KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız ve 7 arkadaşının sunduğu Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nin geneli üzerinde görüşmelerimiz devam ediyor.

Siyasi hayatım boyunca ne seçim kampanyaları sırasında ne de Parlamento çalışmaları sırasında seçildiğim bölgenin milletvekillerini hiç eleştirmedim. Bunu da bir prensip hâline getirdim ama burada söyleyeceklerimi Sayın Ziya Altunyaldız herhâlde bir eleştiri olarak saymaz, ben de prensibimi bozmamış olayım; sadece bir katkı olarak değerlendirebilirsiniz veya sistemle ilgili doğru veya yanlış değerlendirmeler olarak görürsünüz.

Her şeyden önce bu paket bir torba kanundur. Bunu konuşmasını yapan pek çok milletvekili arkadaşımız ifade ettiler. Yani hoş bir görüntü vermiyor. Cemil Meriç'in "Kırk Ambar" diye ifade ettiği kabîlden ne bulunduysa içine doldurulmuş ve aynı torbanın içerisinde karıştırılmış görülüyor. Yani böyle bir yasalaştırma biçimi hukuk düzenini bozuyor, hukuk düzenini dejenere ediyor. İlgililer, avukatlar, hâkimler, savcılar Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılan düzenlemeleri takip etmekte zorlanıyorlar. İlk, usul üzerine konuşma yaparken Bülent Bey söylemişti, "Bu 'torba yasa' tabiri Roma Dönemi'nden beri vardır." dediğine göre demek ki torba yasa yapma geleneği de çok eski demektir. O bakımdan, bu hiç olmaz diye bir şey söylemek mümkün değil; olabilir ama temenni ederim ve dilerim ki mümkün olduğu kadar az başvurulan bir yöntem olsun bu. Sık sık başvurulduğu zaman, gerçekten konunun uzmanları bile kendi alanlarıyla ilgili konuları takip etmekte zorluk çekiyorlar.

Bir başka nokta, üslupla ilgili. Yani burada üslupta zaman zaman çok şık olmayan ifadeler yer alıyor. Bence muhalefet partilerinin kanun teklifleri değil de Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonlarında ve Genel Kurulda Hükûmet partisinin teklifleri daha çok ele alındığına göre, ben Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunda bir yasa redaksiyon ekibinin oluşturulmasının faydalı olacağını düşünüyorum. İlgili milletvekilleri teklifi hazırlayabilir, bir metin ortaya çıkarılabilir ama bunun bir de redakte edilmesi ihtiyaç hâline geliyor. Bu, vaktiyle Adalet Bakanının bile şikâyet ettiği konulardan biriydi. Gerçekten, yasaların çok düzgün bir şekilde çıkması ülke açısından faydalıdır. Benim doktora tezim Tanzimat Dönemi vergi sistemiydi. Ben açık söyleyeyim, burada getirilen metinlerin çoğu Tanzimat Dönemi nizamnamelerinden daha kötü bir Türkçeye sahip. O bakımdan konunun son derece de önemli olduğunu düşünüyorum ve bu sorunun nasıl çözümlenmesi gerekiyorsa bu konuda hassasiyetin Hükûmet partisi tarafından yerine getirilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Bu arada Hükûmet partisi demişken şunu kabullenemediğimi söylemek isterim: "1'inci parti, 2'nci parti, 3'üncü parti" diye isimlendirmenin doğru bir şey olmadığını düşünüyorum çünkü "1'inci, 2'nci, 3'üncü" dediğiniz zaman bir derecelendirme yapıyorsunuz. Partiler arasında bir derecelendirme yoktur. Partileri bir derecelendirme mantığı içerisinde anmak, isimlendirmek, ister Anayasa'da yer alsın ister yasalarda yer alsın doğru bir şey değildir. Bu derecelendirmeden vazgeçmek lazım, bir başka isimlendirme yapmak lazım. "Hükûmet partisi" diyebiliriz, diğerlerine de zaten -eskiden olduğu gibi- "muhalefet partisi" diyebiliriz. Bu kavramın yerleşmesi için de zaman zaman bunu tekrar edeceğim.

İkinci bir nokta var. Bu ikinci nokta da bu teklif, dağınık yapısıyla da olsa açıkça görülüyor ki bir kriz yasasıdır yani bunun bir kriz yasası olduğunu, aslına bakarsanız, teklif sahipleri de açıkça ifade etmişlerdir. Bakın, 22'nci maddeye baktığımız zaman bunu görüyoruz. 22'nci maddede ne var? 22'nci maddede, bildiğiniz gibi, Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi kurulmaktadır. Bu komitenin görevi maddedeki ifadeyle şöyledir: "Sistemik risklerin gerçekleşmesi durumunda uygulanacak kriz yönetim planlarının oluşturulması bu komitenin görevleri arasındadır." Yani içinde bulunduğumuz krize yönelik olarak bu kriz yönetimin planlanması, bu teklifle kurulan bu Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesine verilmiştir. "Kriz" kavramı, "kriz yönetimi" ifadesi doğrudan doğruya yasa metninde yer almıştır. Nitekim bütün maddelere baktığımızda, geneli itibarıyla, içinde bulunduğumuz ekonomik krizi aşmaya yönelik veya maliyetlerini azaltmaya yönelik maddelerle doludur.

Ayrıca, yine aynı şekilde 22'nci maddede, Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesiyle ilgili olarak finansal sistemin bütününe sirayet edebilecek ölçüde olumsuz bir gelişmenin Finansal İstikrar ve Kalkınma Komitesi tarafından tespit edilmesi hâlinde alınacak tedbirlerden bahsedilmektedir. Yani sadece bir krizin varlığından değil, aynı zamanda finansal sistemin bütününe sirayet edebilecek ölçüde bir riskin genişlemesinden söz ediyor. Tabii, bu ifadelerin yer alması bunun bir kriz yasası olduğunu gösterir mi derseniz, bence gösterir. Çünkü bu hassasiyetle, bu riskleri hissederek hazırlanmış bir metin olduğu için içinde bulunduğu durumu yansıtıyor.

Diğer taraftan şunu da belirtmek isterim: Mevcut krizin ne denli derin olduğu, teklifin 37'nci maddesinde de açıkça gösterilmektedir. 37'nci maddeye baktığımızda, kamu kurum ve kuruluşlarının ellerinde bulunan, konvertibl olmayan paraların Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasına verilmesi zorunlu kılınıyor. Nedir, hangileridir bu konvertibl olmayan paralar? Birleşik Arap Emirlikleri dirhemi, Irak dinarı, Suriye lirası, Azerbaycan manatı, Brezilya reali, Malezya ringgiti, Hindistan rupisi, Meksika pesosu, Yeni İsrail şekeli gibi pek çok para var. Bu ülkelerin madeni paralarını ise darphane toplayacak. Şimdi, bu maddeyi okurken ister istemez 1980 öncesi bir siyasetçimizin Türkiye'nin 70 sente muhtaç olduğuyla ilgili ifadeleri aklıma geldi. "70 sente muhtacız." demişti. Şimdi bu maddeyi gördükten sonra Hükûmet açıkça "Türkiye, 70 Suriye kuruşuna muhtaçtır." demek istiyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu demir paraların, konvertibl olmayan paraların miktarı nedir acaba, ne kadar bir parayı ifade ediyor? Sayın teklif sahipleri bunu burada ifade ederlerse Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu paranın hangi düzeyde olduğunu görmemize, değerlendirme yapmamıza da imkân sağlayacağını düşünüyorum.

Diğer taraftan, bir taraftan Merkez Bankası, bir taraftan darphane kâğıt paraları veya konvertibl olmayan madenî paraları toplayacağına göre, bu kuruluşların ellerindekini müsadere mi etmiş olacak, yoksa karşılığında bir şey verecek mi, bu da belli değil, açıklanırsa faydalı olur diye düşünüyorum.

Üçüncü bir nokta, krizin kimi zenginleştirdiği, kimi yoksullaştırdığıyla ilgilidir. Her kriz herkesi yoksullaştırmaz, kriz herkesi vurmaz, aksine her kriz döneminde zenginleşenler olur, yoksullaşanlar olur. Krizler gelir, belli bir zengin sınıf tasfiye olabilir, yerine yeni bir zümre zenginleşebilir veya krizle birlikte yoksullar daha yoksul olduğu hâlde zenginler daha da zengin hâle gelebilir. Bu paketi incelediğimiz takdirde, maalesef, Hükûmet partisine ait teklif açıkça krizin maliyetlerini işsizlerin, işçilerin, asgari ücretlilerin üzerine yıkmaktadır. Bu kesimlerle ilgili hiçbir iyileştirme yoktur yaşlılık maaşı dışında, o da görüntüyü, algıyı biraz bulandırmak içindir. Aksine, yüksek gelir gruplarına yönelik iyileştirmeler yapılıyor, bu üst gelir gruplarına aktarılan kaynaklar dar gelirlilerden tahsil ediliyor. Bu niteliği itibarıyla bu 71 maddenin özü: Bu krizde yoksulların daha yoksul hâle geleceği ve daha büyük bir geçim sıkıntısı içerisine düşeceği ama bazı zengin, varlıklı kesimlerin de rahatlayacağı anlaşılmaktadır.

Dördüncü bir nokta: Acaba bu paketle Hükûmet krizi fırsata mı çevirmeye çalışıyor? Yani kriz ve belli ortamlar birilerine fırsat doğurabilir yani Cenab-ı Hakk'ın lütfu olabilir bazı gelişmeler. Bu kriz de Hükûmet açısından bir fırsat mıdır acaba? Metne baktığımızda bu konuda tereddütler oluşturacak maddeler var, mesela 48'inci madde; belediyelere yardım. Sayın Cumhurbaşkanı belediyelere yardımda bulunabilecek. Hangi belediyeye, hangi ölçüye göre, objektif kritere göre yardımda bulunabilecek, bunun hiçbir sınırlaması yok. Sayın Cumhurbaşkanı istediği belediyeye, istediği yardımda bulunacak, istemediği hiçbir belediyeye de hiçbir yardımda bulunamayacak. Böylesine sadece Sayın Cumhurbaşkanının inisiyatifine bırakılmış bir düzenleme. Bu doğru mu? Bu doğru değil. Neden doğru değil? Çünkü Cumhurbaşkanı partisiz bir Cumhurbaşkanı değil, Cumhurbaşkanı partili bir Cumhurbaşkanı, iktidar partisinin, Hükûmet partisinin Genel Başkanıdır ve bu partiye mensup da çok sayıda belediye başkanı vardır, belediye vardır; partili Cumhurbaşkanı olarak kendi belediyeleri ile diğerleri arasında fark gösterebilecek midir veya objektif ve tarafsız bir kaynak paylaşımı yapabilecek midir? Bu imkânsız görünmektedir. Bunun aksine, muhalefet belediyelerini sıkıştıracak, kendi belediyelerini rahatlatacak bir politikayı benimsemesi de muhtemeldir.

Sadece 48'inci maddede değil, 58'inci maddede de İller Bankasının safi gelirinin yüzde 51'inin belediyelere dağıtımıyla ilgili düzenleme var. Burada da hiçbir objektif kriter konulmamış, doğrudan doğruya bu bankanın yönetiminin inisiyatifine bırakılmış bir dağıtım vardır ki bu da iktidara çalışacak diğer partilere, muhalefet partilerine zarar verebilecek bir niteliktedir.

68'inci madde var; merkezî yönetim bütçesinden karşılanan metro, şehir içi raylı ulaşım sistemlerinin belediyelere devri var, bu devir karşılığında maliyetin belediyelerden tahsili var ve bu tahsilatın da hangi ölçülere, kurallara göre yapılacağı sadece Cumhurbaşkanının inisiyatifine bırakılmış. Bu aslında, muhalefetin kazanacağı bazı belediyeleri zora sokmaya yönelik bir düzenleme görüntüsündedir. Merkezî yönetimle belediyenin ne farkı var? Merkezî yönetim, nerede yaptığı bir kamu hizmetini parayla satmıştır, devretmiştir belediyelere? Belediyelerin gelirlerine el koymak için düzenlenmiş bir maddeye benzemektedir.

Diğer taraftan, Sayın Cumhurbaşkanının para yönetimini merkezîleştirme politikası bu teklifle de birlikte genişlemektedir. Yani hazine elindedir Sayın Albayrak'ın, Hazine ve Maliye Bakanının, maliye elinin altındadır. Bu yetmedi -biliyorsunuz, Türkiye Varlık Fonu var, devletin bütün iktisadi işletmelerini toplayan- Varlık Fonu'nun -bir anonim şirkettir burası- Yönetim Kurulu Başkanı -ki önemli bir para hacmini ifade eder burası- Sayın Cumhurbaşkanıdır, kendisini atamıştır, Başkan Vekili de Sayın Hazine ve Maliye Bakanıdır. Şimdi bu yetmiyor, bu teklifle birlikte Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde olması gereken, bulunması gereken birtakım işler ve nakit hareketleri doğrudan Hazine ve Maliye Bakanlığına devrediliyor. Ya, bu ne kadar büyük bir bakanlık? Yani para hareketleriyle ilgili her şeyi -yani bazı kavramları, bazı ifadeleri de söylemek istemiyorum yani aile bağları da var Sayın Cumhurbaşkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı arasında- devlete ait, devletin bütün parayla irtibatlı birimlerini tek elde toplamaya çaba harcamak yanlış bir şeydir, yanlış bir politikadır. Bu, gelişmiş demokrasilerde görülebilecek bir hadise değildir. Böyle bir düzenleme yapıldığı takdirde öyle bir siyaset anlayışının ayakta kalması mümkün değildir, tepki duyulmaması mümkün değildir. Ama bu kriz yasasında da bu genel politikanın sürdürüldüğünü görüyorum ve bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Şu Ulaştırma Bakanlığının görevleri kalsın Ulaştırma Bakanlığında. Zaten bakanlar, biliyorsunuz Anayasa'da çok yerde geçtiği için "bakan" kelimesi, 16 Nisan referandumunda değiştirilmemiştir ama bakanlar eski bakanlar değildir, şu anda bakanlar Sayın Cumhurbaşkanının sekreterleri gibidirler çünkü Cumhurbaşkanı tek başına hükûmettir. Eskiden Bakanlar Kurulu kararları vardı, kararnameleri vardı, Bakanlar Kurulunun ortak sorumluluğu vardı, ortak politikaları vardı, şimdi yeni sistemde bunların tamamı sadece Cumhurbaşkanına aittir. Hiçbir bakan kendi bürokratlarının atanmasında bile bir imza yetkisine sahip değildir.

Evet, geneli üzerinde çizeceğim çerçeve bundan ibaret, zaten önümüzde 71 madde vardır. Her bir maddeyi görüşürken, müzakere ederken görüşlerimizi söyleyeceğiz.

Sayın Başkana teşekkür ediyorum.