KOMİSYON KONUŞMASI

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Sayın Başkan, sayın Komisyon üyeleri, değerli milletvekilleri; geçen haftaki açılıştan sonra bugünkü görüş ve önerilerin tartışıldığı 2019 bütçe programımızın tartışması için sizleri yaklaşık bir sekiz saattir dinleyerek not aldık. Hakikaten çok net bir şekilde ifade edeyim. Olumlu eleştirileri de not aldığımız, tabii ki işin siyaset iklimi gereği çok farklı perspektiften bakan... Enerji Bakanlığım dönemimde de aynısıydı. Bir kısım arkadaşlar nükleere karşı bir kısım arkadaşlar nükleeri destekliyor, bir kısım arkadaşlar teşvik destek diyor bir kısım farklı. Tabii, herkesin kendine göre bir bakış açısı var. Buna saygı duymamız gerekiyor. Ama ben burada meseleye iki perspektiften başlayarak konuşmamı sürdürmek istiyorum.

Birincisi şu: AK PARTİ iktidarları, on altı yıllık ülkeyi yönettikleri dönemde çok büyük bir değişim ve dönüşümün liderliğini ortaya koymuşlardır. Bu çerçevede baktığımızda çok önemli bir şeyi ifade etmemiz lazım. Tabii ki hepimizin yorumları kendince çok farklı şeyleri ifade edebilir ama her daim demokrasinin temel unsuru olan "başarı" kriteri halkın teveccühüdür. Ben sözlerime başlarken, on altı yıldır bu iktidarın ortaya koymuş olduğu -ki bu iktidarın lideri Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu- bu performans, bu başarı hikâyesi ortaya koymuştur ki on altı yıldır kesintisiz bir şekilde artan müthiş bir teveccüh var. Ve bu teveccühü biz her seferinde omzumuzdaki yükün artmasıyla daha iyisini nasıl yapabiliriz şuuruyla ve bilinciyle ortaya koymaya çalışıyoruz.

Ne demek istiyorum? 2002 yılında 10,8 milyon kişinin oyunu almış bir hareket, on altı yıllık iktidarı döneminde yaşadığı birçok içerden ve dışardan türbülansa, saldırıya, sıkıntıya, yıpratmaya şuna buna rağmen sistemimizin de dönüştüğü ve bunun ilk seçimi olan 24 Haziran 2018 seçimlerinde yaklaşık 26,5 milyon seçmenin desteğiyle Cumhurbaşkanımızın seçilmesiyle bu yeni sisteme geçtik. Ve bu yeni sistem ki ben ağırlıklı -basit konuşmak gerekirse- belediye sistemine benzetiyorum. Belediye meclisi var, belediye başkanı var, belediye başkanının ekibi var ve halka proje ve vaatlerini anlatarak seçildikten sonraki beş yıllık süreç içerisinde ortaya koyduğu performans var, takdir edilirse bir daha seçiliyor, takdir edilmezse gönderiyor halk, yerine yenisini seçiyor. Arada bir fark tabii, belediye başkanlığında sınırlama yok, Cumhurbaşkanlığı sisteminde iki tane sınırlama var.

Şimdi, çok önemli bir noktaya parmak basarak sözlerimin bütçe kısmına geçmek istiyorum. 2019 yılı bütçesi çok tarihî bir bütçedir. Niye tarihî bir bütçedir? Birincisi, yeni sistemin ilk bütçesi olmasının yanında Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 2018 yılında yaşananların ortaya koyduğu gerçeklikler hasebiyle çok farklı tedbirlerin ötesinde çok farklı adımların öngörülerek, hesap edilerek hazırlandığı bir bütçedir.

2018 yılı 24 Haziranından sonra yeni sisteme geçilmesiyle birlikte ilk Cumhurbaşkanlığı kabinesinin 9 Temmuzda ilanıyla birlikte yeni sistem ilk bütçesini çalışmaya, ilk OVP'yi çalışmaya ve bununla ilgili OVMP'yi çalışmaya başladı. Bu süreçte biz, tarihimizde ilk defa bir süreç yaşadık. Nasıl bir süreç yaşadık? Şimdi, krizler, IMF'ler bir sürü sorular var. Ben bir genel çerçevede bu süreci cevaplarken birçok soruya da dokunmuş olacağım aslında. Ama sonunda da sürem yettiği kadar birebir not aldığımız sorulara elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım.

O da şudur ki: 15 Haziran 2016 yılı itibarıyla Türkiye çok başka bir siyasi dönemi tecrübe etti. Ve ben yurt içinde ve yurt dışında katıldığım birçok programda, yabancı yatırımcılar olsun, yabancı iş adamları olsun, yatırım bankaları olsun, birçoğuyla katıldığım toplantıda şunun altını çizerek bahsettiğim hususun Türkiye üzerinde çok tarihî bir dönem olduğunu ifade etmeye çalıştım. O da nedir? AK PARTİ iktidarları 15 Temmuz 2016 yılına hep birinci önceliğini ekonomik refahın gelişmesine ayırmış bir iktidardır. Zaten bunun neticesi rakamlarda da var, çok detayına girmeyeceğim. Ama 15 Temmuz 2016 yılında yaşanan o süreç Türkiye'yi başka bir noktaya taşıdı ve o geceden itibaren... Hepimizin malumu, Meclis çatısı altında olanlarımız oldu, Cumhurbaşkanımızla, illerinde olan vekillerimiz oldu. O gece sadece 251 insanımız şehit olmadı, 2.193 insanımız gazi olmadı. Milyonlarca insanımız o gece sokağa çıkarak geleceğini kurtarma noktasında çok ağır bir imtihanı verdi ve şükürler olsun, elhamdülillah bundan zaferle çıktı.

Sonrasında ne oldu? O güne kadarki AK PARTİ iktidarlarının tamamının birinci önceliği ekonomi olmaktan güvenlik politikaları noktasına geçti. Ve iki yıl boyunca OHAL başta olmak üzere Türkiye, kırk yıl boyunca bugünler için hazırlanmış iki tane büyük terör örgütüyle çok sıkı bir mücadele sürecini başlattı. Birinci öncelik artık güvenlik politikaları, ekonomi -3.0, 4.0, 5.0 dediğimiz- siyasetin tekrardan yenilenmesi süreci, sistem dönüşümü, Anayasa değişikliği ve yerli ve millî bir ittifakla birlikte Milliyetçi Hareket Partisi ve AK PARTİ'nin ortak hareketiyle birlikte Türkiye'de bu iki yıl yaşanan süreç, 3 demokratik seçim ve sonunda yeni bir sisteme kavuştuğu bir dönemi ortaya koydu. Ve bu sürecin başlamasıyla yeni bir dönem başladı.

Tabii, bu iki yılın nasıl geçtiğine hepimiz şahidiz. Neler yaşandığının, ne sıkıntılar çekildiğinin, hangi şehitler verildiğinin, ne noktada Türkiye'nin özellikle yurt içi ve yurt dışı, sınır içi ve sınır ötesi ne tür operasyonlarla bu sürecin güçlü bir şekilde başarılması noktasında neleri feda ettiğinin Türkiye olarak hepimiz şahidiyiz.

24 Haziran, tekrar yeni bir dönem, Türkiye'nin 1'inci önceliği ekonomi. AK PARTİ iktidarları döneminde, 2002'den 2016'ya kadar, yeni sistemle birlikte 2018'e kadar çok büyük bir dönüşüm ortaya koyduk. Yani, rakamsal bazda hepsini söyleyeceğim; satın alma gücüne göre, işte, kişi başı gelire göre, sosyal güvenliklere göre, 2002 veya işte ona göre kıyaslayalım falan. Neye göre kıyaslayacağız? Yani sonuçta AK PARTİ iktidarı eleştiriliyorsa AK PARTİ iktidarı kendinden önceki dönemi kıyaslayacak tabii. Yani, AK PARTİ iktidarı döneminde bugüne kadar yapılmış her şeyi AK PARTİ iktidarı nominal ve reel rakamlarla açıklamak zorunda. Açıklamak zorunda ki halka karşı sorumluluk noktasında aldığı yetkiyi ne kadar başarılı bir şekilde kullanmış? İşte, ne kadar başarılı bir şekilde kullanmış ki siyaseten bu süreç devam ediyor.

2018 24 Haziranı sonrası AK PARTİ iktidarı Cumhurbaşkanlığı sisteminde çok yeni bir dönemi tecrübe etti. Demin "Ne gibi şeyler yaşandı?" sorusunun vaktim yettiği kadar detayını, son birkaç aylık yaşanan sürecin detayını aslında burada anlatmak istiyorum ki Komisyon üyelerimiz de bilsinler. Şimdi, 2018 yılı Ağustos ayında AK PARTİ iktidarı, işte, ne denildi, bütçe disiplini, mali disiplin, enflasyonla mücadele, öncelikler, son iki yıl güvenlik noktasına odaklandığı için... Çünkü eğer mevzubahis güvenlikse, sınır ötesi operasyonsa, silah, tank, top, tüfek... Şimdi, kolay bir dönemden geçmedi Türkiye. Sivil vatandaşlarına Kilis'ten Hatay'a kadar yüzlerce bomba yağacak, yüzlerce insanınız şehit olacak, 15 yaşındaki kızınız evinde gece vakti uyurken ölecek, 80 küsur yaşındaki vatandaşınız yolda yürürken sınır ötesinden atılan füzelerle ölecek, Türkiye Cumhuriyeti devleti seyredecek veya "Bütçe disiplini mi güvenlik mi politikaları mı?" noktasında bir ayrıma gidecek. Tabii ki böyle bir şey olmadı. Gerek Fırat Kalkanı gerek Zeytin Dalı Operasyonu başta olmak üzere, sınır güvenliği ve ötesinde yaşanan terörle ilgili sürece en güçlü şekilde ekonomik olarak da karşılık verecek. Nitekim, bu sürecin nihayete ermesiyle birlikte yeni dönem, yeni süreç bize çok önemli bir hem fırsat hem de tehdidi ortaya koydu.

Demin soruların içerisinde zannediyorum İsmail Tatlıoğlu bahsetmişti "Bölgesinde maalesef etkinliğini kaybeden bir Türkiye." diye bir yorum yaptı. Ben herhâlde son birkaç yılda yaşananları ve daha ötesinde daha üç gün önce, cumartesi günü İstanbul'da yaşanan zirveyi atladığını düşünüyorum. Belki de Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmadığı kadar bölgesinde etkin siyaset ve bölge anlamında güvenlik politikalarında etkin bir Türkiye var; sahada olan, masada olan, güvenlik anlamında en üst düzeyde siyaseti yöneten bir Türkiye var. İşte, bunun neticesi, Suriye politikası, Irak politikası, terörle mücadele politikası... Birileri, işte, neymiş? Yol yapacaklarmış, Akdeniz'e açılacaklarmış, devlet kuracaklarmış, Türkiye'yi böleceklermiş, parçalayacaklarmış... Şükürler olsun, bu ülkede çok güçlü bir siyaset diliyle yerli ve millî duruş ortaya koyan bir siyasi duruşu olan parti ve partiler var. İşte, bunun neticesinde güçlü refleksler, toplum ve halkın desteğiyle şükürler olsun bu süreci de atlatan bir dönemden geçtik. Ve bu beraberinde size farklı meydan okumaları da ortaya koyuyor. Önce, bölgesel ve Türkiye, sonra da küresel bu meydan okumadan neyi kastettiğimi anlatacağım çünkü bu noktaları detayıyla ve geneliyle doğru yorumlamazsak bugün bölgemizdeki ve dünyadaki dönüşümün ne anlatmak istediğini idrak etmemiz zor olur.

Yeni dönem, yeni süreç. Tabii ki OHAL, 2016 sonrası yaşanan süreç, yabancı yatırımcı, yabancı ilişkiler, Türkiye'nin terörle mücadelesi, yaşanan tüm bu süreçlerin yıprattığı bir ekosistem oluştu. İşte, yeni dönemle başlayan, OHAL'in kalkması başta olmak üzere, artık ekonomideki on altı yıldır AK PARTİ'nin hele de darbeden önceki politika ve siyasetini bu noktada ortaya koyan bir süreci yaşadık. Ne oldu? Biz artık bölgede ve küresel süreçlerde yaşanan ekonomik konulara da çok daha güçlü bir finansal mimariyle yaklaşmamız gerektiğini... Sevelim, sevilelim değil işte, terörle mücadelede de aynısını yaşadık. Dostlarımız, arkadaşlarımız, yoldaşlarımız, müttefiklerimiz, ee? Ben bu cümleyi Avrupa ve Amerika'daki toplantılarımda kullandım. Çok net. Biz o zaman hangi tedbirleri alacağız? İşte, Patriot krizinde bunu yaşadık, öyle değil mi? Sınır ötesinden ülkeme füze yağacak, savunma sistemi isteyeceğim, diyeceğim ki "Ya, gelin şunu şuraya koyun, bunlar savunma füzesi." "Yok." "Parasını vereyim, sat." "Yok." "Şunu yap." "Yok." "Ee, alternatif?" Alternatifi aldığımız zaman "Yok." Arkadaş, bu saldırma füzesi değil, savunma füzesi. Hani empati? "Amerika'nın sınır ötesinden benzer bir olay yaşansa, "Pazar günü sabah vakti kilisede ibadet eden Amerikan vatandaşlarının olduğu bir kasabadaki kiliseye füze düşse ve oradaki onlarca insan ölse 330 milyon Amerikan vatandaşı ne düşünürdü?" sorusunun cevabını empatiyle anlattık, anlatmamızın lazım geldiği bir süreci de yaşadık ama bu bize hepsinden önce neyi öğretti? Demek ki bizim her senaryoya hazırlıklı olmamız lazım enerjide, ekonomide, güvenlikte.

İşte, ekonomide biz bütün bu iyi niyet ve ekonomi politikaları noktasında bir süreç yaşadık; 10 Ağustos süreci. Ne oldu 10 Ağustos sürecinde? Bir işaret fişeğiyle başlayan, Türkiye'ye farklı anlamda... "Ekonomik kriz" diyor bazıları. Ekonomik kriz niye veya değili, onu da anlatacağım birazdan çünkü burasını anlamamız, idrak etmemiz çok önemli. Ekonomik kriz mi saldırı mı? Eğer şuna bakarsak 10 Ağustos Cuma ve 13 Ağustos Pazartesi günü Türkiye'nin iç piyasası ve uluslararası piyasalarda yaşanan bu sürecin detayına hâkim olursak -bir kısmını burada paylaşayım- meselenin ehemmiyetini çok iyi bir şekilde anlarız, bu meselenin ne kadar liberal piyasayla, arz-talep dengesiyle, makroekonomik datalarla -büyümeymiş, güven kaybıymış, kredibiliteymiş alakalı olup olmadığını, ne kadar farklı bir operasyonla alakalı olduğunu anlarız. 10 Ağustos günü işaret fişeği ortaya konularak başlayan süreç, cumartesi ve pazar günü sıkı bir ekip uyumuyla atılan adımların çalışılması noktasında ortaya konulan tedbirler ve 13 Ağustosta birilerinin hayalini ve birilerinin operasyonel sürecini nasıl püskürttüğünü ortaya koyan güçlü Türkiye ekonomisi. Birileri kuru 7, 8, 9, 10... Ee? "Asya piyasaları açıldı, kur 10 lira. Sabah vatandaşlar bankalara gidecekler, paraları çekecekler, bankalarda para yok; ekonomi battı." Bu senaryonun hayaliyle pazar günü bir yabancı ülkenin başkentinde o gün itibarıyla toplanıp bir saldırı planı yapmış olabilirler ama Türkiye'nin de kendine yönelik bir stratejik planlaması olduğunu pazar gecesi Asya piyasaları açıldığında Türkiye...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Kim onlar Sayın Bakan?

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Nerede oldu bunlar? Biz niye görmedik Sayın Bakan?

BAŞKAN - Sayın Bekaroğlu, lütfen...

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Ya, bir hayalî görüşü anlatıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın Bekaroğlu, müsaade edin ya.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Ne var, soruyoruz.

BAŞKAN - Sayın Bakan tam sekiz saat sizi dinledi ve hiçbirinize müdahale etmedi, böyle bir şey olur mu? Tahammül.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Ne oldu tam, biz de data istiyoruz.

KAMİL OKYAY SINDIR (İzmir) - Detay istiyoruz.

BAŞKAN - Tahammül.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Data istiyoruz.

BAŞKAN - "Demokrasi" diyorsunuz, tahammül edemiyorsunuz, yapmayın!

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Ya "Bir başkentten saldırı oldu." diyor Sayın Bakan, hangi başkentten saldırı oldu?

BAŞKAN - Sayın Bakan, buyurun lütfen.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Nisan ayından -niye nisan ayından? Nisan ayı Türkiye'de seçim kararının alındığı ay- Haziran ayına SWAP piyasası özelinde, Haziran ayından 9 Temmuza yatay bir seyir var -yatay seyir niye? Herhâlde kabineyi beklemiş bazıları- 9 Temmuzdan 10 Ağustosa kadar yine dikey bir seyirle hacmi ve kapasitesini 10 Ağustosa yönelik bir finansal spekülasyon için hazırlayan bu likidite 13 Ağustosta duvara toslamıştır ve 13 Ağustosta "7, 8, 9, 10'a gideceğim." derken o geceden itibaren alınan tedbirlerle önce 7,5 bandını, 7,40, 7,20 bandını kırıp 6'lara ve iki ay boyunca kur seviyesini bu noktaya kadar taşımıştır ki bu arada eylül sonu kuru 5,90 küsurdur, onu da söyleyeyim, birileri "papaz" falan diyor da.

İkinci mevzu: Bakın, bunu da hangi ekonomik kriterle anlatmamız gerektiğinin satır arası noktasında şunu anlamamız lazım: Nedir? Eylül ayında Türkiye bankacılık sektörü, bu bankacılık sektörünün içerisinde kamu bankaları yok, özel bankalar yok; yabancı bankaların da olduğu bir iklimde, eylül ayında Türkiye bankacılık sektörüne yurt dışındaki ticaretin finansmanı -burası hakikaten çok dikkatle takip edilmesi gereken bir husus- dediğimiz -gayet doğal bir ekonomik kriter- teminat mektubudur, akreditiftir ve benzeri enstrümanları uluslararası piyasalarda baskılanmaya çalışıldığı bir dönem de geçirmiştir. 12 Eylül 1980 darbesinde bile karşılaşmadığı böyle bir durumla karşılaşan 2018 Eylül ayında Türkiye, yine o ayda attığı adımlarla; para politikaları, maliye politikaları, OVP, Londra, Washington yatırımcı görüşmeleri noktasında ay sonuna kadar bunu da püskürterek bu piyasada da normalleşmeyi yakalamış, ekim ayıyla birlikte güçlü bir dengelenme sürecini tıpkı orta vadeli programda olduğu gibi ortaya koymuştur.

Şimdi, buradaki en önemli nokta şu, şunu çok net görmemiz lazım: Türkiye ekonomisi-IMF çok sık dile getiriliyor. Burada çok kıymetli ekonomistlerimiz var, ekonomiden, iktisattan anlayan çok kıymetli komisyon üyelerimiz var. Onların belki çok detaylı bir şekilde bildiği, vâkıf olduğu ama herkes aynı seviyede olmadığı için çok daha öz ve özet anlatacağım bir temel tespitle bunu bağlamak istiyorum. Nedir? Bir ülkenin bilançosu en önemli göstergedir ve bir ülkenin bilançosu 4 temel sacayağına dayanır: Kamu, hane halkı, bankacılık sektörü ve reel sektör. Bu 4 temel sacayağının bilançosu, "peer"ları dediğimiz, "benchmark"ları dediğimiz benzer ülkelerle kıyaslandığında, küresel rasyolarla kıyaslandığında esas resmi anlatır. Bu noktada baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kamu borcu, ki 2002 yılında gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 60-70'lerde olan bu oran AK PARTİ iktidarları döneminde yüzde 28 gibi bir orana düşerek -bu yılın altıncı ayı- gelişmekte olan ülkelere kıyasla -ki bu oran yüzde 49'dur Türkiye'nin gelişmekte olan ülkeler ortalaması, yüzde 70'lerdedir dünya ortalaması- çok düşük düzeyde olarak bilançosu gayet iyi bir noktadadır.

Gelelim ikinci sacayağına. Bunlar Avrupa Birliği tanımlı net borç stok rakamları yani bu, Türkiye'de bizim kalemle yazdığımız rakamlar değil.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Bu rakamlar kullanılmıyor.

BAŞKAN - Sayın Bekaroğlu, sabır sabır.

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) -Amerika'nın yüzde 120 borcu var.

BAŞKAN - Sayın Bekaroğlu, yani nedir bu sabırsızlığınız, tahammülsüzlüğünüz anlamıyorum ki.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Şimdi, ikincisi hane halkıdır. Türkiye'de hane halkı borç düzeyi yüzde 16 düzeyindedir. Gelişmekte olan ülkelerin ortalaması yüzde 36'dır, dünya ortalaması, OECD ortalaması ortalama yüzde 60'lardadır. Türkiye de bu düzeyde bakıldığında dünyadaki en düşük ülkelerden bir tanesidir. Ve burada bir detaya da hâkim olmamız çok önemli: Yüzde 16 borçluluk düzeyi de dövize endeksli değildir, ağırlıklı Türk lirasıdır; 2001 krizinin, 2008 krizinin ve benzeri krizlerin hane halkımıza öğrettiği tecrübeden de hareketle beş yıl vadeli, on yıl vadeli ev taksiti dediğimiz, araba taksiti dediğimiz Türk lirasıyla borçlanma olduğu için bu da çok düşük düzeydedir.

Gelelim bankalara: Bankaların ortalaması yüzde 26. Gelişmekte olan ülkeler yüzde 32, yüzde 33'lerde. Dünya ortalaması yüzde 60'larda, yüzde 60'ın da üzerinde olan ülkeler çok ağırlıklı. Bu noktada da ciddi anlamda rahat bir düzeydedir.

Dördüncüsü reel sektör: Reel sektörün ortalaması yüzde 65'tir. Gelişmekte olan ülkeler düzeyi yüzde 94'tür ve ağırlıklı şu kritik iki data çok önemlidir: Birincisi, bu yüzde 65 borcun ki yayınladığımız, geçtiğimiz dönemki tebliğle birlikte 15 milyon doların üzeri borçlanma aynı para cinsinden gelir düzeyiyle doğal "hedge" olmak şartı sınırlaması kapsamında ağırlıklı doğal birbirine "hedge"lidir ve dolayısıyla önümüzdeki on iki ay reel sektörün kur riski artı 4,5 milyar dolar pozitif pozisyondadır; kısa dönemli, on iki aylık.

Peki, ikinci önemli nokta nedir? Reel sektörün borcunu detaylı bir şekilde incelediğimiz zaman, özellikle net kapsama baktığımızdaki 86 milyar dolarlık... Reel sektörde çalıştığım için masanın bir tarafını az çok bildiğimden dolayı, hangi firmaların hangi kapsamlı hangi teminat yapısıyla hangi ülkelerden hangi finansman ve hangi vadelerde borçlandığını az çok bildiğim için bu hassas noktayı incelediğimizde ve baktığımızda bu borcun yüzde 54,9'u, 55'i en büyük on beş firma dediğimiz genel itibarıyla riski sıfıra yakın firmalarda, geri kalan kabaca 2 bin firmanın, yüzde 45'i ihtiva eden 2 bin firmanın ağırlıklı borçlandığı sektör, ülke, yapıya baktığımızda özel sektörde çok sıkça bilinen "back to back" dediğimiz, karşılığında arkasında sabit bir teminat yapısı dediğimiz, işte, Lüksemburg mu dersiniz, Hollanda mı dersiniz, şu veya bu farklı ülkelerden borçlandığı yapılardadır, dolayısıyla burada da ciddi anlamda bir risk yoktur.

Lakin, diyelim ki -hepsini toplayalım- orada risk, burada risk; kamu, hane halkı, reel sektör ve bankacılık sektörü. Türkiye'nin tüm bilançosuna bakıp topladığımızda Türkiye'nin toplam borcunun gayrisafi millî hasılaya oranı, bu 4 sacayağını birleştirdiğimizde yüzde 137'dir. Peki, gelişmekte olan ülkelerin bu borç oranı ortalaması yüzde kaçtır? Yüzde 211'dir. Dünya ortalaması yüzde kaçtır? Yüzde 318'dir. Dolayısıyla bu noktada baktığımızda, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu 4 sacayağı kırılımına bilanço noktasında baktığımızdaki duruşu çok ama çok sağlamdır.

Nitekim, öyle olduğu için de bugün hele de 2008 kriziyle kıyaslıyor bazıları, "Kriz var, yok." hikâyesini ben onun için ifade ediyorum ki o gün itibarıyla da Cumhurbaşkanımız "Teğet geçecek bu kriz..." Çünkü o kriz küresel bir kriz, Türkiye'nin krizi değildi. Türkiye'nin toksik varlıkları yoktu birileri gibi. Amerika'daki toksiklenen bu varlıklar dünyadaki farklı ülkelere, fonlara, yatırım fonlarına ihraç edilerek o ülkelerin bilançosunu zehirlemesiyle bir kriz ortamı oluşturmuştu. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu varlıklarla ilişkili bir yapısı olmadığı için Türkiye'nin krizi değildir. "Teğet geçecektir." söylemi tüm bu noktalardan bakıldığında Türkiye'yi bir kez daha haklı çıkararak bu süreçten geçmişti.

Bugünkü noktaya baktığımızda, ağustos, eylül ayında yaşadığımız bu iki aylık süreç ki bu iki aylık sapma ve fiyatlamalardaki anomalite, anormallik, bütün bu süreçler 2008'deki küresel krizdeki yaşananların daha da aksine, gerek kur gerek faiz ve gerek enflasyon atağına rağmen Türkiye bu süreçte, şu son iki ayda attığı adımlarla bugüne kadar birçok dönemde attığından çok daha güçlü ve hızlı adımlar ve aksiyonlar ortaya koyarak... Ki Cumhurbaşkanlığı sisteminin de en ama en önemli faydalarından bir tanesi, bu krizin çok hızlı reaksiyon göstererek yönetilmesi de olmuştur. Türkiye bu süreci geride bırakmıştır. Enflasyon... Evet, bu fiyatlama davranışları sadece eylül ayında belirsizliğin oluşturduğu algı kaynaklı piyasadaki fiyatlama davranışlarındaki bozulma, vadeli alıyorsunuz, vadeli satıyorsunuz. Kur ne kadar olacak, ne kadar yükseldi, ne kadar arttı, ne kadar bu çerçevede etki ve tepki oluşturdu; 6'dan mı, 7'den mi, 8'den mi, 9'dan mı fiyatlama? Ki eylül ayı çok büyük bozulmaların yaşandığı, belirsizliklerin olduğu ay olması itibarıyla ki ben yine aynısını iddia ediyorum, eylül ayı en kötüsüydü, rakam olarak da çıktı. Beğenirsiniz, beğenmezsiniz, kimse beklemiyordu, benim de beklemediğim bir rakamdı, yüksek çıktı. Ama ekim ayı gerek bu sürecin iyileşmesi, işte, 8'ler, 7'ler, 9'lar, öyle mi? 5,5... Bu sürecin fiyatlama normalleşmesine dayalı Türkiye'de önümüzdeki süreci çok daha güçlü bir şekilde ortaya koymuştur ve koyacaktır da. Bunları da kısa bir süreç içerisinde göreceğiz.

Türkiye'nin tüm bu yaşananlar özelinde, özellikle bölgemizde ve dünyada yaşanan ekonomik gelişmeler cihetinden resmi incelediğimizde çok net şunu ifade edeyim: Türkiye ne üretiyor? Türkiye ne üretiyor arkadaşlar, biliyor musunuz? Yani bilenler biliyor da ben bir kez daha altını çizeyim. Türkiye 2002'ye kadar 500 kalem, 800 kalem, 1.000 kalem ürün ihraç eden bir ülkeden bugün 20 binden fazla kalem ürün

ihraç eden, 80-100 ülkeye ürün ihraç ederken 200'den fazla ülkeye ürün ihraç eden, birkaç ülkeye 1 milyar dolardan fazla ürün ihraç ederken sadece 32'den fazla ülkeye 1 milyar dolardan fazla ürün ihraç eden, 170 milyar doları yıl sonu yakalayıp dengelenme süreci dediğimiz... Kurun iyiliği veya kötülüğü neye göre? Bu, tartışma konusu, saatlerce girebiliriz ama girmeyeceğim. Bir kurun yüksek olması mıdır iyi olan, düşük olması mıdır, bu tartışmaya girmeyeceğim.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Cari açığı ne yapacağız?

BAŞKAN - Sayın Gürer, soru işlemini geçtik.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Ama kimi ülke değerli para birimiyle farklı bir strateji izler, kimi farklı. Yirmi senedir Çin düşük kur politikasıyla cari fazla vererek dünyada başka bir yere getirmiştir, siz güçlü kur politikasıyla ithalatı destekleyebilirsiniz, farklı tüketimi destekleyebilirsiniz, bunu bir başarı gibi de gösterebilirsiniz ama kime göredir bu başarı, tartışılabilir ki girmeyeceğim oraya.

Velhasılıkelam, 2008 finansal krizinin küresel olarak sıkıntılarının geçmediği ve daha büyük etkilerinin bölgesel ve küresel politikalara önümüzdeki kısa vadede daha da fazla etki edeceği böyle bir sürece girerken Türkiye bu sürece siyasi olarak, sistemsel olarak, güvenlik olarak, ekonomik olarak iktidar noktasında on altı yıldır bugüne kadar çok güçlü bir yönetişim ortaya koyan bu iktidarıyla girerek çok önemli bir sürecin arifesindedir ve bugüne kadar olduğu gibi -bütçenin kırılımlarına çok kısa bir şekilde yine değineceğim tabii ama- yaptığı bugüne kadarki bütçeleri insan odaklı, üretim odaklı, halkın ve toplumsal paydaşların tamamına... İşte, bütçe küçüldü, büyüdü, ona gelir, buna değil, çok hızlı ifade edeceğim. Çok gerçekçi ve tasarrufu -çok net söyleyeyim- vatandaşından, işçisinden, emeklisinden, sosyal politikalarından değil, cari harcamalarından, teşvik, tasarruf, yatırım bütçelerinden kısarak, ağırlıklı kendinden kısarak ki yaklaşık 76 milyarlık açıkladığımız OVP'de 16 milyarı gelir, 59,9 milyarı da bu çerçevede tasarruf kalemleriydi ve bunun yaklaşık 31 milyarı harcamadan, 14 milyarı yatırımlardan, 10 milyarı teşvikten ve yaklaşık 5 milyarı da tasarruf noktasında farklı kalemlerden, diğer kalemlerden olmak üzere ortaya koyarak bunu gerçekleştiren bir bütçe ortaya koymuştur.

İşte, nereden peki bu artış? Nereden olduğunu söyleyeyim mi? Sadece 4 kalem bu artışın nereden olduğunu, ne kadar insani olduğunu ortaya koyuyor. Birincisi, personel giderleri ve sosyal güvenlik devlet primi. Bütçe içindeki payı yüzde 30,6'dır bu kalemin ve bu kalemin sadece 2019 bütçesindeki artışı yüzde 35,6'dır. Yani burada ne var? Sosyal güvenlik var, maaşlar var, işçinin, memurun; yüzde 35,6'dan fazla, burada kesinti yok. Neyimiz var? Sosyal güvenlik kurumlarına yapılan transferler var, yüzde 19,3'tür toplam bütçedeki payı, yüzde 36,5 oranında artış vardır yine bu kalemde. Yine, bakıyoruz, gelirden ayrılan paylar... Ne var bunun içerisinde? Belediyeler var, savunma sanayisi var, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu var. Bunun da payı yaklaşık yüzde 12'dir toplam bütçe içerisinde. Yüzde 27,2'lik bir artışla yaklaşık 89,9 milyardan 114 milyara çıkmıştır. Bu 3-4 kalemi birleştirdiğimizde zaten toplam artışın olduğu sürecin... 198 milyarlık artışın yüzde 99'u bu kalemlerden gelmiştir.

Şimdi, baktığımızda, bu çerçevede bu bütçe hakikaten 2019 bütçesinin küresel anlamda 2018'de yaşadıklarımızdan elde ettiğimiz tecrübe anlamında çok daha bizi dikkatli, tasarrufu önceleyen, ekonominin iç ve dış saldırılarına karşı -Ki bu saldırı bize neyi öğretti? Demek ki dünyada yaşanabilecek herhangi bir saldırıya... Adam duvar yapıyor Meksika sınırına veya biz Suriye ve Irak'ta yaşadıklarımızdan sonra güvenlik duvarı, İHA'lar, SİHA'lar, sınır ötesi operasyonlar, obüsler- nasıl güvenlik politikalarımızda aktif, proaktif yeni bir süreç ortaya koymamız gerekiyorsa Türkiye olarak biz de ekonomi politikalarında olabilecek benzer -Pollyannacı olmayacağız, sevelim, sevilelim, dostluk, kardeşlik, ülkelerin menfaatleri vardır. Türkiye Cumhuriyeti devletimizin de âli menfaatleri vardır, duygusal olamayız- her türlü konuda, her türlü altyapı, üstyapı tedbirini alma koşuluyla biz bu çerçeveyi ortaya koymak zorundayız ve bundan dolayıdır ki yeni dönemde -bir kısmınız belki yeni ekonomik programı takip etme fırsatını yakalamış olabilir- yeni ekonomik dönemdeki birinci önceliklerimizden birisi çok güçlü bir finansal mimari inşa etmek diye bahsettim. İşte, onun için bu ve benzeri adımları bu dönemde atacağız ve ortaya koyacağız ki 2019-2020-2021 yıllarındaki üç yıllık orta vadeli program, yeni ekonomik program çerçevesi içerisinde... Ki hemen hızlıca da "Yapısal reformlar var mı, yok mu? denildi aslında, yeni ekonomik programdan da birçok kez bahsettim ama hemen bir çırpıda... Tarım Erken Uyarı Sistemi'nden ürün gözetim mekanizmalarına kadar, vergi mevzuatının sadeleştirilmesinden Vergi ve Veri Analiz Merkezi'ne kadar, Mükellef Hizmetleri Merkezi'nden sosyal güvenlik sigorta sisteminin yeniden düzenlenmesine kadar, endüstri teknoloji bölgelerinin kurumsallaşmasından Elektronik İhracat Platformu'na kadar, kıdem tazminatı reformundan -ki bütün paydaşların onayıyla birlikte- Kalkınma Bankasının dönüşümüne -ki Meclisimizden geçti- Kalkınma Fonu'nun kuruluşuna kadar, Hal Yasası'ndan uluslararası türev enstrüman piyasalarındaki swap altyapısının dönüşümüne kadar... Bakın, çok net şunun altını çizeyim: 2015 Aralık-2016 Ocak yılında Rusya devleti bir benzeri ekonomik saldırıya muhatap oldu.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Saldırı mıydı, değil miydi?

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Yani istiyorsanız biraz literatürü araştırın saldırı mı, değil mi diye ama "Saldırı mı, değil mi?"nin şu datalardan sonra değerlendirilmesini biraz daha gerçekçi ortaya koymak lazım. Öyle ya da böyle, yaşananı nasıl konumlarsanız, bu iki ay içerisinde Rusya ekonomisinde yaşanan sürecin sadece Rusya Merkez Bankası rezervindeki 500 küsur milyar dolardan, 300 milyar dolardan fazla döviz rezervinin satılması; ikincisi, 1 doların 30 ruble olduğu bir iklimde birkaç aylık süreçte 80'lere çıkması; Rusya Merkez Bankasının faizlerini 7-8-9'lardan 2 katından fazlaya çıkaracak hamleyi yapmasına rağmen bu süreç -yaklaşık bir buçuk iki yıl sürmüştür- ve bu süreçte bütün bu yaşananlar özellikle swap piyasasını Londra'dan Moskova'ya almasıyla türev enstrüman piyasalarında farklı denetim ve takip altyapısı oluşturulmasıyla gerçekleşirken sadece biz swap piyasasının altyapısını yaklaşık iki aydan kısa sürede, ağustos ayından ekim ayına kadar bitirerek İstanbul'da kurmayı başarmışız.

Şimdi, bütün bu yaşananların her birinin uzun uzun hikâyeleri var ama bu hikâyeler bize şunu anlatıyor arkadaşlar: Türkiye Cumhuriyeti devleti, bu ülke çok önemli bir devlet, çok önemli bir ülke; her gün yeni bir şey öğreniyor, yaşadığı her meydan okuma, yaşadığı her operasyon Türkiye'yi daha da güçlü bir şekilde resimden çıkaracak bir tablo ortaya koyuyor. İşte, yaşadığımız şu son birkaç aylık operasyonel süreç Türkiye'ye o kadar büyük bir kazanım ortaya koymuştur ki, 2019, 2020 ve 2021 yılı dönemi için bu bütçe merkezli, bu değişim ve dönüşüm dinamiklerini ortaya koyan altyapı merkezli çok büyük bir resim ortaya koymuştur. Tabii, ben burada...

MEHMET BEKAROLĞU (İstanbul) - Sayın Bakan, bir tane yanlışınız yok mu? Bir tane söyleyin ya.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Herkesin eksiği vardır Mehmet Bey, herkesin eksiği vardır, noksanı vardır, tecrübe edersiniz. Tabii, bütün bu süreçlere baktığımızda hepimizin eksiği vardır, öğreniyoruz, tecrübe ediyoruz, bütün bu süreçlerle ilgili daha da...

BAŞKAN - Sayın Bakan, Sayın Bekaroğlu hayranlıkla izliyor zaten, sorun yok, siz devam edin.

Buyurun.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Dolayısıyla, şimdi, ben bu sürece baktığımızda şunu anlatmaya çalışıyorum: Türkiye önümüzdeki dönemde özellikle yeni sistemin ki yeni sistemin en ama en -çok net şunu söyleyeyim- avantajlı noktalarından bir tanesi de... İşte, biliyorsunuz, 2002 yılında 36 bakanlık vardı, 26'ya düştü AK PARTİ iktidarları döneminde, yeni sisteme geçtiğimizde 26'dan 16'ya düştü bu. Bazı bakanlıklar birleşti, bazı bakanlıklar farklı bir yapılanmaya kavuştu ama birçok açıdan bakıldığında uyum ve koordinasyon açısından çok daha aktif ve proaktif bir yapıya büründüler. Nitekim bunun faydalarını da hakikaten bu dönemde çok güçlü bir şekilde yaşadık. Özellikle enflasyonla mücadele hususundan bahsedildi. Bunun ana, temel dinamikleri gerek retorik olarak, gerek akademik olarak, gerek altyapı olarak kesinlikle para ve maliye politikalarından başlar, bundan hiçbirimizin şüphesi yok. Bundan dolayıdır ki Türkiye ağustos ayından önce, Bakanlığa geldiğimiz ilk gün itibarıyla yılbaşındaki bütçelerin para ve maliye politikalarının uyumu açısından, tutturulması açısından çok güçlü bir... 2019'da mart seçimleri beklerken ülkeyi 35 milyarlık gelir ve harcama tasarrufuyla yıl sonunda... Birileri diyordu ki: "Yüzde 3 bütçe açığı, yüzde 5 bütçe açığı." Eski Türkiye'de -belki bazılarınız unutmuştur- yüzde 10'lardaydı bütçe açığı. 2001-2002 döneminin Türkiye'si bütçenin yüzde 10,8 açık verdiği dönemleri gördü. AK PARTİ dönemlerinde bu oran hep yüzde 2'nin altında ki diyoruz ki güvenli bölge. Maastricht kriteri bile -kriterlerden bahsediyoruz ya- yüzde 3. Bugün o yüzde 3'ü tutturan sayılı ülkenin olduğu bir resimde biz daha da sıkı bir bütçe ortaya koyacağız, daha da sıkı bir harcama politikası ortaya koyacağız. 2018 gibi zor bir yılda bile temmuz ayında Bakanlığa gelir gelmez ilk işimiz yıl sonu bütçe hedeflerinin tutması, cari dengenin tutması, harcama politikalarının tutması noktasında bir söz mü verdik? O zaman bu disiplini ortaya koyacağız, seçim yılı olmasına rağmen diyerek, inşallah yine -ekim rakamları da gayet olumlu gidiyor- yüzde 2'nin altındaki merkezî bütçe açığa hedefini tutturacağımız, yine piyasalara güvenli ve güçlü bir duruş sergilediğimiz bir yıl olacak. 2019 da öyle, 2020 de, zaten öyle olduğu içindir ki on beş senedir yüzde 70'lerden borcunuzu yüzde 20'lere indiriyorsunuz.

İşte onun içindir ki Türkiye'nin bilançosunu nereden nereye getiriyorsunuz? İşte onun içindir ki Türkiye birçok açıdan bakıldığında nereden nereye getirmiş? Yani bunu anlatacak birçok örnek var. Alım gücü diyoruz ya, işçi diyoruz ya, emekli diyoruz ya, anlatacak birçok örnek var aslında. Yani bütün bunların ne ifade ettiğini ki reel rakamlar değil, nominal rakamlar değil... Bir vekilimiz "Satın alma gücüne göre neredeydik?" diye bir soru sorunca aklıma "Hemen bunu da ifade edelim." geldi. Bakın, 2002 yılında kişi başına gayri safi yurt içi hasıla 3.581 dolarken satın alma gücüne göre 9.200 dolardı bu rakam. Ama 2018 yılına geldiğimizde bu rakam satın alma gücüne göre 27.900 dolarlara çıktığı bir resimden bahsediyoruz ve bu çok önemli bir rakamdır. Kişi başı gelirin nominal rakamlarda 17'nci sırada olduğu bir Türkiye, satın alma gücüne göre baktığımız 14'üncü sıraya yükseldiği bir resimdir. Halkın satın alma gücünü teknik olarak anlayamıyorsak aslında 2001 finansal krizini, Türkiye'nin ekonomik durumunu, darboğazını, yaşanan krizin toplumdaki ve sokaktaki etkilerini gören bireyler olarak, o dönem özel sektörde çalışan bir birey olarak, sokakta gören biri olarak 2018'de sokağa çıktığımızda insanların sahip olduğu mülkler, arabalar, evler... Satın alma standartları açısından gelir düzeyinin nereye geldiğine baktığımızda aslında bunu da çok net görüyoruz. Veya şöyle bir şey dedik: Gelir gruplarına göre Türkiye'de kişi başı gelirler işçi için ne olmuş, aile yardımı, en düşük memur maaşı ne olmuş?

BAŞKAN - Sayın Bakan, son üç dakikanız.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Hızlıca yani bunlara hızlıca dokunarak gideceğim.

BAŞKAN - Zaten arkadaşlar dinlemiyorlar.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - 2002 yılında aralık ayında en düşük memur maaşı 392 liraydı bu ülkede. 2018 yılı Ekim ayında bu rakam 3.133 lira oldu. Peki nominal artış kaç? Yüzde 700. Reel artış kaç? Yüzde 80'den fazla. Peki diyelim ki net asgari ücret ne kadarmış? Buna da bakalım, bu çok önemli. Türkiye'de net asgari ücret 184 liraymış. Peki 2018 yılına baktığımızda, bu rakam ki bugün itibarıyla baktığımızda 1.603 lira, peki bundaki nominal artış kaç? Yüzde 770. Reel artış ne kadar? Yüzde 96, reel, bugüne indirgediğimiz. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Arkadaşlar, demokrasi bir tahammül rejimi ama Sayın Bakan sekiz saat konuşanlara tahammül etti. Lütfen...

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Peki, bakın, emekli diyoruz, hani "Emekli hiç yok." diyoruz ya, şu diyoruz, bu diyoruz, memur yok diyoruz ya bakın, 65 yaş aylığı bu ülkede 2002 yılında 24 liraymış.

SİBEL ÖZDEMİR (İstanbul) - Ekmek ne kadardı? Mazot ne kadardı?

BAŞKAN - Sayın Özdemir, sorularınızı sordunuz şimdi cevabını alıyorsunuz.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Arkadaşlar biz sizi dinledik ya, ben sizi ağzımı açmadan dinledim sekiz saat, rica ediyorum.

BAŞKAN - Hakikaten Sayın Bakanı takdir ediyorum ben, gerçekten öyle.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - 65 yaş aylığı 24 liraymış bu ülkede, 2002 yılında bakın. Bugün 543 lira, nominal artış yüzde 2.118; reel artış yüzde 400. Şimdi, muhtarlara bakın ya, 97 lira olan muhtarların aldığı rakam bugün 1.726 lira, nominal artış yüzde 1.673; reel artış yüzde 300.

Şimdi demişiz ki "Bütçede kadın yok, çocuk yok, gençler yok, yaşlılar yok, engelliler yok." Detayına girmeyeceğim ama çok kısaca, 2002 yılının Türkiye bütçesinde bu paydaşların tamamına ayrılan pay ne kadarmış biliyor musunuz? 415 milyon TL. Tek tek girmeyeceğim, hepsinin kırılımı var burada. Özellikle engellilerimize yapılan yardımlar, evlerinden alınması, taşıt yardımı, çocuklara evdeki bakımlar, şunlar şunlar... Sayısız bir sürü kaleme girmeyeceğim ama sadece bu kalemlerin tamamına pozitif ayrımcılık noktasında kadınlarımıza, engellilerimize, gençlerimize, yaşlılarımıza, tamamına 2019 yılı bütçesinden ayırdığımız pay 35 milyar TL'dir.

Şimdi, bu çerçevede baktığımızda tarımsal destek dedik, tarımla alakalı konular var, işte o destek, bu destek, mazot desteği... Mazot desteğini hatırlamamız da güzel oldu. Çünkü 2002 yılında tarım politikalarında sadece hayvancılık desteği ve diğer tarım destekleri... Bu saydığımız, hububat, gübre, mazot, kırsal, çay primi, tarım ürünü, fındık...

BAŞKAN - Aşılama...

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Bu kalemlerin hiçbirinin olmadığı bir resimde ki bu rakamın tamamı 1,894 milyon TL'yken 2019 yılı bütçemizde tüm bu kalemlerin tamamının toplamı 16 milyar 219 milyon TL'ye çıkmış.

Şimdi, bunun 4,4 milyarı hayvancılık, 2,4 milyarı mazot gidiyor, gidiyor. Şimdi, bu çerçevede baktığımızda denildi ki: "Türkiye'yi faize..." Burası hakikaten dikkatli bir şekilde takip etmemiz gereken bir konu. Şimdi, şu resme baktığımızda 2002 yılında faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı -2002 yılının -ki 2001 yılında bu oran çok daha yüksekti, 2001'i değil 2002'yi alalım, kriz yılıydı 2001- rakamlarına baktığımızda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakan bir dakika.

On beş dakika ilave süre veriyorum, buyurunuz, on beş dakika içinde toparlayalım.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - 2002 yılının vergi gelirlerinin yüzde 85,7'si faiz giderlerine giderken bugün itibarıyla bu rakam yüzde 12,1'dir, 2018 yılında.

Şimdi, bu çerçevede bu resmi çok doğru okumamız lazım. Okumamız lazım ki bu noktadaki resmi daha iyi anlayabilelim. Eğitim denildi, bu özellikle benim çok gururla yurt dışı yabancı yatırımcılarla buluştuğum her programda anlattığım bir detay. Hatta geçtiğimiz evvelki hafta Avrupa'daki ülkelerin bir kısmına Almanya'daki programda anlattığım bir detay. Nedir bu detay? Eğitim diyoruz ya, hakikaten eğitim konusu Türkiye'nin bugün sahip olduğu genç ve dinamik nüfus açısından çok hayati, en güçlü noktalarından bir tanesi. Türkiye'de 2002 yılına kadar bütün hükûmetlerin yaptığı bütçe çalışmalarında bütçeden en büyük payı her daim savunma sanayi ve güvenlik politikaları almıştır. Ama son on altı yıldır bu bütçede de olduğu gibi, bakın bu bütçede her ne kadar güvenlik artsa da yine şampiyonluğu ve birinciliği, en büyük payı millî eğitimin aldığı...

BAŞKAN - 147 milyar.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Bütün bu çerçeveye baktığımızda 2002 yılında yüzde 6'larda olan bu pay yani toplam bütçe içerisindeki eğitimin payı yüzde 6'lardayken yüzde 12'lerin üzerine çıktığı ve yine aslan payını eğitimin aldığı bir 2019 yılı AK PARTİ bütçesini görüyoruz. Birinci önceliğimiz gençlik ve eğitim politikaları ve bunun en büyük kazanımını Türkiye bu dönemde yaşıyor, bilfiil sahada yaşıyor. Nasıl yaşıyor biliyor musunuz? Evvelsi hafta Avrupa ziyaretimdeki ülkelerden bir tanesi Türkiye'nin genç ve dinamik nüfusunun noktalarından bir tanesi...

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - PİSA'da sonuncuyuz.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Türkiye'nin nüfusu 81 milyon, Almanya'nın nüfusu yine bu noktada, aynı düzeyde.

BAŞKAN - Sayın Arı, Sayın Gürer, lütfen.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Bakın, bugün Almanya'da sadece üniversitede okuyan üniversite nüfusunun sayısı ne kadar biliyor musunuz? Yaklaşık 3 milyon. Peki, bu rakam Türkiye'de ne kadar biliyor musunuz? 8 milyon.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Neyle neyi...

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Şimdi, bu noktaya baktığınızda, Türkiye'nin en büyük dinamik gücünün bu genç nüfusunun, eğitimli nüfusunun... Ki ben onu sadece eğitim olarak yorumlamıyorum bakın. Rahmetli Özal'ın çok güzel bir söylemi vardı. Ne derdi? Hep "orta direk, orta direk" derdi. Türkiye'de hep, yıllarca bir orta direk, orta sınıf hayali kurulmuştur ama bugün bu hayal AK PARTİ iktidarları döneminde ete kemiğe bürünmüş, genç, dinamik bir orta sınıftan müteşekkil... Ki bugün Avrupa Birliği yaş ortalaması, birçok Avrupa Birliği ülkesinin yaş ortalaması 47, 48 yaşlarında dolanırken Türkiye'nin 29, 30 yaşında seyrettiği bir iklimde bu nüfus hem genç hem yetişmiş hem eğitimli hem özgüvenli hem de tüketim alışkanlığı itibarıyla Türkiye ekonomisinin orta sınıfını, dinamik ve reaktif, güçlü bir orta sınıfı işgal etmesi itibarıyla da çok güçlü temelini oluşturmuştur.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Hem de işsiz.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Tabii, birçok konu var, hemen hızlı hızlı gideyim. Başkan kızacak, bakacak.

Büyüme rakamları... Türkiye özellikle bu dönemde çok güçlü büyüme performansı ortaya koymuştur. 2002 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti devleti yaklaşık seksen küsur yılda yüzde 4,7 büyümüşken, 2002'den bugüne kadar, AK PARTİ iktidarları döneminde bu rakam 5,7'nin üzerine çıkarak geçmişten bugüne çok daha başarılı bir büyüme ortaya koymuştur.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, cevaplarınız ağırlıklı olarak eleştirilere oldu.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Sorulara da arada vereyim. Şimdi mesela sorulara da veriyorum.

BAŞKAN - Soruları da yazılı olarak da yapabiliriz.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Birkaç tane daha cevaplayayım, ondan sonra yazılı alalım Sayın Başkan. Bayağı uzattım, kusura bakmayın, bitireyim.

BAŞKAN - Estağfurullah, buyurun. On dakika daha var.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Bu noktada baktığımızda...

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Pardon, yazılı olmasın, süre verelim, sözle olsun.

BAŞKAN - Var zaten süremiz, hâlâ on dakikamız var.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Bitireyim mi?

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Özür dilerim, bitirin bitirin tabii yani.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Tamam, bitireyim. Ben geçtiysem biraz, birkaç tane daha cevap verip bitireyim, kalanlara da yazılı cevap vereyim Başkan.

BAŞKAN - Yok, geçmedik, geçmedik, vaktimiz var.

Buyurun.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Büyümeden bahsettik. İşte, Çin, Hindistan, gelişmekte olan ülkeler, dünya ortalamasının 4,2 olduğu bir çerçevede Türkiye bunun üzerinde büyümüştür.

Tasarruf rakamları diyoruz, Türkiye'deki tasarrufun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 21'lerden yüzde 25,5'lara çıkarak çok güçlü bir performans ortaya koymuştur. Gelişmiş ülkelerde yüzde 22'dedir bu oran.

İhaleyle ilgili bir şey söylendi: "Ne kadar komisyon veriyorsunuz? Yüzde 1-1,5..." Hemen cevap vereyim: On binde 7 gibi, bahsettiğiniz oranın yirmide 1'i kadar komisyon veriyoruz.

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Ben bahsetmedim, İYİ PARTİ'nin...

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Veren Mehmet Bey'di zannediyorum, herhâlde, o söylemişti, ona da cevap vereyim.

Tüm bu çerçevede baktığımızda, yapılandırmalarla ilgili, gelen rakamlarla ilgili bir soru geldi. 7143 sayılı Yapılandırma Kanunu'nda bugüne kadar yaklaşık 5 milyon 950 bin 136 mükellef başvuruda bulunmuş. 69 milyar 932 milyon 102 bin 383 liralık bir yapılandırma gerçekleşmiş. Bugüne kadar yaklaşık 10,8 milyarlık bir tahsilat gerçekleşmiş. 2018 yılı sonuna kadar 17 milyarlık bir tahsilat alacağı öngörülmektedir. Yürürlükte olan 6376 ve 7020 sayılı kanunlar kapsamındaki tahsilatlarla da 20,2 milyarlık bir kamu öngörmekteyiz.

Son, şu soruya da cevap vereyim. Kim sordu hatırlamıyorum ama...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - Daha vaktiniz var Sayın Bakan.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - "Bir Atatürk Barajı'na...

BAŞKAN - Sayın Tatlıoğlu söyledi efendim onu.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK -...yapılan yatırım kadar on altı yılda siz yapmadınız." denildi.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Sayın Bakan, öyle değil.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Atatürk Barajı'nın rakamı nominal değerle bugüne getirdiğimizde...

BAŞKAN - 9,5 milyar.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK -...9,9 milyar TL ama AK PARTİ iktidarları döneminde, 2002'den sonra başlayarak 2003 33 milyar, 2004'te 32, 2005'te 42, 2006'da 46, 2007'de 51, 2008'de 60, 2009'da 66, 2010'da 89, 2011'de 87, 2012'de 91, 2013'te 108, 2014'te 107, 2015'te 119, 2016'da 112, 2017'de 117,7 milyar TL'lik ve toplamda yaklaşık 1,2 trilyon TL'lik yatırımla yaklaşık bu yatırımın 121 katı oranında bir yatırım ortaya konulmuştur. Zaten sokağa çıkan, Türkiye'yi gezen...

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Sayın Bakan, soru öyle değildi, özür dilerim ama...

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Ben öyle anladım o zaman, kusura bakmayın.

BAŞKAN - Sayın Tatlıoğlu, ben de öyle anladım.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Herkes öyle anlamış.

İSMAİL TATLIOĞLU (Bursa) - Soru öyle değil yani böyle saçma bir soru sorulmaz.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Neyse, ben öyle anladım, öyle bir cevap vereyim dedim.

AK PARTİ iktidarları döneminde hakikaten çok büyük yatırımlar ortaya koyulmuştur, çok büyük hizmetler ortaya konulmuştur. Nitekim bunun sonucudur ki, elhamdülillah, on altı yıldır Cenab-ı Allah bu ülkeye hizmet etme şerefini bu kadrolara... Ha, bu kadrolarda ben bugün varım, yarın yokum. Başkası gelir, o gelir gider ama bu bayrak yarışı ki bugün buradaki vekillerimiz, işte, geçmiş vekiller, bugünkü vekiller... Hani, vekillere itham olayı da oldu, ben de eski vekil olduğum için ben de biraz alındım ama herkesin kendi partisine de alınması lazım.

BAŞKAN - Ben hiç alınmadım Sayın Bakan.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - Yani tabii, üzücü bir husus çünkü Meclisin yüce çatısı altında herkesi bizim kucaklamamız lazım. "Barış söylemi" diyoruz, kesinlikle katılıyorum. Barış öyle bir söylemdir ki elinizi uzattığınızda karşı tarafın eli açık olacak ama karşı tarafta yumruk varsa veya son dönemde -bakın, çok net şunun altını çizmem lazım- yaşanan süreçler, hapiste yaşananlar, insanlar, hapiste olanlar... Ama şimdi kusura bakmayın, eğer birileri ülkeye, topluma, millete, devlete, sisteme, cumhuriyete ihanet edecekse bunlarla hesaplaşmak, bunlara gerekli cezanın verilmesi, yargının yönetimi içerisinde gerekli cezaların da ortaya koyulması haktır. Bunu da ortaya koymamız gerekir.

EMİNE GÜLİZAR EMECAN (İstanbul) - Adil yargılama...

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - 2016 yılının 15 Temmuz gecesi bu ülkede, yurt içinde ve yurt dışında birçok insan bunun ağır bedelini yaşadıysa, hele de benim şahsım... O gece üç tane evladımla bir şeyler yaşadıysam, hepimiz bir şeyler yaşadıysak bunu kimsenin göz ardı etmemesi gerekir. Onun için Türkiye bütün bu süreçlerden daha da güçlenerek, yeter ki bu iyi niyeti, bu samimiyeti anlamaya çalışarak, Türkiye'nin içeride ve dışarıda maruz kaldığı bu meydan okumalara güçlü bir şekilde kenetlenerek çıkacağımıza olan inancı somut bir şekilde ortaya koyuyorsak Türkiye'nin aşamayacağı hiçbir şey yoktur. Ve ben nitekim son iki yıldır, darbe sürecinden sonra bunun toplum nezdinde ve sokakta... Toplumda ayrışma, bölüşme, şu bu yok. Birileri bilinçli bir operasyon içerisinde olsa da toplumun kahir ekseriyeti bugün Türkiye'de, bölgede ve dünyada yaşanan bütün bu tehditleri çok doğru okumakta, doğru okuduğu için de yerli ve millî bir duruşla ülkesine, milletine, toplumuna, devletine tarihinde olmadığı kadar sahip çıkmaktadır. Yeter ki biz o samimi niyeti hep birlikte inşallah muhafaza edelim.

Tekrardan ben yapıcı, samimi, somut eleştiri ve önerileriniz için hepinize teşekkür ediyorum. Somut aldığım birçok konu var. Yani not aldığım, 2019 bütçesi ve sonrasıyla ilgili atılacak adımlar var. Bütün sorulara...

GARO PAYLAN (Diyarbakır) - "Gender budget"a cevap vermediniz.

HAZİNE VE MALİYE BAKANI BERAT ALBAYRAK - "Kadınlara, hanımlara, gençlere" dedik.

Teşekkür ediyorum hepinize, hayırlı akşamlar diliyorum Sayın Başkan.