KOMİSYON KONUŞMASI

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, arkadaşlarımız gerçekten eksik ya da yanlış söylediği sözlerden dolayı özür dileme yürekliliğini ve centilmenliğini gösteriyor. Bu aslında önemli bir fırsat.

Benim Sayın Başkandan ve kanun teklifini getiren arkadaşlardan özellikle istirhamım şudur: Eğer gerçekten muhalefet partilerinin yani 2'nci büyük partinin, 3'üncü büyük partinin, 4'üncü büyük partinin bu konuda sizinle hemfikir olmasını istiyorsanız şöyle bir yolu denemekte fayda var: Güç sahibi olanlar, iktidar sahibi olanlar, güç sahibi olmayanlara karşı daha mütevazı olurlar. Muhalefette olanlar sesini yükseltebilir, kızgınlıkla, istediği yasayı çıkartamadığı için, bunun üzüntüsüyle hırçın davranabilir ama bilirsiniz ki -hepimiz çocukluk yaşadık- çocuk ne kadar bağırırsa bağırsın, baba ya da anne olabiliyorsak eğer, bu konularda daha mütevazı noktalarda yaklaşırlar. Eğer bu kanunun birlik ve bütünlük içerisinde çıkmasını istiyorsak, "sansür kanunu" diye adlandırmamızın toplumda bir rahatsızlık yaratacağını, Parlamentonun bütününü inciteceğini düşünüyorsak, emek veren arkadaşlarımızın emeğine de saygı göstermek istiyorsak yapılması gereken şu: Mantıklı, makul, kabul edilebilir değişiklik tekliflerini kabul etme erdemini göstermeliyiz. Eğer bunu yapmaz isek, söylediğimiz, baştan sayın vekilimizin sunarken "Ya, biz birlik ve bütünlük içerisinde bunu yapmaya çalıştık, en geniş kesimleri kucakladık." deyimi oldukça önemli. Birliği sağlamak diri olmayı da beraberinde getirir. O zaman, yapılması gereken iş şu: Bu masanın etrafındaki arkadaşlarımızın iyi niyetle, yasanın çıkmasına engel olma değil, engel olmak istese de zaten birlikte ittifak ettiğiniz partiyle sayınız Parlamentoda yasayı geçirmeye yetiyor, Komisyonda da geçirmeye yetiyor ama önemli olan şu: Kapsayıcı olduğunuzda bizi de kapsarsanız, HDP'yi de, İYİ PARTİ'yi de kapsarsanız şu salonda çıkarken gülerek mutlu bir şekilde çıkarız, bizi izleyen ve sorunun sahipleri de şöyle der: "Ya, hakikaten Parlamentoda bizimle ilgili konuda ciddi bir mutabakat sağlandı ve biz de bunların bu çıkarmış olduğu yasalarda her ne kadar sinemacı olarak beni, film yapımcısı olarak Ayşe'yi ya da oyuncu olarak Fatma Girik'i mutlu etmese de birlikte, bir bütünlük içerisinde bir yasa çıkardıkları için biz de fedakârlık yapalım." duygusuna kapılabilirler. Bu duyguyu onlardan esirgemeyelim, arkadaşlarımızın burada birlik ve bütünlük içerisinde bir çaba göstermesi gayretini lütfen anlayalım.

Tabii ki Serkan Bey sözlerini konuştuğunda, zihniyet olarak 21'inci yüzyılın en çağdaş zihniyetini, sürekli kendini yenileyen bir topluluk olduğumuz için "geri zihniyet" diye eleştirmeyi ben hiçbir vekile, hiçbir siyasi anlayışa yakıştırmam. Nedeni de şudur: Adalet ve Kalkınma Partisi 18'inci yüzyılın partisi değil, 21'inci yüzyılın partisi. Dolayısıyla "gericilik" lafını, "geri zihniyet" lafını hiçbir arkadaşımın sizler için kullanmasına razı değilim, gönlüm razı değil, onay da vermem. Ama hiçbir arkadaşımızın da 21'inci yüzyılın, 20'nci yüzyılın en çağdaş, 21'inci yüzyılın, dünyanın 3'üncü en eski partisine bunu demesi de çok doğru değil. Bu konular sanırım konuşurken kendimizi kaptırdığımız noktalarda söylediğimiz sözler.

Ben Başkanın gayretini anlıyorum, sükûnet içinde götürme gayretini de anlıyorum. Sayın Bakandan ve Başkandan şöyle bir şey rica ediyorum: Bence yasa teklifini hazırlayan arkadaşlarımıza şöyle bir uyarıyı yapmanızda fayda var: "Ya, bu insanların getirdiği önerilerin hiçbiri mi kabul edilmez? Mutlaka içermek gerekir." diye bir teklifi sunmak lazım.

3'üncü maddede, eğer bizim bu maddenin, bu yasanın bütününe "Sansürü içeriyor, sinema sahiplerini mağdur ediyor." dememizi istemiyorsanız şöyle bir şey yapmakta fayda var: "Değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulunmayan filmler ticari dolaşıma ve gösterime sunulamaz." hükmünün kanundan çıkarılması ne gibi zarar getirebilir, hangi noktada bizi sıkıntıya sokabilir? Bizim kaygımız şu: Bunu yaptığınızda bin bir emekle hazırlanmış sahneler, oyuncular, emek bir anda... İyi niyetli olmayabilir bizim görevlendirdiğimiz insanlar. Art niyetli olarak düşünmek istemiyorum. Bakanlığın önerdiği insanlar da bu ülkenin insanları; bunların da art niyetle emeği sokağa atacak hâlleri yok. Ama eğer bu niyetleri yok ise bu işin taraflarının çoğunluk olmasını... Nasıl olsa biz siyaseten onları ikna ederiz; onlar 4 kişi olsa da biz 3 kişi olduğumuzda siyasi irademizle, akılla ve iradeyi kullanarak da o 4'ün içerisinden 1'ini mutlaka yanımıza getiririz, yetenekliyiz bu konuda. Dolayısıyla, bu konudaki çoğunluğu elinde bulunduran bakanlık siyasi iradenin inisiyatifinde olacağı için bunlar kaygılar taşıyabilir. Konuşmamın ilk başında da söyledim: Cumhuriyet Halk Partisinin atayacağı bir bakan bu meselelere art niyetli yaklaşabilir. Çünkü ömrübillah siz iktidarda kalmayacaksanız, bu değişecek, er ya da geç. Bu değişiklikte diyelim ki İYİ PARTİ iktidara geldi ve bakanı atadı; şimdi, onun görevlendirdiği 4 kişinin doğru iş yapmayacağını da öngörmemiz gerekiyor. Ben bu konuda esnetebilecek... Aynı şeyi söylemenin nedeni şu: Anlaşılmıyor, derdimizi anlatamıyoruz, yeteneksiziz. Biz sakin bir şekilde derdimizi anlatır, aynı şeyi defaatle anlatırsak belki vicdana gelirsiniz, sansürsüz bir yasa çıkarmayı hep beraber başarabiliriz; bunun için, aynı şeyi farklı arkadaşlarımız tekrar tekrar söylüyor. Ben burada bu kurulun... Özellikle bu Komisyonun alanı çok geniş: Millî eğitim, kültür, gençlik ve spor; bunların tamamı centilmenlik isteyen şeyler. Millî eğitim bilim ister, diğerleri centilmenlik ister; bu centilmenliği gösterecek olan, şu andaki birinci partidir, birinci parti milletvekillerinin biraz centilmen olmasında fayda var. Galip gelen takım kavga çıkartmaz, Alpay bilir. 4-0 galipse maçı erteletecek, 3-0 hükmen mağlup olabilecek yolu tercih etmez; seyircisine hâkim olur, futbolcusuna hâkim olur. Sahaya girerse 4-0 yendiği maç, aleyhine 3-0'a dönebilir. Dolayısıyla, burada galip olanın biraz daha sakin, biraz daha anlayışlı davranmasında fayda var. Önermelerimizin olabildiğince içselleştirilmesinde fayda var; bu yasa için fayda var, emek veren arkadaşlarımızın emeğinin tartışmaya açılmaması için fayda var. Eğer tekliflerimizin hiçbiri kabul edilmezse, Genel Kurulda da bunlar kabul edilmezse, doğal olarak, burada savunduğumuz fikirleri, "Bir sansür anlayışı egemen oluyor." kaygımızı -kaygımız bu çünkü- dile getirmeye devam ederiz; bu da yasayı çöpe atmak anlamında değildir. Burada zamanımız var, birbirimize saygılı olmayı özellikle ben kendi arkadaşlarımdan da istiyorum, istirham ediyorum ama esasen dilimize lütfen sahip olalım. Birbirimizi hiç gericilikle suçlamayalım çünkü hiç kimse bunu hak etmiyor; ne siz hak ediyorsunuz ne de bizim arkadaşlarımız hak ediyor.

Teşekkür ederim.