| Komisyon Adı | : | (10 / 242, 349, 392, 394, 397, 401) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Doç. Dr. İbrahim Durukan, Prof. Dr. Azime Şebnem Soysal Acar, Prof. Dr. Tevhide Kargın ile Millî Eğitim Bakanlığı ve Disleksi Öğrenme Güçlüğü Derneği temsilcilerinin yaptıkları sunumlara ilişkin görüşmeler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 19 .06.2019 |
METİN İLHAN (Kırşehir) - Aslında, bence bu kadar yoğun bir konuyu kısacık bir süreye çok da şey yapmamak lazım çünkü herkes kendi açısından olaya bakıyor. İşte, bir taraftan disleksi, bir taraftan otizm, bir taraftan hiperaktivite, bir taraftan... Hepsi o kadar derya deniz konular ki yani biz burada kime soru soracağımızı, ne yapacağımızı anlayamadık. Şimdi hanginize soru soralım? Mükemmel sunumlar, harika sunumlar ama nereden gireceğimiz şaşırıyoruz. Bu kadar dinlenecek insanı bence bir arada çağırmamak lazım yani bir kişiyi, iki kişiyi çağırıp dinleyip...
BAŞKAN - Bugün böyle oldu.
METİN İLHAN (Kırşehir) - Başkanım, gerçekten bunun böyle olması lazım çünkü disleksi o kadar geniş ki, arkasından biz otizmi düşünüyoruz daha fazla bir sıkıntı, Down sendromunu düşünüyoruz daha fazla bir sıkıntı, kime ne soracağımızı şaşırıyoruz ama şimdi şu olaya bence gerçekçi anlamda bakmak lazım. Şimdi Millî Eğitim Bakanlığından gelen arkadaşımız sadece olayın maddi boyutuna bakıyor yani maddi boyutunda işte kameradan gelenlere bakıyoruz şu kadar para ödüyoruz, gelmeyenlere bakıyoruz bu kadar kaçak oluyor, şu kadar oluyor. Bir de bu işin gerçek yaşayan insanları var yani bu insanlar, aileler sıkıntılı durumda. Şimdi aile iki saat otizm dersi alıyor, iki saat Down sendromu dersi alıyor haftalık, çocuğa ne kadar faydası oluyor? Yani Millî Eğitim Bakanlığının söylemesi gereken esas şey bu çocuğu faydası var mı yok mu? Yani iki saat yeterli mi değil mi? Biz bu aileye bu kadar para ödüyoruz, şu kadar para ödüyoruz. Yani bizim sorunumuz bu olmamalı.
Bizim bu komisyonu kurmamızın nedeni ailelere ne kadar faydalı olabiliriz, ailelerin sorunlarını ne kadar çözebiliriz, Down sendromlu, otizmli, hadi disleksiyi de, hiperaktiviteyi de içine koyalım insanları topluma nasıl kazandırabiliriz yani ileride anne babalar arkasına dönüp bakmadan bu çocuklar gerçekten yetişti, artık topluma kazandırıldı, kendi başına hareket edebilir hâle geldi mi gelmedi mi, bizim sorunuzun bu olması lazım. Yani tabii ki maddi boyutlar önemli yani bu işe harcanan paralar önemli ama aileler yönünden olaya bakmak daha önemli bence çünkü bizim gittiğimiz özel eğitim merkezinde -Tevhide Hocam biliyor- ailelerin hepsinin maddi durumu gerçekten çok çok kötü. Yani bu insanların çocukları laf olsun diye eğitilmemeli. Yani "İki saati yaptım, hadi evine git." Yani böyle olmamalı. Ben fark ediyorum ki aileler artık otomatiğe bağlanmış, gelip gidiyorlar, çocuk fayda görüyor mu görmüyor mu hiçbir şey belli değil. Bir şeyler yapılmış olmak için yapılmamalı hem Millî Eğitim Bakanlığı için bunu söylüyorum hem Sağlık Bakanlığı için bunu söylüyorum. Biz istiyoruz ki yani Millî Eğitim Bakanlığı bu konularda pozitif adımlar attığı zaman biz bunları evet alkışlayalım yani ne olursa olsun bu artık siyasi bir şey değil yani bu artık toplumun gerçeği, bunu biz kabullendik artık. Biz istiyoruz ki çocuk altı sene, yedi sene özel eğitim merkezinde bir tedavi gördü. Ondan sonra siz bunu okullara kaynaştırma öğrencisi olarak nasıl vereceksiniz? Çünkü aileler o kadar bilinçsiz ki, çocuğu sağlam olanlar da çok bilinçsiz. Siz çocuğu alacaksınız, vereceksiniz, 25 kişilik, 30 kişilik sınıfın içerisine koyacaksınız, o çocuk orada kaybolup gidecek, öğretmen ona yeterince bir destek veremeyecek. Bu konuda bir çalışmanız var mı? Şimdi böyle bir öğrenciyi sizin 15 kişilik ya da 10 kişilik bir sınıfın içerisine koyma gibi bir çalışmanız var mı? Biz bunları istiyoruz sizden. Yani biz istiyoruz ki çocuğumuzu güvenle götürelim öğretmenine teslim edelim, öğretmen öf püf demesin yani vicdanen öğretmen de rahat olsun, biz de rahat olalım. Çocuğumuzu gönderdiğimiz zaman "Biz bunu devletin kollarına bıraktık, devlet bizim için, çocuğumuz için en iyi şeyi yapacaktır." diyebilmeliyiz. Yani böyle bir şey diyebiliyor musunuz, vicdanen bunu diyebiliyor musunuz? Bizim istediğimiz bu. Çünkü biz çocuğumuzu şu an okula vermeye kalkıyoruz, okullar bize 30 kişilik sınıfları gösteriyor yani 30 kişilik sınıfta sağlam öğrenciyi kaybediyorsunuz. Bir sürü dikkat eksikliği olan çocuk var o 30 kişinin içerisinde. Hadi 3 tanesi dikkat eksikliği, 1 tanesi disleksi, 1 tanesi de otizm çıktı mı siz bu öğretmenden ne bekleyebilirsiniz? Yani biz pozitif bir şeyler yapsın istiyoruz yani buraya gelip gitmeyelim biz yani biz buraya geldiysek bir şeyleri çözelim. Şu an bakıyorum o kadar derya deniz konulara girdik ki yani neresinden tutalım, neyi yapalım biz buna karar veremiyoruz. Yani her tarafta her şekilde gelen bakanlıklarda insanlar gelsinler yani bize akademik düzeyde bilgi vermesinler. Biz ne yapabiliriz, bizim sorunumuz bu. Ben buradan çıktığım zaman bir doktor olarak sizin söylediğiniz her şeyi anlıyorum ama buraya gelen insanların hepsi doktor değil ki yani olayı öyle bir hâle getiriyoruz ki buradaki insanların teşhis koymasını bekliyoruz yani şunda şu varsa budur, bunda bu varsa budur, şu olmazsa bu düşünülebilir. Ya biz bunları istemiyoruz. Biz istiyoruz ki işin çözüm noktası olsun. 0-3 yaşta biz otizmi yakalayabiliyor muyuz? Yakalamak için bir çabamız var mı? Aile hekimleri bu konuda yeterli eğitim görüyorlar mı? Biz bunları istiyoruz. Yani direkt sorunumuzu anlatmak istiyoruz, o sorunlara biz cevap almak istiyoruz. Yoksa biz burada Sağlık Bakanlığı şunları şunları yaptı, Millî Eğitim Bakanlığı bunları bunları yaptı değil, biz, pozitif, ailelere neler yapıldı, nasıl şekilde yardımcı olundu... Mesela az önce gölge öğretmenden bahsettik, gerçekten güzel bir konu. Yani aileler psikolojik olarak darmadağın. Şimdi siz çocuğunuzun 1 tanesinin Down sendromlu 1 tanesinin de otizmli olduğunu düşünün. Biz bir tane çocukla baş edemiyoruz yani. Niye? Çünkü çocuk gidiyor mutfakta bir yerle oynuyor, bakıyorsunuz ateş çıkarabilir mi? Bir şey döküyor, döktüğü şey acaba... İşte biz doktor olduğumuz için bunları görüyoruz. Çocuk bir şey içiyor, korozif bir madde içiyor... Bunu yapan çocukların çoğu otizmli çocuklar, Down sendromlu çocuklar, zekâ seviyesi düşük olan çocuklar. Biz bunlara nasıl bir koruma yapabiliriz? Yani bu çocuklara gölge öğretmen verdiğiniz zaman nasıl bir faydamız olabilir? Anneye yardımcı olabilecek bir personel vermemiz lazım, o da çocuk gelişimci biri olabilir ya da meslek lisesinden mezun olmuş bir öğrenci olabilir. Bu konuda biz Millî Eğitim Bakanlığının bir bütçe ayarlamasını istiyoruz. Millî Eğitim Bakanlığının bu ailelere bir tane çocuk gelişimcisi ya da meslek lisesinden mezun olmuş bir öğrenci vermesi lazım çünkü her şeyi aileden beklememek lazım, ailenin psikolojisi bitmiş, aile tükenmiş. Şimdi aile çocuğunu getiriyor götürüyor ama ben özel eğitim merkezinde görüyorum, adamlar tükenmiş. Adamlar ne zamana kadar getiriyor? Enerjisi bitinceye kadar getiriyor, o çocuğa faydası oldu mu olmadı mı hiç umurunda değil çünkü kendisi tükenmiş zaten. Biz de şunu istiyoruz, aile tükenmeden bir şekilde bu sorunları çözelim, bu sorunlara pozitif olarak bir şeyler getirelim yani laf olsun diye değil, biz bunları istemiyoruz. Ben ailelerle konuşuyorum, tek tek sohbet ediyorum -Tevhide Hocam görüyordur- yani özel eğitim merkezindeki ailelerle oturup konuşuyoruz "Nasıl sorunlarınız var?" diye. Biz bunları dile getirmek için buradayız ve bunların çözümlerini almak için buradayız. Yoksa Millî Eğitim Bakanlığı iki saat para ödedi, devlet iki saat para ödedi, ne kadar para gitti? Şimdi geçen hafta -Tevhide Hocam gördü- Giresun'dan bir aile gelmiş eşi doktor, kendisi doktor. Adam "Kafama sıkmak istiyorum." diyor. Niye? "Otizmli çocuğum var yani pozitif bir şey göremiyorum, ilerleyemiyor." diyor. Yani iki sene, üç sene bu çocuk eğitim görmüş tek bir kelime konuşamıyor çocuk. Yani adam haklı. Niye? Çünkü yapılan şeyler yani Giresun'da yapılanla Ankara'da yapılanlar aynı şey değil yani o eğitim merkeziyle öbür eğitim merkezi birbirini kesinlikle tutmuyor. Yoksa niye adam tutsun Giresun'dan Tevhide Hocam'ın yanına gelsin?
"2.500 tane rehabilitasyon merkezi var." diyorsunuz. Bunların kaç tanesi gerçekten ciddi anlamda eğitim veriyor. Bizim önce bunları denetlememiz lazım. Bunun denetleme mekanizması nedir? Ne yapılıyor? Müfettiş olarak kimler gönderiliyor? Yani bu işten gerçekten anlayan insanlar mı gönderiliyor yoksa "Ben denetlemesi yaptım, oldu bitti." mi? Çünkü bu işten gerçek anlamda rant elde eden insanlar var. Bu rantı kesmek lazım, bunun artık ticari mesele olmaması lazım. Bizim sadece istediğimiz, çocuklarımız belli bir seviyeye gelsin. Rantı kesmek devletin elinde, rantı kesmek tamamen devletin uzmanlarının elinde. Yani bu rantı bir şekilde kessinler. Ciddi anlamda rehabilitasyon merkezleri istiyoruz. Ben tutup da Kırşehir'den Ankara'ya gelmeyeyim, öbürü tutup da Ordu'dan Ankara'ya gelmesin, öbürü Batman'dan Ankara'ya gelmesin, herkes kendi memleketinde rehabilitasyon merkezi olarak ciddi anlamda, belli bir seviyede bir yer bulsun.
Hepinize teşekkür ediyorum, çok ciddi sunumlar ama biz artık pozitif, sorunları çözecek şeyler istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz, sorun çözecek şeyler istiyoruz. Biz akademik bilgi istemiyoruz yani akademik bilgiye hiçbirimizin bence ihtiyacı yok. Yani kısa bir şekilde geçilebilir akademik bilgi ama önemli olan sorunların çözülmesi.
Tekrar teşekkür ederim.