı." yani velinin tercihine bırakıyorsunuz. Bazı konuların veliyle istişare edilerek yapılmasında yarar var ama tamamen velinin inisiyatifine bıraktığınızda bazen veli pedagojik formasyonu olmadığı için, çocuk formasyonu da almadığı için, çocuk bilimiyle de ilgili olmadığı için fevri kararlar verebilir, bireysel kararlar verebilir. Bunlara da dikkat çeken bir uygulamayı açık hâle getirirsek iyi olur diyorum.

Tekrar, tartışmaya açtığınız için ve emekleriniz için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.