KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Plan ve Bütçe Komisyonunun Sayın Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Sayın Başkan Vekili, değerli milletvekillerimiz, değerli bürokratlar, Sayıştay Başkanımız, Ombudsmanımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, bütçeler denince akla önce rakamlar gelir, gelirler giderler gelir, bu gelirlerin giderlerin dağılım yerleri, nasıl tahsil edildiği, nasıl harcandığı gündeme gelir. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe görüşmeleri yapılırken teamül hâline gelmiş, on yıllardır kullanılan bir usul vardır, o da bütçeler vasıtasıyla ilgili kurumların durumunun ve politikalarının görüşülmesidir.

Şimdi, bu açıdan baktığımızda gerçekten Türkiye'de demokrasi var mıdır yok mudur, bunun iyi analiz edilmesi lazım. 16 Nisan referandumuna giderken gerek referandum için "hayır" oyu talep eden siyasi partiler gerekse "evet" oyu talep eden siyasi partiler ittifakla bir şeyin altını çizmişlerdi, o da şuydu: Herkes, tüm siyasi partiler dedi ki: "Bu Anayasa değişikliğinden hedef demokrasinin güçlendirilmesidir." "Hayır" diyenler "Eğer reddedilirse demokrasi güçlü olacak, Meclis güçlü olacak.", "evet" diyenler ise "Bu Anayasa değişikliği 'evet'le kabul edilirse demokrasi güçlenecek ve Meclis güçlü olacak." dediler. Netice itibarıyla değişiklik yapıldı ve yeni Anayasa'daki kurallara uygun olarak da Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmaları devam etmektedir. Ancak görünen tablo odur ki bu Anayasa'yla birlikte getirilen değişiklik Parlamentonun fonksiyonlarını, fonksiyonlarından da öte etkisini ve gücünü ve hatta bağımsızlığını zayıflatmıştır.

Parlamento, en temel işlevi itibarıyla yasa çıkarmaktadır. Hatta demokraside parlamentoların yasa çıkarma konusunda şeriki yoktur, ortağı yoktur. Eğer dünyada bir ülkede parlamentoların yasa çıkarma yetkisine bir şerik, bir ortak çıkarsa, oluşursa o ülkede demokrasinin varlığından bahsedilemez. Ancak şimdi Cumhurbaşkanının çıkarmış olduğu Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle tek bir kişi 600 kişilik ve teamül hâline gelmiş, tüm dünya demokrasilerinde kabul edilmiş olan Parlamentonun yasa çıkarma yetkisine ortak olmuştur. Yani, artık Türkiye'de Parlamento yasa çıkarma konusunda şeriki olmayan bir Meclis olma özelliğini kaybetmiş, tek bir kişinin bu yetkisine ortak olduğu bir yapıya dönüşmüştür.

Değerli arkadaşlar, bunu sürekli olarak gözden geçirmeliyiz. Parlamentonun içerisinde bulunduğu durumu gözden geçirmek ve ne yapmak gerektiği üzerinde de ortak müzakerelerde bulunmak zorundayız çünkü Parlamento zaafa uğrarsa -işte "17 darbe ve darbe girişimi oldu." dedi Sayın Başkan Vekilimiz- bu yasal bir darbe anlamına gelir. Türkiye'de demokrasi kalmadığı takdirde, Parlamentonun yetkisi aşındırıldığı takdirde, Parlamentonun yetkisini bir yerlere, Anayasa'ya dayanarak dahi olsa ele geçirdiği zaman bu da bir anlamda darbe demektir. Bu hâliyle 18'inci darbeden bahsedebiliriz.

Tomar tomar her gün Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle düzenlemeler yapılırken, burada Parlamentoya gelen bazı metinlerin üzerinde "Biz bunu yasalaştıralım." diye çaba harcarken bir anlamda ne kadar etkili bir faaliyet içindeyiz, bunu da sorgulamak zorundayız. Anayasa açıkça demiş ki: "İdari düzenlemelerin tamamı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yapılır." Yani dünyanın neresinde bir kişiye kendi yetkileri, kendi idaresi altındaki bütün birimleri düzenleme, bu birimlerdeki bütün kamu görevlilerinin yetkilerini, sorumluluklarını belirleme yetkisi verilmiştir? Bu şuna benzer: Birini bir yere muhtar yapıyorsunuz, muhtara "Kendi yetkilerini kendin belirle." diyorsunuz. Böyle bir mantık olmaz. Birine yetkilerini belirleme yetkisi, gücü verirseniz sonra herkesin malına, mülküne el koyar, keyfince düzenler. Hâlbuki demokrasinin esası şudur: Evet, belli mekanizmalar içerisinde idari birimlere birileri gelir, görevlendirilir veya seçilir ama o birimlerin görevlerinin, yetkilerinin ne olacağına kendileri karar vermez, bir başka bağımsız erk olan parlamento karar verir. Cumhurbaşkanının yetkisi nedir, görevleri nedir, birimleri nedir, bu birimlerdeki personelin görev, yetki, sorumlulukları, atanma biçimleri, görevden el çektirme usulleri nedir, bunu parlamento belirler. Ama maalesef, bizim Anayasa'mız diyor ki: "Bunların hepsini Cumhurbaşkanı belirler." Hatta bu sınırlar dışında, idare dışında da Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleme yapılmaktadır. Bana kalırsa Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli çalışma alanlarından biri şu olmalıdır: Özel bir büro kurmalıdır ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin yetki sınırları içerisinde çıkarılıp çıkarılmadığını sürekli gözden geçirmelidir. Neden? Aynı konuda Parlamento bir kanun çıkardığı zaman Cumhurbaşkanlığı kararnamelerindeki hüküm işlemez. Ama bunun bir denetim mekanizması şu anda Parlamento tarafından kurulmuş değildir, her gün yetkileri gasbedilse bunun peşine de düşmeyen bir yönetim yapısı burada hâkim olmuştur. Bu bakımdan Sayın Başkanın bu konuyla ilgili taleplerimize duyarlı olacağını zannediyorum.

Diğer taraftan, olay sadece Cumhurbaşkanlığı kararnameleri değil, Meclisin yasama yetkisine ortak olan bu kararnamelerin ötesinde Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisindeki bir partinin Genel Başkanı olması da Parlamentonun bağımsız bir erk olma niteliğine zarar vermektedir. Türkiye'de parti içi demokrasilerin niteliğinin ne olduğunu biliyoruz, Siyasi Partiler Kanunu'nda vardır. Özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinde kurulduğu günden itibaren bütün aday tespitleri merkez yoklamasıyla yapılır. Bütün milletvekilleri kaderlerinin tek kişinin elinde olduğunu bildikleri takdirde burada bağımsız davranamazlar, özellikle Meclis çoğunluğuna sahip oldukları zaman. Meclis çoğunluğuna sahip olmasalar bile Meclis çoğunluğuna yakın bir sayıda -bugün olduğu gibi- Mecliste bulundukları takdirde özgün, bağımsız, Cumhurbaşkanından bağımsız yani yönetimden, idareden bağımsız yasama yetkilerini yerine getirmelerinde fiilen büyük güçlük vardır. Bu bakımdan, bu Anayasa'daki, Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olmasına imkân sağlayan maddenin de ülkedeki demokratik düzen açısından büyük sakıncalar teşkil ettiğini söylemek zorundayım. Yani böyle bir madde varken demokrasiden söz edemezsiniz. Amerika'da başkanlık sistemi var. Evet, partilidir başkan ama başkan kendi partisinin hiçbir karar hatta denetim organlarında görev alamaz. Bizde Cumhurbaşkanı partinin genel başkanı olacak dediğiniz zaman yasama organının üzerinde yürütmenin gölgesi var demektir, gücü var demektir, yönlendirme kabiliyeti ve kapasitesi var demektir. Bu nitelik itibarıyla da Türkiye'de güçler, erkler ayrılığı yok demektir. Parlamentonun temel işlevlerinden biri denetimdir, denetim son derecede de önemli bir olaydır. Denetilmeyen bütün güçler yanlışlarında azgınlaşır, ülkeyi felakete götürür. Şeffaflık ve denetim her işin özüdür, esasıdır. Bir kere, Parlamento denetimi yürütme üzerinde ortadan kalkmıştır. Yani artık Cumhurbaşkanının kurduğu hükûmet bir sağlık sorunu nedeniyle dünyanın dört bir tarafına savaş ilan etse...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkanım, diğer üyelerin kullanım sürelerinden yararlanabileceğim umuduyla...

BAŞKAN - Buyurunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - ...her mahalleye günde 100 şehit cenazesi gelse bu anayasal düzen içerisinde bu hükûmeti devirecek bir mekanizma yoktur. Böyle bir demokratik yapı olmaz. Her hükûmetin değiştirilebilmesinin yolları olmalıdır. Bir bakanı değiştiremezsiniz, bir bürokratın atanmasına karışamazsınız ve netice itibarıyla da her şeye hâkim bir idareden söz ediyoruz. Bu idare, doğrudan doğruya Parlamentoya da hâkimiyet kurmuş durumdadır. Bunun da değiştirilmesi lazım yani Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olamaması lazım. Partiyle bağını koparmayabilir ama parti genel başkanlığı farklı bir şeydir, Parlamentonun gücünü zayıflatan ve ayrı bir erk olma niteliğini ortadan kaldıran bir durumdur.

Sadece 400 milletvekiline ulaştığınız zaman denetliyorsunuz idareyi. Yani 400'e ulaşmadığınız takdirde soruşturma dışında bir denetim imkânı sağlamıyor ve Türkiye'de de ben öteden beri izlerim yani Cumhurbaşkanı seçilmiş birinin aleyhine veya onun kurduğu kabine aleyhine Türkiye'de parlamentolardan 400 tane karşıt oyu bulmak mümkün değildir. Özellikle o oyların her biriyle bir sonraki seçimde kaderini belirleyecek güce sahipse o Cumhurbaşkanı, asla buna ulaşmak mümkün değildir. Ama elbette, denetim dediğiniz zaman, idarenin denetimi dediğiniz zaman, hükûmetin denetimi dediğiniz zaman Sayıştay denetimi aklımıza geliyor, bunun dışında, işte, Kamu Denetçiliği Kurumu akla geliyor ama bu yapı içerisinde bu birimlerin de denetimlerinin ne kadar etkili veya etkisiz olduğunu, sadra şifa olup olmadığını burada tartışmayı da gerekli görmüyorum. Yani bir kişinin iradesinin her yeri belirlediği bir ortamda, hem Sayıştaydaki üyelikleri hem Kamu Denetçiliği Kurumundaki başkan ve üyelikleri belirlediği bir yerde bu kurumların idareyi, hükûmeti denetleyebileceğini, etkin bir denetim sistemini ortaya çıkarabileceğini düşünmek mümkün değildir. Onun için, Parlamento üyeleri olarak şu yaşadığımız tabloyu ve ortamı yeniden gözden geçirmek ve buna göre gerekirse anayasal değişiklik konusunda tüm partilerin uzlaşısıyla Türkiye'de demokratik sistemi tekrar işler hâle getirecek bir çabanın ortaya çıkması umudunu taşıdığımı belirtmek istiyorum.

Bir de özel olarak Sayın Başkan, sayın milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sundukları soru önergelerine düzgün cevap verilmediği kanaatindedirler. Sorulan soruların hiçbirine net cevaplar verilmediği, geçiştirildiği ve sadece şeklen görev yapılmış gibi davranıldığı izlenimi içerisindedirler. Hiç değilse bu kanaati Meclis Başkanlığının milletvekillerine karşı yapmaması lazım. Eğer Meclisin Başkanlığı milletvekillerinin taleplerini, soru önergelerini geçiştirmeye kalkarsa yani o takdirde bu Meclisin saygınlığını kim koruyacak? Meclisin saygınlığını korumak bir kere milletvekilinin haklarını korumaktan gelir. Milletvekillerinin haklarını da herkesten daha fazla Meclis Başkanlığının koruması lazım. Haklar derken özlük haklarından bahsetmiyorum, bahsettiğim şey, yazılı soru önergesi verme hakkı vardır milletvekilinin, veriyor yazılı soru önergesini; örneğin 16/08/2018 tarihi itibarıyla İlhami Özcan Aygun, Tekirdağ Milletvekilimiz soru önergesi veriyor. Pek çok maddesi var, vaktim olmadığı için özü itibarıyla söyleyeyim: "Başbakanlıktan Türkiye Büyük Millet Meclisine kaç personel nakledilmiştir?" deniliyor, bu personelin görevleriyle bağlantılı atamasının yapılıp yapılmadığı vesaire, benzer sorular var. Zatıalilerinizin imzasıyla, "Mustafa Şentop, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili" imzasıyla gönderilen yazılı cevaptaysa sadece usulen, şeklen bir metin görüyoruz, hiçbir soruya cevap verilmemiş.

BAŞKAN - Sayın Şener, toparlamanızı rica edeceğim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onun için bu soru önergesi de dâhil olmak üzere yeniden cevap vermenizi bekleriz, diğer soruları da geçiştirmemenizi bekleriz Sayın Başkan.

Teşekkür ediyorum.