KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT EMİR (Ankara) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, son tartışmadan hareketle ben sözlerime başlamak isterim izin verirseniz. Şimdi, buradaki son tartışmada asıl tartışılan şey, Parlamento dışı kaynaktan Parlamentoya bir kanun teklifinin getirilmiş, hazırlanmış olması meselesi. Peki, bugünle ilgisi ne? Bugünle ilgisi de bugün görüşmekte olduğumuz, uzun süredir görüşmekte olduğumuz bu teklifin kaynağı Parlamento içi midir, Parlamento dışı mıdır? Şimdi, her ne kadar Parlamento içinden birkaç unsur -altını çizerek söylüyorum- birkaç kişi bu görevi yapmıştır ama asıl kaynağının dışarıda olduğunu sadece ben söylemiyorum, sarayın danışmanı Sayın Mehmet Uçum'u dinlerseniz asıl hazırlığın nerede, kim tarafından, kim adına, kimin için yapıldığını zaten görebilirsiniz. Bu tartışmanın uzatılacak bir tarafı yok.

Değerli arkadaşlar, üzerinde söz almış bulunduğum maddede en can alıcı nokta Cumhurbaşkanının partili olabilmesi. Şimdi, önemli bir anlam saptırması yapılıyor, önemli bir mantık hatası yapılıyor, bilinçli bir mantık hatası yapılıyor. Burada biz, Cumhurbaşkanının yetkilerinin yasama ve yürütmeye karşı son derece genişletildiğini, bütün yetkilerin Cumhurbaşkanının şahsında tekleştirildiğini, merkezîleştirildiğini, egemenliğin saraya kaydırıldığını söyledikçe hangi örneği versek "Bu zaten var Anayasa'da." diyorsunuz. Sayın Bakan olsaydı burada keşke birazdan ayrıntılarına gireceğim. Bir defa, verilen yetkilerin birçoğu mevcut Anayasa'da yok, genişletilerek kullanılıyor. Onu söylediğimizde de ki: "Zaten canım, fiilî durum var, bu fiilî durum varken biz buna nasıl bigâne kalabiliriz." diyorsunuz, ikinci mantık hatasını da orada yapıyorsunuz. Peki, 1982 Anayasası'nı bir an için demokratik bir Anayasa kabul edelim, demokratik olmadığını biliyoruz ama. Buradaki geniş yetkiler, Kenan Evren için hazırlanmış geniş yetkiler, bugünkü sizin bu önergeyle getirdiğiniz taraflı Cumhurbaşkanı tarafından kullanılabilecek yetkiler midir? Elbette değildir yani şunu söylemeye çalışıyorum: Hem yürütmenin başı olan cumhurbaşkanlığı sistemi dediğiniz, Türk tipi dediğiniz, bizim Türk tipi diktatörlük dediğimiz sistemle bütün yetkileri taraflı bir Cumhurbaşkanına veriyorsunuz ama aynı zamanda tarafsız olması gereken bir varsayımsal Cumhurbaşkanı için verilmiş geniş yetkileri daha da genişleterek tekrar aynı kişiye veriyorsunuz. Şimdi, bu nedenle de zaten kötü, antidemokratik, faşist ellerde hazırlanmış ve darbe koşullarında Türkiye insanına, Türkiye'ye dayatılmış bir Anayasa'yı dahi geçen yetkileri bir kişiye yine OHAL koşullarında, yine tartıştırmadan, yine tüm kesimleri susturarak, yine uzmanların görüşünü almadan, yine o Goebbels'ten aldığınız propaganda yöntemlerini kullanarak Türkiye'ye dayatmaya çalışıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, gerekçesine bakıyorum, Cumhurbaşkanının tarafsız olması nasıl anlatılmış diye? Gerçekten dikkatinize sunmakta yarar var. Madde 8'in gerekçesi diyor ki: "Cumhurbaşkanının herhangi bir partiyle ilişkisinin olması, onun görevini yerine getirirken taraflı olacağı anlamına gelmemektedir. Esasen demokratik hukuk devletlerinde kamu adına görev yapan seçilmiş veya atanmış tüm yöneticiler görevlerini kamu hizmetinin gerektirdiği tarafsızlık ilkesine uygun olarak yerine getirmekle yükümlüdürler." Peki, öyleyse bu akılla gidecekseniz, bu doğruysa eğer generallere, yüksek yargıçlara, üst düzey bürokratlara partili olma hakkını ve yetkisini ne zaman tanıyacaksınız, onlardan niye esirgiyorsunuz, onlar kamu görevi yapmıyorlar mı? Biz bunu söylediğimizde örnek hazır, "Belediye başkanı da partili seçiliyor, hâlâ partili ama belediye başkanı bütün o seçildiği bölgenin belediye başkanı." Evet, doğru ama belediye başkanı böylesine yetkiler mi kullanıyor? Belediye başkanı kendisini denetleyecek müfettişleri atıyor mu? Belediye başkanı İçişleri Bakanlığına bağlı değil mi? Belediye başkanı kanunlarla, yasalarla sınırlı değil mi? Bütün erkler belediye başkanının elinin altında mı? Belediye başkanı bu kadar geniş yetkileri kullanma hakkına sahip mi? Dolayısıyla burada aslında Cumhurbaşkanını taraflı yaparak işin içinden çıkılmaz bir anayasal kaotik durumu ve anayasal anarşiyi gündeme getirmiş oluyorsunuz.

Şimdi, bakın, Cumhurbaşkanı niye tarafsız olmalı? Değerli arkadaşlar, görev ve yetkilerine bakıyorsunuz, devletin başı olacak. Devletin başı olacak kişinin bir siyasi partinin üyesi ve de acelelerden anlıyoruz ki, hemen yürürlüğe girmesinden anlıyoruz ki bir an evvel bugünkü Sayın Cumhurbaşkanı partili Cumhurbaşkanı olacak. Peki, devletin başı nasıl olacak, devlet kimdir? Genel Başkanının ismi Devlet Bahçeli olan partinin üyelerine, milletvekillerine, tabanına sormak lazım. Devlet kimdir? Devletin başında bir partinin genel başkanı olabilir mi? Anayasal yetkisinden bahsediyorum. Bakın, milletin birliğini temsil edecek. Bunlar tarafsız Cumhurbaşkanı için verilmiş görev ve yetkilerdir. Bir parti lideri tek başına Cumhurbaşkanı seçildi diye, yüzde 51 oy aldı diye o ülkenin milletin birliğini temsil edemez.

Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını temin edecek. Bakın, bu tarafsızlıkla ilgili bir şeydir, tarafsız olacaksınız, devlet organları arasında bir uyuşmazlık çıkarsa siz devreye gireceksiniz yani mesela muhalefet partisi ile iktidar partisi bir sorun yaşıyorsa hükûmet kurulması konusunda bir kaotik durum varsa veya bir başka ağır durumdan geçiliyorsa örneğin 15 Temmuzda yaşandığı gibi, Cumhurbaşkanı o zaman görevini yapacak ve organların uyumlu çalışması için görev üstlenecek. Peki, taraflı bir Cumhurbaşkanı bunu nasıl yapacak? İddia şu: "Fiilî durum var, biz bunu anayasal bir düzene getirmek istiyoruz." Değerli arkadaşlar, şunu hatırlatmak isterim: İstanbul'a zırhlılar geldiğinde, Anadolu her yerinden işgal edildiğinde de bir fiilî durum vardı. O günkü fiilî duruma razı olanlar, o günkü fiilî durumu değiştiremeyiz diyenler, hiç olmazsa bazı özgürlüklerimiz olsun, hiç olmazsa bu şekilde yaşamayı becerelim diyenler mandacılardı ama o günkü fiilî durumu reddedenler, Samsun'a çıkanlar ve onun peşinden gidenlerdi ve tarihi onlar yazdılar.

Değerli arkadaşlar, şimdi, fesih yetkisinden bahsettik, bir önceki maddede söz alamadığım için bu ikisini birleştirerek söyleyeceğim. Fesih yetkisi parlamenter düzenlere özgü bir yetkidir ve bizim Anayasa'mızda da her ne kadar antidemokratik olsa da, her ne kadar 12 Eylül generallerince hazırlanmış olsa da yine de fesih yetkisi belirli şartlara bağlıdır. Oysa bugün getirilen sistemde fesih yetkisi tamamen seçilmiş Cumhurbaşkanının keyfiyetindedir. Şimdi, millî iradeyi yani Türkiye Büyük Millet Meclisini fesih yetkisi altında, fesih tehdidi altında çalıştırıyorsunuz ve o Cumhurbaşkanına da diyorsunuz ki: "Evet, sen artık rahat rahat partini yönet." Niye partisini yönetecek, hangi ihtiyaçlarını yönetecek? Çünkü milletvekili listelerini o genel başkanın hazırlaması gerekiyor. Niye? Çünkü yine 12 Eylülün getirdiği faşist, gerici, antidemokratik bir Siyasi Partiler Yasası var. Şimdi, bu Siyasi Partiler Yasası'nın değişmesi gerektiğini, güncellenmesi gerektiğini, demokratikleştirilmesi gerektiğini, parti içi demokrasinin yaşama geçirilmesi gerektiğini söyleyen bir tane AKP'li veya MHP'li bulabilir misiniz?

BAŞKAN - Sayın Emir, toparlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Ankara) - Birazdan Sayın Başkan.

Şimdi, bunlar olmadan hem partili olacak hem Meclis çoğunluğunu belirleyecek hem onları bir bir seçecek, parti genel başkanı olarak milletvekili aday listesinin altına imza atacak, onları götürecek Yüksek Seçim Kuruluna verecek, ondan sonra dönecek gelecek bağımsız ve tarafsız bir Cumhurbaşkanının kullandığı yetkileri kullanacak. Ne onlar mesela? Mesela Anayasa Mahkemesi üyelerini atayacak. Şimdi, biz öteden beri Anayasa Mahkemesi üyelerinin de, şimdiye kadarki HSYK üyelerinin bir kısmını da ve diğer yüksek yargı organlarının da Cumhurbaşkanı tarafından bu kadar geniş oranda atanmasına karşı çıktık. Başka, daha demokratik ve daha objektif şartlar, koşullar bulunması gerektiğini söyledik ama bununla da yetinmiyorsunuz o Cumhurbaşkanı ki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu -hâkimler savcılar kurulunun yeni adıyla- 12 üyesinden 6'sını atayacak ve o Cumhurbaşkanı ki aynı zamanda 12 tane Anayasa Mahkemesi üyesini atayacak, Danıştayın üyelerinin bir kısmını atayacak ama aynı zamanda taraflı da olabilecek. Peki, taraflı Cumhurbaşkanı yüksek yargıyı böylesine dizayn ettikten sonra biz o yargının tarafsız ve bağımsız olduğunu nasıl bileceğiz? Bakın, 1'inci maddeye yazdınız, dediniz ki: "Mahkemeler hem bağımsızdır hem tarafsızdır." Şimdi, "tarafsız" demekle tarafsız olmuyor, onu seçen Cumhurbaşkanı taraflı ama seçtiği yargı tarafsız olacak. Bunun nasıl olacağını bir kişi anlatsın, ne olur, bir kişi anlatsın. Hiç kimse bunu anlatamaz. Dolayısıyla, burada, Cumhurbaşkanının bu şekilde taraflı olmasının Türkiye demokrasisini, hukuk devletini tamamen tahrip edeceğini ve bütün güçleri bir kişinin emrine vereceğini görmemiz gerekiyor arkadaşlar.

Şimdi, aynı kişiye, seçilmiş Cumhurbaşkanına yetki veriyoruz, kararname çıkarma yetkisi veriyoruz. Kararname çıkarma yetkisinin sınırları belirsiz. Bakın, burada bilinçli bir anlam saptırması yapılmış, onu dikkatinize sunmak istiyorum. Özellikle Anayasa'mızdaki 13'üncü madde varken yani kararnamelerin ve kanunların uluslararası sözleşmelerle ve özellikle, dokunulamayacak temel insan haklarıyla uyuşması gerektiği, o sınırı geçemeyeceğine dair zaten Anayasa'nın 13'üncü maddesinde bir sınır var.

BAŞKAN - Sayın Emir, toparlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Ankara) - Dolayısıyla, kararnamelerin sınırlandığı iddiası, bakın, burada, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin sınırlandığı iddiası bir palavradır, çünkü sınırlanmıyor. Deniyor ki: "Devletin yürütme faaliyetlerine ilişkin konularda kararname çıkartır." Nedir yürütme faaliyetine ilişkin konular? Her şeydir, her şeydir. Olsa olsa, bir değişiklik durumunda, bir sıkıntı durumunda o konuyla ilgili, kararnameyle ilgili, olmaz ama, diyelim ki bir kanun çıkması durumunda biz Anayasa Mahkemesine gittiğimizde o Anayasa Mahkemesi nasıl karar verecek? O Anayasa Mahkemesinin olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamelerinde nasıl içtihadını bozduğunu, içtihat istikrarı ilkesini görmezden geldiğini ve Saray'ın gözünün içine bakan bir yüksek yargı organı olduğunu görmedik mi? Aynı şekilde, biraz önce ifade ettim sakıncalarını, taraflı Cumhurbaşkanının atadığı 15 üyeden 12'sinin, taraflı Cumhurbaşkanının atadığı bir Anayasa Mahkemesinin, bizim bu kanun hükmünde kararnamelerle ilgili anayasa yargısına başvurduğumuzda objektif, nesnel, evrensel hukuk ilkelerine uygun bir karar verebileceğini nasıl iddia edebilirsiniz?

BAŞKAN - Sayın Emir, lütfen toparlayalım.

MURAT EMİR (Ankara) - Değerli arkadaşlar, bakın, Cumhurbaşkanının taraflı veya tarafsız olması basit bir konu değil. Bu, devlet düzenimizin, anayasal düzenimizin ve hukuk devletimizin tamamen tahrip edilmesi anlamına geliyor. Bu, sonuç olarak, bu şekliyle geçtikten sonra hâkimlerin de partili olabileceği, üst düzey kamu görevlilerinin de partili olabileceği, yüksek askerî bürokrasinin, generallerin de partili olabileceği bir düzene geçmiş oluyorsunuz. İşte bunun adı parti devletidir. Öyle bir parti devletidir ki her şeye bir kişinin karar verdiği, her şeyi bir kişinin yönettiği, o kişinin herkese dokunabildiği, her yere dokunabildiği ama kimsenin ona dokunamadığı bir parti devleti düzenidir. Bu nedenle, bu madde de, bu teklifin bütünü gibi son derece tehlikelidir ve bir an evvel geri çekilmelidir.