KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Beş dakikaları geçmiş miydik? Teşekkür ediyorum. Uçağım var diye sanıyorum öne aldınız.

BAŞKAN - İstemiyorsanız iptal edeyim.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Yok, yok, aslında konuşabilirim. On dakika mı konuşacağım bir de?

BAŞKAN - Beş dakika.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Beş dakika, teşekkür ediyorum, buna da şükür.

Sayın Bakan, değerli bürokratlar; merhabalar.

Hazırlık yapıyordum ama yarıda kaldı. Teşekkür ediyorum tekrar, uçağım olduğu için sanıyorum. Ama çok bir hazırlığa da gerek yok. Ben bir avukatım. 2007 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum ve mesleğe başladım. Mesleğe başladığım yıl Ergenekon davaları vardı, ben orada mesleğe başladım. İlk bir buçuk senemi Ergenekon kumpasında stajyer avukat olarak sürdürdüm. Orada FETÖ'yle nasıl mücadele edilmesi gerektiğini sayfalar dolusu anlattık. Tam şurada, heyetin oturduğu yerde Köksal Bey oturuyordu, hemen yanında Zekeriya Öz denen karakter oturuyordu. O yargılamalar başladığında bir avukat olarak ilk sözü ben o yargılamalarda aldım ve çıktım, dedim ki: Şu anda siz bu devleti bir cemaate teslim ediyorsunuz, burada yaptığınız sizin iş değildir, eğer hâkimseniz bu yargılamalara derhâl son verirsiniz; hâkim değilseniz, savcı değilseniz bilin ki bundan sonra, belki üç yıl sonra, belki beş yıl sonra, belki on yıl sonra siz burada sanık olarak oturacaksınız ve biz müşteki koltuklarında sizi yargılayacağız. Şu anda hukuku kendine evirmek çevirmek için bunu yapan insanların hepsi, bir kısmı kaçak, uçtular gittiler; bir kısmı sanık olarak yargılanıyorlar. Ve o gün anlatmaya çalıştığımız her şeyi ben bugün aslında size anlatmaya çalışacağım. Çünkü Fetullah Gülen cemaati denen karanlık oluşumun devletin her köşesine nasıl sızdığını hepimiz çok iyi biliyoruz, yargıyı bu kadar avuçlarının içine aldığını da hepimiz çok iyi biliyoruz. Ben daha o zaman 25 yaşında bir avukattım 2010 referandum değişikliğini yaparken. Dediğim gibi, konuşma metnim hazır değil, biraz doğaçlama konuşacağım, kusuruma bakmayın sinirlenirsem de. Sinirliyim çünkü ben orada 2 tane müvekkilimi kaybettim, öldüler, esir tutulurken öldü benim müvekkillerim orada. Biz anlatamadık derdimizi, çünkü ne istedilerse verdikleri bir dönemdi o dönem ve ne istedilerse veriyorlardı ve bizim "Hukuk elden gidiyor." yakarışlarımızı duyan bir kulak çıkmadı.

Şu anda size aynı şeyi söylüyorum Sayın Bakan: Hukuk elden gidiyor. Ben bugün bu sırada oturuyorsam avukatlık mesleğini hakkıyla yapamadığım için, çözümü siyasette aramak istediğim için bu sıralarda oturuyorum. Çünkü ben mesleğimi yapamıyorum. Arkanızdaki diğer tüm bürokratlara da söylüyorum, ben mesleğimi yapamıyorum şu anda. Atadığınız hâkimlerin birçoğu hâkim değil. Ne kadar güzel hâkim varsa ne kadar savcı varsa, ne kadar işini bilen insan varsa muhalif oldukları gerekçesiyle... FETÖ'cüleri dediğim gibi bir kenara bırakıyorum. Bir Allah'ın kulu çıkıp bana FETÖ'cü falan diyemez, çünkü ben onlarla mücadele ederken sene 2007'ydi, o yüzden bu rahatlıkla konuşacağım ben. Nasıl ki onlara yapıyorsam aynı uyarıyı size yapıyorum, onlar nasıl ki hukuku kendilerine kullanmak için eğip büktülerse, nasıl ki kendinden insanları yetiştirip hukuk sistemimizi oyuncak ettilerse şu anda ne yazık ki mevcut iktidar aynı politikayı sürdürüyor. FETÖ kadar tehlikeli değilsiniz ama yaptığınız bu şey o kadar tehlikeli. Eğer bu yaptığınızı yapmaya devam ederseniz... Bunu ben demiyorum, sadece benim olarak da düşünmeyin lütfen, AKP seçmeninin şu anda yüzde 40'a yakını yargıya güvenini kaybettiğini söylüyor, bunu sadece ben söylemiyorum.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ama cümleniz doğru değil, doğru değil.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Çelebi müsaade edin.

Bunu sadece ben söylemiyorum, AKP seçmeninin yüzde 40'i diyor ki: "Ben bu ülkede yargıya güvenmiyorum."

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL - Niye bağırıyor Başkanım, gayet duyuyoruz.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Kusura bakmayın, bu konular açıldığında sinirlerim bozuluyor birazcık haklı olarak, şöyle biraz geriden konuşayım, belki daha iyi olacak.

BAŞKAN - Mikrofonu biraz uzaklaştırırsanız.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Tamam.

ADALET BAKANI ABDULHAMİT GÜL - Hakîm, savcı değiliz. Duruşma salonu değil burası, niye bağırıyor?

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ya inanın duruşma salonlarında mesleğimizi yapamadığımız hâle getirildiğimiz için burada beş dakikalara kısıtlı bir şekilde dert anlatmaya çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Evet, lütfen müdahale etmeyin.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Ve şu anda geldiğimiz noktada... Bunu ben demiyorum, beni sevmeyebilirsiniz, sevmediğiniz bir insan olabilirim, size muhalif olabilirim, bunu ben demiyorum. Size oy veren insanların yüzde 40'ı diyor ki: "Ben bu ülkede yargıya güvenmiyorum." Bunu, inanın sizin teşkilatlarınızdan insanlarla konuştuğumuzda tek bir soru soruyorum, mahcubiyetle başlarını öne eğiyorlar. Mesela bir ilçe başkanlığınızda görevli bir arkadaşınızla, teşkilatınızdan bir arkadaşınızla konuşuyorum: "Şimdi bir AKP milletvekiliyle karşılıklı davan olsa sen mi kazanırsın güzel kardeşim, o mu?" diyorum. İnanın mahcubiyetle cevap veremiyorlar. Şu anda geldiğimiz nokta, bu nokta. Ben avukat olarak görev yapıyordum, dediğim gibi, mecburiyetten şu anda bu sıralarda oturuyorum. Eğer siz bu şekilde devam ederseniz bu ülkenin altını dinamitlersiniz. Çünkü adalet olmazsa... "Adalet mülkün temelidir." diye boşa yazmaz orada, devletin temeli adalettir. Eğer vatandaş adalete güvenmezse yaptığınız her iş, şu an olduğu gibi meşruiyetini bir süre sonra yitirecektir.

Bakın, burada bakıyorum çok güzel şeyler yazmışsınız bu sunumunuzda: "Yaptığımız değişiklikler neticesinde masumiyet karinesini lekelenmeme hakkını ortadan kaldırdık." diyorsunuz. Kaldırmadınız, bu fıkra gibi geliyor bana. Eğer ki böyle bir durum varsa masumiyet karinesine...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, teşekkür ediyorum Sayın Kadıgil.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkanım, son bir dakika rica edebilir miyim? Çok bölündüm Sayın Başkan.

BAŞKAN - Veremiyorum, özür dilerim. Bakın konuşmanızı öne aldım 30'uncu sıradan, sizi arkadaşlarınızın şeyiyle öne aldım, süreyi iyi kullanamadınız. Teşekkür ediyorum.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Peki, ben teşekkür ederim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kaçmaz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Başkanım bir şey ekleyebilir miyim?

BAŞKAN - Sayın Çelebi, lütfen. Sayın Kaçmaz'a söz verdim, daha sonra size söz vereceğim.

Buyurun Sayın Kaçmaz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Şunu belirtmek isterim Sayın Başkan: Bir devlet ile bir terör örgütünü aynı kefeye koyamaz, bu doğru bir şey değildir.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Neyle neyi koyamam, duymadım, pardon?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sizin cümleniz. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Kaçmaz, buyurun.

Arkadaşlar, lütfen.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Duyamıyorum ne dediğinizi.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Bu şekilde başlayamam Başkanım, nasıl başlayacağım?

BAŞKAN - Sayın Çelebi, tamam, tutanaklara geçti.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Hayır şunu diyorum ben: FETÖ'nün o gün yaptığı ne kadar tehlikeliyse mevcut iktidarın bugünkü yaptığı da o kadar tehlikeli. Bu kabul edilemez.

BAŞKAN - Tamam arkadaşlar, lütfen.

Sayın Kaçmaz'a söz verdim, buyurun Sayın Kaçmaz.

HÜSEYİN KAÇMAZ (Şırnak) - Diğer tüm hazirunu saygıyla selamlıyorum.

Grubumuzdaki diğer Komisyon üyesi ve üye olmayan milletvekili arkadaşlarım da söyledi, gerçekten sunumu dinlerken -ben de avukatım onu söyleyeyim öncelikle- maalesef ki sunumdaki durum ile Türkiye'de gerçekte yaşanan adaletteki durum arasında dünya kadar fark var. Temennimiz, evet, gerçekten sunumdaki gibi süt liman bir ortam olması ama yok. Onu öncelikle söyleyeyim.

Konuşmama aslında hem soru şeklinde hem de bir kınamayla başlamak istiyorum. Biz milletvekilleri -HDP Grubu- cezaevi görüşmelerine gitmek istediğinde, vekillerimizle görüşmek istediğimizde maalesef ki cevap verilmiyor, hani tenezzül edilip ret bile edilmiyor, cevap verilmiyor sanki biz talep etmemişiz gibi; cezaevinin kapısında basın açıklamasına da izin verilmiyor, cezaevine gitmemize de izin verilmiyor. Hani, demin bazı vekillerimiz itiraz etti ya da zamanında vesayet kurumlarının kendilerine çektirdiğinden bahsettiler ama bu dönemde tam da biz yaşıyoruz bunu. 2007'de üniversitede öğrenciydim, 367'ye birçok arkadaşla karşı çıktık. Sabih Kanadoğlu üniversiteye geldiğinde o zaman çıkıp protesto da ettik ya da başörtülü arkadaşlarımız mağdur edildiğinde çıkıp destek de verdik ama maalesef ki AKP iktidarları döneminde devletin sopasını -diyeceğim maalesef ki- eline alınca herkesin kafasına vurmaya başladı, o "Değiştireceğim." dediği statükoya, vesayete maalesef ki kendisi dönüştü. Şu an teslim olmuş durumda, onu açık bir şekilde söyleyelim.

Çözüm sürecinde birçok dosyalar görülmeye başladı, ortamda bir yumuşama vardı; daha doğrusu hukuka, adalete bir yaklaşım vardı, öyle söyleyeyim. JİTEM davaları açılmaya başlandı, şu an teker teker zaman aşımından dosyaların hepsi hakkında düşme kararı veriliyor. Musa Anter dosyasında tanığın nerede olduğu belli olmasına rağmen, ilgili kurumca yurt dışına müzakere yazılıp ifadesi alınmıyor, bu dosya da zaman aşımıyla düşmeyle karşı karşıya. Ki dün de belirttim, Musa Anter'in katil zanlısı olan ve beş yıllık uzun tutukluluk süresi sebebiyle tahliye edilen kişi, dün itibarıyla AKP'den aday adayı oldu belde belediye başkanlığı için; bu durumu da belirtmek istiyorum. Yine, Sayın Tahir Elçi, meslektaşımız Tahir Elçi katledildi, dosyasında milim ilerleme yok, soruşturmada milim ilerleme yok. Yine, zaten vekil arkadaşlarımız belirtti, Sise Bingöl ana, gerçek yaşının yaklaşık 85 olduğu söyleniyor, resmiyette daha küçük olabilir, 74 yaşlarında; şu an Adli Tıp Kurumunun raporlarına göre ya da iddialara göre çocuklarını bile tanımıyor durumda olmasına rağmen şu an tahliye edilmiyor.