KOMİSYON KONUŞMASI

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca bugün söz alan tüm milletvekili arkadaşlarıma, soru soran arkadaşlarıma da tekrar teşekkür ediyorum. Gerçekten verimli bir bütçe müzakeresi oldu. Tüm arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyorum.

Esasen çok da yorumlar geldi, sorular geldi, belki hepsini cevaplayamayız. Cevaplayamadıklarımız olursa eğer bunu da yazılı olarak Komisyonumuza iletmek isteriz.

Yeni bir sisteme geçtiğimizi sözlerimin başında da söylemiştim, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi yani bir deyişle başkanlık sistemine geçtik. Bu tabii ki parlamenter sistemden farklı bir sistem. Şu anda yürütmenin başında da Sayın Cumhurbaşkanımız var. Avrupa Birliğiyle ilgili de sorular sordular. Önemli olan güçler ayrılığıdır, hukukun üstünlüğüdür ve demokrasinin işlemesidir, önemli olan balığın yüzerek karaya vurmadan önce yüzebilmesidir sularda, engin sularda bile; bu, bizim için önemlidir. Tabii ki bu sistemde Hükûmetin başında olan, yürütmenin başında olan Cumhurbaşkanının danışma niteliğinde kurullar kurması da son derece doğaldır ve bu kurullar danışma niteliğindedir. Esasen "tek adam rejimi" diyen arkadaşların, diğer taraftan, bunu söyleyerek çelişki içine düştüğünü de söylemek isterim çünkü Sayın Cumhurbaşkanımız istişareye çok önem verir ve önceki dönemde Başbakanken de buna benzer mekanizmaları danışmanlarıyla da çok iyi işletirdi. Biz de özellikle dış politikamızın oluşması konusunda tüm arkadaşlarımızla kafa yoruyoruz, tüm büyükelçilerimizden düşüncelerini, eleştiri de dâhil, cesur bir şekilde iletmelerini özellikle son Büyükelçiler Konferansı'nda da bir kere daha istedim. Ayrıca, Bakanlığımızda bir danışma kurulu var. Diğer taraftan, yine, akademisyenlerle biz buluşuyoruz, görüşüyoruz. Neden? Dış politikamızla ilgili onların bakış açılarına ihtiyacımız var. Biz bir yerden yürütürken bir taraftan belki her şeyi göremeyebiliriz, ben de göremeyebilirim Dışişleri Bakanı olarak. Bir konuda rapor getirilmesi ya da öneri getirilmesi, tespitte bulunulması politikanın o kurul tarafından sadece oluşturulması anlamına da gelmez ama bu tür kurullardan faydalanmak lazım, politikalarımızı geliştirebilmek için farklı bakış açılarından yararlanmamız lazım. Bu son derece sağlıktır. Sadece dış politikada değil, diğer alanlarda da bu kurullar tıkır tıkır işliyor. İçlerinde sanatçılar da var, akademisyenler de var, ekonomistler de var, dış politika uzmanları da var ve biz Dışişleri Bakanlığı olarak bundan da büyük bir mutluluk duyuyoruz ama en son bu önerilerle beraber, dış politikamızın oluşturulması ve uygulamasında arkadaşlarımız ve Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapacağımız toplantılarla bunları belirliyoruz.

Diğer taraftan, dışarıdan atanan büyükelçiler konusunda isim de vererek arkadaşlarımız yorumlar yaptı. Şimdi, burada özellikle arkadaşlarımız var yani daha önce Bakanlığımızda başarılı bir şekilde görev yapmış, şimdi farklı partilerde görev yapan arkadaşlarımız var. Bazen Bakanlığımızdan siyasete adam göndeririz, bazen de siyasetin içinden insanlarımız ya da dışarıdan büyükelçi atanabilir. Dışarıdan büyükelçi atama kanunu ne zaman çıktı? Yeni sistemle mi çıktı ya da biz iktidara geldikten sonra mı çıktı? Dışarıdan vali atama ve büyükelçi atama kanunu bizden çok çok önce çıktı ve biz burada atarken liyakate çok önem veriyoruz. Geçen gün Tokyo'daydım. Diğer arkadaşlarımız da hepsi yurt dışında Bakanlığımızda yetişen ve yetişmeyenlerin hepsi görevlerini yapıyor. Bir aksaklık olduğu zaman liyakat esasıyla... Başarısız olduğu zaman biz zaten gerekli soruşturmaları yapıyoruz, gerekli tedbirleri alıyoruz. Şimdi, eleştirdiğiniz Murat Mercan parlamenter diplomasisinde 2002 yılından bu yana benimle beraber çok yoğun çalıştı ve çok başarılı bir arkadaşımız. Tokyo'da imparatorluk ailesi dâhil ulaşmadığı, açmadığı bir kapı da yok. Böyle başarılı arkadaşlar veya diğerleri... Diğer taraftan, yine Çin Büyükelçimiz, Pekin Büyükelçimiz... AGİT'te Başkan Yardımcılığı yaptı, 57 ülkenin ortak meclisinin başkan yardımcılığını yaptı. Aynı şekilde diğer arkadaşlarımız. Dil bilmeyen bir arkadaşı bizim görevlendirmemiz mümkün değil. Artık yeni sistemde ekonomi müşaviri de dışarıdan olabilecek, turizm müşaviri de dışarıdan olabilecek, olmalı. Sektörden bir arkadaşımızı müşavir olarak göndersek -büyükelçilerimiz bilir- ticaretin artması için, turizmin artması için daha çok çaba sarf etmez mi? Eder. Yani, liyakatle herkes bu görevleri yapabilmelidir. Büyükelçilik yapma görevi beş seneden sonra değil, beş sene herhangi bir kurumda hiç görev yapmamış bir kişi de -eğitim ve diğer konularda tabii kriterler var- devlette hiç görev yapmasa bile, özel sektörden biri büyükelçi atanabilir. Başka ülkeler de bunu yapıyor. ABD özellikle, birçok iş adamını büyükelçi olarak görevlendirebiliyor. Önemli olan budur, bunun sorumluluğu da o büyükelçileri görevlendiren iktidardadır.

Şimdi, "grand payeur" meselesi, Ünal Bey, bu konuda ben karar verdim. Niye? Orada görev yaptım, Avrupa Konseyinin zorluklarını, finansal zorluklarını biliyoruz. Yani onlar, biz uğraştık da zorla olduk değil, ilave 20 milyon avro verdik. Fakat, bizim verdiğimiz bu para bir FETÖ'cü teröriste ödül olarak giderse, para ödülü, ben o parayı keserim. Yani işin özeti budur. Biz Avrupa Konseyiyle ortağız ama maalesef bu sebepten dolayı 33 milyondan 14 milyona düşürdük, bu da zaruri ödememiz gereken aidat ama daha fazlasını da vermemiz mümkün değil.

Arkadaşlar, "Wikipedia" neden yasaklandı Türkiye'de? Atatürk'e "diktatör" dediği için. Diğer taraftan, Türkiye'yi IŞİD'le, DAEŞ'le aynı gösterdiği için. Şimdi size soruyorum: Bu salonda hangimiz Türkiye'de herhangi bir şahsın Atatürk'e hakaretini ifade özgürlüğü olarak alabiliriz? Var mı aranızda?

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Yok öyle bir şey.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Yoksa niye "Wikipedia"yı savunuyorsunuz?

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - İçerik düzeltmesiyle ilgili bir şey yapılabilirdi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Düzeltmedi, uyardık.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Bir yazar... Bir yazar...

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Uyardık, bir yazar olabilir, başkası olabilir. O zaman Türkiye'de de bir yazar ya da bir kişi söylediği zaman "ifade özgürlüğü" diyebilir miyiz? Diyemeyiz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Öyle derseniz dünyaya kapanalım o zaman!

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Öyle değil işte, öyle değil. Biz uyardık, Atatürk'e hakareti, Atatürk'ü diktatör gösteren karikatürün kaldırılması konusunda talepte bulunduk, yapmadılar. Lütfen bu konularda ifade özgürlüğü ile bu tür şeyleri kıyaslamayalım.

Hişyar Bey burada mı? Yok. Esasen sorular sormuştu. Şimdi, yurt dışındaki yardımlarda, arkadaşlar, biz insani yardım da yapıyoruz, kalkınma yardımı da. Kalkınma yardımlarında genellikle o ülkelerden gelen talepleri dikkate alıyoruz çünkü öncelikleri onlar daha iyi bilir. Bazen eğitim olabiliyor, bazen bir su projesi olabiliyor, bazen bir hastane olabiliyor, bazen de o ülkenin hizmet binalarının yenilenmesi oluyor. Nasıl işte Komrat'ta -biraz önce arkadaşlarımız, Özkan kardeşimiz dedi- belediye binasını yaptıysak yine Kişinev'de de Cumhurbaşkanlığı binasının restorasyonunu yapabiliriz. Bu, o ülkeye bizim yaptığımız bir yardımdır. Neticede bu çeşitlilik arz eder. Bazen dışişleri bakanlığı binalarını yeniledik, bazen de meclis binalarını yeniledik, demokrasinin merkezi. Bu arada, Hişyar Bey'in yanlış bilgisi var, Moldova'da diktatörlük falan yok, orada parlamenter sistem var. Sistemin ne olduğu önemli değil, Avrupa Konseyi üyesi ve bu konularda da çok önemli mesafeler kateden...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - TOMA'ya ihtiyacı yok o zaman.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Bakın, yardımların içinde asayişle ilgili talep de olur. Asayişle ilgili vermesi... Suç işlendiği zaman böyle bir TOMA'nın kullanılması ihtiyacı varsa neden verilmesin? Askerî eğitim ihtiyacı varsa Somali'de veririz, polis eğitim ihtiyacı varsa... Kapasite artırımlarıyla ilgili de yardımlar yapıyoruz biz. Bunları o ülke talep ediyorsa yaparız, bunlar hukuka aykırı değildir, bunu da söylemek isterim.

Arkadaşlar, Yemen konusunda...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - TOMA'ya...

BAŞKAN - Sayın Paylan, lütfen...

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Garo Bey, lütfen bitirelim, medeni bir şekilde tatlı tatlı bitirelim. Bak, ben seni çok güzel dinledim, iyi de konuştun, iki defa konuştun.

Yemen konusunda hassasiyetimizi sürdürüyoruz. Bakınız, BM nezdinde, BM'nin çabalarını destekliyoruz, Umman'ın arabuluculuk çabalarını en çok biz destekliyoruz, İran nezdinde temaslarımız var. Şu anda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin oradaki bu herkesi kuşatma altına alan politikalarını da doğru bulmuyoruz çünkü çok sayıda insan ölüyor, çok sayıda insan açlıktan, hastalıktan ölüyor. Biz buna sessiz kalmıyoruz. İslam İşbirliği Teşkilatı Yemen temas grubu toplantısını da New York'ta yaptık. Esasen daha önce Türkiye olarak biz yapacaktık, herkes orada yapalım dedi, orada yaptık. Şimdi, yine bu siyasi çözüm için çok katkı sağlıyoruz. İnsani yardımlarımızda da ta sorun başladığı günden bu yana biz yardımlarımızı yapıyoruz. 2 tane sahra hastanesi gönderdik. Çok zorluklar var orada, insani yardımları ulaştırmada maalesef zorluklar var. Tüm bunlara rağmen bizim yüzlerce ton gıda ve ilaç yardımımızı bundan sonra da devam ettirmemiz lazım.

Diğer taraftan, şimdi, Gagavuz Özerk Bölgesi ile bizim içerideki PKK'lıların durumunu kıyaslamak abesle iştigaldir. Çünkü oradaki Gagavuz yönetimi terörü ve bölücülüğü desteklemiyor ki, Moldova özgürlüğünü, bağımsızlığını alınca kendi aralarında anayasayla beraber tıpkı Irak'ta olduğu gibi bir düzenleme yapmışlar ve burada bir özerklik statüsü var, sınırları belli. Onların da istediği, anayasaya uygun şekilde haklarının verilmesidir. Bölücülük de yapmıyorlar, terör örgütünü de desteklemiyorlar.

Ayrıca, Afrin'e de operasyonumuzu işgal olarak görmek büyük bir saygısızlıktır, ben bunu utanç verici olarak buluyorum. Çünkü, biz esasen orada Kürt kardeşlerimizi de PKK/YPG'nin zulmünden kurtardık. Şimdi insanlar niye dönüyor oraya, neden dönüyor? Çünkü orada artık güvenlik var. Geçen bütçede de bir soru sormuştum, HDP'li arkadaşlarımıza sormuştum, YPG'nin sürgüne gönderdiği 300 binden fazla Kürt Türkiye'de yaşıyor. Biz Kürtlere karşı olsak, zamanında Irak'ta olduğu gibi... Bunları aldık mı? Aldık. Geçen seneden beri -burada Hişyar Bey'e de sormak isterim, lütfen benim adıma sorun- bu Kürtlerden hangisiyle gidip görüştü de "Niye dönemiyorsunuz Suriye'ye, özellikle YPG'nin şu anda kontrol ettiği yerlere niye dönemiyorsunuz?" diye niye sormuyor? Lütfen bu soruyu... Veya kaç tanesiyle görüştü? Buna cesaret bile edemez çünkü PKK buna izin vermez. Maalesef, bu bir gerçektir.

Diğer taraftan, biz kültürel faaliyetlerimizde ayrım yapmıyoruz. Şöyle bir baktım, bir sene içindeki sanat etkinliklerimizin içinde Rum var, Ermeni var, sanatçılarımız var, Musevi sanatçılarımız var; her türlü Alevi var, Sünni var, Türk var, Kürt var, yurt dışında bu faaliyetlere, sergilere, konserlere katılan sanatçılar. Böyle ayrım olmaz. Hepsi bizim vatandaşımızdır.

Diğer taraftan, Karabağ'ın çözülmesi için biz çaba sarf ediyoruz. Minsk Grubuyla bu işlerin olmayacağını da görüyoruz. İnşallah önümüzdeki süreçte bu çabalarımızı artıracağız.

Aydın Bey'e teşekkür ediyoruz, Ahıska Türklerinin sürgün yıl dönümünü ilk olarak bize... Bugün biz açıklamamızı da yaptık Bakanlık olarak. Gerçekten ben de on yedi yıllık siyasi hayatımın belli bir kısmını Ahıska Türklerine adadım çünkü ilk milletvekili oldum, Avrupa Konseyinde o sürgün hikâyesini bir kere daha gördüm şöyle, gözümün önünde de daha önceki anlatılanlar da canlandı ama şimdi biz Gürcistan'a dönmeleri için yasayı çıkardık. Herkes dönmek istemiyor çünkü orada aileleri var, tarlası var, bahçesi var, okulu var, zorluklar var, yardım ediyoruz. Her gelene ev alma konusunda yardım ediyoruz, etmemiz lazım. Diğer taraftan Türkiye'dekilere de -şu anda 24 bin var- vatandaşlık veriyoruz, almaya başladılar, herhâlde bir 10 bine doğru çıktı, önümüzdeki süreçte... Yine, Ukrayna'da bu iç savaştan dolayı yani Ukrayna'nın güneyindeki problemlerden dolayı oraları terk eden Ahıskalı kardeşlerimizi de getirdik Erzincan'a, Ahlat'a o bölgeye yerleştirdik, aileleriyle beraber onlar da hayatından çok memnun.

Şimdi, yurt dışında vatandaşlarımız var. Vatandaşlık bir hukuki tabirdir. Soydaşlarımız da var. Şimdi, Bulgaristan'daki bir Türk, vatandaş değil. Şimdi buna vatandaşımız diyebilir miyiz? Diyemeyiz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Los Angeles'te de Ermeniler var.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Ermeniler var, vatandaşımız var, Ermeni, o da benim vatandaşım.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Soydaşın mı?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Benim soydaşım değil, ben aynı soydan değilim Ermeni'yle.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Ben Dışişleri Bakanı olsam...

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Ama ben Türkiye'de hiçbir vatandaşımın arasında ayrım yapmadığım gibi Los Angeles'e gidip de başkonsolosluk bahçesinde hitap ettiğim zaman "Kim olursanız olun, hangi etnik gruptan olursanız olun, hangi dinden olursanız olun, hangi mezhepten olursanız olun ve hangi siyasi görüşten olursanız olun, bizim için aynısınız, hepiniz değerlisiniz." dediğimde 2 Ermeni sonra geldi, ağlayarak bana sarıldı, ben de çok mutlu oldum.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Ne güzel.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - İşte bizim anlayışımız bu ama. Bu, suni bir şey değil ki içimden gelen şeyleri söylüyorum. Ben, devletin Dışişleri Bakanı olarak hissettiklerimi söylüyorum. Dolayısıyla "Burada soydaşımız yok." diyemeyiz, bizim soydaşımız var. Eğer bir Türk, vatandaşımız değilse, Makedonya'da Türkse, buralardan gittiyse bizim soydaşımızdır. "Vatandaşlık" hukuki bir tabirdir. Akraba topluluklarımız da var.

Değerli arkadaşlar, Ege konusunda, adalar konusunda defalarca açıklamalar yaptık. Esasen, burada çok kıymetli, emekli büyükelçilerimiz var siyasetin içinde. Onlar, inşallah, partilerde gerekli bilgilendirmeleri yaparlar. Arzu ederseniz, biz Dışişleri Bakanlığında bu konudaki uzman arkadaşlarımızla da her türlü bilgilendirmeyi yaparız. Esasen, bir önceki CHP genel başkan yardımcısına da -o da bizim eski bir mensubumuzdu- söyledim ve Sayın Kılıçdaroğlu'na da haber gönderdim, bu konularda biz her türlü bilgilendirmeye hazırız. Diğer taraftan, Milliyetçi Hareket Partisini de geçen dönemde bilgilendirdik; arkadaşlarımızı, Genel Başkanı da bilgilendirdik; genel başkan yardımcılarına, grup başkan vekillerine bilgi verdik. Bu, siyasete malzeme edilecek bir konu değildir. Dün, İYİ PARTİ Genel Başkanı Meral Akşener'e de telefonda bilgi verdim. Tunceli'deydim. Bu arada Garo Bey, Erol Bey; gidin, Tunceli'de neler yapılmış, teröristlerden kurtarılan Tunceli'de insanlar ne kadar mutlu; ne kadar yatırımlar yapılmış, giden paralar teröristlere değil de halka nasıl gitmiş; halk gece birlere kadar sokakta, her yer nasıl pırıl pırıl; ne kadar teşekkür ediyorlar dinleyin ama dinledikten sonra da lütfen korkmadan söyleyin.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Demokrasi sorunları yok yani.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Evet, yok, her şey güzel. Vali orada...

BAŞKAN - Niye sadece Sayın Paylan gidiyor? Bu kısmını anlamadım ben. Bütün arkadaşlar görsünler yani.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Arkadaşlara özellikle söyledim de kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla. Ben, Sena Nur'a da git demek istedim, kardeşime.

Konuyu da değiştirdik, şimdi konu başka yere geçti. Sonuçta, ne anlatıyorduk? Şimdi, oradan Meral Hanım'ı aradım, dedim ki: Arkadaşlarımız var, değerli büyükelçilerimiz var. Size bilgi de sunarlar ve de biz sizi bilgilendirelim.

Arkadaşlar, bu işin içinden ben çok kolay çıkarım. Çok basit bir şeyi var, derim ki: 1996 Kardak krizine kadar ne olduysa oldu ve ondan sonra hiçbir iktidarın bu konularda sorumluluğu yok. Bazı arkadaşların söylediği gibi -bir arkadaşımızın- 2004'ten sonra yok. Adaların hiçbirinde fiilî ve hukuki bir değişiklik olmamıştır ama geçmişte ne oldu; bunları açık açık konuşmak yerine, isterseniz kapalı oturum düzenleyin, gelelim, Mecliste anlatalım, bu sizin kararınızdır; isterseniz partilerimizi, sizleri bilgilendirelim ne olduğunu. Ama bu şekilde tartışmak sadece Yunanistan'ın işine yarar, onu da açıkça söyleyeyim. Burada siyasi şeye malzeme edilecektir. Ayrıca, bu söylediğiniz adaların, adacıkların ne Lozan Anlaşması'yla aidiyeti belli olmuştur ne de 1947 Barış Anlaşması'yla belli olmuştur. Öyle değil mi? Burada diplomat arkadaşlarımız var. O yüzden burada bir sorumluluğu yoksa bir iktidarın, o da benim iktidarım ama ben burada "Benim sorumluluğum yok, ne olursa açıklarım." edasında falan değilim. Ülkemizin millî menfaatlerine zarar vermeyelim. O yüzden ne istiyorsanız biz size bilgi vermeye hazırız; geçmişte ne olmuş, defakto durumlar nasıl gelişmiş.

Şimdi, bizden önce istikşafi görüşmeler başladı rahmetli Ecevit'in iktidarında. Neden başladı? Bu sorunları -kıta sahanlığı dâhil, kara suları dâhil, FIR hattı dâhil- Yunanistan'la nasıl çözeceğiz diye. Rahmetli İsmail Cem döneminde -geçen gün eski Dışişleri Bakanı ve Başbakan Papandreu geldi- onların döneminde başladı. Yunanistan'la nasıl çözeceğiz? Diplomasiyle mi çözeceğiz? Tüm bunları bir paket hâlinde... Bu konuları, anlaşamadığımız konuları mahkemeye mi götüreceğiz? Bizim için başka bir seçenek daha var, eğer yüce Meclisimiz ve devletimiz o seçeneği de değerlendirirse... O tek taraflı bir seçenek, o başka bir şey ama bunu biz şimdi askerlerle de görüşüyoruz -tüm Genelkurmay vesaire- Millî Güvenlik Kuruluna da bir rapor hâlinde getireceğiz. Bu hassas bir konu arkadaşlar; bu, millî güvenlik meselesi. Yani lütfen "AK PARTİ'nin döneminde oldu." gibi gerçek olmayan bilgilerle bu konuyu bu şekilde gündeme getirmeyelim. Ben bir kardeşiniz, bir Dışişleri Bakanı olarak bunu size söyleme gereği duydum.

Diğer taraftan, D8'le ilgili yorumlar geldi. Biz şimdi -Bekaroğlu da yok, Sayın İslam yok- D8'i reforma tabi tutuyoruz arkadaşlar, D20 yapmaya çalışıyoruz. Üye... Nasıl genişletebiliyoruz? Ayrıca karar alma mekanizması dâhil, bu örgütün daha etkin olması için reform sürecini başlattık ve bu konularla ilgili oluşturduğumuz raporları da yine D8'e sunduk ve New York'ta da bu konuyu arkadaşlarla görüştük. Ayrıca, İslam İşbirliği Teşkilatının da reforma tabi tutulması lazım. Hep "BM" diyoruz da üye olduğumuz... Şimdi Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatının da reform sürecini başlattık. Esasen, yirmi sene, otuz sene önce kurduğumuz örgütleri de bugüne uyarlamamız lazım, daha etkin olması lazım, görünür olması lazım, saygınlığının da olması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, diğer taraftan, ülkelerle aranız iyi değil ama ticaret artıyor. AK PARTİ iktidarı -sizin tabirinizle AKP iktidarı- bunu yapıyor. Arkadaşlar, ticareti devletten devlete mi yapıyoruz ya? O eski sistem kaldı mı? Devlet hangi ticareti yapar? Devlet savunmayla ilgili başka... Savunmada da artık özel şirketler var. Şimdi, bir ülkeyle küstünüz diye, özel sektörü niye cezalandıralım? Bu, ayrıca, üye olduğunuz Dünya Ticaret Örgütü kurallarıyla çelişmiyor mu? Uluslararası hukukla çelişmez mi arkadaşlar? Neden ben iş adamıma "Ben küstüm, sen de ticaret yapma." diyeyim? Böyle bir hakkım var mı? Bunu doğru buluyor musunuz? Burada gerçekten eleştirin bizi de, eleştirirken bu gerçekleri de bilerek eleştirirseniz arkadaşlar, en azından daha orta bir yolda buluşabiliriz.

Arkadaşlar, bakınız, Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Türkiye'nin sergilediği tavrı, Türkiye'nin stratejisini ve bugüne kadar bizim bu konuda şeffaf bir süreç yürüttüğümüzü tüm dünya söylüyor; tüm dünya, istisnasız, bizi hiç sevmeyen ülkeler bile. Sürekli konuşuyoruz. Biz uluslararası toplumla sürekli şeffaf bir şekilde de bu süreci götürüyoruz. İlk başlarda "Şimdilik biz Suudi Arabistan'la bir çalışma kurduk, şu anda uluslararası mahkemeye götürmeyi düşünmüyoruz." dedik ama şu bulunduğumuz aşamada da artık uluslararası soruşturmanın şart olduğunu görüyoruz. Ne olursa olsun, biz bu cinayetin tüm yönleriyle açıklığa kavuşması için ne gerekiyorsa bunu yapacağız, ne gerekiyorsa. Yani öyle kapatmaya çalışma, anlaşmaya çalışma olmaz. Olur mu öyle şey? Bu bir can. Bir gazeteci olması tabii ki birçok kişi ya da kuruluşlar açısından önemli ama her şeyden önce bir can ve vahşice işlenen bir cinayet. İstihbaratlar var, onlar delil toplar. Şu anda mahkemenin elinde ve istihbarat birimlerimiz ve diğer güvenlik güçlerimiz, İçişleri dâhil, Emniyetimiz dâhil... Toplanan delilleri görmek isteyenlere biz gösterdik, gösterdik ki Türkiye herhangi bir blöf yapmıyor. Türkiye'nin elinde ne var, uluslararası toplumla paylaşmamız lazım.

Değerli arkadaşlar, burada, tabii ki bu konuda -başsavcılık her şeyi tamamladıktan sonra- bazı deliller var, açıklayamıyorsun çünkü onu net bir şekilde ortaya çıkarmak lazım. Emareler var, bilgiler var; bunlar da değerlendiriliyor, hiçbir şeyi gizli götürmüyoruz.

Arkadaşlar, diğer taraftan, bakınız, biz gerçekten herkesin partisiyiz yani biz, Türkiye'de herkesin partisi olduğumuz gibi, yurt dışında da aynı anlayış içindeyiz. Yani burada Kürt sorunu olup olmadığını iktidara geldiğimiz zaman kim söyledi? Ama şimdi bizim "Kürt sorunu" diye bir sorunumuz yok, terör problemimiz var; bunu da sizin görmeniz lazım. Şimdi, "Süryanilerin partisiyiz." diyoruz ve bir de Süryani arkadaşımız var. Biraz önce buradaydı, ismi neydi?

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Tuma Çelik.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Evet, Tuma Çelik keşke burada olsaydı da söylediklerimi dinleseydi. Siz de iletin.

Tüm dünyadaki Süryanilerle şu anda bizim çok iyi ilişkilerimiz var, Amerika'dakilerle, Avrupa'dakilerle, Dünya Aramiler Kongresi'yle, Suriye'dekilerle; hepsiyle çok çok iyi ilişkilerimiz var ve Mor Gabriel olayı, diğer konular. Bakınız, İstanbul'da bir kilise yapıyoruz Süryanilere ve bu kilisenin yeriyle ilgili Vatikan'la problem yaşadı, ta gidip Vatikan'da bizzat takip ederek bu sorunu çözdük. Bu kadar hassas davranıyoruz. Peki, size de soruyorum, siz de dediniz ki: "Süryanilerin de partisiyiz." Dünya Aramiler Kongresi'nin Başkanı bir açıklama yaptı Afrin Operasyonu başladığı zaman: "Bu YPG/PKK bizim çocuklarımızın eline silah veriyor ve 'Türk askerinin karşısında savaşın.' diye zorla gönderiyor." diye bir açıklama yaptı. Hani siz Süryanilerin de partisiydiniz? Hani o Süryani arkadaşımız Süryanileri çok düşünüyordu? Başka bir şey daha söyleyeyim, Dünya Süryaniler Kongresi Başkanı geçen hafta İstanbul'daydı ve bana kuzey Suriye'de yani Fırat'ın doğusunda 10 bin civarında Süryani var, PKK/YPG'nin tüm Süryani okullarını kapatmaya başladığını söyledi ve zulüm altında olduklarını söyledi, işkence altında olduklarını söyledi. Belki siz o kadar umursamazsınız, peki, bu Süryani milletvekili arkadaşımız bunu niye söyleyemiyor? Niye biliyor musunuz? PKK bunu söyletmez, bu bir gerçektir, bu gerçeği kabul edelim. O Süryanilerin hakları ne olacak? Türkiye'deki 300 bin Suriyeli Kürt'ün haklarını niye savunmuyorsunuz siz? Neden dönemiyorlar? Topraklarını kim aldı? Evlerini kim aldı? Niye sormuyorsunuz? Gidin bir konuşun. Avrupa'daki Kürtlerle de konuşun yani size tavsiyem budur. Herkesin partisi olmak istemeniz güzel bir şey, Türkiye'de herkesi temsil etmeye çalışmanız güzel bir şey ama bunun birinci koşulu bana göre -dostane söylüyorum- PKK terör örgütünün şeyinden kurtulmanız lazım, o da çok zor.

Çok soru geldi, hepsini cevaplamaya çalışıyorum. Arkadaşlar, bakınız, DAEŞ'le Türkiye'nin petrol alışverişi yaptığını söyleyen arkadaşlarımız oldu ve bunu yadırgıyoruz.

MAHİR POLAT (İzmir) - Rusya'nın böyle bir iddiası olduğunu söyledik.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Rusya, ilişkilerimizin kötü olduğu dönemde bunu söyledi, doğru. Yani maalesef, insanlar ilişkiler kötü olduğu zaman gerçekleri saptırabilir. Bakın, ben size bir şey anlatacağım, belki anlattığımı da daha önce duymuşsunuzdur. John Kerry, Dışişleri Bakanı, New York'ta bir toplantının öncesinde bana dedi ki "Mevlüt, bizim elimizde bilgiler var, Türkiye'de bazıları DAEŞ'ten petrol alıyor." Dedim ki "John, bu çok ciddi bir iddiadır, biz bunun altında kalamayız. Ben senden rica ediyorum, lütfen, delilleri, belgeleri bana ver." Sonra New York'a gittik, karşılaştım, "John, nerede deliller?" dedim, "Vereceğim." dedi. Sonra, on gün sonra Uluslararası Suriye Destek Grubu Toplantısı'nda karşılaştık "Nerede?" dedim, "Göndereceğim." dedi. En sonunda bir koordinat gönderdiler arkadaşlar, hemen biz harekete geçtik, Emniyete, istihbarata verdik, lütfen buna bakın dedik. Bir rapor geldi, ne çıktı biliyor musunuz? Kilis Belediyesinin asfalt şantiyesi çıktı ve bu belgeleri gönderdik. CIA; Amerikan CIA'i bakınız, yazılı bir şekilde bizden özür diledi. Şimdi, bunu iddia eden siz arkadaşlar nasıl özür dileyeceksiniz? Yani bir belge gösterin, bir delil gösterin. Ülkemizi böyle lekeleyecek şeyler yapmayın.

MAHİR POLAT (İzmir) - Biz Rusya'nın bunu düzeltmesi gerektiğini söylüyoruz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Hayır, sizi söylemiyorum, başka bir arkadaş "Yapıyorsunuz:" dedi, hem de "IŞİD" diyerek söyledi, çok iyi hatırlıyorum. Başka bir arkadaşımız "IŞİD'le petrol alışverişi yapıyorsunuz." dedi. Siz "Rusya dedi." dediniz, sizi itham etmiyorum. E, şimdi ne yapacağız? Amerika'nın CIA'i özür diledi bu suçlamasından dolayı, siz ne diyeceksiniz? Bunu diyen arkadaş için söylüyorum. Yapmayın. Yani biz burada iktidar, muhalefet olabiliriz ama ülkemizi böyle lekeleyecek... Ya, DAEŞ terör örgütüne bugüne kadar -ülke olarak söylüyorum- bizden başka kim darbe vurabildi? Yani biz DAEŞ terör örgütüyle Irak'ta ve Suriye'de mücadele ettik arkadaşlar. 4 bin DAEŞ'liyi etkisiz hâle getirdik, 4 bin teröristi; yakaladığımız ve işlem yaptığımız yabancı terörist savaşçıları söylemiyorum, 4 bin. Hangi ülke yaptı bunu? Özgür Suriye Ordusuna şu diyorsunuz, bu diyorsunuz; Özgür Suriye Ordusu DAEŞ'i temizlerken niye bir şey söylemiyorduk da şimdi PKK/YPG'ye karşı mücadele edince söylüyoruz? Daha önce niye söylemiyordunuz? Çünkü o zaman iyiydi, başka bir terör örgütüydü. Terör örgütü kim olursa olsun burada ideolojilere ve de düşüncelere ya da etnik şeylere, o saplantılara girerek iyi terörist, kötü terörist ayrımı yapmayın. Yani bu sizin iş zor ama bu da bir gerçektir.

Irak'ta hükûmetin kurulması önemli. Türkmen kardeşlerimizin hükûmette yer alması için de tabii ki tamamen kapsayıcı olması, Kürtlerin de olması, Sünnilerin, Şiilerin, diğerlerinin de olması konusunda temaslarımızı sürdürüyoruz; inşallah, iyi olacak.

Tabii ki Maarif Vakfı okulları... Biri mesela, "New York Üniversitesi" diye Arnavutluk'ta bir üniversite devralmış, onun ismini hemen değiştirmek kolay olmayabilir ama özellikle, FETÖ'den devraldıklarının isimlerini de tabii ki değiştiriyoruz ve şehitlerimizin adını veriyoruz, Ömer Halisdemir gibi şehitlerimizin adını vermeye devam edeceğiz.

Biz biraz önce Bedia Hanım'ın sorusuna da cevap verdik. Yani Kürt karşıtı bir dış politikamız yok. Bakınız, siz "Kürt karşıtlığı" diyorsunuz, Kuzey Irak'taki referanduma biz karşı çıktık. Ben Bağdat'a gittim "Ben Kürt kardeşlerimin anayasal haklarını savunuyorum." dedim. Gittim Erbil'e "Bu referandumu yaparsanız şu anda kullandığınız defakto bölgeler elinizden gidecek." dedim, gitti mi? Ben Mesut Barzani'ye dedim ki "Sen masaya oturamayacaksın referandum yaparsan." Oturabildi mi? "Kürtleri de böleceksin." dedim, böldü mü? Şu anda Süleymaniye ile Erbil arasında neredeyse yine iç savaş başlayacak, bu kadar gerginler. Bunun sorumlusu ben miyim? Ben bu referandumun yanlış olduğunu, illegal olduğunu ama Kürtlerin haklarını savunduğumuzu söyledim. Şimdi, bunu söylemek mi Kürt düşmanlığı? Ortada bir gerçek var, bu gerçekleri söylemek durumundayız. Şimdi ne diyor oradaki Kürt kardeşlerimiz? "Bize dürüst davranan bir tek siz oldunuz. Diğer ülkeler sizinle beraber 'Referanduma karşıyız." derken bize 'Devam edin.' diyorlardı." diyorlar. Şimdi, ilkeli ve dürüst olmak mı Kürt karşıtlığı politika izlemek? Biz her yerde Kürt kardeşlerimizi hiç ayrım yapmadan savunuyoruz ama yanlışlıkları da şey yaparız.

Utku Bey, Eren Erdem şu anda hapiste, tutuklu. Burada mı Utku Bey? Yok. Eren Erdem'e o belgeleri kim verdi? Eren Erdem'i kim yaktı? CHP içinde hangi kişi, hangi lider, hangi yönetim o adamı kandırarak eline belgeleri verdi ve hatta, sonra Eren Erdem "Ben milletvekili olmayacaksam kaçayım, beni listeye koymayacak mısınız?" diye sordu, hiçbir cevap verilmedi ve sonra Eren Erdem işlediği bu suçtan dolayı tutuklandı ama bunun sorumlusu AK PARTİ iktidarı değildir, bunun sorumlusu bu suçu işletenlerdir. Kanunlar bellidir...

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Sayın Bakan, kaçmak istemedi. Kendisi yargıdan asla kaçmadı "Kaçayım." da demedi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Ben gerçekleri biliyorum, sonra bu konuda sizlere daha detaylı bilgiler de veririm.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Bakan, şu an suçlamada bulunuyorsunuz.

MAHİR POLAT (İzmir) - Şu an suçlamada bulunuyorsunuz Sayın Bakan.

ÖZKAN YALIM (Uşak) - Sayın Bakan, bunu açıklamanız lazım, burada zan altında bırakıyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Bunu kimin söylediğini siz önce soruşturun, sonra ben açıklayacağım. Size bir zaman veriyorum, kendiniz soruşturun, o belgeleri kim teslim etti, kim yaktı, kim "Yurt dışına gitmene gerek yok." dedi, "Listeye konulmazsam yurt dışına gideyim." dedi, kim buna cevap vermedi; bunları kendi aranızda sorun, ben daha sonra açıklayacağım.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Yargı elinizde, savcılık elinizde, yapın o zaman işlemi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Yargıyla ilgili değil, bu siyasi bir şeydir.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Varsa bir bildiğiniz söyleyin Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Arkadaşlar, bakınız, size bir soru sordum, bu soruyu siz kendiniz araştırın, ben daha sonra bu konuda net şeyler de söyleyeceğim.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Siz de serbest bırakın Sayın Bakan o zaman.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Arkadaşlar, diğer taraftan, Avrupa Birliğiyle biz ilişkilerimiz geliştirmek istiyoruz.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Böyle şaibe bırakmak olmaz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Siz soru soruyorsunuz, ben de soru soruyorum size.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Siz zan altında bırakıyorsunuz.

MAHİR POLAT (İzmir) - Ama siz zan altında bırakıyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Hayır, siz de bizi zan altında bırakıyorsunuz. Soru sordunuz, ben de sorular sordum.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Biz bakan değiliz, Bakan olan sizsiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Arkadaşlar, Avrupa Birliği bizim için stratejik bir hedeftir; bir. İkincisi: Bakınız, karşı karşıya kaldığımız sorunların, engellerin siyasi olduğunu unutmayalım. Şimdi, bizi en çok neden eleştiriyorlar? İşte, hukukun üstünlüğü, oydu, buydu vesaire bunlardan değil mi? Haklı ya da haksız. Şimdi, biz Avrupa Birliğine "23'üncü ve 24'üncü fasıllar en zor fasıllardır ve tüm bu konuları içeriyor, hadi açalım." diyoruz ve "Açılış kriterlerini karşılayamazsak açmayın." diyoruz. Neden Avrupa Birliği bunu açmıyor bizimle? Bu teknik bir şey mi, siyasi bir şey mi? Ayrıca bakın, "Kati Piri, Kati Piri" diyorsunuz, ben Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinde raportörlük yaptım, zor raporları da yazdım. Dolayısıyla, raportörün, rapor yazdığı ülke ya da kurumlara gidip bilgi toplaması çok önemlidir ve ben Dışişleri Bakanı olduğum zaman Kati Piri, Türkiye'ye geldi, iki saat ayırdım kendisine. Normalde yarım saat ayırırız biz, randevularımızı öyle ayarlarız. İki saat. Niye? Raportöre önem verdiğimiz için. Daha sonra Kati Piri, raporunda benim söylediklerimden bir kelime bile almadı, bir kelime. Ya, diyebilir ki "Dışişleri Bakanı da böyle iddia etti." İkna olmayabilir. Bir kelime, cümle demiyorum. Daha sonra Kati Piri Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Elmor Brok'la geldi ve ben onunla görüşmek istemedim. O devreye girdi, geldi, daha kapıdan girer girmez "Sayın Bakan, ben çok özür diliyorum, hata yaptım ve sizin söylediklerinizin hiçbirisine yer vermedim." dedi fakat ondan sonra da hiçbir raporunda yer vermedi. Şimdi, niye görüşeyim ben böyle bir kişiyle? Ve tamamen Türkiye düşmanı, gidiyor, PKK'lılarla beraber, odur, budur, yaptığı rapor belli. Volkan Ağabey zaten AB Bakanlığından da bunları biliyor.

Arkadaşlar "Türkiye her seçimi kaybediyor." diye lütfen ülkemizi küçümsemeyin. Bakınız, geçen sene UNESCO İcra Komitesine aday olduk, Almanya'yı geride bırakarak seçildik. Uluslararası Denizcilik Örgütünde üye ülkelerin yüzde 90'ının oyunu alarak seçildik. Aynı şekilde, birçok arkadaşımız uluslararası kurumlarda -listesi de var- gerçekten önemli görevlere seçiliyor. Ülkemiz o kadar yalnız değildir.

Diğer taraftan, Cumhurbaşkanımızın açıklamaları bizi çaresiz durumda bırakmaz hiçbir zaman. Cumhurbaşkanımızla biz her konuyu istişare ederiz, bizim görüşlerimize de önem verir. Elbette Türkiye'nin şu anda lideri Recep Tayyip Erdoğan'dır ve açıklamalarını yaptığı zaman da bir sebebi vardır. Seversiniz, sevmezsiniz, bu siyasi iktidarın, şu anda Cumhurbaşkanının, hükûmetin, devletin başındaki kişinin açıklamaları olabilir.

Diğer taraftan, arkadaşlar, Suriyelilere harcanan 33 milyar... Uluslararası kurumların da kayıtlarında var, o arkadaşlarımız da geldiği zaman sorabilirsiniz çünkü bunlar içeride, Türkiye'de harcanan paralar. Dışişleri Bakanlığının yaptığı harcamalar değil ama biz yurt dışında yapılan insani ve kalkınma yardımlarını ilgili kurumlarımızla, AFAD'ımızla, Kızılayımızla ve TİKA'mızla beraber koordine ettiğimiz için onların rakamlarını daha iyi biliyoruz. Avrupa Birliğinden bugüne kadar 1,7 milyar avro civarında bir para geldi, 6 milyar bu senenin sonuna kadar gelmesi lazımdı ve bu paralar tabii ki önemli projelere de harcanıyor fakat günlük harcamalarda da bu paraların kullanılabilmesi lazım, anlaşmada da bu var. Avrupa Birliği biraz hızlandırdı ama hâlen bu konularda yavaş ve bu paralar özellikle -sayın milletvekilim eğitime önem verdi, teşekkür ediyoruz- Türkiye'de bulunan Suriyeli çocukların eğitim için de harcanıyor. Başlangıçta -şu anda 1 milyona yakın okul çağında Suriyeli var- bu çocukların ancak üçte 1'ini okula gönderebiliyorduk, şu anda yüzde 90'ın üstüne çıktık ve okul açılmayacak yerler olur -yani 3-5 var- onları da kendi eğitim sistemimizde değerlendiriyoruz. Bunların içinde tabii, Suriye'den gelen hocalar var, başka ülkelerden gelen, Arapça bilen hocalar var, Türkiye'den de tabii hocalar var. Hem Türkçe öğreniyorlar hem yabancı dil öğreniyorlar ve diğer taraftan, kendi müfredatına uygun da dersler veriliyor, bunlar da önemli.

Arkadaşlar, şimdi, bu paraların tabii, harcandığı yerler var. Mesela, kaç kişiye bazı yardımlar gitti? Bunun tabii, hazırlanması lazım ama o rapora bakıyorsanız daha çok Avrupa Birliğini eleştiriyor. Ama işte bu yardımların -bu kadar, 3,5 milyon Suriyeli var- hangisine ne kadar gitti? O kartlar var mesela günlük harcayabilecekleri, onların listesi şimdi hazırlanıyor tabii, bir çalışma var, ondan dolayı. Yoksa bunların hepsi şeffaf, denetime tabi şeyler.

Tabii, Mahmut Tanal "Yurt dışında, yurt içinde pasaport ve diğer ücretlerde farklılık olabiliyor." diyor. Gerçekten biz özellikle pasaport harçlarını o kadar düşürdük ki -diğer harçları da, vatandaşlar bizden istiyor- o nedenle şimdi gördük ki döviz kurundaki artışa rağmen Türkiye'de daha pahalı.

Fakat Türk Hava Yolları biletlerini biz de istiyoruz, tavsiye de ediyoruz, söylüyoruz, ara ara yapıyorlar fakat Türk Hava Yolları -unutmayalım- artık özel bir şirket. Yani yüzde 51'den fazla hissesi özel sektörde. Diğer taraftan Türk Hava Yolları -daha da önemlisi, hukuki bakımdan hassas olan- borsaya açık bir şirket. Yani binlerce hissedarı var içeride ve dışarıda. Dolayısıyla bu gelir kaybından dolayı bu hissedarlar, borsadan hisseleri alan kişiler dava da açabilir. Yani Türk Hava Yolları istese de her zaman bu indirimi yapamıyor çünkü sorumluluk sahibi. Yani birçok kişinin, hissedarının sorumluluğunu burada üstlenmiştir ve bu konuda eli kolu da bir yerde bağlı oluyor, bunlar doğaldır.

Arkadaşlar, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, Avrupa Birliğiyle vize anlaşmasının uygulanmasıyla ilgili çalışmaları devam ettiriyoruz. Burada, Gümrük Birliği'yle ilgili, avantajları da oldu, üyelik uzadıktan sonra bazı dezavantajları da oldu, bunu hepiniz biliyorsunuz.

Diğer taraftan, şimdi, Avrupa Birliği bir başka ülkeyle serbest ticaret anlaşması imzalıyor fakat o ülkelerden gelen mallar bizim ülkemize sıfır gümrükle giriyor, bizimkiler gidemiyor. Şimdi, bunu bizim düzeltmemiz lazım, buna benzer aksaklıklar var. Hangi kalemler, hangi ürünler girer, girmez -zaten üç tur toplantılar yaptık- bundan sonra yapacağımız toplantılarda bunları detaylı görüşeceğiz.

Diğer taraftan, biz, şimdi, Japonya'yla ekonomik iş birliği anlaşmasına niye hız veriyoruz? Onlar da aynı anlaşmayı Avrupa Birliğiyle yaptığı için bize yönelik bir dezavantaj olmasın diye bunu yapıyoruz ve inşallah önümüzdeki yılın ortalarında bunu başaracağız.

Şimdi, Türabi Bey Kıbrıs'ta neyi "Ver, kurtul." dedik, ben anlamadım. Yani Kıbrıs konusundaki bizim duruşumuz net. Geçen sene Crans-Montana'da ne dedik? "Sıfır garanti ve sıfır güvenlik diyenler rüyadan uyansın." dedik. Yani "Ver, kurtul." nerede dedik biz? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yle bu konuları gerçekten birlikte sürdürüyoruz. Böyle bir politikamız hiçbir zaman olmadı, bundan sonra da hiçbir zaman olmayacak.

Şu iç politikada totaliter ve diktatörlük yakıştırmalarınızı şiddetle reddediyorum. Recep Tayyip Erdoğan on altı yıldır, on yedi yıldır tüm seçimleri kazanıyor, halk seçiyor. Ve bizim sistemimizi, başkanlık sistemini de, bu sistemi MHP'yle beraber değerlendirdik, halka gitti, halk karar verdi en sonunda, ben karar vermedim. Ben gençlik yıllarımdan beri başkanlık sistemini savunuyorum Türkiye'de ama biraz önce söylediğim çerçevede, hukukun üstünlüğü, demokrasi, insan hakları, güçler ayrılığı vesaire çerçevesinde ya da anlayışı çerçevesinde. Böyle bir insana "diktatör" demeniz yakışıksız. Anlıyorum psikolojinizi, özellikle CHP'nin. Yani on altı, on yedi yıldır tüm seçimleri kaybediyorsunuz ama bir kişiyi suçlamak yerine "Halkın desteğini alabilmek için neler yapabiliriz?"e, buna kafa yorsanız bana göre demokrasimiz de daha iyi olur, güçlü bir alternatif de olabilirsiniz, olmanız da lazım çünkü demokrasilerde güçlü bir alternatifin olması her zaman faydalı, bizim için de faydalı.

Evet, arkadaşlar, Suriyelilerin geri dönmesi güvenlik çerçevesinde olmalı ve şu anda 300 bin civarında Suriyelinin bu topraklara dönmesi, bizim teröristlerden kurtardığımız topraklara dönmesi de önemlidir. İdlib'de de şu anda, anlaşma imzalandıktan sonra, insanlar güvenliği hissedince dönmeye başladılar.

Muratlı'da kapının açılmasıyla ilgili görüşlerini Artvinli milletvekilimiz Uğur Bey söyledi. Biz, gerçekten, Sarp Kapısı'nda, kendi tarafımızda yolları genişlettik, daha fazla eleman koyduk hem polis hem de gümrük muhafaza memuru. Diğer taraftan, Muratlı'da da kapı açılmasıyla ilgili biz her türlü kararı aldık fakat karşı taraftan yani Gürcistan'dan şu anda teknik önerileri bekliyoruz, onlardan kaynaklanan bir yavaşlık var. Suçluların iadesi konusunda ya da diğer adli konularda iş birliği yapmaya çalışıyoruz, zorluklar var. Bu sene 36 vatandaşımızdan ancak 3'ünü getirebildik. Özellikle, yeni Büyükelçimiz Ceren Hanım da Bakanlığımızda da bu tür konulara bakıyordu yani diğer meziyetleri de elbette var ama özellikle Gürcistan'a o arkadaşımızı da gönderdik, bunu da söylemek isterim.

Arkadaşlar, bizim Bulgaristan'da veya diğer yerlerde soydaşlarımız arasında ayrım yapmamız söz konusu değil ama HÖH Partisi bugün kimin kontrolünde, neyin kontrolünde ve Türkiye'ye ne kadar yakın, Türkiye'yle ilgili ne yapıyor, bunlara da lütfen bir bakın. Dolayısıyla başkalarının kontrolünde olan bir partinin ve Türkiye'ye sürekli düşmanlık yapan bir partinin politikalarını gözden geçirmesi lazım. Ayrıca Bulgaristan'da Türkçe kampanya yasaklanırken Mecliste sesini çıkarmayan partinin de soydaşlarımızın haklarını ne kadar savunduğunu sizin takdirinize bırakıyorum.

İdlib'deki teröristlerin ne olacağı konusu... İdlib'de çok sayıda yabancı terörist savaşçı var fakat onları ben oraya getirip koymadım. Halep'te, Doğu Guta'da, Humus'ta ve diğer yerlerde, buralarda operasyonlar olurken koridorlar açıldı, rejim özellikle bu teröristleri buraya gönderdi. Bunun da amacı neydi? Yarın bunların buradaki mevcudiyetini bahane ederek İdlib'e de saldırmaktı. Ama Cumhurbaşkanımızın Putin'le beraber anlaştığı ve bir muhtıra olarak imzaladığımız bu süreçten sonra bu oyun da bozuldu. Şimdi bunun kalıcı olması lazım. Fakat bu yabancı terörist savaşçılar ne olacak? Bu güzel bir soru. Biz tüm ülkelere, sahadaki ülkelere de soruyoruz. Geldikleri ülkeler "Biz kabul etmeyiz." diyor. O zaman ne yapacağız? Bu bizim sınırımızın öbür tarafında olduğu için bizim güvenliğimiz bakımından da önemli ama bu konularda kayıtsız değiliz ve gerekli hassasiyeti gösteriyoruz.

Sanırım Hahn konusu da vardı, ona da kısaca cevap vermek istiyorum. Volkan Ağabey zaten söyledi, Hahn, ırkçı bir partinin emrinde olan birisi, Avrupa Birliği genişlemesinden sorumlu. Der ki insan: "Şöyledir, böyledir." Avusturya'nın bugün dış politikası ya da resmî politikasının dışında bir şey söylemiyor ama bizim için geçerli olan nedir? Avrupa Birliği Komisyonunun açıklamasıdır. Avrupa Birliği Komisyonu da "Hahn kendi görüşünü söylemiştir, biz böyle düşünmüyoruz, Türkiye'yle üyelik müzakere sürecinin devam etmesi gerekir zorluklara rağmen." diyor, dolayısıyla bizim için burada kriter budur.

Reform Eylem Grubu... Arkadaşlar, ilk toplantıyı yaptık. Şu anda Adalet Bakanlığımız yargı reformu dâhil, özgürlük alanlarının genişletilmesi dâhil kapsamlı bir çalışma yapıyor. Bu çalışmayı da 11 Aralık'taki yine REG toplantımızda bizlere de anlatacaklar. Meclisten de ilgili komisyon Başkanlarımızı da çağırdık ve 4 bakanlık oturacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, buyurun.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Bunların hepsini inşallah değerlendireceğiz ve ondan sonra fikirler ortaya çıkmaya başlayacak ve biz bu süreci, yani reform sürecini üye olsak da üye olmasak da yapmamız gerekir.

Ben her zaman söylüyorum, biz 15 Temmuz hain darbe girişiminden sonra bu tedbirleri almak durumundayız. Ama sadece bu darbe girişiminden sonra aldığımız tedbirler değil, esasen 17-25 Aralık FETÖ'nün başka bir darbe girişimi, ta Gezi olaylarından bu yana, hatta FETÖ'nün Balyoz dâhil Türkiye'de yaptığı diğer operasyonlardan bu yana imajımızın zedelendiğini biliyoruz ama bazen güvenlik, imajdan daha önemlidir. Şimdi ise Cumhurbaşkanımız "Reformcu kimliğimize seçimler zamanı döneceğiz." dedi ve döndük, dönüyoruz, bunda da samimiyiz. Bu, kendimiz için önemlidir. Avrupa Birliğine ne zaman üye olacağız, olmayacağız, bu belli de değil şu an. Ama reformları bizim yapmamız lazım, ihtiyacımız var ve Türkiye'yi reforma tabi tutmamız lazım, bu konuda da biz gerçekten samimiyiz.

Arkadaşlar, Sayın Gaytancıoğlu; 71 ülkeye vatandaşlarımız vizesiz gidebiliyor. Daha önce bu sayı 42'ydi ve en son işte Laos'la da diplomatik pasaportları kaldırdık ama vatandaşlarımıza da önceden vize alma şartı kalktı, sadece sınırda alabiliyorlar, o da zaten bir damga niteliğinde. İnşallah orayla da tamamen kaldırırız.

Sayın Özdemir, İnsan Hakları Mahkemesi yargıç seçme süreci ilan edilip yapılıyor ve komisyonlar oluşturuluyor. Ve bu komisyonların değerlendirmesi sonucu aday gösteriliyor. Bak, birçok ülke gerçekten Avrupa Konseyinde de yargıç kalitesini artırma konusunda kararlar aldı mecliste, ben de vardım o zaman ve bir panel de oluştu şimdi oraya gitmeden önce. Bu değerlendirmelerde üç adayın da eşit olması gerekiyor. Ufak farklılıklarda bile bu değişikliği yapabiliyorlar. İki adayımızı yeterli buldular, şimdi üçüncü aday için bu süreç başlatıldı ve yakında üçüncü adayımızı da göndereceğiz, sonra meclis alt komisyonu bu mülakattan sonra meclise gönderiyor ve 47 ülkenin milletvekilleri bizim yargıcımızı seçiyor. Hani diyoruz ya "Milletvekilleri, Meclis nasıl oluyor da mahkemelere ya da işte yargı organlarına üye seçiyor?" 47 ülkeyle ilgili tüm kararları alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargıçlarının hepsini de 47 ülkeden gelen milletvekilleri seçiyor.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Demokratik ülkelerde oluyor Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Demokratik ülkelerde, elbette demokratik ülkelerde böyle olur.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Demokrasinin işlediği ülkelerde oluyor, demokrasinin işlemediği ülkelerde olmuyor ama.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Evet.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Bir dinlesene.

BAŞKAN - Sayın Bülbül can kulağıyla dinliyor, ben biliyorum.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Öze bakmak lazım, biraz önce zan altında bıraktınız.

BAŞKAN - Sayın Bülbül, lütfen.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Ve aynı konuda devam ediyorsunuz.

BAŞKAN - Lütfen Sayın Bülbül.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Utku Bey, "Kırım'dan gelen Rus bayraklı gemiler" diyorsunuz bize gelen gemilerde bakıyoruz, bunlar Soçi veya başka yerden çıkışlı. Dolayısıyla doğrudan Kırım'dan resmî bildirimle bize gelen bir gemi yok zaten buna da müsaade etmemiz söz konusu değildir. Ama Soçi'den önce Kırım'a uğradı mı uğramadı mı, bunların hepsini de bizim takip etme durumumuz yok.

Diğer taraftan, arkadaşlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınması için tabii ki çaba sarf ettik ama bunun kolay olmadığını siz de biliyorsunuz, bizden önceki iktidarlar da denedi ama Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımadı diye tüm ülkelerle ilişkilerimizi kısıtlayacaksak ya da büyükelçilik açmayacaksak o zaman dünyanın hiçbir yerinde olmayız. O zaman işte o "dream politics" de olmaz, bir arkadaşımız söyledi, "real politics" de olmaz.

Evet, Filipinler Barış Süreci'ne katkı sağlıyoruz. Büyükelçimizi, oradaki büyükelçimizi görevlendirdik, yeni bir büyükelçimizi görevlendireceğiz ve bu sürecin devam etmesi önemli ve burada Filipinler de oradaki bu diğer taraf da yani yıllardır mücadele yapan taraf da bizim ara buluculuğumuzdan son derece memnun.

Arkadaşlar, Birleşmiş Milletlerde Finlandiya'yla ara buluculuk inisiyatifinin eş başkanlığını biz zorla yapmıyoruz, biz yalvararak yapmıyoruz, bu bir güvendir. Medeniyetler İttifakı'nı -şimdi pazartesi günü gideceğiz New York'a- tekrar canlandırıyoruz. İspanya'yla eş başkanlık yapmamız bize teklif edildi, biz yalvararak bir yerde bir şey üstlenmiyoruz. Bu esasen Türkiye'nin bu meziyetlerine olan güvendir, Türkiye'nin tarafsız ve objektif olmasına da ayrıca güvendir.

Arkadaşlar, "Niye girmediniz başkonsolosluğa?" diyorsunuz. Viyana Sözleşmesi'ne göre ancak sel, afet ve yangın gibi durumlarda orayı korumak amacıyla girebilirsiniz. Aksi takdirde...

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Neden gönderdiniz Sayın Bakan?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Gidebilir.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Konsolosu niye gönderdiniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Dokunulmazlığı var, yargı kararı da yok.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Sayın Bülbül, müsaade eder misiniz? Sayın Bülbül, müsaade edin lütfen. Böyle bir usul yok.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Ne bağırıyorsun ya, Allah Allah! Adamın başkonsolosluğu ülkesine davet edebilir, gider ve onların diplomatik dokunulmazlığı var, başkonsolosların, var. Viyana Sözleşmesi'ni açın, okuyun, biz arkadaşlarımızla, Dışişleri Bakanlığıyla, hukukçularımızla yine uluslararası hukukçularla değerlendirdik ve eğer o ülke...

Bakınız, girebilirsiniz, içeri de girebilirsiniz. Eğer içeride "Burası benim konsolosluk işlerimin yapıldığı yer." ya da "Burası benim arşivimin olduğu yer." derse girebilir misiniz? Giremezsiniz.

DURMUŞ YILMAZ (Ankara) - Giremezsiniz.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) - Sayın Bakan, 41'inci maddeyi iyi okusun arkadaşlar, size anlatsınlar.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Çok iyi okuduk. Bu bakanlıkta sadece hukuk bilen ya da dil bilen ya da Viyana Sözleşmesi'ni bilen -kusura bakmayın, saygısızlık etmek istemem- siz değilsiniz. Bu arkamdaki arkadaşlarımın hepsi de çok titizlikle bu işleri inceledi. Biz uluslararası hukukçulara da bunu sorduk. Biz haklı durumdayken haksız duruma düşebilirdik. Yani bir misyona böylesine bir zorla girme olmaz. Bunu bazı gazeteciler de nereden aldıysa yazdılar.

AHMET ÜNAL ÇEVİKÖZ (İstanbul) - Gerek yoktu. Onu sorguya davet edebilirdiniz, 41'inci madde size bu hakkı veriyor. Ben Bakanlıktaki arkadaşların size doğru bilgiyi verdiğinden hiçbir kuşku duymuyorum ama siz siyasi bir kararla bunu manipüle ettiniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Yok, doğru değil, sizin söylediğiniz doğru değil, yani kesinlikle doğruyu söylemiyorsunuz şu anda. Arkadaşlarım da burada, doğruyu söylemiyorsunuz maalesef. Arkadaşlarımız da bakan yardımcılarımız da hepsi tanıdığın insanlar, hepsi de dürüst insanlar hepsi de bilir, sizin söylediğiniz doğru değil yalnız.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Zaten doğru bilgi verdiğinizi söylüyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Hayır, doğru değil.

BAŞKAN - Arkadaşlar, müsaade edin.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Ben gerçekten Ünal Bey'i severim, sayarım ama söylediği doğru değil, kesinlikle doğru değil.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Ama doğru bilgi verildiğini söylüyor zaten, yanlış anlaşılma var.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Şu anda arkadaşlar izlediğimiz yöntem, strateji, uluslararası hukuka saygı, şeffaflık ve tüm dünya bunu takdir ediyor, tüm dünya. Birilerine şirin görünmek için yapmıyoruz biz. Tüm dünya bunu takdir ediyor. Kusura bakmayın, yani siyasi şeyle de olsa yani tüm dünyanın takdir ettiği bir şeyi de sizlerin yani bu konuda bizi sadece iktidarı suçlamaya çalışması doğru değildir. Biz bundan sonraki süreçte de bu cinayetin açığa çıkması için her şeyi yapacağız, hiçbir güç bizi durduramaz. Kimse de -sizin söylediğiniz gibi- böyle kapatmamıza da sebep olamaz, bu işi kapatmayacağız ve uluslararası toplumla da birlikte götüreceğiz.

AYDIN ADNAN SEZGİN (Aydın) - Sayın Bakanım, yurt dışında... Bir başkonsolos olarak söyleyebilirim ki, savcı başkonsolosu gayet meşru bir şekilde davet edebilirdi.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Tüm yargı süreci başladıktan sonra, soruşturmalar başladıktan sonra başsavcı ihtiyaç duyduğu herkesi çağırıyor. Siz de biliyorsunuz ki başsavcının kimi çağırıp çağırmayacağına Dışişleri Bakanı da karar veremez, siz de, biz de karar veremeyiz. Yani uluslararası hukukla ya da Viyana Sözleşmesi'yle çerçeve de bellidir ama başsavcılık soruşturma yürütürken kimi çağırıp çağırmayacağı da onun takdiridir. Yani başsavcı adına "Bunu çağır bunu sorgula." diyemem ki Aydın Bey, diyemem.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Çok teşekkür ediyorum.