KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle kanun teklifini hazırlayan milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Önemli bir çalışma yapmışlar. Cumhurbaşkanıyla da birlikte bir çalışma yaparak gelmişler.

Öncelikle Komisyonumuzun ve Parlamentonun çalışmasında yaşadığımız sıkıntılar burada da bir kez daha net ortaya çıktı. Şimdi, kanun teklifini hazırlayan milletvekili arkadaşlarımız. Kanun teklifine ilişkin tartışmaya yanıtı veren bakan yok -bakan yardımcısı da hemşehrim yani ondan da muzdarip değilim ama- bakanın kendisi yok. Zaten bakanın kendisi olsa bile kanun teklifini kim hazırlıyorsa bu teklifte gelen eleştirilere yanıtı doğrudan teklifi hazırlayanın vermesi esastır. Ne yazık ki Parlamento kendi işlevine sahip çıkamaz hâle geldi. Buna bir an önce son vermek gerekiyor. Eğer milletvekilleri olarak biz kanun teklifi hazırlayacaksak -ki bu doğru bir yöntemdir- kanun teklifini hazırlayacağız, hazırladığımız kanun teklifini de kendimiz savunacağız. Kimden görüş alacağız? Cumhurbaşkanından da görüş alabilir arkadaşlarımız, ilgili bakanlardan da görüş alabilir, konunun uzmanlarından da görüş alabilir, uluslararası boyutta da görüşler alabilir ama burada savunma mekanizmasında kendilerinin olduğunu ve kendilerinin bu kanun teklifini savunmak zorunda olduklarını bilmeleri gerekiyor. Ya da hepimiz biliyoruz, arkadaşlarımız da biliyor mutlaka, ama bunun işleyişinde bir sorun var. Genel Kurula bu kanun indiğinde, sanırım bakan yardımcısı kürsüye çıkıp bu sorulara yanıt vermeyecek. Bu tartışmalara yanıt verecek olan ya grup başkan vekilleri olacak, kanun teklifini veren milletvekillerimizin grup başkan vekili ya da kanun teklifini hazırlayan arkadaşlarımız kendileri kürsüde bu yanıtları verecek. Dolayısıyla burası tamamen yanlış olduğunu zaten gösteren bir şey.

Biraz önce Sayın Bakan Yardımcısı da söyledi, "Çok hızlı karar vermemiz gerekiyor." diye. Aslında yaşadığımız tablo şu: Her şeyi rejim değişikliğinden sonra Ankara'dan başlayarak tüm illere yayan bir uygulamayla karşı karşıyayız. Aslında getirilen kanun teklifindeki maddelere baktığımızda -belediyeyi de devre dışı bırakan bir kanun teklifinde- anladığımız şudur: Yetkilerin tek adama devri. Yetkilerin tek adama devri yukarıda başladı, bunu taşraya da yayma çabası olduğu çok açık ve net gözükmektedir. Bu kabul edilebilecek bir iş değildir. Kanun teklifini hazırlayan arkadaşlarımız kanun teklifinin uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu mutlaka biliyorlardır.

İki: UNESCO'nun dünya mirasını savunurken ve anlatırken ortaya koyduğu çok önemli bir değer var: "Tek akıl değil, ortak akıl" diyor. Tek akılla verilecek kararın bu alanlarda sorun yaratacağını, sorunu tam tersine karmaşık hâle getireceğini belirtir. Hepimizin söylediği de odur zaten. Hep birlikte tartıştığımıza göre... Tek insanın fikriyle olsa imzasını atar, kanunlaşır, geçer gider. Burada tartışmamızın nedeni, çoklu fikirleri koruma iddiasını taşıyan arkadaşlarımız -ki kendi şehirleri, kendi memleketleri, orada yaşıyorlar- doğal olarak orada en iyisini yapmak için çaba sarf eder, niyetlerinden asla kuşkumuz yok ama cehenneme giden yolun taşları da iyi niyetle döşeniyor. İyi niyetle bu işler olmaz, bu işlerin yasal zemine oturtulması gerekir. Eğer hızlı karar vermek istiyorsak tüm kurumların tek yetkiye bağlanması lazım. Zaten son dönemde de YSK hızlı karar veremedi, yaklaşık bir aya yakın uğraştı, tek adamın sözünü dinleyeceklerini baştan biliyorlardı, kendileri bununla uğraşmasa da tek adam karar verse olurdu.

Yerel yönetimler bunun neresinde? Nevşehir Belediye Başkanı, son günlerde, peribacalarını ve Kapadokya bölgesini koruma ve orada yeni bir anlayışı, dünyayı oraya çekecek bir uygulamayı hayata geçirmek yerine -oturduğu yer ile müdahale ettiği yer, İstanbul birbirinden tamamen farklı- diyor ki: "Her şey güzel olacak diyen sanatçılar Kapadokya'ya giremez." Oysa "Kapadokya'yı berhava edecek, Kapadokya'nın burnunun dibine, peribacalarının burnunun dibine 3 katlı, 4 katlı binalar yapılırken bunlara ruhsat vermeyeceğim, asla burayı talan edecek müteahhitlere açmayacağım." dese ayakta alkışlarız ama o dünyaya Kapadokya'yı tanıtacak sanatçılara bile burayı kapatacağını söylüyor. Dolayısıyla, bizim meseleye bütünlüklü bakmamız gerekiyor.

Bakalım, şimdi, 2'nci maddede ne diyor? "Komisyon" ve "idare" tanımlamasına rağmen, bunların kimlerden nasıl oluşturulacağı belli değil. Bakan Yardımcısı da soruya yanıt verirken bu kurulun kimlerden oluşacağını tanımlamamış, açmamış buraya. Diyor ki: "İki kurul oluşturulacak." Ama bu kurullar nasıl oluşacak, oluşurken belediye bunun neresinde, Turizm Bakanlığı neresinde, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu bu komisyonun neresinde, bunlara dair en ufak bir belirleme yok, böyle bir kanun teklifi olmaz.

6'ncı maddede harita ve Kapadokya alanına hangi belediyelerin girdiği belirtilmemiş, ekli haritada alanın bölgede nereye karşılık geldiği görülmüyor, daha büyük ölçekli harita üzerinde alan net olarak gösterilmelidir. Bu hususa açıklık getirilmeden alan tarifi el yordamıyla yapılamaz, alan tarifinin çok iyi yapılması, haritanın buraya getirilmesi gerekir, bu haritada... (Gürültüler)

Arkadaşlar, siz buraya dinlemek için geldiniz.

MUSTAFA AÇIKGÖZ (Nevşehir) - Dinliyoruz sayın vekilim.

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Siz dinliyorsunuz ama danışman arkadaşlar biraz dikkat ederse iyi olur.

Kanun teklifinin 6'ncı maddesindeki bu meselenin çözülmesi gerekiyor, alanın nasıl tarif edildiği, nerelerden oluştuğunun harita üzerinde gösterilmesi gerekiyor.

8'inci maddeye bakıyoruz, (3)'üncü fıkrada yaptırım uygulanacak fiilleri belirleme yetkisi idareye veriliyor. Yaptırım uygulanacak fiillerin ve cezaların tutarlarının kanunda belirtilmesi daha doğru bir uygulama değil mi? Kime veriliyor bu cezai uygulamaların yetkisi?

9'uncu maddeye baktığımızda, aslında bu soruların tümünün yanıtı orada kendini açığa çıkartıyor; tüm işlemlerin tek yetkilisi Cumhurbaşkanı.

Aslında, konuşmamın başında da söylediğim gibi, yukarıdan aşağıya tek adam rejiminin ilçelere, beldelere, hatta köylere kadar indirilmesinin önünün açıldığı bir süreç var.

Kapadokya alan komisyonuna verilen yetkilerle, 2863 sayılı Kanun, 3194 sayılı İmar Kanunu ve yerel yönetimler burada çok açık bir şekilde baypas edilmiştir.

Biz, Kapadokya'nın ne yaşayacağını, hangi sorunlara nasıl müdahale edeceğini, Ankara'da oluşturacağımız, sarayda oluşturacağımız kurullarla yanıt üretemeyiz. Buraya yanıt üretecek olan, Kapadokya bölgesinde olan belediyelerin sözü nasıl yansıyacak? Belediyeler buraya nasıl katkı sunacak? Belediyelerin yetki alanları buralarda ne olacak? İmar yetkisini belediyeler mi verecek, burada sizin kuracağınız, kurmayı öngördüğünüz komisyon mu verecek? Kanunu hazırlarken doğal olarak kendi siyasi liderinize danışarak getirdiğinizi söylüyorsunuz, bundan daha doğalı yok, ben de kanun teklifi getirsem Genel Başkanıma sorarak getiririm, siz de Genel Başkanınıza sorarak getirmişsiniz, bu doğal ama, buralarda bence Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a da buradaki eleştirilerin yeniden götürülmesinde fayda var. Eğer yetki oradaysa bizim eleştirilerimizin muhatabı da orası oluyor doğal olarak.

Kapadokya bölgesinde yaşanan ve yaşanacak sorunlara ayrıntılı olarak Nevşehir Milletvekilimiz Faruk Bey ayrıntılı hazırlıkta, Komisyon üyeleri konuştuktan sonra yanıt verecek ama burada, esası şudur: Biz, burada eksik olan ve yanlış olan maddeleri lütfen düzeltelim. Eğer niyetimiz Kapadokya alanını korumaksa, peribacalarını korumaksa, dünya mirasını korumak ve oraya bir halel gelmemesi için gerçekten iyi niyetli bir mücadeleyse bunun ayrıntılı bir şekilde yazılması ve hazırlanmasında fayda var. Tek elden yürütülmesi, inşaat yapılması için, oraya büyük oteller yapılması için -belki çok kolay bir karardır- tek adam karar verir, anında yapılır ama muradımız Kapadokya bölgesini korumak, peribacalarını korumaksa o zaman çoklu kurul şarttır. Buraya yerel yönetimler mutlaka girmelidir, odalar, sivil toplum örgütleri mutlaka bu komisyonun üyesi olmalıdır, Kültür ve Turizm Bakanlığı mutlaka burada söz söyleyen ve etkili bir merci olmalıdır. Son sözü Cumhurbaşkanı değil kurulun kendisi söylemelidir çünkü burada Cumhurbaşkanını ilgilendiren bir konu yok, o bütününe hâkim, Türkiye'nin bütününü yönetmeye taliptir; yoksa Kapadokya bölgesinde atılacak bu adımları atmaya yetkili olarak görülmemelidir diye düşünüyorum.

Özet olarak, 2'nci madde, 6'ncı madde, 8'inci madde ve 9'uncu maddelerde yeniden bir düzenlemeye ihtiyaç var. Bir de genel yaklaşımı, tek adama değil ortak akla yönelten bir yaklaşımla yeniden düzenlenirse biz de tabii ki bunun arkasında oluruz, yanında oluruz, katkı sunarız ama tek adamın vereceği kararların arkasında olmamız da mümkün değil.

Teşekkürler.