KOMİSYON KONUŞMASI

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Bir değerlendirme yapacağım, kısa olacak.

Öncelikle buğday meselesi vardı, sevgili arkadaşım burada. 2002'den bugüne kadar 52 milyon ton buğday satın alındığını söylemiştim, siz un ihraç ettiğimizi söylemiştiniz, biz 52 milyon tona karşılık yaklaşık olarak 14 milyar doların üzerinde ödeme yapmışız ve aldığımız buğdaydan elde ettiğimiz un 3 milyon 175 bin ton ve 659 milyon dolar. Buna bisküviyi, makarnayı ilave ettiğinizde yüzde 100 olsa bile 700-800 milyon dolar gibi bir gelire karşılık, sadece 14 milyar dolar buğday ithalatı yapmışız. Ama burada önemli olan bir şey var. İşte siz böyle sadece buğdayı getirirseniz, buğdayı sadece tohumundan ibaret olarak değerlendirirseniz işte saman alırsınız. Yani bu bir bütündür, aynı pamuğu tekstil ürünü görmeyeceğimiz gibi, aynı şeker pancarını sadece bir şeker olarak algılamamız gerektiği için bunu söylüyorum.

Rakamlarla ilgili yine siz Değerli Başkanım, şeyi söylediniz... İhracatı -hemen hemen yüzde 98'in üzerinde kesinleşmiş- TÜİK rakamları -özellikle TÜİK diyorum- üzerinden söylemek isterim. 2018 rakamları sonucu ham madde ve gıda maddeleri toplam ihracatı, tümüyle tarımsal ihracatımız 210 milyar dolar civarında ve toplam ithalatımızsa...

BAŞKAN - Milyar değil, dolar değildir o.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Milyar dolar, toplam.

BAŞKAN - Toplam, 2002'den, tamam, doğru.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - 2002 sonu, 2013 ve bugüne kadar, 2018'i dâhil ediyorum. 211 milyar dolar civarında. Birkaç rakam kaldı, yüzde 100'leşecek ve son ithalatımız da yaklaşık olarak 207,5 milyar dolar. Arada 2,5-3 milyar dolar gibi bir ihracat fazlası var ama sorun şu, paylaşmak isterim değerli Komisyon üyeleri: Ben çiftçiyim. Bizim derdimiz şu: Biz "İthal etmeyelim, ithalat yapmayalım, her şeyi biz yetiştirelim." demiyoruz. Bir arkadaşım söyledi, elbette bu ülkede kahve yetişmiyor ama kahve içen insanların kahve ithalatına engel olamayacağız, böyle bir şey de yok, böyle bir gerçeklik de yok, bu doğru da değil. Ama biz diyoruz ki mesela, şunu söylüyoruz: Ben çiftçiyim. Benim topraklarımda yıllık 25 milyon ton buğdaya ihtiyacımız varsa ve biz 25 milyon ton buğdayı bu topraklarda yetiştirebiliyorsak bunu ithal etmeyelim arkadaş. O ihracatın kaynağı benim kendi üretimim olsun, benim çiftçimin cebine girsin bu ihracata verilen para.

Bakın, önemli olan şu, ham madde ithalatı. 13 milyar 178 milyon dolarlık ham madde ihracatı yapmışız, 13 milyar 178 milyon dolar. Yani narından şeftalisine, ham buğdayından -işte aklınıza ne geliyorsa- patatesine, soğanına yani aklınıza gelen her türlü tarımsal ham madde, 13 milyar 178 milyon dolar ama tarımsal ham madde ithalatımız ne kadar, biliyor musunuz? 77,5 milyar dolar, 77,5 milyar dolar arkadaşlar. Yani ihracatın tarımsal ithalata dayalı olan kısmından bahsediyorum. Bu ürünler içerisinde elbette kahvesi, elbette bu ülkede üretilmeyen ürünler olsun ama bu ülkede üretebildiğimiz ürünleri de buradan üretip sanayiye, ticarete çevirip satalım. Herhâlde ekonominin de gerçekliği bunun üzerindendir, üretmek ve üretimden katma değer sağlamak, elbette önce kendi insanımızın temel ihtiyaçlarını karşılamak, ondan sonra da ticarete konu alanlarda yürümek.

Rakamlardan bahsettiniz. Bu TÜİK meselesi, rakamlara inanacağız meselesi. Vallahi, Sayın Başkan, şunu söylemek isterim: Eğer TÜİK'in verdiği 2018 rakamı 20 milyon ton buğday üretimi gerçekleşmiş ise bu 5 milyon 800 bin ton buğdayı biz niye aldık? Yani TÜİK'in rakamlarının samimi ve gerçekçi olmadığını bir bununla ifade etmek isterim ama çok bariz, açık bir şey daha var, onu da paylaşmak isterim. 2003'ten bugüne kadar TÜİK rakamlarına göre, Sayın Başkan, mera alanlarında ne 1 metrekare fazla ne 1 metrekare azalma var. 14,6 milyon hektar mera alanı görünüyor ama ilgili Tarım Bakanlığı diyor ki: "Türkiye'de şu anda hâlihazır meramız 10,8 milyon hektar." Arada nereden baksanız 3,6 milyon gibi yani 36 milyon dönüm bir mera alanı kayıp. Şimdi, bir devletin TÜİK'i böyle diyor, devletin Bakanlığı böyle diyor.

Şimdi, ben sahayı gezen bir adamım, bu sene herhâlde gitmediğim bir bölge kalmadı, bütün buğday alanlarını gezdim. Buğday alanlarında ve verimde ve üretimde ciddi sorunlar yaşandı, iklimsel olarak sorunlar yaşandı, verim olarak sorunlar yaşandı ama ne yazık ki hâlâ 20 milyondan bahsediyoruz, bu kesinlikle gerçekçi değil.

Bir de çok samimiyetle şunu paylaşmak isterim: Değerli arkadaşlar, bakın, verimlilik, ithalat, ihracat, kârlılık, şirket meseleleri üzerinden inşa ettiğiniz tarımdan bir şey elde edemezsiniz, bu mümkün değildir. Bir arkadaşımız söyledi: "Buğday kalitesiz." Yapmayın arkadaşlar, ne demek "Buğday kalitesiz." ya? Ya, bu topraklara, bu ülkeye, bu ülkenin güneşine, suyuna, insanına...

BAŞKAN - İlhami Bey söyledi.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Evet, yanlış, kınıyorum ya arkadaşlar, kim olursa olsun. Bunu Bakanlık, Meclisteki siyasiler de söylüyor Sayın Başkan, birçok kesimden insanlar söylüyorlar. Böyle bir anlayış var mı? Ne oldu, bizim anamız bize bizim memleketimizde Erzincan'ın buğdayından yaptı da öldük mü, eksiğimiz mi var? Hâlâ eğer bu topraklarda ayaktaysak o günlerin bize sunduğu, o Anadolu'nun tertemiz ürünlerinin verdiği o genetik güçle buradayız, o güçle buradayız. Yapmayın, bunu demeyin, bu kesinlikle doğru bir yaklaşım değil, doğru bir biçimleme değil.

Şu traktör meselesini de söyleyip bitirmek istiyorum. Sayın Başkan, yine söyledim, traktör sayımızda ciddi bir artış olduğunu söylediniz, 7 binden 73 bine çıkmış.

BAŞKAN - TÜİK'e inanacak mıyız inanmayacak mıyız?

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Efendim?

BAŞKAN - Bak, bazen TÜİK'in rakamlarıyla cevap veriyorsunuz, bazen TÜİK'i yerle bir ediyorsunuz.

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Tabii, tabii. Hatta TÜİK şunu da yapmalı...

BAŞKAN - Bu TÜİK'e inanalım mı inanmayalım mı?

ORHAN SARIBAL (Bursa) - Ben şunu söylüyorum: Bütününe baktığımda bir sürü sorun var ama şu anda resmî olarak verdiğiniz rakamlar bunlar, bunlar üzerinden yürümek durumundayız, başka da yapacak bir şeyimiz yok. O demin söylediğim rakamlar sizin kendi bakanlıklarınız arasındaki... TÜİK bir kurum, Bakanlık başka bir şey söylüyor, TÜİK başka söylüyor ama benim bireysel olarak düşüncem çok daha farklı. Mesela TÜİK diyor ki: "32 milyon dönüm arazi 2003'ten bugüne kadar tarımdan çıktı." Ben söyleyeyim: 40 milyon dönümün çok üstünde. Ama şuna dikkat etmek lazım: Bir arkadaşımız burada sulamalarla ilgili bir şey söyledi. Değerli arkadaşlar, en kaliteli sulanabilir alanlarımızın göbeğine biz fabrikaları, sanayiyi, binaları diktik. Yani kaybettiğimiz o 32 milyon dönüm arazi gerçekten yüzde 100 sulanabilir, çok kıymetli ve hepsi şehir çeperlerinde olan tarım arazileri. Bursa'da böyle, Eskişehir'de böyle, Konya'da böyle. Bütününe baktığımızda, oraya girmek istemiyorum, sadece şunu söylemek istiyorum: Şu 73 bin rakamında mesela traktörlerin ne kadarının ithalat olduğunu, 2002'de üretilen traktörlerin ne kadarının ithalat olduğunu da söyleseniz belki anlamı ve kıymeti daha da iyi olacak yani daha güçlü olacak. Ama bilin, bu 73 bin traktör niye satılıyor biliyor musunuz? Değerli arkadaşlar, çiftçiler borçlarını çeviremedikleri için ellerindeki 3 yaşlı, 4 yaşlı, 5 yaşlı traktörleri satıyorlar; onun üçte 1'ini nakit ceplerine koyuyorlar, üçte 1'ini yeni traktörleri için kullanıyorlar, üçte 1'ini de düğünleri, acil işleri varsa onun için kullanıyorlar. Yani takla atıyorlar arkadaşlar. Ben biliyorum, evinde 2 tane, 3 tane traktörü olup arazisi artmış değil, azalmış bir sürü insan var; 2 traktör kredisi var, 1 traktör kredisi var. Şu 73 bin traktör ya da çiftçinin şu anda Ziraat Bankası, Denizbank, diğer bankalar üzerinden ipotekli olan, krediye muhtaç olan, kredi içerisinde olan traktör sayısını söylerseniz, Sayın Başkan, çok kıymetli olacak.

Ve son sözün de yönetmeliğe ilişkin, son olarak söylüyorum. Bakıldığında önemli bir şey görünmüyor, bu olmalı belki, hani, itiraz da yok, sonuçta bir iş birliği meselesi ama sorum şu: 57 ülkeden neden 12 ülke imzaladı da biz 13'üncü olacağız? Öbürlerinin imzalamamasının nedeni ne? Mevzuatlarda mı sorun var?

Üçüncüsü: Bunun altından gelecek olan gıda kodeksi. Şimdi, biz Avrupa Birliği üzerinden gıda kodeksimizi yönetiyoruz, Biyogüvenlik Yasamız ve gıda kodeksi meselemiz Avrupa Birliğinin bize öngördüğü... Bu, tarım ilaçları meselesi, kullanılan dozlar, ürünler vesaire. Herhâlde belki ondan sonra bir düzenleme olacak, benim belki de rahatsızlığım bu. Bu ülkeler aynı zamanda bu gıda kodeksi meselesinde Avrupa Birliğine uyum sağlayacaklar mı? Ya da biz o ülkelerle ticaret yaparken, gıda güvenliği meselesi üzerinden her türlü dayanışmayı yürütürken Avrupa Birliği mevzuatına mı uyacağız, İslam İşbirliği Teşkilatının mevzuatına mı uyacağız? Yani benim asıl kaygılandığım, burada olmayan ama bunun arkasından gelecek olan, yönetmeliklerle, uygulamalarla düzenlenecek olan gıda güvenliği meselesinin ne olduğu, ne olacağı. O yüzden, hani, buna dair çok önemli bir şey söylemek zor.