GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Cumhurbaşkanlığının, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; bölgede seyreden Türk Bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere, Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı'yla Hükûmete verilen ve 2/2/2010, 7/2/2011, 25/1/2012, 5/ 2/2013, 16/1/2014, 3/2/2015, 9/2/2016, 8/2/2017, 7/2/2018, 5/2/2019 ve 5/2/2020 tarihli 956, 984, 1008, 1031,1054, 1082, 1107, 1136, 1179, 1207 ve 1241 sayılı Kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin 10/2/2021 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına, ayrıca denizde terörizmle mücadele harekâtlarına katkı sağlanabilmesi maksadıyla unsurlarımızın bölge ülkeleri kara suları dışında denizde terörizmle mücadele görevi iç
Yasama Yılı:4
Birleşim:41
Tarih:26.01.2021

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; Aden Körfezi, Somali kara sularıyla ilgili bir tezkereyi bugün konuşuyoruz.

Zaman zaman bu Mecliste uluslararası ilişkiler konusunun sadece askerî tezkereler çerçevesinde algılandığını düşünüyor insan. Konu askerî operasyonlar, harekâtlar olunca büyük bir huşu içinde tartışmalar yapılıyor, kahramanlık destanları anlatılıyor, herkes birbirine coşku veriyor. Elbette "dış politika" deyince askerî konular da Meclisin önüne gelir ve bunlar da tartışılır ama dış politikayı ve uluslararası ilişkileri konuşurken hukuku, evrensel hukuk ilkelerini, Türkiye'nin altında imzası olan uluslararası demokratik sözleşmeleri konuşmadan olmaz.

O nedenle, size kısaca, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, içtihatları Avrupa Konseyi ve onun iç kurumlarından söz etmek istiyorum; kısa bir tarih hatırlatması yapacağım bundan söz etmeden önce.

Şimdi, bakın, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesi amacıyla 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, 10 Mart 1954 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onaylanmıştır; altmış yedi yıl olmuş. Bakanlar Kurulu, 22 Ocak 1987 tarihli bir kararla, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna kişisel başvuru, bireysel başvuru hakkını tanımış. Türk hükûmetinin bu kararına dair beyanı, 28 Ocak 1987 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine tevdi edilmiş; otuz dört yıl olmuş. Bakanlar Kurulunun 25 Eylül 1989 tarihli kararıyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46'ncı maddesi çerçevesinde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zorunlu yargı yetkisi tanınmış; otuz iki yıl olmuş. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin denetim sürecine bireysel başvuru hakkını 1987'de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin zorunlu yargı yetkisini 1989'da kabul etmiş ve böylece Türkiye, taraf olduğu her davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesin kararlarına uymayı bir yükümlülük olarak kabullenmiş.

Bunu, bu Meclis yapmış; şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarında 6 kişi bunu dinliyor ama bu Meclis yapmış. İşte, bu konuları dinlemediğiniz için tartışmaları da eksik gedik yapıyorsunuz ama ben halka anlatıyorum. Halk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ve bunun sonuçlarının neler olduğunu bilmelidir ve anlamalıdır, bunlara uyum göstermemenin ne olduğunu görmelidir. İşte, bunların sizin için ne ifade ettiğini sormak istiyorum ama cevap verecek kimseniz yok. Yeni bir durumdan söz etmiyoruz yani sayın vekiller, çok önceden, yıllar öncesinden, onlarca yıl öncesinden söz ediyoruz.

Öte yandan Türkiye, 1949'da kurulmuş olan Avrupa Konseyinin de kurucu ülkelerinden sayılmaktadır, aynı zamanda konsey üyesidir. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde, bu Meclisten üyeler vardır her partiden. Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Venedik Komisyonu gibi kurullar da Avrupa Konseyinin birer parçasıdırlar. Yanlış anlamayın, ben burada bir uluslararası ilişkiler dersi vermek amacıyla konuşma yapmıyorum; sadece sizin unuttuklarınızı size hatırlatmak istiyorum ya da halka bilerek yanlış anlattıklarınızı düzeltmeye çalışıyorum, duymak istemediklerinizi size anlatıyorum.

Siz bir taraftan "Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir" diyeceksiniz iktidar olarak ama öbür taraftan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olmadığını söyleyeceksiniz! Böyle bir hayat yok. Siz kendiniz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gittiğinizde, örneğin, Genel Başkanınız Recep Tayyip Erdoğan gittiğinde bağlayıcı karar alsın diye bekleyeceksiniz ama sizin beğenmediğiniz kararlar çıkınca "Bunlar bizi bağlamaz." diyeceksiniz! Böyle bir şey yok. Mahkemeye Hükûmetin gönderdiği yazılarda kararları tanıdığınızı belirteceksiniz ama iş uygulamaya gelince bunları yapmayacaksınız!

Bakın, yargı kararlarının siyaseten eleştirilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları da dâhil olmak üzere elbette demokratik bir toplum düzeninin olmazsa olmazıdır. Siyasi ifade özgürlüğünün bir güvencesi altındadır bu konu. Bu tartışmasız ama bu kararların eleştirilmesi, beğenilmemesi, tartışılması; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının hukuki açıdan bağlayıcı olmadıkları iddiasıyla uyuşmaz. Bunlar bağlayıcıdırlar ve "Benim katılmadığım karar, benim için bağlayıcı değildir." deme hakkına hiç kimse sahip değildir.

Hukuk literatüründe rastlanmayan birtakım kavramlarla "danışman" sıfatını kullanan bazı kişiler, aslında halkı, iktidarı ve kendilerini oyalamaktadırlar; toplumu kandırmaktadırlar açıkça, açıkça kandırmaktadırlar. Biz size şunu hatırlatalım: Bakın, 31 Mart yerel seçimlerinde hangi zihniyet ve ekiple "Seçimleri yenileyelim, iyi bir sonuç alırız." deyip de 23 Haziranı yaşadıysanız, işte aynı zihniyet ve ekip şimdi, size dedi ki: "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Daire kararını -2018'de alınmış olan 2. Daire kararını- Büyük Daireye götürelim, daha iyi bir sonuç alırız." Aynı zihniyet ve aynı ekip çalıştı ve sonuç olarak karşınıza çok daha kapsamlı bir karar çıktı. Evet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Büyük Daire kararı, 2. Dairenin 2018 yılında verdiği karardan çok daha kapsamlı ve sert bir karar oldu. 2. Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3 maddesinin ihlal edildiğine karar vermişti 2018'de, tutukluluk hâlinin devamı 5/3 maddesi, seçme ve seçilme hakkı 1 no.lu Protokol'ün 3'üncü maddesi ve hükûmet tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde öngörülmeyen amaçlarla hak ve özgürlüklere sınırlama getirilmesi maddesi, 18'inci madde hakkında vermişti ama Büyük Daire kararında bu 3 maddenin ihlaline ek olarak 2 maddenin daha ihlal edildiği sonucuna varıldı. İfade özgürlüğü 10'uncu madde ve tutuklamanın hukuka aykırılığı 5/1'inci madde.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi, 22 Aralıkta Selahattin Demirtaş'ın başvurusuyla ilgili kararını açıklarken aynı zamanda bir içtihat yarattı, bir içtihat yarattı Büyük Daire kararı olduğu için.

Bakın, sayın vekiller, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Büyük Dairesinde 17 yargıç oturuyor, ihlal kararları büyük bir çoğunlukla alınmış. 10'uncu madde 5/3 ve 18'inci maddede tek karşıt oy var; Türk yargıç, 16'ya 1 alınmış kararlar. 5/1'inci maddede yani Demirtaş'ın serbest bırakılmasını öngören 46'ncı maddede ise 2'ye karşı 15 oyla alınmış. 1 no.lu Protokol'ün 3'üncü maddesinin ihlali, oy birliğiyle kabul edilmiş. Durum vahim, sayılar ortada, Hükûmet bu açıdan çok büyük bir fiyaskoyla karşı karşıya gelmiş.

Sözleşme'nin 46'ncı maddesi gereğince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları kesin ve bağlayıcıdır. Devletler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını uygulamakla yükümlüdür. Bu bağlayıcılık sadece belli kesimler için değildir; Cumhurbaşkanı için, İçişleri Bakanı için, Adalet Bakanı için, tüm yargı mercileri için, muhalefet partileri için, kimi "İletişim Başkanlığı" adı altında çalışan kamu çalışanları için, Türkiye'deki tüm yurttaşlar için geçerlidir bu bağlayıcılık.

Bir de Anayasa'nın 90'ıncı maddesini size hatırlatmak istiyorum, özellikle iktidar ittifakına. Anayasa'nın 90'ıncı maddesi bu bağlayıcılığı çok net olarak tespit eder. Bu Anayasa'nın 90'ıncı maddesi der ki: "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır." Anayasa'nın 90'ıncı maddesi.

Bu madde nereden çıktı? Sizin iktidarınız getirdi 2004 yılında. "Bu kararlar bizi bağlamaz." diyen iktidarınız, 2004 yılında Anayasa'nın 90'ıncı maddesi değişikliğini getirdi, sizler getirdiniz. Hazırlanan bir kanun teklifinin altında sizin Grup Başkan Vekillerinizin ve 193 milletvekilinizin imzası var. Bakın, açın tutanakları, belgeleri okuyun, gerekçeyi okuyun. Yani, aslında kendi getirdiğiniz Anayasa'nın 90'ıncı maddesini "Takmıyoruz." diyorsunuz; bu hâle geldiniz şimdi iktidar ittifakı olarak.

Bakın, hiç öfkelenmeden, kızmadan, aslında 22 Aralık 2020 tarihli Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire Kararı'yla iktidar mahkûm olmuştur, bunu duyun. Türkiye değil, iktidar mahkûm olmuştur. Türkiye'nin bunda bir suçu yoktur; sizin iktidarınız, iktidar ittifakınız bu hâle getirmiştir Türkiye'yi. Bu karar bundan böyle içtihat hâline geldiği için Büyük Daire kararı olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde de sürekli referans olarak gösterilecektir. Katlanacaksınız. Kendi hukukunuzu düzeltmek ve hukukun üstünlüğüne inanmak zorundasınız. Uluslararası yükümlülükleri yerine getirmek, yapılması gerekendir; kızmak ya da hile yoluyla yan yollar bulmaya çalışmak değildir.

Katlanmak zor tabii, evet. Hapiste rehin tuttuğunuz bir muhalefet partisinin Eş Başkanının, Selahattin Demirtaş'ın bireysel başvurusu nedeniyle bağımlı ve taraflı yargı kararlarınız yüzünden Türkiye'nin, AİHM kararıyla hak ihlalinde bulunduğunun tespiti iyi bir şey değil, bunu topluma anlatamıyorsunuz ama bunu siz yarattınız, iktidar ittifakınız yarattı ve şunu söyleyelim: Burada ileri sürdüğünüz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye'ye düşmanlık teziyse tamamen boştur, kusura bakmayın. Çünkü 46 yargıcın Türkiye'ye düşmanca davrandığını ya da davranacağını düşünmek hakikaten çok tuhaf bir komplo teorisidir, hiçbir karşılığı yoktur. Üstelik, Büyük Daireye siz kendiniz gittiniz İkinci Daire kararını uygulamamak için yani ortada bir komplo da yok.

Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne baktığımızda ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve içtihatlarına baktığımızda Türkiye'nin Anayasa'sında belki de tek uluslararası sözleşme olarak geçen sözleşmedir Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, bu da yine sizin yaptığınız bir şeydir üstelik. Bakın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye'deki yargı mensuplarının eğitimlerinin verildiği çeşitli çalışmalar, atölyeler, çalıştaylar yapılmaktadır, oranın katkılarıyla bunlar yapılmaktadır yani baktığınızda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye'ye karşı bir komplo kurduğunu ya da düşmanlık yaptığını savunmak, aslında sizin yaptığınız hukuksuzlukların üstünü örtmek için halkı kandırmak üzere söylenmiş cümlelerdir esas itibarıyla.

Şimdi, bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararına baktığımızda tek tek bu maddeleri size anlatmak epey zaman alır ama çok önemli bir iki noktaya değinmek istiyorum: Bir tanesi, ifade özgürlüğü; 10'uncu madde ihlali kararı verilmiştir. Bakın, bu kararda Demirtaş'ın Hükûmet politikalarını eleştiren siyasal söylemleriyle ya da yasal bir kuruluş olan Demokratik Toplum Kongresinde yer alması ile silahlı bir örgüte üye olması arasında yeterli bir illiyet bağı bulunmadığı ve TCK'nin ilgili maddelerinin böylesine geniş yorumlanmasının kabul edilemeyeceği belirtilmiştir 10'uncu madde ihlalinde. "İhlal" demişlerdir, "İfade özgürlüğüne getirilen sınırlandırmalar yasal dayanaktan yoksundur." denmiştir. Aynı şekilde, AİHM'e göre, Demirtaş'ın yargılandığı silahlı örgüte üye olma suçunu düzenleyen TCK madde 314 "siyasal konuşmalar gibi her türlü eylemi kapsayan, öngörülebilir olmayan, sınırları belirsiz bir madde" olarak tanımlanmıştır. Aynı görüş Venedik Komisyonunun raporunda da vardır. Tutuklamanın ve tutukluluğun devamının hukuka aykırı olduğu 5/1 ve 5/3'üncü maddelerde karara bağlanmıştır, "ihlal" demiştir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Dolayısıyla AİHM "Demirtaş'ın tutuklanmasına yol açan olayların hiçbiri sözleşmenin 5'inci maddesindeki makul kuşku kriterini karşılamıyor." demiştir, çok açık bir şekilde bunu belirlemiştir. "Seçme ve seçilme hakkı yani 1 no.lu Protokol'ün 3'üncü maddesi ihlal edildi." demiştir.

Aynı şekilde, bir başka konu, bir başka maddede de ağır bir ihlal kararı verilmiştir, o da esas itibarıyla 18'inci maddedir. 18'inci madde hakkında Türkiye için ilk defa ihlal kararı verilmiştir. Son derece önemlidir bu 18'inci madde çünkü bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi aslında "Halkların Demokratik Partisinin milletvekillerine ve tüm seçilmişlerine yönelik açılmış olan davaların tamamı, 2014'ten, 2015'ten bugüne kadar açılmış olan davaların tamamı, gönderilmiş olan fezlekelerin tamamı siyasi iktidarın HDP karşısında kurduğu siyasi kumpas davalarıdır." demiştir, bunu tescil etmiştir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. "Bunların hepsi siyasi saiklerle alınmış kararlardır." demiştir. "İktidarın kötü niyet içtihadı vardır." demiştir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. Son derece ağır bir karardır ve gerçekten Türkiye'yi bu kararla bu duruma düşürmüş olan iktidarın durumu çok vahimdir. Bunu bir kez daha vurgulamış olalım.

Yani AİHM kısaca, Selahattin Demirtaş ve diğer yargılananlar hakkında, diğer seçilmiş yargılananlar hakkında -sadece milletvekilleri değil, belediye eş başkanlarını da kastederek- "Makul şüphe yok. Düşünce ve ifade özgürlüğü kullanılmıştır. Kuvvetli suç şüphesi yaratacak delil ve eylem yok." demiştir. "Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla kanunilik ilkesi göz ardı edilmiş ve bu durum öngörülebilir değil." demiştir. "Kötü niyet içtihadı var. İktidar yargıyı açıklamalarıyla etkiliyor ve bu, 2015 Haziranı öncesinde başlayan bir süreçtir." demiştir. Bu kararla birlikte açılan davaları -dediğim gibi- siyasi kumpas davaları olarak tescil etmiştir. "Demirtaş'ın ifade özgürlüğü, makul bir süre içinde yargılanmak gibi insan hakları ihlal edilmiştir. Bu tutukluluk seçilme ve Mecliste bulunma hakkının özüne aykırıdır; AKP Hükûmeti çoğulculuğu bastırma, siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlama yönünde hareket etmiştir. Demirtaş'ın derhâl serbest bırakılması için her türlü tedbirin davalı devlet tarafından alınması gerekmektedir. Demirtaş'ın açıklamaları siyasi ifadeleridir, düşünce özgürlüğü ve siyasi faaliyet kapsamındadır. Bu karar kesindir, başvurulacak başka bir üst merci de yok." demiştir. Durum bu kadar açık ve net.

Aslında bu karar, Selahattin Demirtaş'ın sözleriyle "Türkiye'de hukuk ve adalet sisteminin bizzat Hükûmet eliyle çökertildiğinin tescil edilmesidir." Bizler o nedenle bunu defalarca vurguladık; Mecliste bu kürsüden de oturduğumuz yerlerden de yaptığımız grup konuşmalarında da vurguladık ve bir kez daha vurguluyoruz, diyoruz ki: Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne imza atmış, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yetkisini kabul etmiş bir ülkedir. Bu karar 22 Aralık 2020 tarihiyle kesin ve bağlayıcı hâle gelmiştir. Kararın uygulanmaması yeni bir hak ihlali anlamına gelecektir. Bu karar ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, yasama faaliyetlerine ve demokratik siyasete katılım hakkı konusunda Türkiye'de yaşayan herkesi doğrudan ilgilendirmektedir, sadece HDP'lileri değil. Bu karar HDP'ye karşı suçlamaların temelsiz olduğunu göstermiştir ve HDP'ye yönelik tüm hukuk alanındaki kumpasları ve bugün de 6-8 Ekim dava iddianamesiyle kurulmuş olan kumpasları açıkça ortaya çıkarmıştır.

Şimdi, bakın, AİHM kararlarının uygulanması bir uluslararası yükümlülük olduğu kadar hukuk devleti sorunudur. O nedenle, Türkiye'de hukuk devleti ve hukuk reformlarının konuşulduğu bir sırada reform çabalarının ciddiye alınması isteniyorsa -sadece Türkiye'nin iç politikasını kastetmiyorum, aynı zamanda uluslararası alanı kastediyorum- Hükûmetin her şeyden önce AİHM kararlarını uygulayarak bir hukuk devleti olduğunu göstermesi gerekir. "Yok, bunu uygulamıyoruz." diyorsanız, o zaman bir hukuk devleti değil bir buyruk devleti olduğunu bir kez daha kanıtlamış olacaksınız. O zaman hukukun üstünlüğünü değil üstünlerin hukukunun geçerli olduğunu bir kez daha kanıtlamış olacaksınız.

Şimdi, buradan Adalet Bakanlığına ve Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesine bir kez daha sesleniyorum: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda herhangi bir şekilde zamana yayarak ya da yan yollar bularak daha büyük bir sorun yaratmayın.

Dışişleri Bakanlığına sesleniyorum ve Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu'na sesleniyorum: Eğer yaptığınız turlarda Avrupa Birliğine yönelik, Avrupa'ya yönelik ettiğiniz cümlelerde samimiyseniz, hukuk ve adalet konusunda söylediklerinizde samimiyseniz o zaman Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması konusunda tutum almak zorundasınız.

Hazine ve Maliye Bakanına sesleniyorum: Eğer Avrupa'ya yabancı yatırımlar, dış yatırımlar konusunda güven vermek istiyorsanız Türkiye'nin kesinlikle bu altına imza attığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 46'ncı maddesine ve Anayasa'sının 90'ıncı maddesine uygun davranmasını sağlamalısınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Sayın Başkan, tamamlıyorum.

Avrupa Birliğiyle, Avrupa Konseyiyle, Avrupa Parlamentosuyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle, CPT'yle, Venedik Komisyonuyla, bütün Batı Avrupa'daki kurumlarla ama üstelik ya üye olduğunuz ya da üye olmaya çalıştığınız bütün kurumlarla kavga ederek, hukuki alandaki güvensizliği büyüterek, bu kararları uygulamayarak yapacağınız kötülük Halkların Demokratik Partisine değildir. Halkların Demokratik Partisi, mücadelesinde bunlarla baş eder ama siz bu yaptıklarınızla Türkiye'de yaşayan herkese, Türkiye toplumunun tamamına, Türkiye'nin böyle bir durumda kalmasından dolayı karşı karşıya bulunacağı sorunlardan dolayı kötülük etmiş olacaksınız. Bunu bir kez daha sizlere hatırlatıyoruz ve bu vesileyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Büyük Dairenin 22 Aralık 2020 tarihinde almış olduğu kararın bir an evvel uygulanması için bir kez daha çağrıda bulunuyoruz.

Teşekkür ederim dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)