GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:99
Tarih:06.07.2021

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Adalet Komisyonundan gelen dördüncü yargı paketini bugün görüşmeye başladık. Teklifin bazı maddelerine yönelik eleştirilerimiz var. Eksiklikler olması açısından bu eleştirilerimiz, onları dile getireceğiz bugün ve yarınki madde görüşmelerinde elbette ki. Yapılması gereken bazı düzenlemelerde geç kalınmıştır bu yargı paketinde -bunu özellikle belirtelim- ama eksikliklerin de giderilmesi gerekiyor, bunu da söylemek istiyoruz.

Maalesef yıllardır üzerinde durmamıza, somut eleştirilerimize ve konuşmalarımıza rağmen Türkiye'de bugün adalet mekanizması ve duygusu, en fazla yıpranmış olan bir alan olma özelliğini korumaktadır. Bu yıpranmanın en açık ve bariz hâli yargı mekanizmasına duyulan derin güvensizliktir. Ne yazık ki getirilen yargı paketleri yargıdaki bu tuz kokma hâlini ortadan kaldırmaya yetmemektedir çünkü hem savcıların hem de hâkimlerin içinde bulunduğu durum -üzülerek söylüyorum bunu- kimi yerlerde cüzdanın vicdan önüne geçmesine kimi yerlerde gelecek, sürgün ve terfi korkusu nedeniyle evrensel hukuk ilkelerinin, yasaların ve Anayasa'nın, uluslararası demokratik sözleşmelerin uygulanmamasına yol açmaktadır. Yargının iktidarın bir sopası hâline getirildiği, bağımlı ve taraflı yargı eliyle siyaset alanının dizayn edilmeye çalışıldığı bir dönemi bütün ağırlığıyla bugün maalesef yaşamaktayız. Yargı eliyle siyaset mühendisliği yapılmaktadır. Zamanında toplum mühendisliğini eleştiren bu iktidar, şimdi kendi eliyle demokratik siyaseti masabaşı mühendisliğine tabi tutmaktadır.

Toplumsal ve siyasal muhalefetin etkisiz kılınmaya çalışıldığı yargı müdahalelerinden birisi de Anayasa Mahkemesinde partimize yönelik açılmış olan kapatma davasıdır. HDP'ye karşı yürütülen süreçlerin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını uluslararası kurumlar tespit etmiştir; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, özellikle, en son, Aralık 2020'deki Demirtaş Büyük Daire kararıyla 18'inci madde ihlalini yani Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki 18'inci madde ihlalini tespitiyle bunu açıkça belirtmiştir, 2015'ten bu yana açılan davaların siyasi nedenlerle olduğunu tespit etmiştir yani siyasi nedenlerle yargının iktidar tarafından kullanıldığına karar vermiştir ve Avrupa Konseyi de bu kararın farkındadır ve bu kararın gereklerinin yerine getirilmemesini eleştirerek takipçisi olduğunu son aldığı kararlarla da bir kez daha ifade etmiştir.

Bu kapatma davası da diğer davalarda olduğu gibi siyasi bir davadır, hukuki değildir kesinlikle. Tehdit ve şantaja dayalı bir kampanya sonucunda açılmıştır bu dava. Vatan Partisi Genel Başkanı Perinçek'in başlattığı kampanyayı iktidar ortakları büyük bir heyecanla devam ettirmiştir.

Önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını âdeta tehdit eden ve baskı altına alan bir kampanya yürütülmüştür. Anayasa Mahkemesi ilk iddianameyi iade kararı verince -ki bu Türkiye tarihinde bir ilktir- bu kez de "Anayasa Mahkemesi de kapatılmalıdır." kampanyasına geçiş yapılmıştır. İntikamcı anlayış hukukun üstünlüğünü zerre kadar takmamaktadır, bu çok açık bilinen bir durumdur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı eksikleri tamamladığını iddia ederek iddianameyi tekrar geri göndermiştir, hem de 7 Haziran 2015 genel seçimlerinin yıl dönümünde, 6'ncı yıl dönümünde, 7 Haziran 2021'de ve siyasi intikam peşinde olunduğunu bir kez daha sembolik olarak teyit etmiştir. Siyasi baskılarla Anayasa Mahkemesi ikinci iddianameyi kabul etmek zorunda kalmıştır. "Savcı iki ay içinde ne buldu da oy birliğiyle kabul edildi?" diye sormayın çünkü ikinci iddianame de birinci gibidir. Anayasa Mahkemesinin iade gerekçelerinin hiçbiri tamamlanmamıştır, zaten tamamlanamaz da çünkü HDP ne odaktır ne de şiddet çağrısında bulunmuştur tarihi boyunca. Külliyen yalan bir iddianamedir ama siyasi baskılar ve tehditler bu iddianamenin kabul edilmesi zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bu iddianameyle ilgili olarak "Elimizden geleni yaptık." demiştir. Şiddet ve bölücülük iddiaları o kadar mesnetsizdir ki, uyduruk delil yaratma çabası o kadar güçlüdür ki, bu açıkça iddianameye damgasını vururken, maalesef, Yargıtay Başsavcısının diline de vurmuştur. O zaman sorduk "'Elimizden geleni yaptık.' ne demek?" dedik. "Kime dediniz bunu? Neden dediniz? Elinizden gelen neydi?" diye sorduk, bu sorular yanıtsız kaldı. Öyle mi? Değil. "HDP'yi kapatmak Anayasa Mahkemesinin namus borcudur." sözüyle aslında bu soruların da yanıtı verilmiş oldu.

İktidarın siyasi kıyım davası böylelikle açığa çıktı. Siyasi iktidardan gelen talimatı bilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı onlara hitaben "Bu talimatı yerine getirmek için her şeyi yaptım." dedi. Siyasi kıyım hevesi sınırsız olarak bu iddianamede ortaya çıktı. 451 kişi için siyasi yasak talep ediliyor bu iddianamede, aralarında 52 vekil var, grubumuzun 52 vekili hakkında siyasi yasak talep ediliyor. Kürt halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin siyasi temsilcileri topyekûn tasfiye edilmek istenmektedir. HDP'yi kapatmak isteyen zihniyetin Kürt düşmanlığı sınır tanımamaktadır.

Şunu özellikle belirteyim ki: Bu dava Türkiye'de demokrasi, barış ve özgürlük umuduna karşı açılmıştır. Demokratik muhalefeti ve çoğulcu demokratik düzeni ortadan kaldırmayı hedefleyen bir iddianamedir. Eşit yurttaşlık hakkına karşı olan bir iddianamedir. Bu nedenlerle bu davayı tüm demokrasi güçlerine açılmış bir dava olarak sayıyoruz ve bu davanın esas savcısı iktidardır, avukatı da halkın kendisi olacaktır.

Bu iddianame, Kürt halkını demokrasi dışında bırakmayı hedefleyen bir anlayıştır, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 14'üncü maddesinin ihlalini içermektedir aynı zamanda. Etnik bir kesimi siyaset dışı bırakmak ayrımcılıktır, 14'üncü madde bunu söyler. Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümünü baltalama amaçlı bir iddianamedir. Geçmişteki partilerin kapatılma nedeni de buydu, bir siyasi görüş ve etnik kesimin siyaset dışında bırakılması amacı. Bu dava, devletin Kürt sorunu karşısında geldiği son aşamayı göstermektedir. Bu dava, bu sorunun bir yüzyıl daha devam etmesi için açılmış bir davadır, Kürt sorununda demokratik ve barışçı bir çözüm olmasın diye açılmış bir davadır, bu iddianamede geçmiş kapatma davalarının savunulması da bunun çok açık işaretidir. Şunu da belirtelim: 2013-2015 arasında yapılan İmralı görüşmeleri bu iddianamede maddi delil sayılmıştır, çözüm süreci ve İmralı görüşmeleri bu iddianamenin bir parçası hâline getirilmiştir. Dolayısıyla, sadece Halkların Demokratik Partisi değil örtük olarak o dönemin iktidarı, devlet ve hükûmet yetkilileri de çok açık bir biçimde zan altındadır bu iddianameyle. Dedik ya, hedef demokratik siyaset, demokratik ve barışçı çözüm isteyen herkestir aslında bu iddianameyle. İade edilen iddianame bir soruşturmalar iddianamesiydi, dava açılmamış, fezleke gönderilmemiş soruşturmalarla doluydu.

İkinci iddianame ise beraatle veya takipsizlikle sonuçlanmış davalar ve soruşturmalar iddianamesidir. İddianameye kaynaklık eden neredeyse tüm dosyalar dava sürecindedir. İnanılır gibi değil, 844 sayfalık iddianamenin içerisinde 744'üncü sayfaya kadar derdest davalar, fezlekelere atıflar, sonuçlanmış davalar vardır. Soruşturma var, sonucu belli değil; kamu davaları var, sonucu belli değil. Kesinleşen ceza çok az, onlar da 2911 veya 7/2'den sonuçlanmıştır; sonuçlanmış davaların ise bir kısmı beraatle sonuçlanmıştır, bir kısmı ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açısından ifade özgürlüğü kapsamındadır. Hem Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru kararlarında hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında burada sayılan eylemler ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmektedir. HDP kurulmadan önceki eylem ve etkinlikler de bu iddianameye eklenmiştir. 2008'den başlayan bir iddianamedir, HDP 2012'nin sonunda kurulmuştur. Birkaç örnek vereceğim, bunlar bile bu iddianamenin hukuki bir çöp olduğunu açıkça göstermektedir. Aslında, mizah konusu olacak konulardır bunlar, hatta bir komedi filmi bile yazılıp senaryo hâline getirebilir.

Bakın, bir belediye eş başkanı ile bir parti meclisi üyesini isim benzerliğinden aynı kişiymiş gibi her ikisinin dosyalarını birleştirmiş bu iddianame. Bir milletvekili ile bir vatandaşın dosyaları karıştırılmış, o dosyaların karıştırılması sonucunda milletvekilimize yasak istenmiştir iddianamede. Bir milletvekilinin Meclise gelmemiş olan fezlekesi varmış gibi iddianameye eklenmiştir. HDP'li olmayan belediye başkanları HDP'li gibi bu iddianameye yazılmıştır. Vekillerin hangi şehirden oldukları karıştırılmış -ki en masumu bu yanlışın- parti meclisinde olmayan vekiller öyle gibi değerlendirilmiştir. Olmadığı hâlde bir vekil HDP kurucusu olarak yer almış, kapatılma ve siyasi yasak gerekçesi olarak gösterilen soruşturma, henüz HDP'ye üye ve milletvekili adayı olmadan önce farklı bir sivil toplum kuruluşu üye ve yöneticilerine karşı açılmış olan soruşturma dosyasından kaynaklanmıştır. İlk iddianamede beraat ettiği dosyaya yer verilmiş olan bir parti meclisi üyesinin başka bir beraat ettiği dosya bu kez iddianameye alınmıştır. Yani beraat edenler iddianamede yasak istenenler arasındadır. Vefat edenler de var yasak istenenlerde ama onu da masum bir yanlış diye görüyoruz.

Şimdi, bakın, siyasi yasak istenen bir vekilin soruşturması gerçekten dünya hukuk tarihine geçecek bir özellikte. Bir toplantıda eş genel başkanın beyanlarına itiraz etmemesi, susarak propaganda suçu işlemesi fezlekesidir, siyasi yasak isteniyor bu fezleke nedeniyle o vekil hakkında. Anayasa Mahkemesinin kapatma kriterlerinde "Beyan ve faaliyet kavramı üzerinden parti kapatmaya sebep olma" ibaresi yer alır. Bu vekil, beyanda da bulunmamıştır eylemde de, konuşmadığı için siyasi yasaklı olması istenmektedir.

İlk kez, tanık ve gizli tanık beyanları bir kapatma iddianamesinde delil olarak yer almaktadır, üstelik gizli tanıklar da yerel mahkemeler tarafından bulunamayan gizli tanıklardır. Yok bu gizli tanıklar ortada, bulamıyor yerel mahkemeler. Ortam dinlemesi kayıtları vardır iddianamede hem de hukuki olmayan dinlemelerdir. Bitmemiş yargılamalar kapatma gerekçesi gibi gösterilmektedir, bu yargılamalar daha sonra Anayasa Mahkemesinin önüne gelecek dosyalardır. Yani Anayasa Mahkemesi ihsasıreyde bulunmak durumunda kalacaktır bu dosyalar hakkında. Anayasa Mahkemesinin bu iddia çerçevesinde bir karar vermesi durumunda, Anayasa Mahkemesini ve yerel mahkemeleri bağlayacak sonuçlar doğacaktır. Hukuken son derece sakıncalı bir durumdur, hukuk dışı bir durumdur. Bu yargılamalar kesinleşip Anayasa Mahkemesinin önüne gelmesi gerekirken, ceza mahkemesinin bir üst mahkemesi olan Anayasa Mahkemesi bu hâliyle bu yargılamaları değerlendirirse yargı bağımsızlığını ihlal etmiş olacaktır. Bu soruşturma ve kovuşturma dosyalarını Anayasa Mahkemesi kapatma davasına esas alırsa ihsasırey olur ve daha sonra da bunların hepsi bireysel başvuru olarak önüne çıkar ve büyük bir hukuki açmaz yaratır. Kapatma davasında, derdest davaları Anayasa Mahkemesi tarafından kullanılabilir mi? Henüz soruşturmaya konu olmayan söylemlerin delil olarak konulması hukuki midir? Meclis çatısı altında söylenen sözlerin bile bu dosyada yer alması masum mudur? Bu soruların hepsi çok temel sorulardır ama bu iddianamenin hukuki bir çöp olduğunu gösteren sorulardır.

Kapatma iddianamesinde Demirtaş yönünden sunulanlara gelince yani uzun uzun anlatılır ama vaktimiz sınırlı olduğu için bir şey söylemek istiyorum. Bakın, Demirtaş HDP'ye 22 Haziran 2014'te üye olmuş. Demirtaş'a isnat edilen ve dolayısıyla HDP'nin şiddetin odağı olduğuna delil olarak ileri sürülen eylem ve niteliklerin yüzde 80'i HDP'ye henüz üye olmadığı tarihlere aittir. Kesinleşen tek dosya 2013'e aittir yani HDP'ye üye olmadan önceki bir tarihtir üstelik. Yani bu kadar gayriciddi ve kasıtlı hazırlanmış, siyasi nedenlerle hazırlanmış bir iddianameyle karşı karşıyayız.

Sırrı Süreyya Önder, geçmiş dönem milletvekilimiz, üç dosya konulmuş iddianameye. Biri yargılaması devam eden bir dosya, onu geçelim, diğeri Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun oy birliğiyle ifade özgürlüğünün ihlaline karar verip, tahliyesini ve beraatini sağladığı dosyadır. Anayasa Mahkemesi tahliye etmiş o dosya nedeniyle, onu da koymuşlar siyasi yasaklı yapılsın diye.

Şimdi, o kadar ilginç şeyler var ki bakın, terör örgütüyle HDP Tüzüğü mukayesesi yapmış Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, ibretlik. Parti tüzüğümüzün 14'üncü maddesini illegalize etmeye çalışmış. Ne diyor parti tüzüğümüzün 14'üncü maddesi? Diyor ki: "Genel Kongre partinin en üst organıdır." Bunu illegalize etmeye çalışmış. Siyasi Partiler Kanunu'nu bilmiyor Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı. Siyasi Partiler Kanunu'nda der ki: "Siyasi partinin en yüksek organı büyük kongredir." Bunu almışız tüzüğe, onu da illegalize etmeye çalışmış. Niyeti bozuk olunca saçmalamanın sınırı olmuyor gerçekten.

Şimdi, eş başkanlık kurumu iddianamede kriminalize edilmeye çalışılmış. Hâlbuki eş başkanlık kurumu, ilk Almanya'da Yeşiller Partisiyle ortaya çıkmış bir kurumdur ve başka partiler de bunu uygulamışlardır Avrupa'da ve dünyada, Türkiye'de de yasa değişikliğiyle yasal hâle gelmiştir. Eş genel başkanlık kurumumuz vardır bu partide. Burada konuşan eş genel başkanlarımızdır ve yasaldır bu. Bunu kriminalize etmeye çalışan bir iddianame var karşımızda.

Şimdi, iddianamedeki dil de aslında bize çok şey anlatıyor. Bakın, "demokrasi" kelimesi iddianamede 131 kere geçiyor, yaklaşık 10 tanesi savcının kendi yazdığı bölümlerle ilgili, geri kalan 120 tanesi bizim söylediklerimizden oluşuyor yani HDP'liler konuşurken 120 kere "demokrasi"yi kullanmışlar iddianameye alınan bölümlerde, savcı 10 kere kullanmış. "İnsan hakları" kelimesi aynı şekilde partinin kendi ifadelerinde geçiyor, savcının hiçbir ifadesinde yok ama savcının ifadelerinde ne var? 700 kere, 695 kez -700 dedim toplam olarak- "devlet" demiş savcı. Niye? Çünkü devlet bekasının tehlikede olduğunu kanıtlamaya çalışıyor ya bu iddianameyle bütün uyduruk kanıtlarla, onun için 695 kez "devlet" demiş. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

Şimdi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesini Anayasa'yı çiğnemeye teşvik ediyor açıkça; zorluyor, dayatmada bulunuyor. Nasıl mı? Bakın, size onu da söyleyeyim: Türkiye'de 65'ten bu yana 25 parti kapatılmış; 19'u 1982 Anayasası'na aykırılıktan. Bunlardan bir bölümü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelmiş ve bu davaların hepsinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal bulmuş, 11'inci maddesini ihlal kararı vermiş; tek istisna Refah Partisi davası. AİHM, bu davaların hepsinde, siyasi yasak da getirilmişse seçme seçilme hakkının ihlaline karar vermiş. Bu söylediklerim yorum değil, çok açık verilerden söz ediyoruz.

Şimdi, hukuk dışı bir yorumla bu iddianamede diyor ki: "Eski partiler de aynı gerekçelerle kapatılmıştır, HDP bunların devamıdır, o nedenle HDP de kapatılmalıdır." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hepsinin kapatılmasını yanlış bulmuş. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Anayasa Mahkemesine diyor ki: "Çiğne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını." Bakın, defalarca burada söyledik, bir kez daha hatırlatıyoruz. Anayasa'nın 90'ıncı maddesi der ki -Adalet ve Kalkınma Partisinin yaptırdığı değişiklikle ortaya çıkmış olan bu 90'ıncı madde- "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla ulusal kararlar çelişirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını esas alın." Yani Başsavcı, aslında, Anayasa Mahkemesini suç işlemeye teşvik ediyor, çok açık bir biçimde Anayasa'nın 90'ıncı maddesini yok sayıyor ve Anayasa Mahkemesine de diyor ki: "Siz de 90'ıncı maddeyi yok sayın ve çiğneyin."

Şimdi, esas itibarıyla durum budur ve tabii ki bu konuyu daha çok konuşmaya devam edeceğiz. Çeşitli kısımlarını, bugün burada saydığımız, âdeta bir komedi hâline dönüşmüş olan iddianamenin kısımları dışındakileri de çok konuşmaya devam edeceğiz ama şunu bir kez daha söyleyelim: Aslında HDP'yi kapatmak isteyenler aynı zamanda Anayasa Mahkemesini de kapatmak isteyenlerdir çünkü onlar için hukukun üstünlüğü geçerli değildir, onlar için evrensel demokratik hukuk ilkeleri geçerli değildir. Bu iddianame demokrasi için büyük bir sorundur, toplumsal, siyasal muhalefete yönelik bir iddianamedir. Bu nedenle, demokratik siyasetteki gücümüzü elbette ki sonuna kadar kullanacağız, seçeneklerimizi elbette ki gerçekleştireceğiz ve bizi tasfiye etmek isteyen anlayışa bunu mutlaka kaybettireceğiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.

Şimdi, son bir noktayı daha söyleyeyim. Anayasa Mahkemesi Başkanı geçtiğimiz günlerde çeşitli açıklamalarda bulundu ve o açıklamalardan bir tanesinde dedi ki: "Hukuk devletinde adaletin yegâne adresi mahkemelerdir." Doğru ama Türkiye'de, bugün maalesef, adaletin yegâne adresinin mahkemeler olduğu bir dönemi yaşamıyoruz. Dedi ki: "Unutmamak gerekir ki temel hak ve özgürlüklerin korunduğu, hukuk güvenliğinin sağlandığı bir hukuk devleti aynı zamanda refah devletinin de olmazsa olmaz şartıdır." Bugün Türkiye'de hukuk yoktur, hukukun üstünlüğü geçerli değildir, o zaman refah da yoktur. Bugün yaşanan durum budur esas itibarıyla; yolsuzlukları, yoksullukları konuşuyorsak bu nedenledir. Ve yine, dedi ki: "Kuşkusuz dün olduğu gibi, bugün de hürriyet ilkelerini ve Anayasa'yı yerine oturtma konusunda en büyük görev yargıya düşmektedir." Evet, bağımsız ve tarafsız yargıya düşmektedir; bağımlı ve taraflı olanlara değil, iktidarın sopası hâline gelmiş olanlara değil. "Bu görev hakkıyla yerine getirildiğinde yargıya güven de arzu edilen düzeye yükselecektir." dedi. Doğru. "Bu nedenle yargı mensupları olarak sürekli bir öz eleştiri ve muhasebe içinde kendimizi gözden geçirmek ve yenilemek durumundayız." dedi. Çok doğru. "Bu, bizim hukuka, adalete ve son kertede, mensubu bulunduğumuz milletimize olan vicdan borcumuzdur." dedi. Anayasa Mahkemesi üyelerinin bu vicdan borcunu asla unutmaması gerekiyor, bunu da bir kez daha vurgulamış olalım. Bu kapatma davasıyla demokrasiye vurulmak istenen darbeye, demokratik siyasetten HDP'yi tasfiye etme anlayışına karşı mücadele edeceğimizi ve bu konudaki kararlı duruşumuzu bir kez daha vurgulamış olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bizlere fezleke hazırlamak için koşuşturan, fezleke hazırlamak için birbirleriyle yarışan o savcılara sesleniyorum: İki aydır bu memlekette her gün ama her gün yaşanan yolsuzluklara, usulsüzlüklere, mafya ilişkilerine, mafyayla iltisaklı iktidar mensuplarına dair açıklamalar yapılıyor, aranızdan bir delikanlı savcı çıkmadı ki bunları araştırsın, soruştursun. Onun için, bizimle uğraşacağınıza, demokrasiyi katletmek için adım atacağınıza, esas itibarıyla demokrasi düşmanlarıyla uğraşın, mafyayla uğraşın, yolsuzluk yapanlarla uğraşın, hırsızlık, usulsüzlük yapanlarla uğraşın.

Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)