KOMİSYON KONUŞMASI

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, öncelikle hayırlı olsun, geçtiğimiz son on altı yılın 10'uncu Kültür ve Turizm Bakanı olarak buradasınız, bütçeniz de hayırlı olsun. Genelde biz bu bütçe görüşmelerinde devlet malının har vurup harman savrulmasından dert yanıyoruz. Size tam tersinden dert yanacağım ben. Çünkü yüzde 0,5'ine tekabül ediyor ne yazık ki genel bütçenin içindeki payımız. Hâlbuki dünyada kabul edilen asgari standart en az yüzde 1'inin ayrılması gerektiği yönündedir, bizde bunu asla uygulayamıyoruz bir şeklide ve bu kadar az parayı nereye harcayacağımızı şaşırmış durumdayız.

Sayın Bakan, ben sizin yerinizde gözü olan bir milletvekili olarak konuşuyorum. Ancak turizm kısmında gözüm yok, kültür bakanlığında benim gözüm. Turizm ve kültür bakanlığının aynı potada eritilmesinin manasızlığının da bir turizmci olarak yeterince farkında olduğunuz kanaatindeyim. Bu konuda ilk önce bir adım atılması gerektiğini söylemek istiyorum ve derhâl Kültür Bakanlığının Turizm Bakanlığından ayrılarak hak ettiği değere kavuşturulması gerektiği kanaatindeyim.

Biz burada sabahtan beri birtakım eleştirilerde bulunuyoruz ancak bu eleştirilerin geneline baktığımızda aslında içine sürüklendiğimiz siyasi krizin yansımalarından ibaret, farkında mısınız bilmiyoruz. Gerek sanat alanındaki daralma gerek çeşitli alanlara yönelik baskılar aslında bir siyasi krizin şu anda kültür, sanat ve turizm hayatımızdaki olumsuz yansımalarından ibaret. Ama çok az zamanımız var, o yüzden ben kısaca üç beş hususa dikkatinizi çekmek istiyorum.

Bunların birincisi telif hakları. Her bütçede, her görüşmede, yapılan her sunumda 350 milyon dolara ulaşan TV dizisi ihracatlarından ya da gittikçe gelişen sinema filmlerimizle övünmekteyiz. Ancak bir bilgi vermek istiyorum: Bizim yayınlanan hiçbir programda, hiçbir dizide, hiçbir sinema filminde hiçbir arkadaşımız tek kuruş telif almıyor. Ben bunu yurt dışı örgütlerine söylediğimde bizimle dalga geçiyorlar, benim bilmediğimi düşünüyorlar, böyle bir şey olamayacağı inancında gelişmiş ülkeler, örneğin FIA'da, "Böyle bir şey olamaz." diyorlar, böyle bir şey oluyor; ne yazık ki sadece Türkiye'de oluyor. Sadece bununla da kalmıyor, sadece Türkiye'deki teliflerimizi toplayamamakla kalmıyoruz, bizim telif yasamız çağın çok dışında kaldığı için yurt dışında toplanan telifleri dahi alamıyor bizim yerli ve millî sanatçılarımız sizin deyiminizle. Şöyle bir sıkıntı yaşıyoruz: İkili anlaşmalar yapmaya çalışıyoruz diğer ülkelerle çünkü birçok ülkede birçok filmimiz, dizimiz yayınlanıyor aslında. Burada telif birlikleri var, bu telif birlikleri bizim oyuncularımızın paralarını da, haklarını da topluyorlar ve beş yıl geriye doğru topluyorlar. Ancak bu topladıkları paraları biz dağıtamıyoruz çünkü bizimle anlaşma yapmak istemiyorlar çünkü "Sizin telif haklarınız olması gerektiği düzeyde değil. Biz size bu paraları verirsek bizim oyuncularımızın haklarını geri alamayacağız." diyorlar ve bu vesileyle bizim oyuncularımızın yurt dışında toplanan telifleri dahi oyuncularımıza ne yazık ki verilemiyor yani sadece içerideki değil, dışarıdaki hakları da ne yazık ki gasbedilmiş durumda Türkiye'deki televizyon ve sinema emekçilerinin.

Burada sunumunuzda sayfa 10'da kanun teklifinden bahsetmişsiniz. FSEK konusunda bir hazırlık olduğu hepimizin malumu. Ben bu mesleğe başladığımda, sektöre girdiğimde sene sanıyorum 2009'du, Ertuğrul Günay davet etmişti "Yeni ve güncel bir telif yasası hazırlıyoruz, buyurun, görüş bildirin." diye. Ben de aynen şu an sizin duyduğunuz heyecanla kanun teklifinin yeni yasama yılına hazırlanacağı beklentisiyle gidip çeşitli destekler vermiştik ama olmadı. 2009'un üzerinden dokuz yıl geçti, en son hazırlanan kanun teklifi geçen sene itibarıyla yine kadük oldu ve burada bir sıkıntımız var.

Sayın Bakan, davet ettiğinizi biliyoruz sinema alanında faaliyet gösteren STK'lerimizi ve "Anlaşın." dediniz onlara ancak anlaşmaları mümkün değil. Şunun altını çizmek gerekir ki burada aslında kendi aralarında çıkar çatışması yaşayan gruplardan bahsediyoruz. Daha da önemlisi bu grupların bir kısmı işveren durumundayken bir kısmı işçi pozisyonunda. İşçilerin oluşturduğu STK'nin işverenler tarafından uzlaşarak size bir şey getirmesi mümkün değil. Biz aslında tam da bu noktada Bakanlığa ve aslında devlete ihtiyaç duyuyoruz. Devletin devreye girerek güçsüz pozisyonda olan insanları güçlü pozisyonda olan insanlara karşı korumasını bekliyoruz. Ancak şunu da biliyoruz: Seçildiğiniz günden bu yana muhtemelen 7 ya da 8 kez gelmişlerdir ziyaretinize ve tek bir söylem söylemişlerdir size: "Bunu yaparsak kanallar batar, biz bu kadar ihracat yapıyoruz." Her işverenden duyabileceğiniz sözler. Asgari ücreti 1.600 liraya çıkardığınızda fabrikatörler de size karşı çıkar ama bu, aranızda anlaşamadınız diye bunu yapmamanın bir gerekçesi olarak sunulmamalı ve sunulamaz.

Burada adil bedel üzerinden bir tartışma yaşıyoruz. En son önerdikleri ve sinema meslek birliklerinin aslında ortaklaşamamasının sebebi yapımcılar meslek birliklerinin TV yayıncılarının lisans bedeli üzerinden yalnızca yüzde 6'yı tüm sektörümüze layık görmüş olmalarıdır. Bu da kabul edilemez bir tutardır. Dünya uygulamalarına baktığınızda ne kadar komik olduğunu ve yapımcıların aslında bu konuda birazcık kanallarla birlikte hareket ettiğini göreceksiniz. Buna da mecburlar çünkü yapımcılarımız da...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Bir dakika daha alabilir miyim? Ben Abdüllatif Bey'in yerine de konuşmak istiyorum.