| Konu: | Cumartesi Annelerine açılan davayı demokrasiye indirilmiş ağır bir darbe olarak gördüklerine ve bu durumu kınadıklarına, kısa çalışma ödeneğinin sona erdirilmesinin vahim bir durum olduğuna ve İçişleri Bakanlığı tarafından, anayasal bir hak olan parti kurma hakkının engellendiğine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 64 |
| Tarih: | 25.03.2021 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; yirmi altı yıl önce ilk kez 27 Mayıs 1995'te İstanbul Galatasaray Meydanı'nda oturma eylemi yapmaya başladı 15-20 kişilik bir grup ve o günden bugüne kadar "Cumartesi Anneleri" "Cumartesi insanları" olarak isimlendirilen, tanımlanan insanlar aslında dünyanın belki de en barışçı eylemini sürdürdüler. Zaman zaman kesintiye uğradı bu eylem, yirmi altı yıldır süren bu eylem. Zaman zaman kesintiye uğrasa da 700'üncü haftasında ağır bir saldırıyla karşı karşıya kaldı -iki buçuk yıl önce yani- ve 700'üncü haftasındaki bu ağır saldırıdan sonra 46 kişiye dava açıldı. Bugün, şu sıralarda o davanın ilk duruşması yapılıyor -iki buçuk yıl sonra- ve aslında dünyanın en barışçı eylemini yapan Cumartesi Anneleri, insanları böyle bir davayla karşı karşıya kaldılar.
Şimdi 835'inci haftaya gelinmiş vaziyette. Ne istiyor Cumartesi Anneleri, insanları? Türkiye'de yaşanmış olan gözaltında kayıpların ve faili meçhullerin sonunda kurban olmuş olan insanların, kendi çocuklarının, kendi yakınlarının akıbetini öğrenmek istiyorlar; bunların arasında öldürülmüş olanlar varsa onların cenazelerine ulaşmak istiyorlar, Yani aslında istedikleri çok insani bir şey ve bugüne kadar da barışçıl gösteri dışında hiçbir şekilde herhangi bir yola başvurmamış bir topluluktan söz ediyoruz.
Şimdi, dayanışmamızı ifade ediyoruz Cumartesi Anneleriyle, insanlarıyla. Son derece haklı, son derece meşru bir talepleri var, son derece insani bir talepleri var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen, buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Esas itibarıyla yargılanması gerekenler Cumartesi Anneleri ve insanları değil; tam tersine, onların çocuklarını, yakınlarını gözaltında kaybedenlerdir, faili meçhullere kurban etmiş olanlardır. Yani kimler bu suçları işlediyse, bu insanlık suçlarını işlediyse onların bulunup yargılanması gerekirken çocuklarının, yakınlarının akıbetini öğrenmek isteyenlerin yargılanmasını son derece ayıp buluyoruz, demokrasiye indirilmiş ağır bir darbe olarak görüyoruz ve bunu kınıyoruz.
Şimdi, sayın vekiller, bakın -izliyorsunuzdur siz de yakından- pandemi devam ediyor ve şu anda belli ki yeniden bir üçüncü dalganın piki yaşanıyor ya da o pike doğru, o zirveye doğru yaklaşılıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin lütfen.
Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Son ilan edilen rakamlara baktığımızda -eğer doğru rakamlarsa bunlar- vaka sayısı 30 bine yaklaşmış vaziyette, belki bugün açıklandığında 30 bini geçmiş olacak; ölüm sayısı 150'ye yaklaşmış vaziyette, belki bugün o sayı da aşılmış olacak.
Son derece ciddi bir durumla karşı karşıyayız. "Kırmızı iller" diye adlandırılan yani salgının hızlı geliştiği illerin sayısı artıyor. Aşı bulunamıyor ve yeterli önlemler alınmıyor. Umuyoruz ki Bilim Kurulu toplanacak, bu önlemler yeniden gözden geçirilecek ve atılması gereken adımlar atılacak ama bir sorun var: Kısa çalışma ödeneğinin 31 Martta sona erdirileceğine dair açıklama yaptı Cumhurbaşkanı. Şimdi, yani beş gün sonra "Bu pandemi döneminde kısa çalışma ödeneği olarak verilmiş olan hak 31 Martta sona erecek." dedi. Bu, son derece vahim bir durum. Bu konuda -beş gün kaldı- bir kez daha iktidarı uyarmak istiyoruz. Neden vahim bir durum?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.
Çünkü zaten pandemi döneminde sosyal güvence sağlanması açısından son derece zaaflı olan iktidar, kısa çalışma ödeneğini de keserse... Esnafın yaklaşık yüzde 25-30 gibi bir kapasiteyle çalıştığı bir dönemde ve son derece büyük sorunlarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde bir de kısa çalışma ödeneğinin kesilmesi demek, milyonlarca insanın mağdur olması demektir. 3 milyondan fazla insan kısa çalışma ödeneğinden faydalandı, aileleriyle birlikte 10 milyonu aşan bir rakamdan söz ediyoruz. 10 milyonu aşkın insan topluluğunun mağdur hâle gelmesi kabul edilemez, bir kez daha gözden geçirilmelidir. Kısa çalışma ödeneğinin 31 Martta sonlandırılmasına da kesinlikle itiraz edilmelidir ve bu değişmelidir.
Son değinmek istediğim bir nokta var, kısaca ifade edeceğim. Şimdi, bakın, anayasal bir hak var. O anayasal hak -hepimiz için geçerli, burada oturan bütün partiler için- parti kurma hakkı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen, buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi, bu anayasal hak, bir süredir İçişleri Bakanlığı tarafından engelleniyor, bu hakkın kullanılması engelleniyor. Daha evvel ben burada dile getirmiştim, "insan ve özgürlük partisi" kurulmak için başvurmuştu ve bu başvurunun sonunda... Biliyorsunuz partilerin kurulmasının yöntemi; gerekli evrakları tamamladıktan sonra başvurunuzu yaparsınız, "alındı" belgesi verilir ve parti çalışmasına başlar, örgütlenme çalışmasına ve faaliyetlerine başlar. İnsan ve özgürlük partisi üç senedir "alındı" belgesini alamıyordu, bunu daha evvel de dile getirdik. Şimdi, bir partinin başına daha geldi. Yeşiller partisi kuruluş evraklarını bütün usulüne uygun şekilde 21 Eylül 2020'de teslim etmiş ve o günden bugüne kadar "alındı" belgesi verilmiyor, herhangi bir şekilde kendileriyle görüşülmüyor, herhangi bir şekilde aranmıyorlar, geldiklerinde -avukatlar ve kurucular dâhil olmak üzere- randevu verilmiyor, ilgili şahıslar bir türlü yerlerinde bulunamıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlelerinizi alayım lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bakın, 21 Eylül 2020'den bugüne kadar yeşiller partisinin kuruluşu İçişleri Bakanlığı tarafından engelleniyor ve bütün başvurular cevapsız bırakılıyor, tüzel kişilik kazanılamıyor bir türlü. Anayasa'dan kaynaklanan bir haktır -tekrar hatırlatıyorum- örgütlenme hakkı, her yurttaşın bu hakkı vardır ve bu hakkın kullanılması şu anda cebren ve hileyle İçişleri Bakanlığı tarafından engellenmektedir. Bunu bir kez daha dile getiriyorum. Bu konu hem ulusal alanda hem de uluslararası alanda mutlaka ama mutlaka bir hakkın engellenmesi olarak da gündeme gelmeye devam edecektir, bunu da hatırlatıyorum.
Teşekkür ederim.