KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, sayın bürokratlar, değerli üyeler; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün 2019 bütçesinin geneli üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Şunu peşinen belirtmem lazım ki bu görüştüğümüz bütçede verilen rakamlar ve üzerinde yapılan teknik yorumlar ne bütçeyi ne de içinde bulunduğumuz durumu anlatır özelliklere sahiptir. Bir kere basit bir hesap yaptığımız zaman bütçe rakamlarına fazla takılmamak gerektiğini hemen fark ederiz. 467 milyar dolar dış borcu olan bir ülkede kurda 1 kuruşluk bir artış olsa Türk lirası cinsinden borç 4,67 milyar lira artmaktadır. Dolayısıyla 1 Ocak tarihi itibarıyla dolar kurunun 3,77 olduğunu düşünecek olursak bugün itibarıyla kur 5,5 lira civarındadır, 173 kuruşluk bir artış var yılbaşından bugüne kadar. Dolayısıyla bu 173 kuruşluk dolar kurundaki artışın dış borçlarımıza etkisi 807 milyar Türk lirasıdır yani otomatik olarak dış borçlarımız 807 milyar lira artmış durumdadır. Belki diyeceksiniz ki: "Dolar olarak aldığımız ve ödediğimiz paraları niye Türk lirasına çeviriyorsunuz?" Şundan dolayı: Biz döviz olarak alıyoruz, döviz olarak ödüyoruz ancak bu dövizi Türk lirası olarak kazanıyoruz; halkın TL olarak ödediği vergiler toplanıyor, buradan kamu borçları ödeniyor; firmalar da büyük ölçüde aynı kıskacın içerisine giriyorlar. Hâlbuki, 2019 yılında vergi gelirlerine baktığımızda toplam vergi gelirleri 756 milyar liradır. Yani vergi gelirlerinden daha fazla şu kurdaki artış nedeniyle dış borçları artmış bir ülkeden ve bu ülkenin hükûmet ricalinin hazırlamış olduğu bütçeden söz ediyoruz. Bu bakımdan, içinde bulunduğumuz tablo vahimdir, korkunçtur ve ister adı konsun isterse konulmasın bu bir krizdir. Zaman zaman Hükûmet kriz olmadığını ifade ediyorsa da bazı yorumlarında kriz itiraflarını da görüyoruz ve de cumhuriyet tarihinin en ağır krizlerinden biridir, hatta en ağır krizlerinden biri demeyeyim, şu yaşadığımız ekonomik tablo 2001 yılından da ağırdır, 94'ten de ağırdır, daha öncekilerden de daha ağır bir tablodur. Böyle bir ağır tablo niye karşımıza çıktı? Bunun analiz edilmesi lazım. Önümüzdeki süreci doğru yönetmek için bu analizi doğru yapıp, tespitleri doğru kurgulayıp ona göre bir çözüm yolu bulmamız lazım. Yoksa "Devletin gelirleri bu kadar, giderleri bu kadar, şu kadarı faize gidiyor, bu kadarı personele gidiyor; bunu nasıl tasarruf ederiz veya ülkede nasıl refahı artırırız?" diye rakamlar üzerinden söylediğimiz teknik sözler sonuca ulaşmamızda yeterli olmaz.

Bakın, bu Hükûmet -Hükûmet dediğim, iktidar partisi olarak kastediyorum- 2002 yılından beri iş başındadır. Yani on altı yıl oluyor. On altı yıldır iş başında bulunan bir iktidarın on altı yıl sonraki bütçesini konuşmak demek, on altı yıl sonraki makroekonomik rakamları, tabloları konuşmak demek, on altı yıl boyunca ne yaptığını da konuşmak anlamına gelir. On altı yıl ekonomide kısa dönem sayılmaz, hatta orta dönem de sayılmaz, uzun dönem sayılır. On altı yıllık bir uzun dönemin sonrasında geldiğimiz manzarayı konuşuyoruz ve üzerinde değerlendirme yapıyoruz. Önce düşündüm, elimde bir teknik metin vardı, bu teknik metni mi okuyayım yoksa biraz siyasi içerikli bir değerlendirme mi yapayım diye, Sayın Başkan benim siyasi değerlendirmelerimi çok beğendiği için ben de elimdeki teknik metinden vazgeçtim, bir siyasi değerlendirme yapayım dedim.

Değerli arkadaşlar, uzun dönem ekonomik dengeler üzerinde çalışmalarıyla meşhur Cipolla adlı bir iktisatçı vardır. Cipolla'nın insan karakterleriyle ilgili bir değerlendirmesi ve bunun ekonomiye etkileriyle ilgili bir yorumu vardır. Diyor ki: "Hangi toplum olursa olsun, insanlar dört ayrı karaktere sahiptir." Ama belirlediği, isimlendirdiği her karakteri de özel olarak kendisi tanımlıyor; bizim bildiğimiz tanımları vermiyor. Diyor ki: "Birinci grup insanlar akıllı insanlardır. Bu akıllı insanlar bir iş yaptıklarında hem kendileri kazanırlar hem de karşısındaki kişi kazanır veya bunu daha makro düzeyde anlatırsanız hem kendisi kazanır hem ülkesi kazanır ama ikinci grup insanlar vardır, bunlar aptal insanlardır. Aptal insanlar yaptığı her işte kendisi kaybeder, karşısındaki kazanır veya saflar vardır, üçüncü bir grup insan olarak. Bu saflar da..." Pardon, aptalları ters söyledim galiba. "Saflar da kendileri kaybederler, karşısındakini kazandırırlar ama asıl ülkenin uzun dönem ekonomik dengelerini belirleyen, gelişme performansını ortaya çıkaran insan karakteri haydutlarla ilgilidir." diyor. "Nedir haydutlar? Haydutlar şunlardır: Kendisi bir kazanmak için karşısındakine ve ülkesine bin bedel ödettirenlerdir. Bu karakter, bu insan yapısı doğrudan doğruya ülkenin ekonomisini çökertir, krizlere sokar, ülkenin bütün performansını öldürür, insan dinamiklerini yok eder, beşerî sermayeyi mahveder ve bütün kamu kaynaklarını da bitirir, tüketir." Neden böyledir? Çünkü bunu şöyle düşünün: Örneğin bir gece yarısı bir yerde park edilmiş bir arabayı gören bir haydut gelir arabanın camını kırar, torpido gözünü kırar, karıştırır, orada bin lira para bulur, o bin lirayı cebine koyar, ayrılırken de arabanın dört tekerini bıçaklar ve bıçağıyla tekerleri patlatır. Kendi kazancı bin liradır ama araba sahibinin camı gitmiştir, torpidosu gitmiştir, bin lirası gitmiştir, dört tekeri gitmiştir. Bin lira kazanmak için karşısındakine çok fazla bedel ödetir. Bu 'haydut karakter' dediğimiz karakter... Öyle bir kazanırsınız, karşınızdakine veya ülkenize bin ödettirirsiniz. Fakat şuna dikkat etmek lazım: Bu karakterler bireysel iyi niyetle oluşan karakterler değildir. Bu karakterler bir kurumsal yapı içerisinde, şeffaflık içerisinde veya şeffaflığın olmadığı bir yapı içerisinde, denetim mekanizmalarının olduğu veya olmadığı bir yapı içerisinde toplumsal kuşatılmışlıkla birlikte örülen ve ortaya çıkan karakterlerdir. Onun için, eğer akıllı insanların var olduğu, akıllı insanların tüm kamu kaynaklarını kullandığı, devletleri, ülkeleri idare ettikleri bir yapıyı arzu ediyorsanız bu yapının mutlak surette denetiminin sağlam olması lazım, bu yapı içerisinde denetim mekanizmalarının sağlam olması lazım, şeffaf olması lazım bu yapının ve bir taraftan Parlamento denetiminin, diğer taraftan kamuoyu denetiminin mükemmel bir şekilde gerçekleşmiş olması lazım. Bir ülkede denetim yoksa, şeffaflık yoksa, bütün denetim mekanizmaları tahrip edilmişse ve bütün kurumlar bir yerden gelenleri onaylama makamına dönüşmüşse orada insan karakteri akıllı insan olmaktan öte, diğer insan karakterlerinden öte kötülüğe prim verir. Kötülüğe prim verdiğiniz zaman da ülkenin ekonomik performansı gider, çöker ve neticede ortaya ekonomik belalar çıkar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakıyorum bu Hükûmet kamudaki kurumlar içi denetim sistemini yıktı. Türkiye'nin geleneksel, taa Osmanlı'dan beri var olan çok güçlü teftiş kurulları bugün işlevsiz hâle gelmiştir. Teftiş kurullarıyla niye uğraşıldı, bunlar niye işlevsiz hâle getirildi, denetim mekanizmaları niye tahrip edildi, anlayabilmek mümkün değil. Çünkü bu kurullar bakanlık makamını zaten incelemiyordu. Bakanlık makamının yapmış olduğu incelemeler, denetimler müfettişlerin veya diğer denetim birimlerinin ilgi alanı dışındaydı ama denetime öylesine karşı bir hükûmet etme anlayışı var ki tüm kamu bürokrasisindeki bakanlık makamı dışındaki denetimleri yapan birimlerin tamamı işlevsiz hâle gelmiştir. Ortaya nasıl bir tablonun çıkmış olabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?

Bilmem, geçen gün, bir yerde komisyonda konuşurken birileri söyledi: Taa, yirmi sene, otuz sene önceki bilmem neredeki yolsuzluktan bahsediyorlar. O bahsettiğiniz yolsuzluklar, bugün kamu gücünü kullanan taa en alttaki birimlerin yolsuzluklarının yanında hiç kalır. Denetimin olmadığı yerde siz insan karakterini bozacak şekilde bir sistemi kurar, inşa ederseniz her yerde sızmalar meydana gelir. Bugün bu tablo var.

Peki Hükûmet hiç mi denetlenmesin diyorum ben? Elbette hükûmetin de denetlenmesi lazım, Hükûmetin denetleneceği yerler de belli. Cumhurbaşkanı da denetlenecek, bakanlar da denetlenecek; bunların da denetlenmesi lazım. Denetlemediğiniz, serbest bıraktığınız takdirde denetlenemeyen bütün birimler yanlışlarında azgınlaşırlar. Onun için, Parlamento denetiminin sağlam olması lazım, güçlü olması lazım. Burası nasıl, hangi oranda güçlü ve sağlam bir denetim yaparsa; bakanlar, Cumhurbaşkanlığı, tüm Hükûmet bu oranda düzgün çalışır ve her sabah kalktığında "Bugün hangi başarılara imza atayım?" diye düşünür; "Aman, bugün hangi usulsüzlüklere sapayım?" diye düşünmez. Ama usulsüzlükler, yanlışlar, yolsuzluklar denetlenmediği takdirde her şey azgınlaşır. Var mı, Parlamentonun böyle bir denetim gücü var mı? Yok.

"Bütçe hakkı" dediğimiz bir şey var. Halk denetiminin olması lazım. Bütçe görüşmeleri ta öteden beri basının, görsel basının da huzurunda yapılırdı. Ben on bir sene ara verdim ama on bir sene öncesini biliyorum. Televizyon çekerdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşan her milletvekilinin o günkü konuşması akşam televizyonda, TRT'de yayınlanırdı değerli arkadaşlar, herkesin konuşmaları özet olarak verilirdi. Bilsin vatandaş, bilsin. Sayın Başkan niye rahatsız olur, talimatları öyle mi alır? Anlamıyorum. "Aman basın bir görüntü alsın da gitsin." Nerede kaldı o zaman "bütçe hakkı" dediğimiz şey? "Bütçe hakkı" dediğimiz şey sadece parlamenterlerin karar vermesi değil ki. O kararı halk adına veriyor, halkı bilgilendirecek, halkın duyarlılığını artıracak; halk da denetim gücüyle iktidarı zorlayacak yani güneş çarığı sıkacak, çarık da ayağı sıkacak ki iş yapanlar düzgün iş yapsın Sayın Başkan. Olmaz, denetimi sonsuz derecede etkin hâle getirmek lazım.

Bakın, yıllarca Millî Görüş düşüncesini biz anlattık, konuştuk, kabinedeki arkadaşlar da bunu anlattı. Ne derdik o dönemde -güçler ayrılığı, biliyorsunuz, mevcut sistemde yasama, yürütme, yargı olarak üçe ayrılır- Millî Görüş derdi ki: "Biz güçler ayrılığını dörde çıkaracağız; farklı, birbirinden bağımsız erklerin sayısını dörde çıkaracağız." Nedir o dördüncüsü: Denetim. Denetimi ayrı bir erk olarak örgütletmeyi vaat etmiş, yıllarca bunun propagandasına yapmış bir hareketin içerisinden çıkan bir iktidar, denetimi yok etmek için on altı yıldır mücadele ediyor, düşünebiliyor musunuz? Parlamento denetimi kalmamış, Sayıştay denetimi kalmamış çünkü herkes yandaş olsun. Ben olsam bilerek beni eleştirecek insanları yerleştiririm eleştirsinler beni diye. Niye korkacaksın, niye kaçacaksın sen doğru iş yapıyorsan? "Aman şeffaf olmasın, görürler de canımızı okurlar, tenkit ederler." Kamudan bilgi sızmasın, Hükûmetin yaptığı işleri kimse duymasın." Hâlâ...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Siz AK PARTİ'den CHP'ye geçtiniz zaten. Zaten eleştiriyorsunuz. Zaten sistemin içindeydiniz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Eleştiri bu değil kardeşim; burada konuştuğumuz denetim değil, burada konuştuğumuz denetim değil, ben bunu anlatıyorum.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Zaten kamudan geldiniz, AK PARTİ'nin içinden geldiniz, CHP'nin saflarına geçtiniz. Zaten konuşuyorsunuz, zaten burada eleştiriyorsunuz. Bunu söyleyin açık açık.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben ne diyorum sen ne diyorsun.

BAŞKAN - Sayın Çelebi, müsaade eder misiniz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Burada karar verici misin? Yani böyle laf atmanıza da gerek yok, göze girmeye çalışmayın lütfen.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ben kimsenin gözüne girmeye çalışmıyorum, milletin gözüne...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Göze girmeye çalışmayın. O prim yapmaz. Düzgünce görevini yap. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Ama yok, yok.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Düzgünce görevini yap.

Bana laf çaktığın için bir yer mi kapacaksın, gelecek seçimi garanti mi edeceksin? Söylesene bana.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ben laf çakmıyorum.

Siz oraya gittiniz ya.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Doğru iş yaptırsan gitmezdim.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Doğru adam değilsin,

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Eğri adam sensin.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Başkan, bu nasıl bir hitap tarzıdır? Nasıl hitaptır?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şimdi, rakamları vereceğim; eğrinin, doğrunun ne olduğunu göstereceğim sana.

Niye bu gizlilik kardeşim, bu Hükûmette gizlilik niye? Şeffaflık diye bir şey yok. Kim eleştiriyorsa ya işini kaybediyor ya aşını kaybediyor ya hapse atılıyor. Böyle bir düzen olmaz kardeşim! Olmaz böyle düzen! Kimseye konuşma ve eleştirme hakkı da verilmiyor. Diyecek ki: "Size nasıl verildi?" Verildi çünkü hakkımda dört buçuk yıl hapis cezası istemi var. Ne demişim? Çok basit, demişim ki: "Dolar niye artıyor -iki sene önce söylediğim bir laf- bir muktedirin paraları dolarda, yükseldikçe kazanıyor, onun için artıyor." Kim bu muktedir? "Soros moros var ya, para sokar, çıkarır, ekonomiyi yıkar." diyorum savcıya. "Yok, yok, sen başkasını kastediyorsun." Böyle dava olur mu? Ucundan, kıyısından biri eleştirdiği zaman, biri tenkit ettiği zaman basında, işini kaybediyor, mesleğini kaybediyor; aydınsa nefes alamıyor, üniversitede muhalif düşünceye sahipse ilgisi olmadığı hâlde işine son veriliyor, siyasi rakipler tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bir FETÖ davasıdır var, hiç ilgisi olmayanlarla uğraşıyor, nerede muhalif var içine sokuluyor. Davanın niteliğini de zayıflatıyor bu. Vazgeçin, şu muhalefetle uğraşmaktan vazgeçin kardeşim! Eğer bu ekonomik bataktan ülkeyi çıkarmak istiyorsanız içerideki fikir suçluların hepsini serbest bırakın. Sizi eleştirdi diye işinden, aşından ettiğiniz adamların hepsini getirin, eski işine iade edin. Böyle bir mantık olmaz ya! Böyle devlet idaresi de olmaz; ben hayatım boyunca görmedim. Bitmiş ülke, bitmiş! Ne Hükûmete yönelik eleştiri mekanizmaları işliyor, şeffaflık sıfır zaten. Kamu-özel işbirliğinin nasıl döndüğünü kimse bilmiyor ya! Hazine garantisi var mı yok mu? Getirin sözleşmelerinizi koyun, topluma açıklayın, "Ey millet, bizim yaptığımız sözleşmeler budur." diye ilan edin. Bunu yapamıyorsunuz. Bunu yapacak yürek yok. Bütün sistemi gizlilik üzerine kurmuşsunuz. Ondan sonra, 2019 bütçesinde ne var, nerede ne kadar gelir var, nerede ne kadar gider var, onunla uğraşıyoruz. Olmaz.

Toplumda düzgün insan karakterini yok eden bir sistem var, en kötüsü bu. Bir kötünün gelip de etkin yerlerde olması beni ilgilendirmiyor ama toplumsal düzen, kurdukları sistem neye prim veriyor, ben ona bakıyorum. Liyakate, başarıya mı prim veriyor; yoksa yalakaya, yaltakçıya mı prim veriyor? Hiçbir niteliği olmadığı hâlde dirsek teması güçlü olanlara mı prim veriyor? Sır saklayana, yaptığı işleri gizleyene mi prim veriyor? Bu prim verme yapısı ülkedeki bütün insanları, eğitim düzeyindekiler dâhil, gençlik dâhil, kendi liyakatini artırmak peşinde koşmaktan öte -çünkü oradan para kazanamıyor, işsiz kalıyor adam- kötü ve yanlış yere doğru sevk ediyor. Bunun neticesinde, bu ülkede ne kadar akıllı insanlar başarılı, ne kadar saf insanlar başarılı, ne kadar aptallar başarılı derken bir bakıyorsunuz, hırsızlar muvaffak oluyor, haydutlar oluyor. Yazık değil mi bu ülkeye?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Şener toparlar mısınız lütfen.

Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sürem mi bitti?

BAŞKAN - İlave süre verdim, buyurunuz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Değerli arkadaşlar, bu sistemi topyekûn değiştirmeden, değiştirme iradesi ortaya koymadan, "Biz bu ülkeyi düzgünce idare edeceğiz." demeden bu krizi falan aşamazsınız. "Kriz yoktur." bilmem ne diyebilirsiniz. Her taraf cayır cayır yanıyor, her taraf; bunu da ayrıca konuşuruz. Bu işin içinden üç beş senede çıkamazsınız.

Eleştiriyi de düşmanlık sayıyorlar. Benim kimseye bir düşmanlığım yok. Bakın, bir itirafta bulunayım: Bana hayatım boyunca en iyi davranışı gösteren Tayyip Erdoğan'dır, Sayın Cumhurbaşkanımızdır. Hiç aramızda da bir kırgınlık olmadı, bir kavga da olmadı. Bazıları zannediyorlar ki kavga yaptık da ayrıldık. Hiç ilgisi yok. Ben, bu memleketteki işlerin düzgün olmasını istiyorum, hepsi bu.

Bakın, ben bu iktidarın ilk beş senesinde bakandım, Başbakan Yardımcısıydım. Ekonominin patronu da bendim. Ekonomik Koordinasyon Kurulu Başkanıydım, bütün ekonomiden sorumlu bakanlar, bürokratlarıyla beraber benim başkanlığımda toplanırdı. Geldiğimizde dolar 1 lira 60 kuruştu, benim bıraktığım yıl 1 lira 10 kuruş olarak bıraktım, sürekli düştü. Benim bıraktığım yıldan itibaren -bakın rakamlara- sürekli, bugüne kadar artmıştır dolar.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Bırakmasaydın o zaman.

MEHMET GÖKER (Burdur) - Hırsızlarla yürümemek için bırakmıştır.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - O laf biraz ağır oluyor beyefendi.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Polemiklere ihtiyaç yok. Büyüme rakamlarına bak.

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Ağır oluyor.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Neyse, değerli arkadaşlar...

UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Söylemlerinize dikkat edin.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sayın Şener direksiyonu eline almış ama şef Tayyip Erdoğan. Keramet sizin şahsınızda değil, ben onu söyledim.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ben de onu söyleyeceğim zaten.

Bakın, rakama bakın. Ben bırakırken kişi başına millî gelir 9.656 dolar, 2016 yılında 9.012 dolar yani 644 dolar azalmış kişi başına millî gelir. Niye 2016'yı verdim? Çünkü 2007 ile 2016'da açıklanan millî gelir hesapları aynı yönteme göre açıklanıyordu; yeni seriye geçtiler, 2017'daki itibaren yeni seriyi vermiyorlar. Ama 2016'daki kişi başına millî gelir, yeni seriye göre millî gelirden 286 dolar daha düşük olduğuna göre aynı eski seriye göre hesaplarsanız 2007'de, ben bırakırken kişi başına millî gelir 2017'ye göre 930 dolar daha fazlaydı. 930 dolardan bahsediyorum değerli arkadaşlar.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - İstanbul'daki havaalanının açılışını gördünüz, değil mi?

Şimdi, Hükûmet açıklama yapıyor, diyor ki: "2018 yılında da kişi başına millî gelir düşecek."

BAŞKAN - Sayın Çelebi, Sayın Çelebi...

MEHMET BEKAROĞLU (İstanbul) - Bir dinleyelim arkadaşımızı.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ya kardeşim, araya girip durmayın. Önümüzdeki seçimi garanti edemezsin, araya girip durma.

BAŞKAN - Sayın Çelebi...

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Ne seçimi?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Göze girmek için uğraşıyorsun. Hiç makbul değil o iş.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Milletvekilini bakan da yapmıyorlar. Eskiden olsa bir işe yarardı.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Siz kendinize bakın.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bakın, 2018 yılında...

Ya, şimdi, bir şey söylettirme bana. Bu ülkenin en büyük "loser"i kim biliyor musun? Konuşturma beni, konuşturma bak, konuşturma.

BAŞKAN - "Loser" derken...

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Kaybeden.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) - Sizin örnekleriniz ve o zaman söyledikleriniz de burada var, sıkıntımız yok.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Başkanım, bu sene bu laflara çok müsamahakâr davranıyorsun.

BAŞKAN - Arkadaşlar yani koca koca adamlarsınız, ne diyeyim?

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - 2017'de değil, 2018'de de millî gelir düşecek, 2019 yılında da kişi başına millî gelir düşecek. Verdiği bütçe rakamları, orta vadeli program filan hep bunu gösteriyor. Ben bıraktıktan on iki yıl sonra, bıraktığım kişi başına millî gelirden daha düşük bir kişi başına millî gelirden bahsediyoruz arkadaşlar. Cumhuriyet tarihi boyunca on iki yıl sonraki millî gelirin on iki yıl öncekinden düşük olduğu bir dönem bulun. Ben bıraktıktan sonra son on yıldır memleketi mahvetmiş bir iktidardan söz ediyoruz, ekonomiyi çökertmiş. Başka rakamlar da var. Bunların hepsine tek tek girmeye gerek yok. Daha geniş, başka oturumlarda bunları tek tek söyleyebiliriz.

Ama söylemek istediğim şey şudur: Sayın Bakana söylüyorum, Hükûmetine söylüyorum: Bu hükûmet etme tarzınızı değiştirmediğiniz sürece Sayın Bakan, bu memleketi batırırsınız. Kendinizi de yormayın, bu memleketi de yormayın. Hiç gerek yok buna. Açık, şeffaf, denetim mekanizmalarının güzel güzel işlediği... "Gel, beni denetle." deyin ya. Ben bunu söylüyordum. Siz niye söylemiyorsunuz?

Basını sindirmek nereden kaynaklanıyor ya? Toplam televizyon ratinglerinin yüzde 99'u iktidarın görüşü doğrultusunda yayın yapıyor. Buna ihtiyaç yok. Orada sizi tenkit eden bir şey gördüğünüz zaman refleksleriniz artar, kendinize çeki düzen verirsiniz, bir yanlışı görür veya bir doğruyu hatırlarsınız, daha mükemmel olanı yaparsınız. Bundan siz de kazanırsınız, ülke de kazanır. Bu gizli kapaklı, bilmem, sansüre dayalı yönetim tarzını bitirmediğiniz takdirde, ben açıkça söylüyorum, her şey kötüye gider. Güç bir merkezde temerküz ettiği, yasaklar arttığı sürece -ekonomik verileri analiz edin- sürekli ülke ekonomisi kötüye gitmiştir. Biz iyiye gitsin istiyoruz. Siz de ülke ekonomisinin iyi olduğu bir ortamda siyaset yapın, biz de Hükûmet lehine methiyeler dizelim istiyoruz.

Saygılar sunuyorum.