KOMİSYON KONUŞMASI

DIŞİŞLERİ BAKANI MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU - Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum. Zatıâlinizi ve Komisyonumuzun çok değerli üyeleri milletvekili arkadaşlarımızı sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Yeni hükûmet sisteminde Dışişleri Bakanlığı olarak bütçemizi ilk defa Komisyonunuza sunmaktan da ayrıca mutluluk duyuyoruz. 24 Haziran seçimleriyle birlikte milletimizin takdir ve tercihi sonucu Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçiş yaptık ve Türkiye'nin millî hedeflerine ulaşması, muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma yolculuğunun hızlandırılması için bu sistemi önemli bir kazanım olarak görüyoruz. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi kapsamında tüm kurumlarımızda olduğu gibi bakanlığımızda da önemli değişimler gerçekleştiriyoruz. Elbette diplomasimizin köklü geleneğine bağlı kalarak yeni dönemde bakanlık olarak daha esnek, daha dinamik ve daha proaktif bir şekilde hareket etmek için gerekli değişim ve dönüşüm sürecini arkadaşlarımızla beraber yürütüyoruz.

Bu dönemde de Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü liderliğinde, dış politikada ülkemizin ufkunu, milletimizin yolunu açmaya devam edeceğiz. Gözünü ve gönlünü Türkiye'ye yöneltmiş mazlumları yalnız bırakmayacak bir adalet ve vicdan merkezi olarak "Türkiye, Türkiye'den büyüktür." anlayışıyla hareket etmeyi önümüzdeki süreçte de devam ettireceğiz. Esasen bu dönemde gücümüzü artırmak için yeni imkânlara kavuştuk. Avrupa Birliği Başkanlığına dönüşen Avrupa Birliği Bakanlığı ile bütünleştik. Yurt dışındaki misyon sayımız bu dönemde bir yıl içinde artmaya devam etti, devam ediyor. Vatandaşlarımıza yönelik konsolosluk hizmetlerimizin kalitesi yükseliyor. Profesyonel kadrolarımızı kuvvetlendiriyoruz. Bilişim ve teknoloji altyapımızı güçlendirmeye devam ediyoruz. Geleneksel medya araçları ve sosyal medya başta olmak üzere her platformda kamu diplomasisi çalışmalarını da yoğunlaşıyoruz. Hükûmetimizin ilk ve ikinci 100 günlük icraat programlarında bakanlığım önemli projelere yer verdi ve bu projelerimizin hepsini zamanında tamamlamak için arkadaşlarımızla yoğun bir şekilde çalışıyoruz ve tüm gücümüzle hedeflerimizde ilerleyeceğiz, şüphesiz bu yolda Gazi Meclisimizin bizlere olan desteği son derece değerlidir.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; çok boyutlu ve zorlu sınamalarla kuşatılmış bir coğrafyada yaşadığımız gerçektir. Bu durum yıllardır böyle ve öngörülebilir gelecekte de böyle olacaktır Sınamalarla birlikte değişim süreçleri de bölgemizde ve dünyada devam ediyor. Asya Kıtası yükseliyor. Afrika Kıtası, ekonomik açıdan potansiyelini artırmaya başladı. Dünyanın geleceğini değiştirecek bilgi temelli ekonomi hızla şekilleniyor. Bu değişken zeminde dış politikamız vizyona ve manevra yeteneğiyle ülkü ve ilkelerine sahip çıkan bir niteliktedir. Temel ülkü ve ilkelerimiz her tartışmanın üstündedir. Bu temel, istiklalimizin korunması, Türk milletinin huzuru, güvenlik ve refahının sağlanmasıdır. Bu yaklaşım "Yurtta barış, dünyada barış." Anlayışıyla tüm insanlığın barış, refah ve istikrarı için çalışmalarımızı gerektiriyor.

Sayın Cumhurbaşkanımızın öncülüğündeki millî ve yerli dış politikamız girişimci ruhumuzu, insani ve vicdani kültürümüzü yansıtıyor. Bu girişimci ve insani bir dış politikadır, dünyadaki hangi sorun olursa olsun bu sorunun çözümüne dair geçerli ve sonuç odaklı tezler ortaya koyan. Uluslararası sistemin adil ve hakkaniyet ekseninde şekillenmesi için iddiasını sürdüren ve bu yöndeki reform çabalarına öncülük eden, değişimin gerisinde kalan değil bu değişimi yönlendirme ve yönetme kararlılığına sahip olan bir Türkiye'yiz çok şükür. Çalışmalarımızı bu anlayışla sürdürmeye devam ediyoruz:

Terörle mücadele stratejilerimizde, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Operasyonlarımızda, Suriye krizinin çözümü için Astana toplantılarıyla siyasi sürece yaptığımız katkılarda, son olarak Soçi'de imzaladığımız ve İdlib'de bir insani faciayı önleyen mutabakat zaptında, düzensiz göçle mücadelede yaptığımız önemli katkılarda, Irak'ın yeniden imarı için uluslararası alandaki en yüksek meblağı içeren taahhüdümüzde, rekor sürede tertip ettiğimiz Filistin-Kudüs konusundaki iki olağanüstü İslâm Zirvesi'nde, artırarak sürdürdüğümüz ve dünyada ilk sırayı aldığımız insani yardımlarımızda, küresel bir markaya dönüşen ara buluculuk faaliyetlerimizde ve Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koydukları "Dünya 5'ten Büyüktür" iddiamızda hem girişimci anlayışı hem de insani bir duruşu görmek mümkündür. Hedeflerimiz için çalışırken yoğun ve sürekli bir diplomasi yürüterek üst düzey temaslarda bulunmak gerekiyor ve 2018 yılı Ocak-Kasım döneminde yurt dışına cumhurbaşkanı seviyesinde 27, başbakan seviyesinde 8 -tabii, 24 Hazirana kadar- ve dışişleri bakanı seviyesinde 72 ziyaret gerçekleştirdik. Yine bu dönemde bize ise devlet başkanı seviyesinde 62, hükûmet başkanı seviyesinde 28 ve dışişleri bakanı düzeyinde 35 ziyaret gerçekleşti ve 24 ülkeyle Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi mekanizmalarımız var. En son Arnavutluk ve Moldova'yla da ilişkilerimizi stratejik iş birliği düzeyine çıkardık ve çalışmalarımızı başlattık. Tabii, bu yoğun temas ve ağlar, ülkemizin uluslararası gelişmeler ve bölge denklemleri bağlamında sahip olduğumuz ağırlığı gösteriyor. En son Suriye konusundaki Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa dörtlü zirve toplantısında da görüldüğü gibi, 2019 yılına girerken Türkiye, önemli kararların alındığı masalarda ev sahibi konumunda bulunmakta ve merkezî rolünü de güçlendirmektedir.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, Sevgili Başkan; dış politikamızın önceliklerinin başında kriz yönetimi vardır. Aynı şekilde, terörle mücadele önceliğimiz olarak devam ediyor. Yine, stratejik ilişkilerin yönetimi bizim önceliğimizdir, komşularımızla ilişkiler elbette önceliğimiz olmaya devam edecektir ve bölge odaklı açılım politikaları, yine yurt dışındaki vatandaş ve soydaşlarımız bizim dış politikamızın önceliği olarak devam edecektir.

Millî güvenliğimiz şüphesiz dış politikamız için de önceliklidir ve millî güvenliğimize en somut tehdit ise terörizm kaynaklıdır. Bakanlığımız terör örgütleriyle mücadelede hep devrede ve faal olmuştur. İçeride askerimizin, polisimizin, güvenlik güçlerimizin yürüttüğü terörle mücadeleyi biz de dışarıda en iyi şekilde ve masada sürdürüyoruz ve tüm kurumlarımızla da yakın iş birliğimiz var.

Her görüşmemizde 2016 hain darbe girişiminden sonra FETÖ'yle içeride olduğu gibi dışarıda yaptığımız mücadelenin örneklerini çok değerli milletvekillerimizle de paylaşmıştık ve bu dönemde de, son bir yıl içinde de bu mücadelemiz yoğun bir biçimde devam ediyor ve özellikle FETÖ mensuplarının Türk adaletine hesap vermelerini sağlıyoruz ve bugüne kadar yurt dışında bulunan FETÖ mensuplarıyla ilgili, Adalet Bakanlığımızın, yargımızın hazırladığı 452 ifade dosyası ve özellikle bu şahısların bulunduğu 83 ülkeye bizzat ulaştırıldı ve üçüncü ülkelere sınır dışı edilenlerin yanı sıra, 21 ülkeyle ikili iş birliği anlaşmalarımız çerçevesinde 104 FETÖ mensubunu Türkiye'ye getirdik ve adalete teslim ettik. Yine, FETÖ iltisaklı eğitim kurumlarının kapatılması ve FETÖ'den arındırılması ve Türkiye Maarif Vakfına (TMV) devredilmesi için çabalar sarf ettik, Maarif Vakfımızla, diğer kurumlarımızla bu konularda da neticeler aldık. 21 ülkede FETÖ iltisaklı okul ve dil kursları kapatıldı, sonlandırıldı, 16 ülkede Maarif Vakfı, FETÖ iltisaklı okulları, o ülkelerle yapılan mutabakat zabıtlarıyla beraber devraldı.

Yine, yabancı kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için tüm misyonlarımız yoğun bir çaba sarf etmektedir. Bugüne kadar 3.503 mülakat gerçekleştirdi arkadaşlarımız, 428 toplantı tertip edildi ve 899 makale ve mektup değişik basın organlarında yayınlandı. Her sene olduğu gibi bu sene de 15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma Günü kapsamında tüm misyonlarımız anma törenleri gerçekleştirdi.

Bu vesileyle, PKK, FETÖ, DEAŞ ve diğer terör örgütleriyle mücadelemizde hayatlarını feda eden tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz ve tüm gazilerimizi de yine saygıyla, minnetle yâd ediyoruz.

Bakanlığım, PKK'nın yurt dışındaki tüm faaliyetleriyle mücadelede ilgili kurumlarımızla eş güdüm içerisinde yoğun çaba sarf ediyor. Son olarak ABD'nin PKK'nın 3 elebaşısı için para ödülü koyduğunu biliyorsunuz ve bunlar olumlu adımlardır fakat geç ve yetersizdir, biz sahada da neticesini görmek istiyoruz. Yine muhataplarımıza PKK'yla mücadelede samimi, somut ve tutarlı iş birliği beklediğimizi her vesileyle vurgulamaya devam ediyoruz. Son bir yılda Almanya ve bazı ülkelerde PKK'ya yönelik ciddi tedbirler alındığını görüyoruz, İngiltere, Fransa dâhil ama bunlar da henüz yetersiz ve bu mücadeleyi birlikte devam ettirmemiz gerekiyor.

Suriye ve Irak'ta DEAŞ terör örgütüne karşı kayda değer ilerleme kaydedildi ancak bu örgüt değişen şartlara göre kendini uyarlıyor. Sahada DEAŞ'la mücadele önemli ama DEAŞ'ın ideolojisiyle mücadele daha da önemlidir. Bu terör örgütünün bizim dinimiz İslam'la hiçbir ilgisinin olmadığını ve İslam'ın barış dini olduğunu herkese çok iyi anlatmamız gerekiyor ve Türkiye'nin önceliklerinden bir tanesi de budur ve uluslararası platformda da Türkiye'nin DEAŞ'a karşı mücadelesi büyük bir takdir toplamaktadır. Özellikle finans kaynaklarının kurutulmasına yönelik attığımız adımlar ve yabancı terörist savaşçıların yine bertaraf edilmesi, onların geldiği ülkelerle yaptığımız iş birliği de yine gözle görülür bir şekilde tüm dünyada takdir topluyor.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarımız, krizlerin bulunduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Dolayısıyla kriz yönetimi de dış politikamızın temel öncelikleri arasında, bunu başta da söylemiştim. Suriye'de akan kanın durdurulması ve buradan bize yönelik tehdidin bertaraf edilmesi önceliğimizdir, bizim millî güvenliğimiz bakımından da önemlidir, bölgemizin istikrarı bakımından da hayatidir. Sahada sükûnetin korunup siyasi çözüm sürecinin ilerletilmesine yönelik katkılarımız devam ediyor. Sınırımıza mücavir alanda çatışma ortamının sona erdirilmesi için çaba sarf ediyoruz. Soçi'de en son Rusya'yla imzaladığımız muhtırayla İdlib gerginliği azaltma bölgesinin mevcut hâlinin muhafaza edilmesi bakımından önemli bir adım attık ve milyonlarca Suriyeliyi yeni bir insani felaketten kurtardık ve yine milyonlarca insanın evini terk etmesinin önüne geçtik. Ayrıca, bunu yaparken Suriye'de siyasi çözüme inanıyoruz. Siyasi çözüm için de çok önemli, belki de son bir fırsat penceresi daha açmış olduk ve Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda gösterdiği liderlik bütün dünya tarafından takdirle takip edilirken ülkemizin küresel vicdan merkezi konumunu da teyit etmiştir. Şimdi ise siyasi sürecin yeniden canlandırılması için çaba sarf ediyoruz. Özellikle Bakan Yardımcımız Sedat Bey tüm süreçlerde Türk heyetine başkanlık ediyor ve şimdi Anayasa Komisyonunun kurulması için tüm taraflarla ve BM'le yoğun bir çaba sarf ediyoruz. En son, biraz önce de bahsettiğimiz İstanbul'daki dörtlü zirvenin esas amacı da buydu ve şimdi yıl sonuna kadar bu komisyon ilk toplantısını yapabilir mi, bunun derdindeyiz ve Astana'da, bu ayın sonunda yapılacak toplantıda esasen resim biraz daha netleşecek. Tabii ki terörden arındırılmış bölgelere gönüllü insanların, mültecilerin geri dönmesi, gönüllü bir şekilde dönmesi için de gerekli desteği veriyoruz ve şu ana kadar Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı bölgelerine 206 binden fazla ülkemizden mülteci dönmüştür ve belki bir o kadar, belki daha fazla yerinden edilmiş, Suriye'nin değişik bölgelerinde yaşayan insanlar da dönmüştür. Bunların insani yardım dâhil temel ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli desteği de veriyoruz. Uluslararası topluma da bu konuda hassas olmaları çağrısında bulunuyoruz. Şimdi ise Menbic yol haritasının başarılı bir şekilde uygulanması için çalışıyoruz ve ABD'yle daha önce imzaladığımız bu yol haritası kapsamında müşterek devriyeler başladı ama tüm YPG'lilerin Menbic'i terk etmesi bu planın ve yol haritasının esas hedefidir. Daha sonra da Fırat'ın doğusunda bu bölgelerin de istikrara kavuşturulması için gerekli adımları da elbette atacağız ve tüm bu çalışmaların da, yol haritasının uygulanmasının da takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Irak'ta seçimler oldu. Irak DEAŞ'ı yendi, şimdi kapsayıcı, herkesi kucaklayan bir hükûmet kuruldu. Daha bazı bakanlar atanmadı ama en azından önemli bir adımdır ve bu, Irak'ın geleceği için önemlidir ve biz Irak'la ilişkilerimizi geliştireceğiz ve Irak'ın özellikle yeniden imarı, inşası için çaba sarf ediyoruz. En yüksek taahhütte bulunan ülke Kuveyt'teki konferansta Türkiye'dir ve şimdi tekrar yeri gelmeye başlayınca ve tedbirler alınmaya başlayınca Musul ve Basra Başkonsolosluklarımızı da tekrar açmak için resmî çalışmaları başlattık ve önümüzdeki süreçte Irak'ın özellikle terörle mücadelesine destek vermeye devam edeceğiz. Bir taraftan PKK'ya yönelik -gerek Kuzey Irak Yönetimi gerekse merkezî yönetim- Türkiye olarak mücadelemizi sürdüreceğiz çünkü orada PKK özellikle de Kürt kardeşlerimize yönelik çok ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı ve oradaki siyasi partileri de tehdit etmeye başladı. PKK'nın Irak'tan da tamamen temizlenmesi sadece bizim için değil, Iraklı kardeşlerimiz, özellikle de Kürt kardeşlerimiz için önemlidir. Bunu Kürt kardeşlerimiz de özellikle bize söylüyor.

Elbette Türkmenlerin huzur ve güveni bizim için de önceliklidir. Bunun için de tüm muhataplarımızla temaslarımızı sürdürüyoruz ve NATO'nun biliyorsunuz artık Irak'ta teröre karşı Irak'ın kapasitesinin güçlendirilmesi için bir çalışması var ve orada kurulacak üssün komutan yardımcılığını da bir generalimiz, Türk general üstlenecektir ve bu bakımdan da Irak'a desteğimiz devam edecek.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimiyle de elbette Irak'ın toprak bütünlüğü ve siyasi birliğine saygı ilkesi çerçevesinde ilişkilerimizi geliştirmek arzusundayız. Bu konuda da referandumda zaten tutumumuz belliydi, kendileri de hatalarını anladılar, maalesef bizim tavsiyelerimizi dinlemediler ama şimdi özellikle Erbil ve Bağdat arasındaki uzlaşı da Irak'ın istikrarı bakımından önemli.

Değerli arkadaşlar, İsrail'in özellikle pervasızca işgal ve hukuk tanımazlığının devam ettiğini görüyoruz. Dün de Gazze'ye saldırıda bulundular, sonra ateşkes sağlandı ve özellikle Kudüs bağlamında Amerika'nın aldığı tek taraflı karar, zaten barışa yanaşmayan, siyasi çözüme yanaşmayan İsrail'i olumsuz anlamda daha da kışkırtmıştır ve barış sürecine ağır bir darbe indirilmiştir. Tabii, biz bu duruma sessiz kalamazdık, kalmadık, iki tane olağanüstü İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi düzenledik ve her iki zirvenin sonuçlarını da Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna ve Güvenlik Konseyine taşıdık ve BM Genel Kurulundan da ABD ve İsrail'e karşı büyük bir ezici çoğunlukla iki tane karar çıkarttık. Bu süreci özellikle takip ediyoruz ve Filistinli kardeşlerimizin korunması konulu kararın özellikle uygulanması önemli. BM Genel Sekreteri bu konuda kendi görüşünü bildirdi.

Biz, elbette ABD'yle ilişkilerimizi stratejik bir şekilde götürmek isteriz. NATO üyeliğimiz, Avrupa Birliği üyelik sürecimiz bizim dış politikamızın temel ve stratejik öncelikleri arasında olmaya devam ediyor ve bu konuya arkadaşlarımızla birlikte önem veriyoruz ve ABD'yle bazı zorluklar yaşadığımızı sizler de biliyorsunuz. Hep birlikte bunu yaşadık, takip ettik. Sadece bu Brunson meselesi değil, Brunson meselesi, basit, bir şahsın yani bir kişinin hukuki bir süreciyle ilgili ama esas ABD'yle ilişkilerimizi zedeleyen ve gerginliği artıran mesele, bugüne kadar FETÖ konusunda her ne kadar FBI'ın son soruşturması çok ciddi ve kapsamlıysa da ve FETÖ'nün karanlık yüzünü ve Amerikan kanunlarını nasıl ihlal ettiklerini, nasıl bir örgüt olduğunu görmeye başlasalar da -bu önemli- fakat FETÖ'nün iadesiyle ilgili taleplerimize karşılık henüz olumlu cevapların verilmemesi, aynı zamanda YPG ve PKK'ya Suriye'de ABD'nin destek vermesi bizim ilişkilerimizi esas geren iki meseledir ve şu anda daha önceki Dışişleri Bakanı Tillerson'la kurduğumuz çalışma gruplarının amaçları da budur zaten. Bir tanesi hukuki meselelerle ilgili, bir tanesi Menbic ve Suriye'de YPG'lilerin şu anda özellikle işgal ettiği bölgelerden çıkartılması ama Kürtler dâhil herkesin burada söz sahibi olması, istikrara kavuşturulması ve diğer bir çalışma grubu da özellikle Irak'ta PKK'nın yok edilmesiyle ilgilidir. Bu konularda somut adımlar görürsek, neticeler alırsak elbette ilişkilerimiz daha sağlıklı bir düzeye gelir. Biz her ülkeye saygı duyarız ama her ülkenin de bize saygı duyması gerektiğini görüyoruz. Tehdit dilinin ve yaptırımların bir neticeye varmadığını ABD de kendisi görmüş oldu ve önümüzdeki süreçte tüm bu alanlarda Menbic yol haritasının uygulanması dâhil çalışmalarımızı, çabalarımızı sürdüreceğiz.

Tabii ki NATO'nun önemli bir üyesiyiz ve NATO'nun faaliyetlerine en çok katkı sağlayan ülkelerin başında geliyor Türkiye Cumhuriyeti. Önümüzdeki süreçte de iş birliğimizi sürdüreceğiz. Biraz önce Irak'taki NATO'nun eğitim sürecini de sizlerle paylaşmıştım.

Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği Bakanlığı ile Avrupa Birliği Başkanlığı olarak bütünleştiğimizi söylemiştim. Daha önce Avrupa Birliği Bakanlığı da yaptım sekiz ay süreyle ve Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği karşılaştığımız her türlü siyasi engele rağmen en önemli stratejik hedeflerimizden biridir ve bizim için AB süreci herhangi bir dış politika meselesi de değildir, önümüzdeki siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümü destekleyen, daha müreffeh Türkiye hedeflerimizin ayrılmaz bir parçasıdır. AB Bakanlığı, Dışişlerine bağlı bir başkanlık olarak yapılandırıldıktan sonra da bu süreçleri yürütecek bir kapasiteye sahiptir. Bu konuda hiç kimsenin endişesi olmasın ve AB Başkanlığının özerk yapısının korunması özellikle bu bakımdan da önemlidir ve bizim de kararlılığımızın bir göstergesidir fakat bu yapılanma yetmez, önemli olan, önümüzdeki süreçte reformlara devam etmemizdir ve biz bu reformlara devam edeceğiz. Daha Hükûmet kurulur kurulmaz ilk yaptığımız çalışmalardan bir tanesi diğer bakanlarımızla beraber Reform Eylem Grubu toplantısının yapılmasıydı ve burada her şeyi bir gözden geçirdik ve Aralık ayının 11'inde -yanlış hatırlamıyorsam- ikinci toplantıyı yapacağız. Artık senede bir değil veya uzun aralıklarla değil, daha sık toplanarak... Şimdi Adalet Bakanlığımız da ciddi bir reform çalışması yapıyor, özellikle yargı reformu üzerinde çok duruyor -ki bu bizim için çok önemli, yargının bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü bakımından da çok önemli- ve bu reformları biz de Dışişleri Bakanlığı, AB Başkanlığı olarak çok yakından takip ediyoruz, tüm kurumlarımızla beraber çalışıyoruz. Ama Avrupa Birliğiyle önümüzde biliyorsunuz bir vize serbestisi meselesi var, 7 kriter 6'ya düştü. Bu kriterlerin gerçekleşmesi konusunda da Avrupa Birliğiyle beraber çalışıyoruz. Önümüzdeki süreçte yargı ve temel haklar ile adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarına özellikle odaklanacağımızı da buradan vurgulamak isterim.

Avrupa Konseyinde, özellikle olağanüstü hâlin getirilmesiyle birlikte -ki bu elzemdi bizim için, bir tercih değildi- denetime tekrar dönme süreci oldu. Şimdi olağanüstü hâlin kalkması ve ortak komisyonun kurulması gibi bazı kriterleri yerine getirdik ama orada da biliyorsunuz on iki seneye yakın görev yaptım ve iki sene de Meclis Başkanlığını yürüttüm. Avrupa Konseyi, bizim şu anda en önemli ortağımızdır. Üye olduğumuz için de çok yakın iş birliği içinde çalışıyoruz, çalışma gruplarımız faal hâlde ve neticelerini de alıyoruz ve İnsan Hakları Mahkemesinden dosyaların Türkiye'ye gelerek devlet ile vatandaşın özellikle barışarak sulha gitmesi de bizim için çok önemlidir. Vatandaşlarımızın da mutlu olduğunu görüyoruz ve önümüzdeki süreçte Avrupa Konseyinin diğer kriterlerini yerine getirme konusunda da arkadaşlarımızla çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Çoğu Avrupa ülkesiyle ilişkilerimiz son derece olumlu, bazılarıyla bazı sorunlar yaşadık. Sizler de zaten bunları gördünüz, tepkilerinizi de öyle veya böyle getirdiniz ve her zaman görüşlerimiz farklı olsa da -özellikle muhalefetteki arkadaşlar için söylüyoruz- Türkiye'nin çıkarları söz konusu olduğu zaman ortak tavrı da Meclisimiz her zaman sergilemiştir. Bu yüzden yüce Meclisimize de çok teşekkür ediyoruz.

Diğer taraftan, gümrük birliğinin güncellenmesi de tabii ki bizim önceliğimizdir ve Avrupa Birliği ülkeleri için de çok faydalı olduğu için kazan kazan anlayışıyla bu konuya da odaklanacağız.

Tabii ki Yunanistan'daki FETÖ iltisaklı şahıslar ve Batı Trakya Türk azınlığının sorunlarını her vesileyle dile getiriyoruz, Avrupa Birliği nezdinde de bunu getiriyoruz, İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde de bunu getiriyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, Kıbrıs konusunda -geçtiğimiz bütçe oturumundan da bazı arkadaşlarımız var, yeni arkadaşlarımız da var- gelişmeleri sizlerle paylaşmıştık. Maalesef Crans Montana'da tüm esnekliğimize ve yapıcı yaklaşımımıza rağmen Rumlar yönetimi, ekonomiyi, gücü paylaşmak istemedikleri için bir çözüme gidemedik. Bunu BM de gördü Avrupa Birliği de kendi gözleriyle gördü, diğer garantör ülke İngiltere de net bir şekilde gördü. Şimdi ise yeni bir çözüm için yani çözüm olacaksa neyi ne için müzakere edeceğimizi, hangi bir sistem için müzakere edeceğimizi ve müzakerenin çerçevesini belirlemek için gayriresmî görüşmelerimiz devam ediyor. Zaten BM'nin İyi Niyet Raporu'nda da özellikle bunu görebiliyorsunuz, hiçbir çözüm modelini empoze etmiyor ve yeni fikirlere gerek duyduğunu da özellikle bu raporda Genel Sekreter vurguluyor. Özellikle tabii, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimiyle de bu konuda yakın iş birliği içindeyiz ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tabii bir taraftan bu müzakereyle çözüm sürecini birlikte yürütürken, yurt dışındaki temasların artırılması için ve daha fazla ofisin açılması için, diğer taraftan KKTC pasaportunun daha fazla ülkede geçerli olması için kardeşlerimizle beraber çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Diğer taraftan, doğu Akdeniz'de, biliyorsunuz, en uzun kıyı şeridine sahip olan ülkeyiz Türkiye olarak. Ülkemizin Kıbrıs Adası'nın batısında ve kuzeyindeki deniz alanlarındaki meşru hak ve çıkarlarını korumak için gerekli tedbirleri aldık. Tabii ki bu konuda kimsenin bir macera içerisine girmesini istemeyiz ama her bu tür gelişmelerde de karşılığını verdiğimizi görüyorsunuz. Diğer taraftan, ada etrafındaki hidrokarbon zenginlikleri üzerinde Kıbrıs Türk halkının da hakkı vardır ve Kıbrıs Türk halkının hakkını yedirmeyeceğimizi herkese de çok net bir şekilde söylüyoruz.

Değerli milletvekilleri, çok değerli arkadaşlar; tabii ki bu bölgemizdeki konuları takip ederken, bölgemizdeki diğer ülkelerle de ve dünyanın değişik bölgeleriyle de ilişkilerimizi geliştirmek için son bir yıl içinde çaba sarf ettik. Rusya'yla ilişkilerimiz olumlu bir zeminde gelişmeye devam ediyor. Güçlü bir siyasi irade ve liderlerimiz arasında yakın bir diyalog var. En sorunlu zamanda bile bir çıkış yolu buluyoruz ve tabii ki bölgesel bakımdan da önemli bu diyaloğumuz. Suriye'den Kırım'a, Kafkasya'dan Balkanlara pek çok konuda Rusya'yla fikir alışverişinde bulunuyoruz ama her konuda Rusya'yla fikir birliği içinde olduğumuzu söylersek doğru olmaz. Kırım konusunda, yine Gürcistan'ın sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğü konusunda, yine Karadeniz konularında biz Rusya'yla aynı düşünmüyoruz, hatta Suriye'de de yer yer aynı düşünmüyoruz ama her konuda zaten aynı düşünmek şart değil, önemli olan farklı düşündüğünüz konular da bile açık, şeffaf ve samimi olmanızdır.

Diğer taraftan, Ukrayna'yla ilişkilerimiz de biliyorsunuz stratejik düzeyde ve geçen hafta, iki hafta önce yaklaşık, Ukrayna'yla stratejik işi birliği konseyi zirvesi toplantısını yaptık, ortak bakanlar kurulu niteliğinde ve Ukrayna'yla da her alanda elbette ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü destekliyoruz. Kırım'ın yasa dışı ilhakını tanımıyoruz. Temel önceliğimiz ise Kırım Tatarlarının durumudur, bu konuda da gerçekten Ukrayna yönetimiyle çok yakın bir dayanışma içindeyiz. Moldova'yla ilişkilerimizi biraz önce stratejik düzeye çıkardığımızı söylemiştik ama Gagavuz yöresindeki soydaşlarımızın esenliği için çalışıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyaretinde birçok eserimizin, yaptığımız yatırımların açılışını yaptık, eğitim dâhil ve tüm soydaşlarımıza tabii ki desteğimiz devam edecek.

Balkanların barışı, istikrarı Türkiye için çok önemlidir ve biz bunun korunması için çok yoğun çaba sarf ediyoruz. Ve özellikle Balkanlardaki soydaşlarımız için yapıcı gayretlerimizi de sürdürüyoruz. Yine, sadece tek başımıza tek taraflı adımlar atmıyoruz, bölge ülkeleriyle oluşturduğumuz güçlü mekanizmalarla o ülkeler arasındaki güven artırıcı adımların yanında, o ülkeler arasında ekonomik ilişkilerin yine gelişmesi, diğer taraftan ülkeler arasındaki yollar gibi, otobanlar gibi projelerin de yine hayata geçirilmesi bakımından Türkiye yoğun çaba sarf ediyor, önemli bir rol üstlenmiştir. Türkiye-Bosna-Sırbistan, Türkiye-Bosna Hersek-Hırvatistan üçlü mekanizması da etkin bir şekilde devam ediyor.

İran bizim önemli bir komşumuz, iş birliğimizi iyi komşuluk ilişkileri ve halklarımızın ortak menfaatleri temelinde ilişkilerimizi de geliştiriyoruz. Ticaret, turizm, ulaştırma ve enerji ilişkilerimizin elbette güçlenmesi gerekiyor, güçleniyor. Terörizmle mücadele dâhil ve bazı konularda da gerekli ikili gerekse Türkiye-Azerbaycan-İran üçlü mekanizmalarımız var. Bu çalışmalarımızı da sürdüreceğiz. Yine bölgesel istişarelerimiz özellikle Suriye bağlamında devam ediyor, Rusya'yla beraber Astana sürecini de devam ettireceğiz.

Biz ABD'nin yaptırımlarını doğru bulmuyoruz. Yaptırımlara karşıyız ve yaptırımların gerek İran halkı gerekse ikili ticaret ve ekonomik ilişkilerimizin önündeki muhtemel olumsuz etkisini en aza indirmek için ABD başta olmak üzere, Avrupa Birliği ve tüm taraftarlarla hatta Asya'daki ülkelerle de yakın iş birliği içindeyiz. Çünkü bu kararlar sadece bizi değil, sadece İran'ı değil, ta Japonya'yı bile yakından ilgilendiriyor, etkiliyor. Esasen, ABD'nin bu tek taraflı kararları tüm dünya sistemini de olumsuz bakımdan etkilemeye başladı.

İşte Azerbaycan, kardeş Azerbaycan'la da gerek ikili gerekse üçlü, dörtlü mekanizmalar ve yine Türk Konseyi çatısı altında ilişkilerimizi her alanda gerçekleştiriyoruz. Azerbaycan'ın sınır bütünlüğü, toprak bütünlüğüne en güçlü desteği doğal olarak -bir millet iki devletiz- kardeş Türkiye vermek durumundadır. Bu desteğimizi de devam ettiriyoruz.

Ama daha önce hayata geçirdiğimiz projelere ilaveten, biliyorsunuz, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi'ni hayata geçirdik. Şimdi, bu demiryolu projesinin güvenliği ve yine ticarete açılması bakımından üçlü düzeyde çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve haziran ayında TANAP boru hattının açılışını Eskişehir'de yaptık ve şimdi TAP'la beraber Azerbaycan gazının, Şahdeniz gazının Avrupa piyasalarına ulaşması için çalışıyoruz.

Yine Azerbaycan'ın yatırımı Star Rafinerisi'ni de kısa bir süre önce açtık ve bu, Türkiye'de bugüne kadar olan en önemli yatırımdır ve en büyük yatırımcı oldu Azerbaycan bu yatırımla beraber. Dolayısıyla, kardeş Azerbaycan'la dayanışmamız her alanda devam edecektir.

Elbette Nahçıvan-Ermenistan arasındaki çatışma, yine Azerbaycan'ın özellikle Kızılkaya Tepesi'ni Ermenistan'dan geri alması, bunlar önemli gelişmeler takip ediyoruz. Azerbaycan-Ermenistan meselesinin barışçıl yoldan çözülmesi için de diyalogla çözülmesi için de uluslararası platformda Minsk Grubu üyesi olarak da çabamızı önümüzdeki dönemde de sürdüreceğiz.

Aynı şeyler Gürcistan için de geçerlidir. Artık Gürcistan'la başlattığımız bu kimlikle, pasaportsuz kimlikle giriş çıkışları, biliyorsunuz, Ukrayna'yla da başlattık. Şimdi Moldova'yla imzaladık anlaşmayı ve kısa bir süre içinde uygulamaya geçeceğiz. Gürcistan'la yine bu üçlü düzeydeki projelerimizin yanında tarihi İpek Yolu'nu canlandıracak önemli projelere de birlikte ev sahipliği yapıyoruz.

Orta Asya cumhuriyetlerine yönelik yeni faaliyetlerimizi biliyorsunuz, çalışmalarımızı sizler de takip ediyorsunuz. Gerek Orta Asya bağlamında gerekse Gürcistan bağlamında en yakından takip ettiğimiz konulardan bir tanesi de Ahıska Türklerinin dönmesidir. Ahıska Türkleri, bunlar sürgüne gönderildikten sonra 1944'te en çok Orta Asya ülkelerine gitmiştir. Onların oradaki esenliği, Türkiye'ye gelenler, vatandaşlıklarının verilmesi gibi, bu zamanında zulüm çeken bu kardeşlerimize desteğimizi en üst düzeyde devam ettiriyoruz.

Türk Konseyi, biliyorsunuz, bizim Orta Asya'da Türki Cumhuriyetlerini birleştirmek bakımından önemli bir inisiyatifimizdi. En son toplantıda, zirvede, eylül ayında, Issık Göl'de Macaristan gözlemci üye oldu. Macaristan: "Evet, ben bir Avrupa Birliği üyesi ülkeyim ama geçmişimi unutamam, ben bu topraklardan geldim. Dolayısıyla, Asya'yla ilişkilerimizi, bağlarımızı güçlendirmek istiyoruz." Bu Asya açılımı politikalarında da Türkiye onlar için en önemli ortaktır.

Özbekistan'la yirmi yıllık bir boşluk oldu ilişkilerimizde. Yeni seçim ve yönetimle beraber şu anda ilişkilerimizin en iyi olduğu ülke Özbekistan diyebiliriz. Niye en iyi dedim? Çünkü o açığı kapatmamız lazım. Özbekistan önümüzdeki yıl Azerbaycan'da düzenlenecek Türk Konseyi zirvesinde Türk Konseyinin de inşallah üyesi olacak. İki gün önce Türkmenistan'daydım. Türkmenistan'la da yine ilişkilerimizi, bağlarımızı güçlendiriyoruz. Ama hemen o bölgede Pakistan ve Afganistan arasındaki sorunların çözülmesi için ve diyaloğun artması için, terörle ortak mücadele için destek veriyoruz, üçlü mekanizmamız işliyor, önümüzdeki süreçte üçlü zirve gerçekleştireceğiz. Ama Afganistan'ın geleceği için bir İstanbul süreci vardı, biliyorsunuz. "Asya'nın Kalbi-İstanbul Süreci" inisiyatifi ve şimdi Türkiye tekrar eş başkanlığını üstlendi, aralık ayı içinde uygun bir zamanda toplantıyı yapacağız; Afganistan Cumhurbaşkanı da gelecek ve önemli liderler, dışişleri bakanlarının ve tüm üye ülkelerin katılımlarıyla.

Elbette, Çin'le ilişkilerimiz önemli, geliştiriyoruz ama Uygurların meselesini, durumunu da çok yakından takip ediyoruz. Terörist kimse; Türk, Kürt fark etmez ama masum insanlarla teröristleri de ayırt etmek lazım. Biz bu meseleyi ikili düzeyde de takip ediyoruz. En son, biliyorsunuz, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyinde de bu süreci yakından takip ettik, takip etmeye de devam edeceğiz.

O bölgedeki, Asya'daki bölgeleri de yakından takip ediyoruz. Japonya'yla ilişkilerimiz gerçekten mükemmel düzeyde. Şimdi ise ekonomik ortaklık anlaşması -yani serbest ticaret anlaşması anlamına geliyor- müzakerelerini tamamlamak üzeriyiz ve 2019'un ilk yarısında G20 Zirvesi'nden önce -Japonya G20'ye ev sahipliği yapacak- inşallah bu anlaşmayı da imzalayacağız.

Diğer taraftan, "Güneydoğu Asya-Pasifik bölgesi de yükseliyor." dedik ve ekonominin gücü batıdan doğuya doğru kayıyor, dolayısıyla bizim, buraları çok iyi takip etmemiz lazım. Geçen sene Manila'da ASEAN'dan (Güneydoğu Asya Uluslar Topluluğu) -10 üyesi var- bir statü aldık: Sektörel Diyalog Ortaklığı. Yani, üye olmayan ülkelere şu anda verebilecekleri bir statüdür ve bu sene Singapur'daki ilk toplantıya resmî olarak katıldık. Bu örgüt düzeyinde de ilişkilerimiz iyi, yol haritamızı başarılı bir şekilde uyguluyoruz, her ASEAN ülkesiyle de ikili ilişkilerimizi geliştiriyoruz. Bu bölgede sadece Laos'ta büyükelçiliğimiz yoktu ve geçtiğimiz günlerde Laos'a giderek büyükelçiliğimizin resmî açılışını da yaptık, ilişkilerimizi geliştireceğiz. Vizeleri de kaldırdık, sadece diplomatik pasaportlara değil; bu bir anlaşmayla oldu ve şimdi bizim vatandaşlarımız da önceden vize almaya gerek duymadan gidebilecekler, sadece havaalanında bir damga vurulacak. Vatandaşlarımızın serbest seyahati için de bu tür çalışmalarımızı zaten sürdürüyoruz.

O bölgede Myanmar ve Rohingyalıların durumunu takip ediyoruz, gerek Bangladeş'teki Rohingyalı kardeşlerimize yardım olsun gerek onların Myanmar'a dönmesi olsun; uluslararası toplumla, BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi ortaklarımızla da bu süreci yakından takip ediyoruz. Bu bir insani dramdır ve BM raporlarında da çok açık, net bir şekilde soykırım olduğu da belirtilmiştir. Bu konuya hassasiyetimizi sürdürmek durumundayız, o kardeşlerimize sahip çıkmak durumundayız.

Açılım politikalarımızı her oturumda, her konuşmamızda anlatıyoruz ama artık "Afrika'yla açılım" diyemiyoruz, ortaklık politikasına dönüştü. Afrika Kıtası'nda özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ziyaretlerimizin dışında faaliyetlerimizle de varız. Kıtadaki büyükelçiliğimizin sayısı 41'e yükseldi, bu sayıyı inşallah 50'ye çıkaracağız. TİKA'mız, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, AFAD, Yunus Emre Enstitüsü, Maarif Vakfı, Anadolu Ajansı ve Türk Hava Yolları gibi tüm kurumlarımızla kıtadaki varlığımızı daha da güçlendireceğiz tüm dünyada olduğu gibi. Biraz önce saydığım tüm kurumlarımız esasen bizim tüm dünyadaki bir yumuşak gücümüzdür ve Türkiye'nin saygınlığını da önemli bir şekilde artırmaktadır. Tüm kurumlarımıza ve yöneticilerine de çok teşekkür ediyoruz.

Aynı açılımımız yine Latin Amerika ve Karayipler'de de artık ortaklık politikasına doğru yoğrulmaya başladı. Bu sene de iki ülkede büyükelçilik açtık: Bolivya ile Trinidad ve Tobago'da. Hemen arkasından, şimdi Paraguay'da Asuncion'da büyükelçiliğimizi açıyoruz, büyükelçimizi yeni görevlendirdik. Latin Amerika bölgesiyle bağlarımızı daha da güçlendireceğiz.

Sevgili Başkanım, çok değerli Komisyon üyeleri; milletimizin tarih ve kültüründen beslenen güçlü bir yardım geleneğimiz var ve bu özelliğimiz insani dış politikamızın da özünü oluşturuyor. On yıl öncesine kıyasla insani yardımlarımızı yaklaşık 100 kat artırarak geçtiğimiz yılda 8,1 milyar dolara yükselttik ve bu, bizi dünyada en cömert ülke yaptı. Doğru, dünyanın henüz en zengin ülkesi değiliz ama dünyanın en cömert ülkesi ve milleti olmaktan da gurur duyuyoruz. En az gelişmiş ülkelerin sorunlarını ilk defa G20 gündemine biz taşıdık, artık "en az gelişmiş ülkeler" deyince akla ilk gelen ülke Türkiye'dir, bunu abartmadan söylüyorum. Ve yine bu sene hepimiz seçim kampanyası yürütürken 4 Haziranda Gebze'de BM Teknoloji Bankasını açtık. BM Teknoloji Bankasının amacı, burada teknoloji üretmek ve bu teknolojileri de en az gelişmiş ülkelere transfer ederek o ülkelerin kalkınmasına katkılar sağlamaktır. Neden 194 ülke içinde Türkiye tercih edildi? Biraz önce söylediğim sebepten dolayı: Çünkü en az gelişmiş ülkelerin konularına en çok hassasiyet gösteren ülke Türkiye'dir.

Evet, ilişiklerimizi geliştirelim, tabii ki mazlumlara da yardım edelim, elbette uluslararası örgütler nezdinde de çok aktif dış politika izleyelim, inisiyatifler alalım ama yurt dışındaki vatandaşlarımıza hizmet etmezsek o zaman hiçbir anlamı olmaz. O yüzden, yurt dışındaki vatandaşlarımıza, soydaşlarımıza ve akraba topluluklarımıza en kaliteli hizmeti vermek için de tüm kurumlarımızla beraber çok çalışıyoruz. Devletimizin her an vatandaşımızın yanında olduğunu, onlara verdiğimiz güvenle, yurt dışında da hissettirmemiz lazım verdiğimiz hizmet kalitesi, hızı açısından; o yüzden, merkez ve yurt dışı teşkilatımız vatandaşlarımızın kesintisiz konsolosluk hizmeti alabilmesi için yoğun mesai harcıyor. Ve her zaman söylediğim gibi, altını çizerek tekrar söylüyorum: Yedi gün yirmi dört saat anlayışıyla hizmet veriyoruz, çağrı merkezimiz de bunlardan bir tanesidir. Türkçenin dışında 5 dilde yine hizmet veriyor. Başka ülkelerin vatandaşlarına da hizmet veriyor. Geçenlerde uğradığımda bir iki çağrıya cevap verdim, bir tanesi İngiltere'dendi, bir hanımefendi -eşi Pakistanlıymış- Türkiye'ye gelmesi için Pakistanlı eşine nasıl vize alınır, onu sormak için aramış. Kendisine zaten izah ettik. İnşallah Pakistan'la da vize konusunda bazı esneklikler göstereceğiz ve bazı kriterler koyarak e-vize kapsamını da biraz genişleteceğiz, bunu İçişleri Bakanlığımızla da görüşüyoruz. Diğer taraftan, bu çağrı merkezine bugüne kadar 5,6 milyon telefon gelmiş; bu önemlidir yani sadece vatandaşlarımız değil.

Son dönemde Avrupa ülkelerinde artan yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslam ve Türkiye karşıtlığından elbette vatandaşlarımız da etkileniyor. Vatandaşlarımızı bu anlamda korumak, kollamak da bizim önceliğimizdir ve bu tür saldırılara maruz kalan vatandaşlarımıza hukuki destek de veriyoruz, danışmanlık da veriyoruz. Ayrıca, vatandaşlarımızın yine bu hizmetlerin dışında yaşadığı başka sorunlar var; aile sorunları var, çocukları bazen elden alınıyor. Şimdi, Aile Bakanlığımızla beraber aile müşavirlerimizi de göndererek bu konularda da danışmanlık veriyoruz. Berlin'den başlatarak şimdi bazı ülkelerde yurtlar açıyoruz, kreşler açıyoruz ki ailelerinden alınmak zorunda kalınan bu çocuklarımıza orada güvenli bir şekilde, öyle veya böyle, sahip çıkmak bizim de devlet olarak görevimizdir, tüm misyonlarınızın esas görevlerinden bir tanesidir.

Diğer taraftan, aşırıcı akımlara karşı tabii ki bu aşırıcı akımların yaşandığı ülkelerle de temaslarımız devam ediyor.

Çok değerli milletvekili arkadaşlarım, konuşmamın sonuna geliyorum. Dış politikamız konusunda genel takdimimi bu şekilde sonlandırırken, sorularınıza geçmeden önce bütçe teklifimizi de kısaca sizlere sunmak istiyorum.

Biraz önce konuşmamda faaliyetlerimizi özet olarak anlatmaya çalıştım çünkü verilen sürede hepsini anlatmak mümkün değil, Başkan da zaten saate bakmaya başladı.

Şunu bilmenizi isterim: Biz kadro olarak biraz azaldık; bu FETÖ terör örgütü yüzünden oluşturduğumuz komisyon ve mahkeme kararları sebebiyle ve ortaya çıkan somut deliller sebebiyle kariyer memurlarımızın yüzde 23'ünü bakanlığımızdan çıkarmak zorunda kaldık. Ama ne oldu şimdi bakanlığımız? Daha dinamik, daha güvenilir bir hüviyete kavuştu. Dolayısıyla, bu açığı kapatmak için de personel sayımızı artırıyoruz; bu sene de sınavlarımızı yapacağız. Sınavlarımızda KPSS'yi kaldırdık; bu, bazı yanlış yorumlara da sebep oldu. Esasen, buradaki amacımız şudur: Yurt dışında eğitim görmüş çok değerli çocuklarımız var ama onlar Türkiye'de eğitim almadıkları için üç yıl kurs da alsalar KPSS'de başarılı olmaları mümkün değil ama bu çocukları da bizim kaybetmememiz lazım, kazanmamız lazım; o yüzden, yabancı dil barajıyla alıyoruz, sonra zaten kendi sistemimizde bizim -burada, aramızda çok değerli çalışma arkadaşlarımız da var geçmişte birlikte çalıştığımız, o arkadaşlarımız da bilir ki- zaten çok zorlu ve kapsamlı sınavlarımız var, o sınavları da geçerek bakanlığımıza girebilecekler. Kaliteyi de bozmadan bu sayıyı artırmak için çabalarımızı sürdüreceğiz. 240 misyona ulaştık. Sadece Şibirgan'da güvenlik sebebiyle son bir yılda başkonsolosluğumuzu kapattık, zaten Mezar-ı Şerif de oraya çok yakın ama güvenlik, tabii ki, bizim için önemli, özellikle Musul'dan sonra daha da hassasiyet gösteriyoruz ve riske atamayız. Ama önümüzdeki süreçte 269'a çıkacağız. Şu hâlimizde dünyada 5'inci sıradayız ve İnşallah ilk 4'e, ilk 3'e de gireceğiz.

Tüm bu çabalarımızda, tabii, elbette bizim maddi güce ve desteğe ihtiyacımız var, devletimiz de bizi hiçbir zaman ihmal etmiyor. Geçtiğimiz yıllarda bütçemizin yetersiz olduğunu hep söylüyoruz, sizler de söylüyorsunuz ama açık olduğu zaman -gerek döviz kurundaki dalgalanmalardan gerekse diğer görünmeyen masraflar da oluyor- devletimiz, Maliye Bakanlığımız bizi hiçbir zaman mağdur etmedi ve bakanlığımızdan gelen kanunlar çerçevesinde ek ödenek taleplerimiz de karşılandı. Bunun için müteşekkiriz ve Meclisimizin de bu konuda zaten ciddi bir desteği var.

Bu sene 2019 yılı için bütçemiz yaklaşık 4,5 milyar yani 4,635 diyelim. Yine, diğer bize bağlı kuruluşlarımız var, Ulusal Ajans var. Avrupa Birliği Başkanlığımız var ve TÜRKAK var, Türk Akreditasyon Kurumunun bütçeleri de özerk olduğu için ayrı ayrı belirtilmiştir. Biz bu bütçeyi etkin bir şekilde kullanmak için çalışacağız. Aynı şekilde, şu anda tabii devletimizin bir tasarruf politikası var. Kamu maliyesi dönüşüm ve değişim süreci çerçevesinde bakanlığın bünyesinde de gerekli ekipler teşkil ettik, ekip kurduk. Nerelerden tasarruf edebiliriz? Elbette devletin itibarından tasarruf olmaz, bunun bilincindeyiz ama lüzumsuz harcama var mı ya da elimizdeki bütçeyi harcamak için önceliklerimiz nedir? Bunları çok iyi bir şekilde tespit ediyoruz. Buna göre devletin bize tahsis ettiği -bu esasen milletimizin parasıdır- bu parayı etkin bir şekilde kullanıyoruz ve önümüzdeki süreçte yine milletimize yakışır bir şekilde misyonlarımızı inşa etmeye devam edeceğiz ama önceliklere tabii ki önem vermemiz lazım.

New York'taki -daha önce size bilgi vermiştim, Komisyonumuza bilgi vermiştim- Türk Evi hizmet binamızın inşaatı hızlı bir şekilde devam ediyor. Temel üstünden 32 kat olacak, aşağıda eksi 4, hatta 3 kat da yukarıda -gerek asansör ve diğer tesisatlar için- yani toplam da yükseklik 35 kat oluyor. Eylülde gittiğimizde 3'üncü katın artık temeli atılmıştı, şimdi 6'ncı kata çıkmışlar, mayıs ayında kaba inşaatı bitecek, ondan sonra detaylara başlayacağız ve bir yılı geçti, şu anda üç yıllık bir süre içinde toplamda yani iki yıl sonra milletimize yakışır bu Türk Evi'ni New York'ta BM'nin tam karşısında inşallah dikeceğiz. Diğer ülkelerde de özellikle kendi mülkiyetimiz için çaba sarf ediyoruz ve milletimize yakışır, ülkemizin itibarına yakışır bir şekilde misyonlarımızı yeniliyoruz, genişletiyoruz. Bu konuda da destekleriniz için çok teşekkür ediyoruz.

Ben bu düşüncelerle 2019 yılı bütçesinin -sadece bakanlığımızın bütçesi değil- ülkemizin, devletimizin bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Sabırla dinlediğiniz için de hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum.