KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli hazırun; hepinizi saygıyla selamlarım.

Şimdi, Kaşıkçı olayıyla ilgili, kimi karanlık noktalarla ilgili sizlere bazı sorular sormak istiyorum.

Şimdi, bir defa, Meclisin dinleyemediği, bizim kapalı oturumda dahi talep etmemize rağmen duyamadığımız ama Sayın Cumhurbaşkanının "Dileyen herkese dinlettik." dediği kayıtlar var, bu kayıtların olduğunu biliyoruz. Oysa, bu kayıtların nasıl ele geçirildiği, nasıl kaydedildiği konusunda bilgimiz yok.

Şimdi buradaki birinci ihtimal, Türkiye Cumhuriyeti'nin orayı yani Suudi Arabistan Büyükelçiliğini bilinçli olarak dinlediği şeklindedir. Yani orada bir cinayet olacağına veya bir suç işleneceğine dönük bir kaygıyla dinlediğidir, bu bir ihtimaldir. Eğer bu var ise bunu bilmemiz gerekir. İkinci ihtimal de Türkiye Cumhuriyeti sefaretleri zaten dinliyordur, bu tesadüfen ele geçmiş bir dinlemedir.

Şimdi, benim merak ettiğim şey, acaba diğer sefaretlerden sizlere "Ya, siz bizi de dinliyor musunuz?" diye bir soru, bir kaygı geldi mi, gelmedi mi, doğrusu merak ediyorum. Çünkü bir cinayet işlenmiş ve cinayet anı dakika dakika kaydedilebilmiş.

Şimdi, bu dinleme kayıtları alınmışsa bir şekilde -ki alındığını anlıyoruz- ne zaman ulaştırılmış bürokrasiye, mesela Sayın Cumhurbaşkanına veya size ne zaman ulaştırılmış? Bu son derece kıymetli bir bilgi. Çünkü, bakın, olay nasıl tavsamış: Beş gün sonra Suudi Arabistan Prensi "Arayabilirsiniz konsolosluğu." demiş. Arama ancak on üç gün sonra yapılabilmiş. Konsolosun evi on dört gün sonra yapılmış yani 2 Ekimden on dört gün sonra 16'sında yapılmış ve 16'sında Konsolos elini kolunu sallayarak gidebilmiştir.

Şimdi, burada, o sırada, yani Konsolos giderken bu dinlemeler size iletilmiş miydi, iletilmemiş miydi? Eğer iletilmemişse bu ağır bir suçtur, sizin bürokrasinizin, size bilgi vermesi gerekenlerin çok kritik bir şeyi yapmadığı anlamına gelir ki sizin orada mutlak bir işlem yapmış olmanız gerekir. Ne yapılmıştır, bu son derece kıymetli bir bilgi.

Şimdi, tabii burada, Türkiye Cumhuriyeti'nin yani hükûmet de diyemiyorum -aslında tam teknik anlamda bir Hükûmet olmadığınız için- siyasi iktidar diye tanımlayalım, Hükûmet olmadığınız için; siyasi iktidarın olayı mesela Viyana Sözleşmesi gereğince Birleşmiş Milletlere taşımak yerine, kendi içerisinde, gerekiyorsa belirli pazarlıklar sonucunda acaba üstünü örtebilir miyiz diye bir pazarlığa girdiğinin de aslında bunlar emareleridir. Bakın, dikkat ettiğinizin farkındayım Sayın Bakan. Benim bu soruların açılığa kavuşmazsa... Ayıp değil, bakın, bu sorular eğer açıklığa kavuşmazsa "Bu on dört gün neyi beklediniz, kimi beklediniz, kim size bu bilgileri vermedi, vermeyen hakkında ne yaptınız?" diye ben sormak zorundayım. Bu soruları siz açıklarsanız, o zaman ben, sadece ben değil tüm dünya Türkiye Cumhuriyeti'nin burada şeffaf, açık bir şekilde bu işi yapanların cezalandırılması noktasında gereğini yaptığını anlamış olacağız.

Şimdi, öncelikle sizin nezdinizde, bunlarla beraber, Dışişleri bürokrasisini tebrik etmek isterim çünkü siyasi iktidarın kimi aktörlerinin de zaman zaman tespit ettiği gibi, özellikle Suriye'de duvara çarpmış, baştan yanlış kurgulanmış ve yanlış gitmiş ve yanlışlığı açıkça herkesin gördüğü bir dış politikayı şimdi büyük bir özveriyle, büyük bir ferasetle düzeltmeye gayret eden bir Dışişlerini görüyoruz aslında, özellikle Suriye bağlamında söylüyorum; bu anlamda da bugünkü çabaları anlamlı, değerli buluyorum ve başarılarınızın da devamını diliyorum.

Aynı şekilde, Avrupa Birliğiyle ilişkilerde de Dışişlerinin son derece zor bir görev yaptığını düşünüyorum çünkü olağanüstü hâlin aslında kaldırılmış gibi görünmekle beraber kaldırılmamış olduğu, temel hak ve hürriyetlerin sonuna kadar çiğnendiği, Anayasa'nın neredeyse her gün ihlal edildiği bir dönemde Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinin akamete uğramaması düşünülemezdi. Zaten Avrupa Birliği sürecimiz artık donma noktasında ve siyasi denetime girmiş bir ülke durumundayız.

Şimdi, sabahki sunumda Sayın Bozkır isabetle ifade etti, dedi ki: "Biz aslında Avrupa Birliğiyle müzakere tarihi almış bir iktidarız." Doğrudur ama şunu da tespit etmemiz gerekir ki köprülerin altından çok sular akmıştır, bugünkü AKP, bugünkü siyasi iktidar o günkü AKP değildir.

Şimdi, vaktim kaldıysa bir konu daha var. Bakınız, sizin sunumunuz şöyle başlıyor: "Girişimci ve insani dış politikamız." Bu sözün size ait olduğunu biliyorum Sayın Bakan. Şimdi, insani dış...