GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:102
Tarih:13.07.2021

CHP GRUBU ADINA ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Turizmi Teşvik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bununla ilgili hem partimizin hem turizm bölgelerinin hem de şahsımın görüşlerini sizlerle paylaşacağım.

Değerli arkadaşlar, turizm, Türkiye'de planlı bir şekilde 1970'li yıllarda başladı. Aynı zamanda, ülke Kıbrıs Barış Harekâtı'yla birlikte mücadele ederken bir taraftan da planlı kalkınmayla ilgili turizm yatırımlarının startını verdi. 74 yılıydı ve bu turizm yatırımları Antalya'nın Kemer bölgesinde, altyapısıyla, üstyapısıyla, telekomünikasyonuyla, her şeyiyle planlanmış ve 20 bin turiste hitap edecek yatak kapasitesiyle dört dörtlük bir planlamaydı. Tabii birçok şey ülkede 70'li yılların sonuna doğru gelişti ve 80 darbesi, arkasından üç yıl darbeyle yönetilmiş bir ülke ve arkasından Anavatan Partisinin gelmesiyle tahsislerin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesi söz konusu oldu ve Kemer ilk yapılanan bölgedir. Türkiye'de ilk yapılanan, planlı bir şekilde turizmin kalkınmasındaki ilk bölgedir.

O dönemde, Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı döneminde, planlama anlayışıyla turizm yatırımları hayata geçirilmek üzere planlanmış ve 1980'den sonra da tahsisler verilmiş, özellikle de yine, Kemer bölgesi çok hızlı bir şekilde kalkındı. Tabii ki bununla birlikte Antalya da hızlı bir şekilde kalkınmaya başladı.

O dönemde, 20 bin yatak kapasitesiyle yapılmış bir planlama, değişik bölgelerde -orman arazileri, hazine arazileri- tahsisler verilerek şu anda 150 bin yatak kapasitesine ulaşmış bir bölgeden bahsediyoruz. Yani planlama, buralarda devreye giriyor, siz eğer planlamazsanız daha sonra çevre sorunlarıyla boğuşmak zorunda kalırsınız. Sadece Turizmi Teşvik Kanunu'ndaki değişikliklerle de bunu çözmeniz imkânsız.

Bakın, turizm çok kırılgan bir sektördür fakat Türkiye'nin de göz bebeğidir, Türkiye'de doğrudan döviz kazandıran tek sektördür. İşte, 2019 yılında ülkeye 35,5 milyar dolar döviz kazandıran sektörden bahsediyoruz. Aynı zamanda da sayıyla ölçüyoruz, aslında sayı değil. Yani burada, nicelik değil, nitelik son derece önemli. Yirmi yıllık iktidarınızda bir türlü şu nitelik meselesini masaya yatırmadınız. Tek yönlü gelişen bir turizm, sahillere yüklenmiş bir turizm; aynı zamanda, örnek vermek gerekirse, Antalya, Muğla, Aydın bölgesinde inanılmaz bir nüfus yoğunluğu, kentin yüz ölçümü artık o nüfusu kaldıramaz duruma gelmiş.

Sezonun en yüksek olduğu dönemde, Antalya'da, ortalama 1 milyon nüfusa daha bakmak durumunda kalan bir yerel yönetimden de bahsetmek lazım. Muğla'da da aynı şekilde. Bodrum Belediye Başkanı isyan ediyor, "Sezon geldiği zaman benim nüfusum bu kadar ama üstüne 1 milyon kişiye daha hizmet vermek durumundayım, bu konuda bana en ufak bir destek de gelmiyor, hatta normal bütçelerimizin bile çok altında rakamlarla biz belediyeyi döndürmek durumunda kalıyoruz." diyor.

Şimdi, Antalya'nın nüfusu 2,5 milyon, ortalama 1 milyon da yaz aylarında nüfus yüklemesi oluyor. Şimdi, burada, o kentten, gelecekte, bundan sonraki gelecekte siz nasıl gelir bekleyeceksiniz, döviz bekleyeceksiniz? Onun için altyapı yatırımlarıyla ilgili siz, özellikle, bu destekleri vermelisiniz ki Turizm Bakanlığı olarak, örneğin, arıtma tesislerinin yapımını üstlenebilirsiniz. Arıtma tesislerinin yapımını üstlendiniz, borçlandırın yine belediyeyi, "Yirmi beş senede geri öde bana." deyin. Bunları planlamadan siz üstyapıya durmadan birtakım yeni kararlar alarak, işte bir yerde 100 bin dönümlük arazinin üzerine Dubaili, bilmem nereli, "Dünyanın en zengin insanlarını buraya getireceğiz, çok pahalı turizm yapacağız." derseniz aynı zamanda yine Antalya sahillerinde mera olan bir bölgeye, 3.200 dönümlük bir alana "Ben 3 golf oteli ve bunun yanına da golf sahası yapacağım." derseniz yine, turizmi dar bir alana, deniz kıyılarına hapsetmiş olursunuz; bu kentlerin kaldıramayacağı nüfusları buraya yüklemiş olursunuz ve niteliği de böylece artıramazsınız.

Şimdi, 2003 yılında Türkiye'deki kişi başına ortalama turizm geliri 850-900 dolardı arkadaşlar. 2019 Türkiye'nin en çok turist aldığı yıl -2019 yılı, pandemiden önceki yıl- kişi başına ortalama turizm geliri 666 dolar, nereden nereye. Eğer o kaliteyi sürdürebilmiş olsaydık, 2000'li yılların başı, 90'lı yılların ortalarındaki kaliteyi devam ettirmiş olsaydık, 2019 yılında artı 8 ila 12 milyar dolar arasında ülkemize daha fazla gelir, daha fazla döviz gelecekti. Şimdi bunu da böyle değerlendirdikten sonra, bu Teşvik Kanunu'yla ilgili -biraz sonra maddelere geçeceğim, o maddelerde de değineceğim sizlere- çevre ve turizm ilişkisini de burada göz ardı etmemek lazım.

Şimdi, dönüyorsunuz, Antalya'da ya da Muğla'da ya da Aydın'da ya da turizm destinasyonlarının olduğu ilçelerde, çevreyle ilgili birtakım konularda son derece duyarsızsınız. Antalya ve Muğla'da, eğer uçakla oralara giderseniz arkadaşlar, başınızı aşağıya doğru çevirin, o dağlar sanki harpten çıkmış gibidir; her yer mermer ocakları, taş ocakları. E, şimdi, bu kente siz turist getirmek istiyorsunuz bir taraftan, bir taraftan maden ruhsatı vermek istiyorsunuz. Karar verin, turizm mi yoksa başka gelirler mi, madencilik gibi? Eğer bunları, madenleri, siz ekonomiye kazandırmak istiyorsanız, bu vahşi madenciliği de ortadan kaldırın çünkü turizm sürdürülebilir olmalıdır, böyle giderse biz turizmi sürdüremeyiz.

Örnek vermek gerekirse, son günlerde medyada da sıklıkla duyuyoruz, on yıldır Saros Körfezi'ne bir liman yapılmak isteniyor. Şimdi, kol bükülerek, Saros Körfezi'nde bir liman yapılması isteği ortaya çıktı ve hızlandı. Peki, Kuzey Ege'nin incisi, dünyada örneği olmayan Saros Körfezi'ne bu limanı neden yapıyorsunuz? Efendim, işte, BOTAŞ'ın doğal gaz aktarma limanı olacakmış. Yer mi yok? Bakın, İstanbul'da 80'li yıllarda, 90'lı yıllarda, Kemerburgaz'da, Şile'de turizm yapılıyordu, Erdek'te turizm yapılıyordu, Mudanya'da turizm yapılıyordu; Marmara'yı bitirdiniz.

Dibimizdeki 10 milyon nüfuslu komşu, 10-15 milyon arasında turist alan bir ülkeden bahsediyoruz; dibimizde ve onların sezonu da çok kısa, Karadeniz'e kıyısı var 2 şehirde, 10-15 milyar dolar da gelir elde ediyor. Bunlar örnek olmalı. İstanbul medeniyetlerin beşiği, İstanbul 3 büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir kent; turizmde siz eğer sadece kıyılara yüklenirseniz, sizin oradaki 3 imparatorluğa başkentlik yapmış tarihinizi, sanatınızı, kültürünüzü yok edercesine ve yağma zihniyetiyle buraları talan ederseniz, yarın turizmden bahsedemeyiz.

Arkadaşlar, altyapıyla ilgili... Bakın, artık bu sahil kentleri, sahil turizmi ilçeleri, destinasyonları yükü taşıyamaz durumda. Ya sayıya yükleneceksiniz, bugünkü durumu yaşayacağız ya da niteliğe yöneleceksiniz, bunun için de alternatif turizm şarttır. Alternatif turizmi de sırayla söyleyeyim: İnanılmaz bir tarih var, sadece Göbeklitepe, tanıtımını yapın sadece Göbeklitepe Türkiye'ye 10 milyon turist getirir, Urfa'daki Göbeklitepe. Bunun dışında Karadeniz kıyıları... Geçtiğimiz günlerde ekonomi masasıyla Trabzon, Giresun, Ordu seyahatinde turizmi de konuştuk. Tabii orada en çok çay ve fındık konuşuluyor, orada da çok büyük yıkım var, şimdi konumuz değil ama arkadaşlarımız orada tekrar, yarın bir ziyarete gidiyorlar -hatta Mecliste de arkadaşlar var, biraz sonra ayrılacaklar- yine oraya çalışmaya gidecekler ama şunu söyleyeyim, Trabzon'a 2019 yılında 650 bin Arap turist gelmiş. Bunun dışında Irak'tan gelenler de var, Dubai'den gelenler de var, Birleşik Arap Emirlikleri'nden, efendim Suudi Arabistan'dan gelen var, şu anda 50 bini bile bulamıyorlar. Pandeminin etkisi olabilir ama altyapıyla ilgili maalesef Karadeniz'de, Trabzon'da, Giresun'da, Ordu'da en ufak bir yatırım yok, yatırım yapmadan gelir elde edemezsiniz. Aynı zamanda bir projeden de bahsedeceğim, bizim kırsalımız, Karadeniz'in kırsalı, Karadeniz'in yaylaları, Ege'nin yaylaları, Akdeniz'in yaylaları turizm için son derece elverişli. Yayla turizmiyle ilgili burada çok önemli girişimlerde bulunulabilir ama bir kanun yok. "Kırsal turizm kanunu" adında bir kanunumuz yok. Efendim, biz teşvikle ilgili sürekli değişiklikler yapıp belli, adrese teslim birtakım yatırımları yaparken bunları da değerlendirmek lazım.

Fiyatlarla ilgili bugün bir turizmci arkadaşımla konuştum "Antalya'daki beş yıldızlı otel ortalaması nedir?" dedim "40 doları geçmez." dedi; çok kötü, çok hazin. Her şey dâhil, ultra her şey dâhil; yeme, içme, efendim aklınıza gelen her şey dâhil 40 dolar, yazıktır.

Şimdi, yine, millî gelirdeki paya baktım, 2003 yılı ile 2019 yılı arasında; 2003 yılında Türkiye'nin gayrisafi millî hasılasının 4,4'ü turizmden elde ediliyormuş, en iyi yıl olan 2019'da da 4,6, bir arpa boyu yol katedilememiş. Bu politikalarla, bu rakamların geriye düşme ihtimali de son derece yüksektir.

Son iki yılda, değerli arkadaşlar, pandemi döneminde sektörün borçlarına da baktık: 2 milyar 100 milyon dolar daha borçlanmış sektör. Bakın, 2016 yılında Rusya'yla olan uçak krizinden dolayı sektör inanılmaz borçlanmıştı dolayısıyla kentin bütün faktörlerini etkilemişti. Nedir bu bütün faktörler? Efendim, turizmde çalışan emekçiler işlerinden olmuştu ve bu, ders olmadı bize. İki pazara sırtını dayamış bir ülkede bir pazar, dış politikadaki hatalardan dolayı aksadığı zaman turizminiz çöküyor; bu da yanlış, bu da sürdürülebilir değil.

Efendim, çalışanların kısa çalışma ödeneğiyle ilgili -bakın, burada bir uyarı yapıyorum- 30 Haziranda sona gelindi, şu kanun teklifine bir madde eklenebilirdi çünkü Cumhurbaşkanının da yetkisi kalmamıştı. Bir madde eklenebilir ve de uzatılabilirdi. Şimdi, duyacaksınız, yakın bir zamanda inanılmaz bir işçi kıyımı olacak. Zaten geçen sene hiçbir kuruş gelir olmadı, herkes köyüne döndü, aç biilaç bir senesini geçirdi. Sezon açıldı, bu sene bir ümit vardı, çalışanlar şu anda maalesef işlerini kaybettiler ve yüzde 30 kayıp olduğunu da tespit ettik.

Aynı zamanda esnaf, değerli arkadaşlar, turizm bölgelerinde esnaf bitik, bitti. Esnafa destek yok, o esnaflar sadece turizme çalışıyorlardı. İşte, bu esnafın içinde lokantalar var, kafeler var, efendim barlar var, incik boncuk satan yerler, hediyelik eşya satan yerler var; bunların tamamı bitmiş durumda.

Evet değerli arkadaşlar, süremiz de pek daraldı. Ben, teklifle ilgili çekincelerimizi de sizlere burada kısaca anlatacağım, sonra konuşmamı tamamlayacağım.

Teklifin 1'inci maddesinde "Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgeleri" tanımında yapılan değişiklikle, tarihî ve kültürel yerlere doğal yerler de ekleniyor; turizm merkezlerinin tanımında yapılan değişiklikle orman alanları da dâhil, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerin Cumhurbaşkanı kararıyla turizm merkezi ilan edilebilmesine olanak sağlanıyor. Teklifle, orman alanlarını turizm yatırımlarına açıyorsunuz, kamusal mülk olarak anılan her türlü alanın da Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle özelleştirilmesinin önünü açıyorsunuz. Toplam orman alanlarımız iktidarınız süresince her geçen yıl azalıyor, Küresel Orman İzleme Örgütünün hazırladığı verilere göre, 2001-2018 yılları arasında, Türkiye'de, ağaçla kaplı toplam alanın yüzde 4,1'ini yani 461 hektarını kaybetmişiz. Eskiden cezalar caydırıcı olmadığı için rantçılar gözlerine kestirdikleri alanları -geçen gün Marmaris'te olduğu gibi, yakından takip ediyoruz, çok büyük şüphe vardır- ormanları yakıyordu. Görmek isteyenler Bodrum'daki denize kıyısı olan yamaçlara baksınlar, hangi yangınların sonrasında oralara hangi oteller yapılmış, rahatlıkla görebilirler.

Şimdi, bu teklifle aslında bunlara hiç gerek kalmıyor. Ormanlarımızı bir anlamda böyle koruyabiliriz çünkü artık Turizm Bakanlığı yetkiyi aldı, buralara isterlerse tahsis yapabilecekler. Bütün doğal felaketlere, rant hırsına, taş ve mermer ocaklarına, imar katliamlarına rağmen hâlâ turizm kentlerimizde yüksek miktarda orman alanı var. Bunu da burada böylece söylemiş olayım.

Teklifin 2'nci maddesinde "Bakanlık tarafından kurulacak turizm hizmetleri yönetim birliklerine zorunlu üye olacak yatırımcıların -bu son derece önemli- aidat ödemelerine ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir." deniyor. Şimdi, geçen yıl çok mücadele ettik, dedik ki: Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansına pay alınacak, bu paylar kentlere de bölünsün. Eyvallah, bu payları alın, kentlere de bölün. Oradaki hem yerel yönetimlere hem sivil toplum örgütlerine buradan bir pay verin, olmadı merkeze alalım; güzel. Şimdi, arkasından bir kanun daha "konaklama vergisi" adı altında bir yük daha yüklendi. Dedik ki: Bu konaklama vergisi dünyanın her yerinde turizmin gelirinin elde edildiği yere bunun ciddi bir kısmı verilir, siz onu da merkeze aldınız. Şimdi, artık herkesten de -yerel yönetimlerin uhdesinde olan bütün turizm yatırımlarını- yani 8 bin küsur tane belediye belgeliden de bu paraları alacaksınız, onlara belge alma zorunluluğu getiriyorsunuz ve belgeleri almazlarsa da ellerindeki yetkileri yani otel ruhsatlarının iptaline karar veriyorsunuz. Ha, burada şu yapılabilir: Sayın Turizm Bakanıyla kendi taleplerinin üzerine bir toplantı yaptık, dedik ki: Yani hiç olmazsa küçükleri burada ayırın yani bunları koruyun, 50 odaya kadar bunları yapmayın, bu yasadaki noktaları yapmayın. Fakat, anlaşılıyor ki yani bu kanun olduğu gibi geçirilmek isteniyor.

Teklifin 4'üncü maddesi Bakanlığa, devlete ait yerleri ücretsiz günübirlik tesisler yapma olanağı veriyor. Bakın arkadaşlar, daha önce bu hikâyeyi gördük biz. Daha önce böyle günübirlik alanlar, günübirlik tesis alanları, kamp alanları, karavan alanları bir süre sonra tahsis değişikliği yapılarak konaklama tesisi oldu, otel oldu. Antalya'da örnekleri var bunun, 3.500 yataklı otel yapıldı Antalya'da. Günübirlik alanlar değiştirilerek 3.500 yataklı otel yapıldı Antalya'da. O yüzden bunun bir tehlike olduğunu düşünüyorum.

Yine teklifin 6'ncı maddesi -burası da son derece önemli- Mera Kanunu meselesi. Mera Kanunu'nda -bana söylenen oydu Sayın Bakanla yaptığımız toplantıda- "Eğer zaruri bir sebep varsa Turizm Bakanlığına tahsis edilebilir." deniyor. Fakat, burada da şunu açıkça söylemek istiyorum -biraz önce değindim- Antalya Manavgat Çayı'nın denize döküldüğü yerde 10 bin dönümlük bir mera alanı var. Denize kıyısı olan 3.200 dönümlük alanda 3 golf sahası, 1 büyük golf sahası yapılmak isteniyor. Bu kanun o kanundur; bu kanun değişikliği orası için yapılmış, adrese teslim kanun değişikliğidir arkadaşlar. O yüzden, sadece bir alana yapılmasına rağmen meralarla ilgili ülkede inanılmaz bir daralma var iken, hayvancılık bu durumda iken Mera Kanunu'na bu maddeyi sokmak aslında hayvancılığa bir darbe dahadır. İstenilen yerde merayla ilgili turizm alanı ya da turizm merkezi ilan edilip burada turizm tesisi yapılabilir.

Teklifin 10'uncu ve 23'üncü maddeleriyle, boyları 39 metre ve üzerinde olan yabancı bayraklı yatlar Türkiye'de işlem yapabilir. Biz Sayın Bakana bunu da söyledik, "Çıkarın bunu." dedik. Teşviki böyle büyük büyük yatırımlara getireceğinize en azından yatçılık turizmine yatırım yapmak isteyenlere ucuz kredi bulun, teşvikleri artırın, yat turizmi Türkiye'de gelişsin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Niye yabancı bandıralı, yabancı bayraklı yatlara bu imkânı sağlıyorsunuz? Yani bu da anlaşılır gibi değil.

Yine, teklifin 11'inci maddesinde, Bakanlığın denetim yetkisinin özel denetim firmalarına aktarılması söz konusu. Bakanlığın elemanları yetmiyor mu? Yani taşra teşkilatları var, ilçeler var, il teşkilatları var Turizm Bakanlığının. Yine burada bir kaynak aktarımı söz konusu olabilir. Aynı zamanda turizm sektörüne bir dördüncü yük daha böylece getirilmiş oluyor burada.

Sektöre çok yüksek para cezaları getiriliyor. Bu para cezaları caydırmaktan çok cezalandırmak gibi gözüküyor.

Ve "Ne yapmalı?"yı biraz önce söyledim. Ne yapmalı? Bu şekilde teşvik yasalarıyla turizmin sürdürülebilir olması, turizmin önünün açılması mümkün değildir.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)