GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 101'inci yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması, günün anlam ve öneminin belirtilmesi görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:77
Tarih:23.04.2021

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ GRUP BAŞKAN VEKİLİ HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Ekranları başında bizleri izleyen halkımıza yürekten sevgilerimizi iletiyorum.

Yüz bir yıl önce Meclisin kuruluşunu ve o dönemi hatırladığımız bugünü ve tüm çocukların bayramını kutluyorum.

Konuşmama başlarken, cezaevlerinde tutulan geçmiş dönem Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ şahsında tüm seçilmiş vekillerimizi, Ayhan Bilgen ve Selçuk Mızraklı şahsında tüm belediye eş başkanlarımızı, parti yöneticisi ve üyesi arkadaşlarımızı sevgiyle selamlıyorum. Yine, bu dönem vekillikleri düşürülen Leyla Güven, Musa Farisoğulları ve Ömer Faruk Gergerlioğlu'na selamlarımızı yolluyorum.

Sayın milletvekilleri, keşke bugün, bu kürsüden, son derece önemli olan Meclisin kuruluşunun 101'inci yılında, demokratik bir ülkeden, toplumsal adaleti sağlayan bir sistemden, halkın temel sorunlarına çözüm üretebilen güçlü bir Parlamentodan ve egemenliği sürekli engellenmemiş bir halk iradesinden söz edebilseydik; keşke yüz bir yıllık tarihi böyle değerlendirebilseydik ama ne yazık ki tablo böyle değil. Bugün, demokrasi ağır bir baskı altındadır, âdeta kelepçelenmiştir. Kuvvetler ayrılığı terk edilmiş, yerine, tek kişide toplanan kuvvetler birliğine geçilmiştir. Kimlikler, inançlar, diller, kültürler, evrensel ve temel insan hakları, yurttaş hakları bu ülkede güvence altında değildir. Demokratik siyaset, toplumsal muhalefet ve sivil toplum ağır bir kuşatma altındadır. Adalet duygusu yok edilmiştir. Tecrit başta olmak üzere, her alanda kendi hukukunu, anayasal ilkelerini, imzaladığı uluslararası demokratik sözleşmeleri uygulamayan bir keyfîlikle ve hukuksuzluklarla karşı karşıya kalınmıştır. Hukuk bugün herkes için yoktur artık, sadece üstünler ve güç sahipleri için vardır. Halk egemenliğinin tecelli etmesi gereken Parlamento yürütmenin egemenliği altına alınmıştır. İktidara bağlı ve taraflı yargı, aldığı siyasi kararlarla Parlamentonun iradesine müdahale ederek kendisini Meclisin üzerinde görmektedir. Düşünce, ifade, basın ve iletişim özgürlüğü her gün çiğnenmektedir. Emekçi yoksul halkların adil gelir dağılımı ve sosyal adalet talepleri karşısında, bütün zenginlik iktidar ve çevresinde toplanmakta, halk ise her gün daha da yoksullaşmakta, işsizlikle, açlıkla, sefaletle karşı karşıya bırakılmaktadır. Kısacası, Meclisin 101'inci yılında kötü ve yanlış yönetilen bir Türkiye'yle karşı karşıyayız.

Meclis 1920'de kurulduğunda gerçek halk egemenliğine dayanıyordu. 1921 Anayasası ademimerkeziyetçi bir anlayışı esas alıyordu. Bu kuruluş esasları zamanla yerle bir edildi ve bir asır boyunca bu ülkenin tüm kimlikleri ve kültürleri dışlandı, ötekileştirildi. Cumhuriyetin demokratikleşmesi her defasında darbelerle, müdahalelerle engellendi; baskıcı, otoriter sistem ve yönetimlerle sorunların üzerine sürekli yeni sorunlar ve yeni krizler eklendi.

Cumhuriyetin demokratikleşmemesinin önemli bir sonucu da yüz yıldır çözülemeyen Kürt sorunu oldu. Türkiye'nin en temel sorunlarından biri olan Kürt sorununa yaklaşımda diyalog ve müzakere yerine, çatışma ve yok sayma siyaseti izlendi. Çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, sorunları çözülemeyen bir Türkiye yarattı. Bugün cumhuriyet demokratikleşmediği için Kürt sorunu çözülemiyor, Kürt sorunu çözülemediği için cumhuriyet demokratikleşemiyor. Kürt sorununun var olması devlet ve iktidar sistemini hukuksuzluğa ve demokrasi eksikliğine itiyor. Aynı şekilde, bu sistem, Alevilik başta olmak üzere, inanç kimliklerini tanımadı. Aynı zamanda cinsiyetçi olan bu otoriter sistem kadın kimliği ve iradesiyle kadınların varlığını kabul etmedi ve dışladı. Örneğin, kadınların çok önemli bir kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi'ni tek kişi bir gece yarısı kararıyla feshedebildi, milyonlarca kadın adına bir erkek karar verebildi ama o sözleşme bu Mecliste kabul edilmişti, dolayısıyla bu adım Meclis iradesine de karşı bir adım oldu. Tıpkı kayyum darbelerinde olduğu gibi, kayyum darbesiyle halkın seçme ve seçilme özgürlüğü gasbedildi, halkın sandıktan çıkan iradesi çalındı, siyasi bir yolsuzluk yapıldı.

Peki, gelinen nokta nedir? İktidar partisinin belediyeleri insan kaçakçılığıyla anılıyor, kayyum belediyeleri yolsuzluklarla iç içe oldu. Sadece Sayıştay raporları değil, İçişleri Bakanlığının müfettişleri de bu yolsuzlukları ve hırsızlıkları tespit etti. Yolsuzluk çarkı yerele taşındı ve merkezden atanan kayyumlar tarihe yolsuzluk, usulsüz harcama ve hırsızlıkla geçti. Hukuksuzluk, usulsüzlük, keyfîlik, kibir ve güce tapma bir yol hâline getirilirse, denetim ortadan kaldırılırsa her şey çığırından çıkar ve yaşanan da işte budur.

Sayın milletvekilleri, temeli 2017'de atılan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi 5'inci yılına girmiştir; ayrımcılık, eşitsizlik, baskı, zulüm, hukuksuzluk, iktidar şatafatı, israfı dışında ne getirdi bu sistem? Hiçbir şey getirmedi. Tam tersine bu sistem çok şey götürdü. Bu sistem getiri değil bir götürü sistemi hâline geldi; kırıntı düzeyindeki demokrasiyi götürdü; adaleti, hukuku, Anayasa'nın ilkelerini götürdü; Parlamentonun yetkilerini, halkın cebine ve sofrasına yansıması gereken kaynakları götürdü. İktidar bu tutumuyla sadece ve sadece kendi geleceğini düşünen bir hâle geldi. Salgında dahi halkı düşünmeyen, toplumu Covid ve sosyal güvencesizlikle karşı karşıya bırakan, kod 29'la işçileri ekmeğinden, rızkından eden, insanlar aç ve işsizken yandaşları trilyonluk araçlarla, para balyalarıyla poz veren bir anlayış, bu ülkenin de toplumun da üzerinde ağır bir yük hâline geldi.

Sayın milletvekilleri, cumhuriyet 100'üncü yaşına girmeden önce önümüzde tek bir yol bulunmaktadır; demokratik cumhuriyet yolu. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey cumhuriyetin demokratikleşmesidir. Demokratikleşmeyi ekonomik ve sosyal politika tercihleriyle güçlendirmek gerekmektedir. Yaşanan rejim krizinin derinleşerek büyümemesi için cumhuriyet gerçek anlamda demokrasiyle buluşmalı, demokratik ve özgürlükçü bir yapıya kavuşmalıdır, katılımcı ve müzakereci demokrasi anlayışıyla güçlenmelidir. (HDP sıralarından alkışlar) Eşit ve özgür yurttaşlık hukuku hâkim olmalıdır. Bu cumhuriyet teklik üzerinden birliği değil, çokluk ve farklılıklar üzerinden saygıyı ve bütünlüğü esas almalıdır. Bizler demokratik siyasette ısrarcıyız. Şu çok açık ki; demokratik siyaset güçlendikçe sorunlarımızın konuşarak, diyalogla, müzakere edilerek aşılması imkânları da genişler ve artar. Türkiye'nin hiçbir sorununu çatışma ve şiddet yoluyla çözemeyiz. Müzakere ederek, diyalog yoluyla, konuşarak, tartışarak bütün sorunlarımızı çözebiliriz. Kürt sorunu başta olmak üzere hiçbir sorunumuz yoktur ki konuşarak çözemeyelim; bunu size bir kez daha hatırlatıyorum. Bir asrın ağır tecrübeleri gelecek asrın da aynı krizlerle yaşanmaması gerektiğini herkese göstermiş olmalıdır. Herkesin diliyle, kimliğiyle, rengiyle bir arada olduğu, birlikte dertlenip birlikte neşelendikleri bir ülke çağrısı yapıyoruz. Barış ve huzur içerisinde yaşamak bu ülkedeki tüm insanların hakkıdır. Tüm ağır tahribatların onarılması için demokrasiden, adaletten, barıştan, hukuktan yana olan herkesle, her kesimle güçlü bir demokrasi ittifakını önemsiyoruz. Demokrasi etrafındaki bir büyük buluşmayla hak ve hukukumuzu korumayı, bu bereketli toprakların her rengini bir arada tutmayı başaracağımıza inanıyoruz. Yaratılan umutsuzluğun karşısında umudu, korkunun karşısında cesareti, karanlığın karşısında aydınlığı ayakta tutuyoruz ve tutmaya devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Çağrımız Parlamentoya ve bütün ülkeyedir, toplumadır: Gelin, hep birlikte, kutuplaştırmadan, ayrıştırmadan, demokrasiye ve yeni bir toplumsal mutabakata, toplumsal barışa zemin hazırlayalım. Uçurumun kenarına gelmiş bir ülkeyi hep birlikte düzlüğe çıkaralım. Yerel demokrasiyle Parlamentoyu ve cumhuriyeti güçlendirip denge ve denetleme ağlarını yasaların yanı sarı demokrasinin güvencesine emanet edelim. Kapsayıcılığı esas alan sivil, demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi ve çoğulcu bir anayasanın zeminini yaratalım. Halkların ihtiyacını ve beklentisini karşılayan yeni bir toplumsal sözleşmenin yolunu açalım. Ortak değerleri, karşılıklı saygıyı büyütelim.

Çocuk Bayramı olarak da kutlanan bugün her bir çocuk, çocuk işçiliğinden şiddete ve istismara, ana dilinde eğitimden mahrum bırakılmaktan iş cinayetlerinde hayatını kaybetmeye, uyuşturucu batağında geleceğini yitirmeye kadar yaşının taşıyamayacağı çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Yüz yıl önce çocuklar için bayram olarak hayal edilmişti bugün. Bir güne sıkışmış bayramlar yerine, barış ve demokrasi, huzur ve refah içinde bir ülkeyi çocuklara bırakmak boynumuzun borcudur. Gelin, çocuklara güzel bir ülke ortamını yaratalım, otoriterleşmenin yerine demokrasiyi, hukuksuzluğun yerine adaleti, çatışma ve krizin yerine barışı, demokratik uzlaşıyı, vesayetçi anlayışın yerine halk iradesini koyalım.

Tüm halklarımızı ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)