GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:101
Tarih:08.07.2021

MURAT EMİR (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yine bir yargı reformu paketi konuşuyoruz ama bu yargı reformu paketi de yine yargının içinde bulunduğu durumu düzeltmekten çok uzak, burada derde derman olacak herhangi bir düzenlemeyi görmüyoruz. İçinde elbette kimi maddeler var yargıyı daha hızlandıracak, hak arama yollarını biraz daha düzeltecek ama Türkiye'deki asıl yargı sorunlarına değinen, o sorunları çözen, etkili olabilecek herhangi bir şey görmüyoruz.

En dikkatimizi çeken "katalog suçlarda tutuklama için somut delil aranması" maddesi. Aslına bakarsanız yersiz, gereksiz bir madde çünkü Ceza Kanunu'nun genel hükümlerine bakarsanız, tutuklama için kuvvetli şüphe gerektiğine bakarsanız orada bir somut delil ihtiyacı olduğunu zaten göreceksiniz. Peki, niye söylüyoruz biz bunu hâkimlere? Hâkimler bunu bilmiyor olabilir mi? Elbette biliyorlar ama ülkemizde maalesef, kimin tutuklu olacağına, kimin tutuksuz yargılanacağına saray karar vermektedir ve yargı, sarayın gözünün içine bakarak karar vermek zorundadır çünkü yargı bilir ki sarayın istemediği bir karar verirse cezasını sürülmek, görevden alınmak, soruşturma geçirmek olarak ödemek zorundadır. Sarayın istemediği kararları veren hâkimlerin meslekte yükseltilemeyeceği de hepimizin bildiği bir gerçektir.

Değerli arkadaşlar, yargı reformu bir niyet meselesidir, bir samimiyet meselesidir; eğer samimi değilseniz, ne yaparsanız yapın, hangi düzenlemeyi getirirseniz getirin Türkiye'deki yargı sorununu çözemezsiniz. Temel sorun, yargının bağımlı olmasıdır.

Ben buradan ülkemizdeki o yargı skandallarını ve saraydan alınan talimatla verilen kararları söylemeye kalksam, tek tek anlatmaya kalksam sabaha kadar konuşmam gerekir ama birkaç örnekle bu konuyu aydınlatmaya çalışacağım. Bakın, Ermenek'te, Soma'da karar öncesinde birilerini korumak için heyetler değiştirildi ve kararlar ona göre düzeltildi. Aynı şekilde, Aladağ yangını sonrasında karar öncesinde heyet değiştirilerek oradaki tarikat mensupları açıkça korundu.

Bakın, bir Osman Kavala davası var, üç ayrı mahkemenin talebiyle üç ayrı cezadan tutuklandı, birinden tahliye oldu. Onu tahliye eden 30. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti dağıtıldı, bir kararnameyle, gece yarısı kararnamesiyle yeni bir heyet ihdas edildi ve "Tutuklanmasın." diyen heyet üyeleri ikinci heyete kaydırılırken "Tutuklansın." diyen birincide kaldı ve "Tutuklansın." diyenin yanına iki de tutuklayacak hâkim koydular ve Osman Kavala davası tutuklu hâlde devam ediyor ve Osman Kavala bin üç yüz elli gündür tutuklu. Baktığınız zaman, baştan sona bir yargı skandalı, mahkeme "Tahliye olmalı." diyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tahliye olması gerektiğine dönük 2 kez kararı var ama buna rağmen mahkeme tahliye edemiyor çünkü saray tahliye edilmesini istemiyor ve bunu da açıkça söylüyor. Aslında Türkiye'de yargının bağımlı olduğu iddiası bizim iddiamız değil; saray, aynı zamanda, bu bilinsin de istiyor. Çünkü bu bilinmeli ki, 84 milyon bilmeli ki, kürsüdeki her bir yargıç bilmeli ki bu ülkede saraydan talimat almadan hiçbir karar verilemez.

Bakın, meşhur 299'uncu madde, Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenliyor. Bir yargıç cesaretini topluyor, Karşıyaka 7. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi "Bu, Anayasa'ya aykırıdır." diyor ve Anayasa Mahkemesinin önüne götürüyor -bize göre de Anayasa aykırıdır- ve "Sen misin bunu yapan hâkim?" diye bu hâkimi alıyorsunuz, Trabzon'a sürüyorsunuz.

Mesela, Antalya'dan bir örnek vereyim. Antalya'da sizin yakın dostunuz, korumanız, yoldaşınız, FETÖ'nün kasası, Fettah Tamince hakkında çıkarılan takipsizliğe itiraz eden hâkimi anında görevinden alıyorsunuz. Buna benzer yüzlerce örnek sayabilirim. Neresinden bakarsanız bakın, ne yaparsanız yapın Türkiye'deki yargı sorunu bu akılla, bu kafayla ve "Yargı bana bağlı olacak, yargı benim ağzımın içine bakacak, ben ne istiyorsam o kararı verecek." dedikçe siz bu sorunu çözemezsiniz.

Bakın, yaklaşık iki yıl önce bir reform paketi daha getirdiniz. O reform paketinde yine süslü bir cümleyle "Tutukluluk iki yıldan fazla süremez." demiştiniz. Oysa şimdi ne yapıyorsunuz? Osman Kavala davası, Selahattin Demirtaş davası buna örnektir; tutukluluğu, yeni iddianamelerle... Yani tam tahliye edileceği sırada veya AİHM kararının artık arkasından dolanamayacağınızı anladığınızda yeni bir iddianameyi çıkarıyorsunuz -aslında içeriği aynı- tozlu raflardan "Bu yeni bir dava." diyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TOĞRUL (Gaziantep) - Üstelik aynı suçlamalarla.

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

MURAT EMİR (Devamla) - Sayın Başkan, toparlıyorum.

Ne oldu geçen yıl çıkardığımız "İki yıldan fazla tutukluluk olamaz." hükmü? Dolayısıyla sizin, böylesine sabıkalı bir iktidarın, yargıyı perişan etmiş bir iktidarın, yargıyla her şekilde oynamış bir iktidarın, yargıyı FETÖ'ye teslim etmiş bir iktidarın, "Yargıyı FETÖ'den temizleyeceğiz." diye tekrar tarikatlara -AKP'nin arkabahçesi yapmış- teslim etmiş bir iktidarın asla ve asla samimi olması ve bu sorunu çözmesi mümkün değil.

Bakın, Adalet Bakanı romantik mesajlar veriyor, toplantılar yapıyor. İnsan Hakları Eylem Planı'nda var, yıllardır var, coğrafi teminat niye yok? Niye getiremiyorsunuz? Çünkü siz de biliyorsunuz ki her hâkim, siz istemezseniz, sizin istemediğiniz bir kararı verirse sürüleceğini bilsin istiyorsunuz ve bu akılla da sizin yargıyı düzeltmeniz mümkün değil; olsa olsa siz kendi arkabahçenizi kurarsınız ama her zalimin, her ceberut yönetimin sonu bir şekilde gelir ve biz demokratik hukuk devletini bir şekilde milletimizden aldığımız gücümüzle de kurarız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)