GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Orhan Doğan'ın 14'üncü ölüm yıl dönümüne, İstanbul'da LGBT yürüyüşündeki polis şiddetine, Metin Lokumcu davasına, bütün gazeteci ve basın çalışanlarıyla dayanışma içinde olduklarına ve aşılama çalışmalarında bölgesel eşitsizlik olduğuna ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:4
Birleşim:97
Tarih:29.06.2021

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, Orhan Doğan'ın ölüm yıl dönümü bugün. On dört yıl önce, barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin kararlı savunucusu olan, onurlu yaşam meşalesi diye adlandırdığımız Orhan Doğan'ı kaybetmiştik. Kendisini sevgi ve minnetle anıyoruz, anısı önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz ve ona verdiğimiz sözü, barış ve demokrasiye ulaşma sözünü gerçekleştirebilmek için mücadelemizi onun açtığı yolda sürdürüyoruz.

Sayın vekiller, hafta sonunda hiç İstanbul'da olanınız var mıydı bilmiyorum ama belki bazılarınız televizyonlarda da görmüşsünüzdür, inanılmaz bir polis şiddeti yaşandı yine İstanbul'da, İstanbul Taksim'de ve İstiklal Caddesi'nde; gerçekten inanılmaz bir durumdu. Polis, aslında yurttaşın güvenliğini değil, güvensizliğini sağlıyor bu yaptığıyla. Yani "Konuşanı alın." sözü polisten çıkıyor. Nerede konuşuyorlar? İşte, LGBT bireyler kendilerine bir gün saptamışlar, o günde bir yürüyüş yapmak istiyorlar, "Konuşanı alın."la karşılaşıyorlar. O yetmiyor, kahvede oturanlar var, "Kahvede oturanları alın." Sokaktan geçerken polis çok gürültü yapıyor, ses bombası patlatıyor, birisi çıkıyor, camdan "Ya, çocuğum uyuyor." diyor, "Çocuğu da alın, konuşanı da alın." onu da alıyorlar. Ya, İstiklal Caddesi'nde, yıllardan beri İstanbul'da çalışan gazeteci, uluslararası bir ajansta çalışan gazeteci, fotoğrafçı Bülent Kılıç vardır. İstanbul'daki herhangi bir Emniyet görevlisinin, bu eylem/etkinliklere katılan Emniyet görevlisinin tanımaması mümkün olmayan bir kişidir Bülent Kılıç, herkes tanır. Boğazına çöküyorlar, öldürme amacıyla boğazına çöküyorlar, nefes alamıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ondan sonra, bu işlerden sonra sosyal medyaya mesele düşünce, öldürme amaçlı boğazına çöktükleri görülünce Emniyet açıklama yapıyor, diyor ki: "Gazeteci olduğunu geç fark ettik." Yani bu kadar büyük bir yalan gerçekten görülmüş bir şey değil. Adamın orada elinde fotoğraf makinesi var, bağırıyor bas bas "Gazeteciyim." diye, "Geç fark ettik." diyorlar.

Şimdi, bunları niye söylüyorum? Bir nefret dili, bir şiddet dili çok yaygınlaşmış vaziyette; bu iyi bir durum değil, bunu bir kez daha vurgulayalım. Yani polislerin sosyal medya hesaplarına baktığınız zaman da bunu görüyorsunuz, nefret ve şiddet dilinin onların sosyal medya hesaplarında nasıl yaygınlaşmış olduğunu fark ediyorsunuz.

Bir taraftan bunlar oluyor, öbür taraftan çok şefkatli bir polisle de karşı karşıyayız. Yani mesela, İzmir'de Deniz Poyraz arkadaşımızı katleden, İzmir il binamızı basarak katleden kişiye o polis çok şefkatli davranıp sırtını sıvazlarken "İsmin neydi ağabeyciğim?" diyebiliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Devam edin.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Demek ki polis istediği zaman şefkatli olabiliyor, kendisine yakın hissettiklerine karşı şefkatli davranıyor ama kendisine yakın hissetmediklerine, muhaliflere karşı inanılmaz bir şiddet ve baskı dili ve fiziki şiddet uygulayabiliyor.

Bugün Metin Lokumcu'nun duruşması görülüyor Trabzon'da. Yıllar önce katledilmişti Metin Lokumcu Hopa'da, biliyorsunuz. Bir video ortaya çıktı, o videoda polis komiseri bağırıyor "Gebertin onu, gebertin!" diye yani dava dosyasına da girmiş olan bir videodan söz ediyorum.

Şimdi, bugün, Ankara'da, gazeteci örgütleri bir açıklama yaptı; cemiyetler, dernekler, sendikalar, hem ulusal hem uluslararası kuruluşlar bir açıklama yaptılar ve "Basının nefesini kesemezsiniz, gazetecilere şiddet uygulanmasını kanıksamayacağız, ellerinizi gazetecilerin üzerinden çekin." dediler. Evet, bütün gazetecilerle, basın çalışanlarıyla bizler de dayanışma içindeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.

Üçüncü ve son değinmek istediğim konu, aşıda büyük bir bölgesel eşitsizlik yaşanıyor. Elimde bir tablo var, resmî bir tablo; ufak olduğu için göremeyeceksiniz rakamları ama ben içindekileri söyleyeyim: En düşük aşılama oranına sahip 13 ilin 7'si Doğu Anadolu'da, 6'sı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde görünüyor. Bu, bölgeler arasındaki eşitsizliğin bir sonucu. Şimdi, bu neden böyle? Diyebilirsiniz ki "Kürt coğrafyasında 18 yaş altı nüfus çok yoğundur, yeni geldi 18 yaş altına." Peki, bunu bir kenara koyalım ama bu durum ne genç nüfusla ne de aşıya isteksizlikle açıklanabilecek bir durum değildir, bunu özellikle belirtmek istiyoruz. Evet, Sağlık Bakanlığı eğer diyorsa ki "Bu illere nüfusu oranında yeterli aşı gönderdik." bu iddiayı ileri sürüyorsa rakamları açıklamalılar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Tamamlıyorum efendim.

Bunu da bir kenara koyalım ama şurası çok önemli: Halk, maalesef, aşı konusunda ana dilinde bilgilendirilmiyor, ana dilinde çağrı yapılmıyor ve aşılama ana dilinde erişebileceği şekilde organize edilmemiş vaziyette, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Aşı randevuları biliyorsunuz internet ve ALO 182 hattı üzerinden alınıyor, bu da teknolojik cihazlara ve internete erişim ve bunları kullanabilme imkânı demek, bu açıdan da bir sorun var çünkü bu ALO 182 hattı da Kürtçe hizmet vermiyor, yine ana dilinde hizmet yok.

Şimdi, tersi bir örnek var, onu söylemek istiyorum: Hakkâri'de İl Sağlık Müdürlüğünce kent merkezi ve Yüksekova'da aşıya ulaşımın kolaylaştırılması amacıyla aşı çadırları kuruluyor ve araçlar dolaşıyor, aynı şekilde Bitlis'in Ahlat ilçesinde bunlar yapılıyor ve çok yoğun bir şekilde vatandaşlar randevusuz aşı olma imkânını kullanıyorlar, sıraya giriyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez açıyorum.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bitiriyorum efendim.

Doktorlar kısmen Kürtçe konuştuğu için ve çağrı yaptıkları için aşı talebi ciddi biçimde yerine getiriliyor ve hatta kuyruklar oluşuyor aşı olmak için, bu önemli bir örnek.

Bir kez daha vurguluyoruz, aşı çok önemli, dolayısıyla yapılması gerekenler şunlar: Bu illerde mutlaka yaygın aşılamanın gerçekleşmesi gerekiyor, Hakkâri ve Bitlis örneklerinin her tarafa yaygınlaşması gerekiyor, gezici aşı araçlarının, aşı çadırlarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Halka ana dilinde yani Kürtçe bilgilendirme ve çağrı yapılabilmelidir ve randevusuz aşı erişimi sağlanmalıdır; bunlar önemli adımlardır, Sağlık Bakanlığına da bu konularda acil çağrıda bulunuyoruz.

Teşekkür ediyorum.