| Konu: | Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer'in (2/2448) esas numaralı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi'nin doğrudan gündeme alınmasına dair önergesi (4/105) münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 41 |
| Tarih: | 26.01.2021 |
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın üyeler; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla verilen ve Meclisimizin dehlizlerinde kaderine terk edilen onlarca kanun teklifinden biriyle karşınızdayım.
Biz Mecliste görüşülerek yasalaşmasını istediğimiz bu teklifte -çok basit bir teklif aslında- şunu teklif ediyoruz size şu anda: Kadına yönelik şiddet vakalarında uzlaştırma yöntemleri uygulanmasın.
(Uğultular)
BAŞKAN - Bir saniye Sayın Kadıgil.
Sayın milletvekilleri, kürsüde konuşmacı arkadaşımız var. Ciddi bir uğultu geliyor. Lütfen, konuşmacıyı dinlersek memnun olurum.
Buyurun.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Dinlesek de bir şey değişmiyor zaten Sayın Başkan. Biz halka konuşuyoruz, o yüzden devam edebilir sevgili arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
Biz şu anda şöyle bir teklifle karşınızdayız. Sayın Grup Başkan Vekilim, siz dinleyin çünkü mantıklı. AKP Grup Başkan Vekillerine sesleniyorum. Biz diyoruz ki, kadına yönelik şiddetle ilgili konularda uzlaştırma hükümleri uygulanmasın. Yani evet, kadına yönelik darp vakalarında uygulanmayabiliyor, mevzuat buna müsait ama mesela tehditte uygulanmaya devam ediyor. Bir eş gidiyor, karısını tehdit ediyor; daha sonra karısı savcılığa gidiyor, şikâyetçi oluyor. Sayın savcı diyor ki: "Hadi sizi bir uzlaştıralım bakalım." Bunu diyen tek biz değiliz, bu teklifi getiren de biz değiliz. Aslında, bu, İstanbul Sözleşmesi'nin bir hükmü. Hani böyle kadınların sürekli "Uygulansın, uygulansın, uygulansın." dediği İstanbul Sözleşmesi var ya, onun 48'inci maddesi aslında bize, Türkiye Büyük Millet Meclisine emrediyor, "Bunu geçirmeniz gerekiyor." diyor. Mevzuatta eksiklik olmuş, sizlerden gelmedi, biz getiriyoruz bunu ve bu uygulamayı yapalım diyoruz. Çünkü dediğim gibi İstanbul Sözleşmesi'nde açıkça diyor ki: "Taraf devletler, cinsiyete dayalı her türden şiddete ilişkin olarak alternatif uzlaşma yöntemlerini yasaklamakla ve gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür." Şimdi, biz bu sözleşme maddesinin altına imza attık. İmza atmamıza ve bu yüce çatıda bu sözleşmeyi oy birliğiyle de geçirmemize rağmen uygulanmasını ne yazık ki sağlayamıyoruz. Bu kanun teklifini, yani İstanbul Sözleşmesi'nin 48'inci maddesini hayata geçirecek bu kanun teklifini kabul etmeniz için aslında söz aldım ve konuşuyorum.
Şunu da söylemem lazım: Bu teklifin asıl sahibi Sayın Utku Çakırözer'dir ama sağ olsun "Kadına yönelik gündem bu kadar ağırken, bu kadar yoğunken kadınlarla ilgili bir konuyu bir erkeğin konuşması yakışık almaz." dedi ve kadın arkadaşlara sözü devretti. Ben bunun için kendisine de grubumuza da buradan ayrıca teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
Şunu söylemek istiyorum: Utku Çakırözer neden böyle bir teklif verme gereği hissetti? Yani bu teklif nereden çıktı? Ayşe Tuba Arslan davasından çıktı sevgili arkadaşlar. Katledildiğinde çantasında bir not vardı, hatırlıyor musunuz, bir şikâyet dilekçesi hani? "Ben öldürüldüğümde mi beni koruyacaksınız?" diyordu Ayşe Tuba Aslan. Çünkü 23 kere başvurmuştu bu devlete, 23'ünde de hiçbir şey yapılmamıştı ve tam bu yüzden ölmüştü. Tehdit edildi, uzlaşmaya yollanmıştı hatırlarsanız; koruma istenmişti, sağlanmamıştı hatırlarsanız. Yani bizim burada, Mecliste laf olsun diye geçirdiğimiz ama asla uygulamadığımız o hükümler yüzünden Ayşe Tuba Arslan ölmüştü. Daha da acısı var bunun, görevini yapmayarak yani 23 şikâyetin 1'ini bile duymayarak Ayşe Tuba Arslan'ı ölüme yollayan devlet görevlilerinden 1'i bile yargılanmadı biliyor musunuz? Tek Allah'ın kuluna, tek bir insana çıkıp "Ya, bu kadar şikâyet gelmiş, sen ne yaptın kardeşim?" diye soran olmadı. HSK çıktı "Benim hâkimlerimin bir suçu yok." dedi, savcılık "Polisin ihmali yok." dedi, Bakanlık "ŞÖNİM'lerimin ihmali yok." dedi; Ayşe Tuba Arslan belli ki kendi kendine öldü. Saygıdeğer arkadaşlar, çünkü bizim yasalarımız, biz milletvekillerinin çıkardığı yasalar uygulanmıyor ve bu yasaları uygulamayanlar da cezalandırılmak yerine bizim bu ataerkil düzenimizde ne yazık ki resmen ödüllendiriliyor. Bunun neticesinde de her Allah'ın günü 3 kadın arkadaşı biz erkek terörüne kurban vermeye başladık. Başlamadık, hep veriyorduk da kadın dernekleri sayesinde artık haberimiz oluyor bu kadın kırımından.
Bu "kadın kırım" "cins kırım" sözünü bir iki gündür çok sık duyuyorsunuz; iyi ki de duyuyorsunuz, iyi ki de duyuyoruz, iyi ki EŞİK bu konuda bir çağrı yaptı, iyi ki bu kadar sanatçı bunu bugün bu şekilde gündeme getirdi. Arkadaşlar, çünkü içinde yaşamak zorunda kaldığımız bu kapitalist ve ataerkil düzen sistematik olarak biz kadınları yok ediyor. Adını doğru koymak lazım, bunun adı o yüzden bir "kadın kırım"dır, bunun adı o yüzden bir "cins kırım"dır. (CHP sıralarından alkışlar)
Yani, daha önce dediğimiz gibi sırf kadın olduğu için toplum tarafından kendine yüklenen o saçma sapan roller yüzünden bir kadın öldürüldüğünde bunun adı "kadın cinayeti"dir. Eğer ki devlet kadını korumuyorsa, faili cezasız bırakıyorsa ve sistematik hâle getiriyorsa bu kadın cinayetlerini işte bilin ki onun adı da bir "cins kırım"dır.(CHP sıralarından alkışlar) İşte, kadın dernekleri tam olarak da bunun yüzünden ayaktadır ve ortaya yeni çıkmış bir kavram değildir, Türkiyeli feministlerin attığı bir kavram değildir. Bakın, Birleşmiş Milletler 2016 Raporu'nda açık açık şöyle tanımlıyor: "Kadın kırım, kadınlara karşı şiddetin en aşırı biçimidir. Kadın-erkek eşitsizliğinin en büyük tezahürüdür." diyor. Dediğim gibi, tam da bu yüzden zaten kadın dernekleri bizi çağırıyor, bizi. Sarayı falan değil, Cumhurbaşkanını değil; bizi çağırıyor. Biz milletvekillerini göreve çağırıyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Teşekkürler.
Bunun sebebi de bizim, sizlerin altına imza attığınız, burada hep birlikte oy verdiğimiz kanunların uygulanamıyor oluşu. Bu sebeple bize şu anda Türkiye'nin dört bir yanından kadın isyan ediyor, "Kardeşim, görevinizi yapın, toplanın, bu kanunları nasıl uygulayacağınızı bir konuşun. Hepiniz ayrı ayrı konuşuyorsunuz, iyi, ne güzel. Bir tek gün hepiniz bir araya gelin, şu Meclis sıralarında oturun ve bu konuyu bir konuşun." diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü AKP'li kadın da ölüyor, CHP'li kadın da HDP'li kadın da İYİ PARTİ'li kadın da MHP'li kadın da ölüyor. Hep beraber ölüyoruz biz bu ülkede sevgili arkadaşlar ve bu sebeple zaten bu çağrı bize yapılıyor.
Bakın, İstanbul Sözleşmesi'ni -bu arada emeği geçen bütün AKP'li kadın arkadaşlara da teşekkür ediyorum hiç gocunmadan- biz hayata geçireli on yıl olmuş, bağlı mevzuatı -6284 var- biz hayata geçireli dokuz yıl olmuş. Bunların olmasına rağmen biz hâlâ bu ülkede bir günde 3 kadın arkadaşımızı kaybediyorsak bu ülkede görevini yapmayan birileri var demektir sevgili arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Son bir selamlayayım Başkanım.
BAŞKAN - Selamlayalım lütfen.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
Çok kısa bir örnek vereceğim, niye bizi göreve çağırıyorlar, İspanya... İspanya şunu yaptı, bir Hükûmet göreve geldi, dedi ki "Benim ulusal olarak en büyük amacım şu anda bu kadın kırımını durdurmaktır." Savcılara resen kamu davası açma görevi verdi, bileklikler taktı, kadınlara telefonlar dağıttı. Para ayırdı, para; 200 milyon avro ayırdı ve on beş yılda yarı yarıya indirdi kadın cinayetlerini. Şu anda da Türkiye'nin Kadın Hareketi bu yüzden bize yalvarıyor, bu yüzden "Toplanın." diyor, bu yüzden "Bütçe ayırın." diyor ve bunu bizden istiyor çünkü biliyorlar ki Meclis bir şeyi gerçekten isterse o şey olabiliyor.
Ve şunu istirham ediyorum, bizi dinlemiyorsunuz, bizi dinlememeyi marifet sayıyorsunuz. Bakın, sadece geçtiğimiz yıl kadına karşı şiddetin önlenmesi için 30'dan fazla kanun teklifi verilmiş, 30'dan fazla araştırma önergesi verilmiş; hiçbirini dinlememişsiniz. Biz şu anda diyoruz ki, gelin, bari bu ülkenin kadınlarını dinleyin sevgili arkadaşlar çünkü mesela, bu teklifi kabul etmediğiniz zaman, bir ay sonra kocasıyla uzlaşmak için masaya oturmak zorunda kalan başka bir Ayşe Tuba ölecek ve bunun vebali de hepinizin üstünedir diyorum, EŞİK'in çağrısına uyalım ve derhâl toplanalım diyorum.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve HDP sıralarından alkışlar)