KOMİSYON KONUŞMASI

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Teşekkür ederim Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben bir şeyi merak ediyorum, kusura kalmayın, belki cahilliğime de verin: Bu kadar destek ödendiyse, bu kadar yatırım yaptıysa bu ülke neden ithalat yapar durumda, onu anlamış değilim. Biri anlamışsa bana da açıklarsa mutlu olurum Sevgili Başkanım. İşte, diyor, şu kadar tarımsal destek verdik, şu kadar baraj yaptık, şu kadar şunu yaptık, bu kadar bunu yaptık ama sonuçta, geldiğimizde ithalat devam ediyor, üretim yok.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) - Tarımsal sanayi ürünleri ithalatı yapılıyor.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Sayın Vekilim, hangi sanayi ürünü sorabilir miyim?

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) - Türkiye eskiden buğday üretiyordu.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Eskiden buğday üretiyorduk, evet, doğru.

Sayın Vekilim, bitireyim isterseniz.

SELAHATTİN MİNSOLMAZ (Kırklareli) - Şöyle: 17,5 milyar dolar tarımsal sanayi ürünü ihraç ediyor yani dışarıdan aldığı ham maddeyi sanayi ürününe dönüştürerek...

BAŞKAN - Söz isteyin, söz isterseniz isteğe cevap verelim.

Siz buyurun, devam edin.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - O zaman biz bilmiyoruz.

Teşekkür ederim.

Sevgili Başkanım, o zaman şunu söyleyeyim ben de size: Mısır da getiriyoruz. Şeker pancarı üretemiyoruz, gidip nişasta bazlı şeker getiriyoruz. Bunları ne yapacağız? Artı, siz ayçiçeği getiriyorsunuz. O zaman soruyorum: Pamuk ithal ediyorsunuz, o zaman neden boşuna bu kadar desteği verdiniz? Ben bunu soruyorum size. Bu destekleri nereye verdiniz, nereye gitti bu destekler o zamanki? Şunu yaptık, bunu yaptık, şöyle yaptık. Merak etmeyin, dâhilî işlemde buğday ihracatı, un ihracatı olduğunu biliyoruz. Dünyada 2'ye de düştük, 1'e de çıktık ama nasıl yaptığımızı da biliyoruz, kusura kalmayın. İyice sistemi açarsak farklı yere gider. Kusura kalmayın, kimin ne yaptığını da biliyoruz; o belgelerin nasıl değiş tokuş yapıldığını, ihracat yapılmadan nelerin döndüğünü, oraya girmeyelim.

Geldiğimiz noktada, eğer, arkadaşlar, bu kadar destek varsa... Bu kadar şunu yaptık, işte sulama yaptık, böyle yaptık. Ya, bakıyorum, bu ülkede o zaman neden nohut ithal ediyorsunuz? Sayın Vekilim, nohudu da mı sanayi ürünü olarak ihraç ediyorsunuz? Fasulye getiriyorsunuz, yeşil mercimek getiriyorsunuz, onu nereye satıyorsunuz o zaman? Hani sanayi ürünü satmıştınız? İşlediniz mi? Soruyorum.

Bakınız, Sevgili Başkanım, mesleğim icabı ta Yeni Zelanda'ya kadar gittim, Avustralya'yı gezdim, gen bankalarına girdim. Övünüyoruz ya "Gen bankamız var." diye, gidin bir bakın gen bankasının durumuna. Ama benim ülkemde -içinizde İç Anadolu Bölgesi'nden olanlar var- siyah buruşuk nohut gören var mı Anadolu'da, hiç gördünüz mü -evet, Yozgatlı, Çorumlu- duydunuz mu arkadaşlar? Nerede gördüm biliyor musunuz? Avustralya'da gen bankasında Türkiye'den kaçırılan siyah buruşuk nohudu gördüm. Şimdi "Nereden nereye?" diyeceksiniz, konu nereden nereye gelecek. Ters lalemiz vardı Erzurumlu, Erzurum bölgesinde ters lalemiz var.

HASAN KALYONCU (İzmir) - Hakkâri...

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Yok, Erzurum, Başkanım.

BAŞKAN - Erzurum, Van, Hakkâri, bütün o coğrafyada var.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Ama hatırlarsanız gümrükte yakalanmıştı bir zamanlar kaçırılırken.

Şimdi, merak ediyorum, Avustralya'da yeşil mercimek; Anadolu'dan, benden kaçırılmış, ıslahı yapılıyor, seleksiyon yerine ıslah yöntemleri yapılıyor. Kanada'dan ben yine bizim Anadolu'daki; Diyarbakır, Urfa, o bölgedeki kırmızı mercimeği ben Kanada'dan ithal ediyorum. O zaman bir yerde sorun var arkadaşlar. Biz kendi gen kaynaklarımıza sahip çıkamıyoruz, bunları kaçırtıyoruz bir şekilde.

Bir de "Önder Çiftçi Projesi" var anlatılan, belki sizler de duymuşsunuzdur, orada da ziraat mühendisi olarak danışmanlık yaptık. Şimdi "Nereden nereye gelecek?" diyeceksiniz, konuları bağlama anlamında, TİKA'ya geleceğim sonuçta ama "Önder Çiftçi Projesi"nde çalışırken hiç de aklımda olmayan bir şeyler, yeni mühendisiz, daha toy mühendis, 1991 mezunusunuz, yeni iş bitirmişsiniz, okulu bitirmişsiniz işe giriyorsunuz. Girdik, projenin altında bizi bir odaya soktular. Sayın Başkanım, Bayer'in o zaman külleme pas ilacı, dediler: "Bunları çiftçiye dağıtın." Bedava dağıtıyoruz. Belki o gün ben ülkeme ihanet ettim. Bizde olmayan bir hastalığı topraklara bulaştırdık, bitkiye bulaştırdık. Şimdi herkes pas, külleme ilacı alıyor; doğru mu Hocam? Daha sonra Bakanlıkla ilgili Kosova'ya bir komisyonla gittim. Bir baktım Önder Çiftçi Projesinin aynısı orada var. Mantığa bakın, Almanlar çünkü DLG ve GTZ, Sayın Başvekilim de bilir, bölgemizde var çünkü, çok da övünüyoruz bir şekilde, aynı proje orada da var, sistem aynı, hiç değişmiyor. Bir tane tahtaya koymuşlar işte 10 tane yaprak, sandalyeler belli, sistem belli; bağ üretiminin olduğu bölgede, üzüm üretiminin olduğu bölgede çiftçiyi sözde destekleyeceklermiş. Şimdi, buraya kadar güzel, çiftçiyi destekliyorlar. Şimdi, belki bazılarını rahatsız edecek konu ama bilmeniz anlamında... 10 milyon litre şarabı büyük şeylerde alıyor Almanlar, ülkesine ithalat yapıyor 1 dolardan; 3,5 milyon şişeyi sonra tekrar iade ediyor -hanımefendi de herhâlde biliyordur olayı- ve para kazanıyor Almanlar. Arkadaşlar, kimse kimseye bedava bir şey vermiyor. Bakınız, ilginç. Şimdi, ben ne yapıyorum o gün gittiğimde? TİKA yetkililerimiz var bizim, övünüyoruz ya TİKA'dan. Sayın Başkanım, onur ve gurur duyuyoruz TİKA'dan değil mi? İşte köprüler yaptı, yollar taştı. Tamam, yapsın, onur duyuyorum, gurur duyuyorum ama o gün Kosova'daki arkadaşa dedik ki: Ya, biz tarım ülkesiyiz, sanayimiz güzel, gelelim Bursa'daki süt sağma makinelerinden alalım. İşte değişik makine alın, oraya örnek götürün, insanlara örnek verin." Bizim de 30 milyon avro gibi bir desteğimiz olacakmış -rakamı belki yanlış hatırlayabilirim- 30 milyon avro gibi, o ülkenin, Kosova'nın kuruluşunda söz vermişiz. Geldiğimiz noktada Japonlar da söz vermiş ama Japonlar ne yapmış Sayın Başkanım ve değerli arkadaşlar bilir misiniz? Toyota göndermişler polislerine, polis araçları olarak ve servisi, yedek parça Japonlarda. Biz ne yapmışız? Biz sadece para gönderiyoruz ve şey yapıyoruz. Yahu birkaç araba da benim sanayicimden oraya örnek götürseydim, benim oradaki süt sağma makinemi, mibzerimi veya oradaki başka sanayi ürünümü örnek alsalardı acaba benim ülkeme ben hainlik mi yapardım, yoksa sanayicime sahip mi çıkardım? İşte bunları düşünmemiz lazım. TİKA'nın burada misyonu var ama misyonu doğru kullanamıyoruz.

Yine bakınız, geldiğimiz noktada IPARD'la ilgili de çok büyük sancılarımız var. Zaten Trakya'da yok, bizim Trakya'da uygulanmıyor ama uygulanan bölgelerde geldiğimiz noktada başarısızlığı her beraber herhâlde gördük. O zaman bir yerde sorun var arkadaşlar. Bu sorunu bizim aşmamız lazım. Veya verilen o tarımsal projeleri o zaman iyi takip etmiyoruz.

Yine, bir vesileyle 2011'de Şanlıurfa'ya gittim. Şanlıurfa'da da yine kırsal kalkınma destekleri... Tarımı ilgilendirdiği için Sevgili Başkanım. Bir tarım bölgesi oluşturmuşlar. İşte, yem fabrikası oluşacak, hayvancılık yapılacak, şu yapılacak, bu yapılacak, tohum selektör tesisi de. Orada sistem güzel kurulmuş ama ahırları yapmışız 300 baş, doldurmuşuz, ondan sonra hayvanları bir şekilde oradan kaçırmışız. Yem fabrikasının temelini atmışız, fabrika yapılmamış. Şimdi, o zaman demek ki desteği veriyoruz ama desteğin nereye gittiğini takip etmiyoruz, sistem yanlış. İşte aynı yere geliyoruz, bu kadar çok destek yapılmış, bu kadar şey yapılmış ama hâlâ ülke içler acısı. Her şeyi dışarıdan ithal eder hâle getirdik. Saman getirilsin, et getirilsin, nohut getirilsin, fasulye, mercimek... Geçmişte bunların hepsi bizim kendi ürünümüzdü arkadaşlar. Şimdi geldiğimiz noktada -sevgili hemşehrimin dediği gibi- ithalatla övünüyoruz, işte sanayiyle. Vallaha ben merak ettim, nohudu nerede sanayi ürünü olarak tekrar işleyip gönderiyoruz, fasulyeyi nereye gönderiyoruz, mercimeği nereye gönderiyoruz, onun da açıklamasını sevgili vekil arkadaşım eğer yaparsa mutlu olurum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Evet, teşekkürler İlhami Bey.

Bir konuyu belki biraz karıştırılıyor olabilir diye hatırlatmak isterim. Bugün gündemimizde olan IFAD ile IPARD çok farklı şeyler.

İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Biliyorum Hocam.