| Konu: | Lozan Üniversitesinin Avrupa Konseyi için hazırladığı Türkiye'yle ilgili rapora, HDP'ye açılan kapatma davasına, 5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır'da meydana gelen patlamayla ilgili tazminat davalarına, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Metin Bulu'nun yalan beyanda bulunduğuna ve görevinden ayrılması gerektiğine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 90 |
| Tarih: | 10.06.2021 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, İsviçre'deki Lozan Üniversitesi, Avrupa Konseyi için bir rapor hazırlamış. Bu rapora göre, Türkiye'deki her 100 bin kişiden 984'ü 31 Ocak 2020 itibarıyla cezaevinde ya da denetimli serbestlik uygulaması altındaymış. Avrupa'da başı çeken bir oran, Avrupa ortalamasının 3 katından fazla. Avrupa'da ortalama 100 bin kişiden 265'i aynı kapsamda yer alıyor yani cezaevinde ya da denetimli serbestlik uygulaması altında.
2019'a göre Türkiye'deki bu oran -denetimli serbestlik açısından baktığımızda- yüzde 6,1 artmış. İlk 3 ülkeye baktığımızda denetimli serbestlik altındaki kişiler açısından, Polonya 1'inci, Türkiye 2'nci, Litvanya 3'üncü, Gürcistan 4'üncü sırada oluyor; gayet ilginç bir tablo. Denetimli serbestlikte Avrupa ortalaması 100 bin kişide 149 kişi, Türkiye'de ise 100 bin kişide 627 kişi. Yani bu rapor gösteriyor ki Türkiye'de denetimli serbestlik ve cezaevinde tutma meselesi aynı anda, yüksek oranda cereyan ediyor. Yani denetimli serbestlik, tutuklama aleyhine bir işlem olarak kullanılmıyor. Bu raporu bir kenara koyalım; bir veri olarak bunu söylemek istedim.
Şimdi, Halkların Demokratik Partisi hakkında kapatma davası açmış olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bugün uluslararası bir konferansta, Antalya'da bir konuşma yapmış; o konuşmanın içinde Halkların Demokratik Partisine açılmış olan davayla ilgili, kendi hazırladığı iddianameyle ilgili demiş ki: "Biz elimizden geleni yaptık." Çok ilginç, değil mi? "Biz elimizden geleni yaptık." hukuku bu. Şimdi, bu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına sormak istiyoruz: Nedir elinizden gelen? Yaptığınız ne? Kimin için yaptınız? Kime söylüyorsunuz bu sözleri yani bu hesabı kime veriyorsunuz?
Şimdi, biz hep, başından beri söylüyoruz "Bu, hukuk değil, siyasi intikam davasıdır; bu bir tasfiye davasıdır." diye. "Elimizden geleni yaptık." hukuku nedir? "Elimizden geleni yaptık." hukuku gerçekleri çarpıtmaktır, eğip bükmektir, evrensel ve demokratik hukuk ilkelerini yok saymaktır, Türkiye'nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmeleri çiğnemektir, Kürt siyasetçilere ve Kürt seçmene düşman hukuku uygulamaktır, milyonlarca seçmenin iradesini tasfiye etmek için adım atmaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Elimizden geleni yaptık hukuku budur işte. Zihniyettir bu, bir zihniyettir bu ve -işte Allah söyletti, Allah söyletti- işin hukukla alakası yoktur, gerçeklerle alakası yoktur. Birilerine yaranmak için, bir siyasi tasfiye operasyonunu gerçekleştirmek için, demokratik siyasetten Halkların Demokratik Partisini tasfiye etmek için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı "Elimizden geleni yaptık." diyor. Bu da tarihe böylece geçmiş olsun. Bu işin peşini elbette ki bırakmayacağız. "Elimizden geleni yaptık." hukuku, evrensel, demokratik hukukla, bunun ilkeleriyle alakası olmayan bir tutumdur; çok açık ve net ortadadır. Bağımlı ve taraflı yargının tutumudur bu işte "Elimizden geleni yaptık." hukuku.
Bakın, ben size bir "Elimizden geleni yaptık." hukuku örneği daha vereceğim.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.
5 Haziran 2015, 7 Haziran seçimlerinden iki gün önce Diyarbakır'da mitingimiz var. IŞİD ortaya çıktı, bir bomba patlatıyor mitingde ve 5 insanımızı kaybediyoruz, yüzlerce yaralı. Bundan sonra davalar açılıyor, tazminat davaları açılıyor ve tazminat davalarında yerel mahkeme bu davayı açmış olanları haklı buluyor ve idareyi kusurlu bularak maddi ve manevi tazminata hükmediyor. Ne oluyor? İstinafa gidiyor dava, "Elimizden geleni yaptık." hukuku devreye giriyor ve istinafta bozuluyor tazminat meselesi. Bakın, diyor ki istinaf mahkemesi kararında: "Olaya sebebiyet veren patlayıcı maddenin terör örgütü -IŞİD'i kastediyor- mensubunca yerleştirilmesi fiilinin belli bir aldatma kabiliyeti içerdiği ve esaslı bir kamufleyle donatıldığı hususu dikkate alındığında idarenin kusuru bulunmadığı anlaşılmaktadır."
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ya, idarenin kusuru nasıl yok? Yani özenli ve dikkatli bir arama yapmamış idare, hizmet kusuru var, çok açık. Bomba patlamış, insanlar ölmüş ve yaralanmış, ya "Aldatma kabiliyeti içeriyormuş." diyor. Şimdi, böyle bir "Elimizden geleni yaptık." hukuku örneği de budur işte, bunu da vurgulamak istiyoruz.
Son bir noktaya değinmek istiyorum efendim. Bu "Elimizden geleni yaptık." hukuku; bir de "Elimizden geldiği kadarıyla akademisyeniz." hukuku var, biliyorsunuz. Boğaziçinde Melih Bulu, Rektör sıfatıyla ortalıkta gezen kişi, geçen gün "Boğaziçi İşletme Bölümünde sekiz sene boyunca fiilen ders verdim." diye bir açıklama yaptı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oluç, son kez açıyorum.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Son kez efendim.
BAŞKAN - Bitirelim lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Fakat, araştırmalarda ortaya çıktı ki Melih Bulu'nun resmî bir görevlendirme belgesi yok ve gerçekten Yükseköğretim Kanunu'na göre -madde 40 ya da madde 31'e göre- herhangi bir şekilde orada ders filan vermemiş. Yükseköğretim Akademik Arama sitesinde de bu yönde bir kayıt yok, herhangi bir belge de yok yani Rektör sıfatıyla orada dolaşan bir kişi yalan beyanda bulunuyor ya. "Ders verdim üniversitede." diye yalan beyanda bulunuyor ama hâlâ orada Rektör olarak duruyor. Daha önce de teziyle ilgili intihal iddiaları ortaya atılmıştı yani bu da "Elimizden geldiği kadarıyla akademisyeniz." örneği belli ki. Gerçekten insan utanıyor. "Akademik utanma" diye bir şey vardır yani buna ne denir, eziklik mi denir, ne denirse denir ama Rektörlük yapmak değildir. O Boğaziçi Üniversitesinden o adamın bir an evvel ayrılması gerekiyor; net, açık yalan söyleyen Rektör olmaz.