| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1490) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 2 |
| Tarih | : | 09 .01.2019 |
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkür ediyorum.
Öncelikle herkese merhabalar, teşekkür ediyorum söz verdiğiniz için.
Benim işim bu. Ben sinema eserleri uzmanıyım, tezimi sinema eserleri üzerine yazdım. On yıldır da sinema örgütlerinin avukatı olarak bu toplantılara gelip arkada oturup hatalar yapıldığında "Allah'ım ne konuşuyorlar!" diye kızıp, hatalar yapılmayıp güzel şeyler olduğunda bunu dinleyen ve bakanlık temsilcileriyle sadece kavga etmiş olmak için değil, hakikaten derdimizi anlatabilmek amacıyla defalarca dil döktüğümüz ancak ne yazık ki sıklıkla duvara çarptığımız günlerin ardından burada milletvekili sıfatıyla oturdum ve söz hakkı aldım. Bunun için sanıyorum teşekkür etmem gerekiyor öncelikle.
Şimdi, Sayın Başkan, maddeleri tek tek incelemeye biz elbette gireceğiz ama Sayın Yaman'ın verdiği kanun teklifinde tam olarak şöyle bir durum var: Bazı maddelere "evet" ama yetmez. Yani öyle bir tablo çiziliyor...
BAŞKAN - "Yayman" Sayın Vekilim.
HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Bu güzel bir şey...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bölmeyelim lütfen, istirham edeceğim.
HÜSEYİN YAYMAN (Hatay) - Estağfurullah...
BAŞKAN - Sayın Yayman, lütfen.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Yani şöyle bir sıkıntımız var bizim sektörde, son üç haftadır da belli bir çerçevede tartışılıyor bu sıkıntı. Bu sıkıntıda Türk yapımcıları haklıdır. Bu konuda düzenleme yapılması da yerindedir ve gereklidir. İlk önce bu çerçeveyi çizerek başlamak gerekiyor sanıyorum. Yani "Evet ama yetmez." dememin de sebebi bu, "Yetmez ama evet." demekten nefret ediyorum çünkü travma olarak kaldı 2010'dan beri.
Şimdi sinema sanatımızın önünü açmak, ortak emeklerle bir sonuç elde etmek şeklinde ibareler kullanıldı ve "Herkes destekleniyor." dendi. "Herkes destekleniyor." dendiğinde verdiğimiz kanun değişikliği 13 maddeden ibaretti, 3'ü geçici madde olmak, uygulama maddesi olmak üzere. 10 tane madde var, bu 10 maddenin tamamını saydığımız tüm kurumların desteklediği gibi bir anlam ifade etti yaptığınız konuşma. Bu da sanıyorum değerli Komisyon üyelerimizi yanıltıcı bir mahiyet sergileyebilir çünkü bütün meslek birlikleri verilen 10 maddenin 10'una da destek olmuş değil. Meslek birliklerinin, yapımcılarımızın ve sinema emekçilerinin üstünde mutabık kaldığı husus gittikçe tekelleşen, tekelleştikçe gücünü artıran ve gücünü artırdıkça Türk sinemasına zarar veren bir hâle gelen tekel kurumundaki bir kuruma karşı önlem alınması, bu kurumun tek başına kişisel inisiyatifiyle yaptığı promosyonlarda yapımcılarımıza da söz hakkı tanınması, artı olarak yapılan "Satılan biletler kime, nereye, kaç paraya satılıyor, bu konuda hiçbir fikri olmuyor, yapımcılarımız bunu denetleyemiyor, ciddi gelir kayıpları oluşuyor. 40 liraya bilet satılıyor, 2014'ten beri bunun sadece 5 lirasını yapımcı alabiliyor." gibi vahim sıkıntılara merhem olabilecek geçici, merhem olabilecek mahiyette bir iki tane maddesi var bu teklifin. Bu teklifin bu kısmı için ben teşekkür etmek istiyorum alanda çalışan bir avukat olarak.
Ancak devamına geldiğimizde çok da ciddi sıkıntılarımız ne yazık ki var. Destekleme Kurulunun... Mesela 3 tane burada çok temel eksiğimiz var. Bunu ben maddelere geldiğimizde uzun uzun ve teknik detaylarıyla ayrıca anlatmak istiyorum ama bir Destekleme Kurulu... Yani biz bunu, basın da sağ olsun "Cengiz Semercioğlu, o, bu, şu... Sürekli, mısır parasından sen mi aldın, ondan ben mi aldım?" şeklinde tartışıyoruz bu konuyu ama çok çok vahim bir değişiklik teklifi var burada, Destekleme Kurulunun mahiyeti değiştiriliyor, altüst ediliyor. Şu anda Destekleme Kurulu dediğimiz şey şu şekilde çalışır: Atıyorum, bizim devletimizin...
Öyle bakmanıza gerek yok, inanın doğru şeyler söylüyorum, gerçekten samimiyetle söylüyorum.
HACI AHMET ÖZDEMİR (Konya) - Ben beğenerek dinliyorum.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Yok, kadın arkadaşıma söyledim, sağ olun.
ZEYNEP YILDIZ (Ankara) - Bir problem mi...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Yok, estağfurullah. Belki anlaşılamamışımdır diye...
ZEYNEP YILDIZ (Ankara) - Sözle bir sataşma yokken benim burada herhangi bir bakışımın dahi bir söz hâline getirilmesini çok yadırgadığımı ifade etmek istiyorum.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hiç yadırgamayın lütfen.
Ben devam edeyim.
BAŞKAN - Sayın Kadıgil, lütfen üslubumuzu şey yapmayalım.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hayır, belki ifadelerim yanlış anlaşılıyordur çünkü teknik şekilde açıklamaya çalışıyorum.
Şöyle devam edeyim: Destekleme Kurulunun objektif işleyişi şu anda yerle bir ediliyor. Şu anda Destekleme Kurulumuz bizim şu şekilde çalışıyor: Kültür Bakanlığının elinde bir bütçe var ki bu bütçeyi sinema sektörü oluşturuyor. Hani devletimiz vergi topluyor, bu vergilerden lütfedip sinema sektörüne dağıtmıyor. Sinema sektörü zaten kendi geliştiriyor bunları. Şu anda Destekleme Kurulumuz şunu yapıyor: 10 tane meslek birliğinin kendi seçtiği temsilcileri var. Bu 10 meslek birliğinin temsilcileri artı Bakanlığımızın temsilcileri var ama karar yetkisi Destekleme Kurulumuzda. Bu yapılan değişikliklerle az önce çok talihsiz bir ifade söylendi, "4 kurulda 12 kurul temsilcisi olacak." dendi ama kurulun yapısı 7 kişiye indiriliyor ve bu 7 kişinin 4'ü Bakanlık temsilcili hâline geliyor. Bu ne demek? Hangi filmlerin ne şekilde ne kadar destekleneceğine artık sinema meslek birlikleri, örgütleri, bu alanda emek veren kişiler değil, siyasi irade... Bu bugün siz olursunuz, yarın biz oluruz, hiç fark etmez, siyasi irade karar verecek demek ki bu bizi az önce yasayı sunarken gerekçesinde de bahsettiğiniz sinema sektörümüzün önünü açmak ve ileri götürmek amacından fersah fersah geriye düşürecek bir uygulamadır.
Tüm milletvekillerine, en şiddetli şekilde bu maddedeki değişiklik teklifine direnç gösterilmesi gerektiğini söylüyorum. Bunu sadece ben söylemiyorum, teklif sahibinin belirttiği, az önce ismini tek tek saydığı kurumlar var. Bu kurumların önünüze koyduğu değişiklik teklifini eminim okuma fırsatınız olmuştur. Ne diyorlar? Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Anadolu Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği, BSB Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği -az önce sayın vekil meslektaşımın saydığı kurumlarla aynı dikkat ederseniz- diyorlar ki: "Destekleme kurulu bu şekilde yapılmamalıdır. Çoğunluk yine de meslek birliklerinde bırakılmasıdır." İlk ve en büyük eksiklik budur.
İkincisi sansür meselesi. Sayın Başkan az önce bir örnek verdiniz, dediniz ki koskoca İngiltere'de toplam 8 tane film yasaklanmış, biz de hepi topu 3 tane, çok mu? Şimdi, bu şekilde örnekler verildiğinde bazı yanıltmalar ve yanıltıcı ifadeler hâline bürünebiliyor bunlar çünkü İngiltere'deki BBFC dediğimiz kurum devletle hiçbir alakası olmayan, tamamen sektör temsilcilerinden oluşan, sivil toplum niteliğinde ve yıllardır bu çerçevede destek veren bir kuruldur. Evet, dediğiniz doğrudur, şimdiye kadar 3 film, ağır şiddet içerdiği gerekçesiyle sertifika verilmesi reddedilmiştir ancak sertifika verilmesinin reddedilmiş olması yine lokal bir otoritenin bu filmin gösterilmesine izin vermesinin önünü de kesmez. Bizdeki durum ne? "Aynen koruyoruz." diyorsunuz, temel sıkıntı da aynen korunması zaten. Geçtiğimiz maddede şöyle açık açık bir madde yazıyor, diyor ki: "Eğer ki biz bu değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulmadığımız filmleri ticari dolaşıma ve gösterime sunmayız." Bunu teklif sahibi demiyor, o konuda haklı, hakkını yemeyelim. Bu zaten yasada var olan bir madde ancak bu yasanın maddesinin bu şekilde var olması dahi hepimiz için bir utanç vesilesi. Hâl böyleyken sinemamızı daha ileri taşımak amacı doğrultusunda düzenlediğimizi iddia ettiğimiz bir teklifte bunu bu şekilde korumak yakışmıyor. Yani bulamıyorum kibar bir tabir, yakışmıyor. Yaptığımız işin mahiyetiyle uyuşmuyor, yaptığımız tasarının içeriğiyle uyuşmuyor. Eğer ki gerçekten sinemayı ileri taşımak gibi bir amacımız ve önceliğimiz varsa bu "darbe artığı" diye tabir edeceğim madde ve benzerlerinin de muhakkak bu tekliflerden çıkarılması gerekiyor. Bunu da yine sadece ben söylemiyorum. Az önce yine sayın vekilin saydığı tüm meslek birlikleri, artı, Film Yönetmenleri Derneğinin de önerisi bu yöndedir.
Şimdi, üçüncü bir konu var. Bu bahsettiğimiz Destekleme Kurulunun yapısı şu anda makul, kötüye gidiyor, geriye gidiyor. Diğer bir sıkıntımız, değerlendirme ve sınıflandırma noktasında başlıyor. Bu kanunun tek amacı bu destekleri dağıtmak değil; bu kanunun amaçlarından biri, sinema filmlerinin değerlendirilmesini ve incelemesini de sağlamak. Şu anda bunun nasıl yapıldığına dair bir fikrimiz yok. Yani bu benim bilgi eksikliğim değil. Sektör temsilcilerinde de şöyle bir durum var, Sinema Genel Müdürüm burada. Bu konuda, hani, az çok işin içinde olanlar bilecektir. İngiltere örneğini verdiniz ya, İngiltere'de bir filmin mesela +16 alması için dahi çok ciddi bir "guideline" vardır, tek tek tiklenir, bunlar mevzuata bağlıdır. Bizde böyle bir durum yok. Yani sinema filmi sahipleri Değerlendirme Kuruluna giderken şunu hesaplıyor ya; kusura bakmayın, sırları ifşa ediyorum biraz: "Salı günü kurula gidersek +18 çıkabilir. Biz cuma günü girelim kurula, belki o zaman +16 çıkar." şeklinde hesaplamalarla değerlendirmeye gitmek durumunda kalıyorlar ve bizim önümüzde ve sinemamızın önünde gerçekten ciddi bir engel olarak duruyor. Evet, bu kurullara davet ediliyor, bazen psikolog arkadaşlar davet ediliyor, uzmanlardan görüş alınabiliyor vesaire ama yine de Türk sinema filmlerinin değerlendirilmesi ve sınıflandırılmasını yapan tek kurum siyasi irade.
Ve yine aynı şeyi söylüyorum: Bugün siz gidersiniz, yarın biz geliriz. Ben bu lafları kendi siyasi irademe de söylemezsem... Neyse, hadi, sonra kabalaştın diye kızıyorlar.
Toparlıyorum Sayın Başkan, sabrınız için de teşekkür ediyorum.
İngiltere örneği vermek, bu açıdan birazcık tuhaf kaçıyor yani bizim ülkemizle çok çok örtüşen bir örnek değil. Ve madem böyle bir şey söylediniz, "Sadece üç film yasaklandı." dediniz -Değerli Bakanlık temsilcilerimiz burada- ben şöyle de bir soru sormak isterim...
HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - Bağırmaya ne gerek var ki?
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Susar mısınız.
"Böyle olmaz, değiştir, getir." denilen film sayısı kaçtır?
HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - Mikrofon açık, bağırmanıza gerek yok, hepimiz duyuyoruz.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ah, tamam, şöyle dursam nasıl?
MARKAR ESEYAN (İstanbul) - Çok kibirli konuşuyorsunuz ve çok kaba konuşuyorsunuz. Uyarmak istiyorum, çok kibirli ve kaba bir dil.
NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Hanımefendi, sınırlarınızı aşmayın. "Susar mısınız." deme hakkınız yok burada. Sizin karşınızda mahkeme salonundaki...
HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - Lütfen. Bakın, ben burada üyeyim, siz misafirsiniz.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - İnanılmaz derecede kibar konuşuyorum bence, çok hakkımı yiyorsunuz.
BAŞKAN - Evet, arkadaşlar...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Tamamen doğru şeyler söylediğim için bence kavga çıkartıp konuyu kapatmak istiyorsunuz.
BAŞKAN - Sayın Öçal...
NAZIM MAVİŞ (Sinop) - "Susar mısınız." deme hakkınız yok. Özür dilemeniz lazım.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Özür diliyorum size "Susar mısınız." dediğim için. Uygun mudur efendim?
BAŞKAN - Tamam, Sayın Kadıgil, lütfen, sakin bir şekilde...
NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Mahkeme salonunda değiliz, burası Komisyon salonu.
SERKAN TOPAL (Hatay) - Sayın Vekilim, bakın, o burada misafir değil, buranın sahibidir.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Serkan Ağabey, ben kendimi savunabilirim, teşekkür ediyorum.
SERKAN TOPAL (Hatay) - "Ben üyeyim, siz konuşamazsınız." Evet, kullandığı bazı cümleler yanlış olabilir.
BAŞKAN - Sayın Topal, lütfen... Arkadaşlar...
HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - "Susar mısınız." diyemez.
BAŞKAN - Arkadaşlar...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, müdahale eder misiniz. Sayın Topal...
BAŞKAN - Bakın, arkadaşlar, bir dakika...
SERKAN TOPAL (Hatay) - Sataşmadan sorumlu musunuz siz burada?
BAŞKAN - Sayın Topal, lütfen ortamı germeyelim.
HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - Ama önemli olan...
BAŞKAN - Sayın Öçal, lütfen...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Bir dakika Sayın Kadıgil.
Değerli arkadaşlar, lütfen karışmayalım. Siz de biraz sakin lütfen, bağırmadan konuşursak...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Uzatmayalım isterseniz.
SERKAN TOPAL (Hatay) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Tamam Sayın Topal.
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Zaten onu söyledikten sonra sataşmaya gerek yok.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hiç gerek yok bence de. Hep böyle oluyor komisyonlarda. Sanıyorum teknik ve suya sabuna...
HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - "Susar mısınız." diyemezsiniz, emir kipiyle...
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Daha ne yapayım? Evinize çiçek yollayayım Habibe Hanım.
Devam ediyorum ben.
BAŞKAN - Lütfen devam edin, lütfen sözünüzü toparlayın.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Tamam, devam ediyorum.
HABİBE ÖÇAL (Kahramanmaraş) - Bağırmayın diyorum.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Üçüncü ve son husus var. Şu soruyu sormak istiyorum: "Sadece üç film yasaklandı." dedi Sayın Başkan yaptığı işleme de. Siz verdiğiniz bu desteklerde kaç filme "Değiştir de getir, bu böyle olmaz." dediniz? Bunun istatistiğini de biz alabilirsek sanıyorum daha sağlıklı bir tartışma ortamı bulabiliriz diye düşünüyorum.
Ayrıca sanat siyasetin üstündedir diyoruz, evet. Yani buraya kadar yaptığım şeyler, inanın, bir kavga dövüş çıkarma niyetim yok, hakikaten teknik açıklamalardır ve olandır, olan budur, Türkiye'de yaşanan budur.
Siyasi kısmına gelecek olursak, hiçbir şekilde karışmamalı diyoruz ya siyaset sanata, sürekli karışıyoruz arkadaşlar, biz sürekli sanatın işine karışıyoruz, hepimiz hep birlikte sürekli sanatçıların işine karışıyoruz ve bu şekilde aslında bir ilerleme yaşamamız da mümkün değil. Yani burada konuştuğumuz şey sadece bir sinema endüstrisi değil.
Bakın, ne diyor biliyor musunuz Cannes Film Festival'nin direktörü? "Amerika yalnızca film ihraç etmekle ilgilenmez, bilakis yaşam tarzını ihraç etmekle ilgilenir." Yani şu anda Bakanlık içerisinde bu konuyu bilen ve alanında uzman bürokratlarımız olduğunu ve bu konuya bu nedenle dikkat ettiklerinin de ben farkındayım yani işini bilen insanlar da o bakanlık koltuklarında hâlâ oturuyor Allah'a şükür. Ancak şöyle bir durum var: Sadece sinema alanında değil arkadaşlar, sanatın tüm alanlarında daimi olarak bir baskıyla karşı karşıya sanatçılarımız, hem sanatçılarımız hem sanatımız baskı altında. Eğer bu yapmak istediğiniz amaca, Sayın Bakan Yardımcım, gerçekten ulaşmak istiyorsanız yani gerçekten Türk sinemasının dünyada etki yaratacak... Çünkü şu an şöyle bir durum var: Evet, filmlerimiz çok izleniyor ama Türkiye'de çok izleniyor. Dizilerimiz kadar çok fazla ihraç edemiyoruz çünkü Türk kültürüne uygun, Türk komedisine uygun gişe filmleri -tabiri caizse- iş yapıyor. Bunu bir adım öteye taşımak için, gururla verdiğimiz aile örneği gibi, hepimizin gururu, bu şekilde örnekleri çoğaltmak istiyorsanız sanatçıların önünü biraz daha açmamız, bu kurumları özgürleştirmemiz, özerkleştirmemiz ve bunların üstünden elimizi çekmemiz gerekiyor.
Son olarak da bahsettiğim gibi, maddelerde aslında tek tek girmekte sanıyorum daha büyük fayda olacak. Şöyle bir husus da -devlet temsilcileri burada olduğu için özellikle altını çizmek istiyorum- biz bu noktaya nasıl geldik? Mars nasıl bu kadar tekelleşti? Bu iş nasıl bu kadar zıvanadan çıktı? Rekabet Kurumu ne yazık ki kendi raportörlerinin raporuna karşın bu birleşmeye izin verdi ve daha sonra bu iş çığırından çıktı. Bu konunun da tutanaklara girmesi açısından tekrar tekrar altını çizmekte fayda görüyorum.
Teşekkür ediyorum.