GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:35
Tarih:18.12.2020

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, değerli halklarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Milletvekillikleri hukuksuz ve haksız olarak düşürülmüş olan Leyla Güven ve Musa Farisoğulları'nı sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar) Şu anda cezaevlerinde bizleri büyük bir heyecan ve özlemle izleyen Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ'ın şahsında tüm seçilmişlerimizi, yöneticilerimizi ve üyelerimizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum; bizlerin onurusunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

Bütçe sürecinde bir ayı geride bıraktık. Bir aydır gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerekse Genel Kurulda pandemi riski altında yoğun bir mesai harcadık. Öncelikle bu mesaimizde bizleri ekranlarından, sosyal medyadan yakından takip ederek desteklerini sunan halklarımıza, tüm Meclis emekçilerine, kavaslara, stenograflara, teknik ekibe, garsonlara, danışman ve milletvekili arkadaşlarımızın her birine tek tek teşekkür ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, bir ay boyunca Genel Kurul ve Plan ve Bütçe Komisyonunda muhalefet partilerinin temsilcileri yüz saate yakın söz aldı. Yaklaşık yüz saat boyunca 2021 bütçesinin sarayın bütçesi olduğunu, halkın bütçesi olmadığını, halkın cebinden alınanların yandaşın cebine konulduğunu anlattı ama anlamak istemediniz. Sadece biz değil, tüm emek ve demokrasi güçleri, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, herkes anlattı ama siz bu sesleri duymak istemediniz, topluma sırtınızı döndünüz; esnaf kepenk kapattı, yurttaşlar kiralarını ve kredi borçlarını ödeyemedi, anlamak istemediniz; gençler, kadınlar, işçiler, emekliler, çiftçiler, sağlık emekçileri sorunlarını anlattı, duymak istemediniz.

Bizler devletin bu ülkedeki her yurttaşa eşit ve adil olarak hizmet etmesi için mücadele ederken Mecliste neler oldu, kısaca söyleyeyim: Bütçeyi sunan iktidar bloku, halkın taleplerini dile getiren muhalefeti zerre kadar dikkate almadı, bütçenin tek bir harfini dahi değiştirmedi, toplumu kutuplaştırmaya devam etti. Oysa muhalefetin sesine, sokağın taleplerine biraz da olsa kulak verseydiniz sarayı değil, halkı gözeten bir bütçe oluşturulabilirdi ama ne yazık ki böyle olmadı.

Bizler, neden vaka sayılarını halkan gizlediniz dedik; Sağlık Bakanı "Millî çıkar." dedi. Bizler, test yapılmayanları veya yoğun bakım odasında yer olmadığı için yaşamını yitirenleri sorduk; Sağlık Bakanı 159 ülkeye koruyucu malzeme yardımı yapmakla övündü. Bizler, bu bütçe israf bütçesidir dedik; siz "Dünya bizi gıptayla takip ediyor." dediniz. Bizler, Alevi toplumunun inanç ve kültür talepleri yok sayılıyor dedik; siz "Aşure dağıtıyoruz." dediniz. Bizler, Mardin'de, Van'da, Diyarbakır'da ve tüm kentlerimizde atadığınız kayyumların yediği ve iktidarın siyasetçilerine yedirdiği halkın milyonlarını sorduk; İçişleri Bakanı "Oh oldu." dedi. Bizler, yok ettiğiniz, göz diktiğiniz Kuzey Ormanları'nı, Kazdağları'nı, Torosları, Hasankeyf'i, Cudi'yi, Salda'yı sorduk, Ege'de, Karadeniz'de girmediği orman ve dere kalmayan HES şirketlerini sorduk; siz yandaşlarınıza ihale ettiğiniz millet bahçelerini anlattınız. Bizler, açlıktan, borçluluktan intihar edenleri sorduk; siz "Kuru ekmekle karnınızı doyurun." dediniz. Bizler, sayısı 5 milyona yaklaşan gençlerin KYK borçlarını sorduk; siz "Havuz yaptık, gençler yüzüyor." dediniz. Bizler, bu ülkede 5 milyon 760 bin genç işsiz var dedik; siz "Gençlere ümitsizlik virüsü bulaştırıyorsunuz." dediniz. Bizler, ataması yapılmayan öğretmenler atansın, EYT'lilerin hakları verilsin, bunun için bütçede kaynak var dedik; siz bunları duymak istemediniz. Bizler, eğitime, sağlığa, araştırma geliştirmeye daha fazla bütçe ayrılmasını önerdik; siz silah üretiminin faydalarından söz ettiniz. Bizler, binlerce siyasi rehineyi sorduk; siz, iftiraların, gizli tanıkların arkasına sığındınız.

Bu liste daha çok uzatılabilir ama kısacası, iktidarın verdiği cevaplar bizi şaşırtmadı çünkü iktidarın ne bu sorulara cevabı ne de bu sorunları çözmeye gücü var. Biz bunu biliyoruz çünkü iktidar ittifakı çöküşte, irtifa kaybediyorsunuz. Baskıya ve zora ve yalana dayanan, şeffaf olmayan iktidarlar çökerler, dünyanın her yerinde böyledir, siz de bunu yaşamanın paniği içindesiniz.

Demokrasilerde kabul edilmesi mümkün olmayan bir yönetim biçimi ve anlayışıyla karşı karşıyayız maalesef. Meclisin ve müzakereci demokrasi anlayışının devre dışı bırakıldığı ve yetkinin tek bir kişinin elinde toplandığı otoriter bir rejim, otokrasi inşa ettiniz. Siyaseti, toplumsal sorunları, bütçeyi Meclisten saraya kaçırdınız. Anayasa'yı, kanunları yok sayarak, cezasızlık uygulamalarıyla, bağımlı ve taraflı, yürütmenin hâkimiyeti altında bir yargı yarattınız. Denge denetim mekanizmalarını felç ettiniz. Kuvvetler ayrılığını tek kişide birleştirdiniz, demokrasi kırıntılarını yok ettiniz. Meşru seçimleri yok sayarak, seçim ve sandık hukukunu açıkça çiğneyerek Kürt halkının iradesine kayyumlarla darbe yaptınız. Atadığınız kayyumlarla yerel yönetimleri ve yerel demokrasiyi ortadan kaldırıp milyonların iradesini gasbettiniz. Katılımcı demokrasiyi yok ettiniz, medya başta olmak üzere toplumsal ve siyasal muhalefetin özgürlüklerini kısıtladınız.

Öyle görünüyor ki iktidar ittifakı "Demokrasiler Nasıl Ölür?" isimli kitabı kendine baş ucu kitabı yapmış. (HDP sıralarından alkışlar) "Demokrasiler, sadece generallerin değil, seçilmiş liderlerin ellerinde de ölebilir." deniyor bu kitapta. İşte, hukuksuz uygulamalarınızla demokrasiyi adım adım öldürdünüz. İster başkanlık isterse yarı başkanlık veya parlamenter sistem olsun, bunların hepsi tartışılabilir, ülkemiz için en uygunu değerlendirilebilir ama her birinin vazgeçilmezi, katılımcı ve müzakereci demokrasi anlayışıdır, hukukun üstünlüğüdür; ancak bu vazgeçilmezler zemininde adım atılabilir.

Bu ülkedeki yeni vesayet sisteminin en canlı örneğini atanmış bakanların Parlamentodaki konuşmaları oluşturdu. Gelip, Meclisi azarlayıp, şov yapıp gidenler yeni vesayetin sahipleridir. Eski vesayeti sona erdirenler, yeni vesayet odağı oldular. Siz ülkeyi bu hâle getirdiniz.

Bir de İçişleri Bakanınız var, paralel tek adam olabilmek için çırpınıyor. Bakanlığında kendine özerk paralel bir yapı kurmuş "O yapının tek adamı benim." diyor. İç güvenlikten sorumlu bu Bakan herkesi tehdit ediyor; demokrasi güçlerini, Anayasa Mahkemesi Başkanını, kadınları, gençleri, partimizi, muhalif gazetecileri, herkesi hedef alıyor. Bakın, bugün, işçiler, emekçiler, çiftçiler, emekliler, esnaf, göçmenler, kadınlar, gençler, Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Aleviler, Ezidiler, Romanlar, Çerkezler, Rumlar, Gürcüler ve ismini sayamadığım, bu topraklarda yaşayan bütün halklar ve inançlar mevcut otoriter sistemin baskısı altında ve hak ihlalleriyle karşı karşıya. İçişleriniz içeriyi, Dışişleriniz dışarıyı karıştırıyor. İç ve dış politikanız barış ve müzakereye dayanmıyor; kriz, kışkırtma ve ara bozuculuğa dayanıyor.

Bu iktidarın son yıllardaki ağırlıklı yatırımı silah sanayisine dönüktür. Sağlık ve eğitim sistemi, araştırma geliştirme değil, silah sistemi iktidarın öncelikli hedefidir. Niye? Ortada bir dış tehdit yok. Tam tersine, siz komşularımızın hepsiyle kavgalı hâle getirdiniz ülkeyi. Bu kadar güvenlikçi politikanın ağırlık kazanmasının nedeni içerisidir. Çünkü kendi halkını iç güvenlik sorunu olarak gören bir iktidarla karşı karşıyayız. Elinizden gelse komşu ülkelere de kayyum atayacaksınız ama dünya sizin düşündüğünüz gibi değil. Ülkeyi yatırım değil, yaptırımlarla konuşulan bir ülke hâline getirdiniz. Hayaller ve gerçekler farklıdır. Kriz ve çatışma üreten baskıcı rejimler çöküş gerçeğiyle her yerde karşı karşıyadır; bunu unutmayın.

Sayın milletvekilleri, işte, bir aydır konuştuğumuz bu iktidar ve yandaşlarının bütçesinde halkın önüne yalandan bir sofra seriyorsunuz. Halka kurulan bu sofradan demokrasiyi, eşit ve özgür yurttaşlık hakkını, toplumsal adaleti ve eşitliği kaldırıyorsunuz; sofraya açlık, yoksulluk, baskı, adaletsizlik, talan ve yalanı bırakıp "Hadi, size afiyet olsun." diyorsunuz. Bu sofrada partimize bırakılan tek şey ise baskı ve yok etme politikasıdır. Sadece 27'nci Dönem boyunca milletvekillerimiz hakkında şu ana kadar 914 fezleke hazırlattınız, 914. Binlerce üye ve yöneticimizi, seçmenimizi gözaltına aldınız, yüzlercesini tutukladınız. Bizleri Meclis kürsülerinde, sokakta, basında, medyada susturmaya çalışırken parti binalarımıza dinleme böcekleri koydunuz. Demokratik siyaseti elinizdeki yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışıyorsunuz. İşte iktidarın hakikati budur; baskı ve kendinden olmayana zulüm uygulamak.

Peki, tüm bu tablonun sebebi ne? Bakın, Türkiye uzun zamandır çoklu bir krizin içindedir, halkın gündemi ekonomik, sosyal ve siyasal krizle doğrudan bağlantılıdır. Bu krizlerin kökenleri cumhuriyet tarihi kadar eskidir. Türkiye'nin en temel krizi, cumhuriyetin demokratikleşememiş olmasıdır. Tekçi, ayrımcı, dışlayıcı, asimilasyoncu, inkârcı ve cinsiyetçi politikalar bir asra yaklaşan zaman dilimi içinde maalesef dönüşememiştir. Yurttaşlık tanımını sadece Sünni, Türk ve erkek kimliğini merkeze alarak kurgulayan anlayış, bu kadim topraklarda tarih boyunca var olan ve bir arada yaşayan birçok halkın, grubun, inancın ve kimliğin inkârı üzerinde yükselmektedir. Yurttaşlık tahayyülünün bu ayrımcı, dışlayıcı ve yok sayıcı karakteri, bu ülkede büyük yıkımların yaşanmasına neden olmuştur ve olmaktadır. Bu anlayış nedeniyle Türkiye'de demokrasi hiçbir zaman tam anlamıyla ne kurumlara ne de siyasete hâkim olabilmiştir. Demokrasi, birçok defa askerî ve siyasi darbelerle işlevsiz bırakılmıştır. Baskının, zorun ve otoriterliğin gölgesinde yeşermeye çalışan Türkiye demokrasisi, son olarak, demokrasiyi dışlayan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle büyük bir darbe almıştır.

15 Temmuz darbe girişimini "Allah'ın lütfu" olarak niteleyen iktidar, 20 Temmuz 2016 tarihindeki OHAL ilanıyla yetkilerini toplumu sindirmek ve muhalefeti bastırmak için fırsata çevirmiştir. Bu zaman zarfında hem yasal hem de fiilî olarak yürütme orantısız ve denetimsiz bir biçimde güçlenmiştir. Bu sistemde rıza yerine baskı ve zor âdeta bir norm hâline getirilmiştir. İktidar her gün daha da otoriterleşmiş, temel hak ve özgürlükleri fütursuzca askıya almıştır. Böylece, cumhuriyetin inşasından beri oldukça kırılgan olan demokratik işleyiş, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemiyle adım adım ortadan kaldırılmıştır. Bu süreçte iktidar, yargıyı tek adamın önünde el pençe divan duran bir kuruma dönüştürmüştür. Hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku geçmiştir, hukuk devleti yerine buyruk devleti geçmiştir.

Değerli halkımız, Meclis 100'üncü yılını geride bırakıyor, Kürt sorunu da 100'üncü yılını geride bırakıyor. Cumhuriyet demokratikleşmediği için Kürt sorunu çözülemiyor, Kürt sorunu çözülmediği için demokrasi sorunları da çözülemiyor, cumhuriyet demokratikleşmiyor. Devlet ve iktidar aklı sürekli olarak Kürt sorununu güvenlik politikalarıyla ortadan kaldırmaya çalışıyor. "Kürt sorunu artık yok." demekle olmuyor çünkü var. Kürt sorununun var olması devlet ve iktidar sistemini hukuksuzluğa ve demokrasi eksikliğine itiyor. Var olup da reddettiğiniz bu sorun, sizin karşınıza çıkmaya devam ediyor. Bugüne değin hangi iktidar Kürt sorunu üzerinden terör ve beka söylemi üreterek, tehdit ve bölünme algısıyla ülkeyi yönettiğini sandıysa, ülkenin işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk sorunlarının üzerini bir bir örttüyse eninde sonunda bu sorun o iktidarları sona erdirmiştir. Bu hakikat değişmeyecektir. Bu süreçte Kürtlerin temsil hakkı kayyum atamalarıyla elinden alınmıştır, iradesi gasbedilmiştir. Kürtçe kamusal alandan silinmiştir, Kürtçe tiyatrolar bile yasaklanmıştır. Baskı ve şiddet, savaş politikaları, insan hakları ihlalleri, emek sömürüsü, gelir adaletsizliği, bölgesel eşitsizlik, ekolojik yıkım ve cinsiyet ayrımcılığı, inşa edilen yeni rejimin olağanı hâline gelmiştir.

Cezaevleri muhaliflerin rehine merkezlerine dönüşmüştür. Cezaevlerinde son yıllarda ciddi hak ihlalleri, kötü muamele ve işkence yaşanmaktadır. İmralı'da hukuksuz ve imzalanmış olan uluslararası anlaşmalara aykırı bir biçimde sürdürülen tecrit, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi metinlerinde, açıkça değiştirilmesi gereken durum olarak ilan edilmiştir. Bu mutlak tecrit sistemi bir an evvel sonlandırılmalıdır. İktidarın İmralı'daki bu yönetim rejimi, Türkiye'de adaletsizliği ve hukuksuzluğu derinleştirmektedir.

Hukuksuzluk deyince, dün bu kürsüden de Sayın Levent Gök tarafından bir kez daha anlatılmış olan Roboski katliamının 9'uncu yılına on gün kalmış vaziyette ve bugüne kadar hiçbir kamu görevlisi ceza almamış ve yargılanmamıştır. Elbette ki bu da unutulamaz, bunu da konuşmaya devam edeceğiz ve Roboski halkının bu adalet arayışında yanında olmayı sürdüreceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, rejimin iktisadi politikası da sınıflar ve bölgeler arası ekonomik ve sosyal adalet uçurumunu gittikçe derinleştirmektedir. Nihayetinde sermayeyi esas alan ve halkı yok sayan rant politikaları yurttaşların sadece bütçe hakkını elinden almakla kalmıyor, aynı zamanda yaşamlarını ve yaşam alanlarını da yok ediyor. Bir taraftan çoklu bir kriz süreci yaşanıyor, bütçe tercihlerinde halkın ihtiyaçları gözetilmiyor, öte taraftan iktidar bloku içindeki mevzi elde etme kavgalarının faturası ağır bir biçimde halka çıkarılıyor.

Susurluk kazası döneminin, artı mafyanın ve derin devletin yeniden ve çok daha açık bir biçimde siyaseti dizayn çabaları, partimize yönelik iktidarın kapatma imalı saldırıları ve bu saldırıların soykırım çağrısına kadar ilerlemesi, iktidar blokunun sadece Kürt düşmanı karakterini göstermiyor, iktidar blokunun demokrasiye olan uzaklığını da açık bir biçimde ortaya seriyor. (HDP sıralarından alkışlar) İktidar blokunun içinde bulunduğu bu çöküntü halkın gözü önünde cereyan ediyor, faturasını en ağır biçimde ödeyen yine halk oluyor. Bu iktidarın yenileşme ve demokratikleşme adına bu ülkeye faydası olacak bir adım atma kabiliyeti maalesef kalmamıştır. Artık ne basit bir hukuki düzenleme yoluyla adil bir yargı oluşturulabilir ne Bakan istifalarıyla iktisadi alandaki kriz giderilebilir ne de sarayın onay bürosuna dönüştürülmüş olan parlamenter sistem demokratik bir işleyişe kavuşturulabilir.

Sayın milletvekilleri, bu tablodan çıkışın yolu demokratik bir cumhuriyetle mümkündür. Bunun için, toplumsal ihtiyaçları temel alan, tüm kimlik, dil, kültür ve inançların varlığını kabul ederek güvence altına alan, sosyal, ekolojik, çoğulcu, eşitlikçi, kadın özgürlükçü, demokratik bir anayasa ihtiyaçtır. Bu topraklarda yaşayan her bir birey, topluluk ve yapı kendisini o anayasada görebilmeli ve hissedebilmelidir.

İnsanlığın en büyük kazanımlarından biri olan seçme ve seçilme hakkının yaşadığımız yüzyılda fütursuzca ayaklar altına alınmasını, yerine atanmışlar iktidarının inşa edilmesini bu Parlamento çatısı altında hiç kimse kabul etmemelidir. Böylesi bir ülkeyi, bir demokratik cumhuriyeti inşa etmek, sadece bizim değil, demokrasiden yana tüm güçlerin görevidir. Demokratik cumhuriyeti inşa etmenin ana unsurlarından biri demokratik yerel yönetimlerdir. İnsanların kendi yaşadığı kent hakkında, mahallesi, sokağı hakkında söz sahibi olması, nasıl bir kültürel, sosyal ortamda yaşayacağına kolektif olarak karar vermesi, bunun için kendi temsilcilerini seçebilmesi, hatta doğrudan temsil yollarını geliştirmeye çalışmasının nesi yanlıştır? Bunun illa Ankara'dan mı yapılması gerekiyor ya da bu toprakların bazı bölgelerinde bu kural esnetilebilirken bazı bölgelerinde neden yasaklanıyor? Kürt halkı neden cezalandırılıyor? Bu soruların cevabı sizde yoktur. Demokratik yerel yönetimlerde, bu demokratik cumhuriyetimizin ana unsurlarından biri neden olmasın? Bu sorunun cevabı yoktur sayın milletvekilleri. Toplumsal barış olmadan bunların hiçbirinin olmayacağını bilecek kadar çok acı yaşadık hep birlikte, yaşamaya da devam ediyoruz.

Barış ve huzur içerisinde yaşamak bu ülkedeki tüm insanların hakkıdır. Bunun gerçekleşmesi için bu Parlamentonun sorumluluklarına yüzlerce kez dikkat çektik. Bir kez daha dikkat çekmek istiyoruz, bu çağrımızı yineliyoruz. Bunun için hep birlikte inisiyatif alalım diyoruz, ortak sorunların çözümü için ortak sorumluluk alalım diyoruz. Toplumsal barış için adaletin ne kadar elzem olduğunu hepimiz biliyoruz. Evrenin ruhu olan adalet, bizim bir arada olabilmemizin mayası, devletin varoluş gerçeğidir. Tabii ki onsuz da olmaz bu cumhuriyet. Bu demokratik cumhuriyetin temel kurucu unsurları ve taşıyıcı kolonları olan siyasetçiler, gazeteciler, bilim insanları, yazarlar, hukukçular, demokratlar cezaevindeyken toplumsal barıştan ve adaletten söz edebilir miyiz? Adliye arşivleri cezasızlık dosyalarıyla dolup taşarken demokrasiden bahsedebilir miyiz? Adaletin tesisi tarihsel bir sorumluluk olarak tüm Parlamentonun önünde durmaktadır. O hâlde sorumluluğumuzu yerine getirip adaletin terazisini düzeltmek için hep birlikte seferber olmalıyız. Bu çağrımızı bir kez daha söylüyoruz. Bir kez daha vurgulayalım ki çoğulcu, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasa, ülkedeki kilitlenmeyi açacak en önemli anahtardır. (HDP sıralarından alkışlar) Önümüzdeki yıl, 2021 yılı, 1921 Anayasası'nın 100'üncü yılıdır. 21 Anayasası'nın 100'üncü yılında yeni bir anayasayla, yeni bir toplumsal sözleşmeyle bu ülkeyi tüm krizlerden çıkarmayı hep birlikte tartışmalıyız.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri boyunca iktidar blokunun her tür saldırısına maruz kalan HDP'nin yolunu ilkeleri aydınlatıyor; tekçiliğe karşı çoğulcu, farklılıkların eşit ve gönüllü beraberliğine dayalı bir toplumsal yaşamı, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye hedefini savunarak yola çıktık, hâlâ bu yolculuğumuz sürüyor. Ezilen ve sömürülen halkların, işçi ve emekçilerin, kadınların ve gençlerin, inanç gruplarının bugüne kadar verdikleri tüm mücadeleleri kendi mücadelemiz olarak görmeye devam ediyoruz. Bu yolculukta önümüze engeller çıkmıyor mu? Tabii ki çıkıyor. Bin kez deneseler de dallarımızı kırmayı, çiçek vermeye devam ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar) Bu halklar bahçesini renklendirmeye devam ediyoruz. Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir dünya ve ülke özlemimiz hâlen dimdik ayaktadır. Bu çoklu krizin ortasında ezilen, evine ekmek götürmek için her gün alın teri dökenler, tarlada, fabrikada yok pahasına çalışanlar için mücadeleye devam ediyoruz. Hakikat yolculuğumuzda yüreğimize umudu eken gençlerin içindeki umudun gelecek kaygısı, işsizlik, sömürü mekanizması içinde yitip gitmemesi için mücadele ediyoruz. Kendi topraklarında yok edilmeye çalışılmış; dili, kimliği, inancı yasaklanmış, sayısız zulme uğramış, köyleri yakılmış, cezaevlerine atılmış, katledilmiş ama direnmekten, onuru ve özgürlüğü için mücadele etmekten vazgeçmemiş Kürt halkının hakları için bir adım öne çıkmaya devam ediyoruz, bundan asla vazgeçmeyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Alevilerin Hak ve hakikat yolunda verdikleri mücadelenin ta kendisiyiz; eşit yurttaşlık ve ibadet yerleriyle ilgili taleplerinin sahibi, inançları üzerindeki baskının kaldırılması için verdikleri mücadelede yoldaşlarıyız. Mücadelemizin asıl sahibi kadınlar; kadın cinayetlerine, sömürüye, ayrımcılığa, devlet zulmüne, cinsiyetçiliğe karşı durmak için başkaldırıyor ve biz, bu başkaldırının öncüsü olmaya devam edeceğiz. Derelerin özgür akması için nöbet tutan Karadeniz'in hırçın çocuklarının sesleri geliyor; o sesler Munzur'un sesine karışıyor. Ülkenin her tarafından yoksul köylülerin; toprağına, havasına, suyuna sahip çıkan kadınların çağrılarını duyuyoruz. Ancak onlara kulak verirsek üzerinde yaşayacağımız bir topraktan söz edebileceğimizi biliyor ve yaşam alanlarımıza, Edirne'den Hakkari'ye, Trakya'dan kürdistan coğrafyasına kadar sahip çıkıyoruz.

Bizler, yolculuğumuza barış şiarıyla başladık; yıllar geçti, mevsimler değişti ama bizim şiarımız değişmedi. Şu an, hâlâ, şu kürsüde "barış" demeye devam ediyoruz. (HDP sıralarından alkışlar) Tüm ezilenlerle, tüm halklarımızla birlikte başka bir dünyayı inşa etmek için kolları sıvıyoruz. Vatandaş sabah sokağa çıktığında karşısında ilk gördüğü şey devletin, iktidarın soğuk yüzü olmasın istiyoruz; otoriter devleti değil, sosyal devleti görsün istiyoruz; televizyonu açtığında kendi sesi, sorunları ve talepleri yerine, iktidarın buyurgan, otoriter, kutuplaştırıcı nefret dilini işitmesin istiyoruz.

Ekonomik, sosyal ve siyasal olarak toplumun iktidar gücüyle bu denli kuşatılmış ve tecrit altına alınmış olması halkın artık katlanabileceği bir durum olmaktan çıkmıştır. Bu otoriter sistem mutlaka değişecektir. Toplumsal öfke ve itirazlar büyümektedir; bunu iktidarın kendisi de her gün tespit etmektedir. Kamuoyu araştırmaları iktidarın günden güne güç kaybettiğini göstermektedir çünkü kamuoyu araştırmalarını TÜİK yapmıyor, gerçek sonuçlar ortaya çıkıyor.

2002'de krizden kaynaklı olarak Adalet ve Kalkınma Partisini iktidara getiren o dönemki siyasal ve toplumsal rüzgâr, şimdi sizi iktidardan götürecek bir rüzgâra dönüşmektedir; siz de bunun çok iyi farkındasınız. Topluma umut ve insanca bir gelecek vadeden yeni bir hikâyeniz yoktur artık, en büyük zaafınız budur. Sizin çatışma ve kriz ittifakınız karşısında ezilen yoksul halkların geniş toplumsal ittifakları, demokratik siyasetten yana olanların demokrasi ittifakı, demokratik güç birliği ve değişim umudu, cesareti vardır. Artık, toplumsal ve siyasal muhalefetin halka sunduğu bir yeni Türkiye vaadi ve hikâyesi vardır, hayali vardır ve bu umut her geçen gün biraz daha büyümektedir.

Bizler, bu ülkeyi son derece önemsiyoruz. Kürt sorununda, üniter yapı içerisinde demokratik, adil, barışçıl bir çözümden yanayız. HDP, sadece bir siyasi parti değildir; tüm kimlikleri, inançları, dilleri, kültürleri, renkleri bir araya getiren ve ülkeyi en doğudan en batıya varıncaya kadar birleştiren bir demokrasi hareketidir. (HDP sıralarından alkışlar) HDP'nin fikriyatına, politikalarına ve hedeflerine bakıldığında, tam da özlenen demokratik Türkiye'nin kendisi ve eşit yeni yaşam görülecektir. HDP'nin çok yönlü olarak hedef alınması, yargı operasyonlarıyla demokratik siyaset dışına itilmeye çalışılması, aslında Türkiye'nin demokratikleşmesine karşı bir müdahaledir. HDP'nin engellenmesi Türkiye'nin her alanda engellenmesidir.

Evet, HDP ezberleri bozuyor, statükoyu bozuyor, yalanların karşısında hakikati ortaya koyuyor. Bize saldıranlar, hedef gösterenler, suçlamada bulunanlar, kurulduğumuz sekiz yıldan bu yana Meclise verdiğimiz kanun tekliflerine, araştırma önergelerine bir baksınlar, Meclis konuşmalarımıza, çözüm önerilerimize bir baksınlar. Demokrasiden ekonomiye, adaletten dış politikaya varıncaya kadar ülkenin her sorununu gündeme getirerek demokratik çözümler arayan, bunun için iktidarları zorlayan, demokratik müzakere ve mücadele partisiyiz. Sorunlarımızı asla şiddet yolu ve yöntemiyle değil, müzakere ederek, konuşarak, diyalogla çözme arayışından hiç taviz vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Bizler, halka ve ilkelerimize dayanarak siyaset yürütüyoruz. HDP'yi kendi tek sesliliklerine dâhil edemeyince terörize etmeye, suçlu gibi göstermeye çalışanlar, yargı kumpasları kuranlar büyük haksızlık ve hukuksuzluk yapıyorlar. Siyasette demokratik çoğulculuğa ve farklı seslere tahammül edemeyenler, bu ülkeye en büyük kötülüğü yapıyorlar. Tüm engellemelerinize rağmen biz asla demokratik siyaset zemininden uzaklaşmayacağız; demokrasi, barış ve adalet mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz; geri adım atmayacağız, diz çökmeyeceğiz.

Bizim derdimiz, demokratik bir aklın ortaya çıkmasıdır. Devlette ve iktidarda rasyonalite, siyasi akıl bugün devre dışı kalmış durumdadır; bir akıl tutulması yaşanmaktadır. Şu an devlete ve iktidara hâkim olan akıl, ülkeye ve topluma çok büyük zararlar veriyor, zaman kaybettiriyor, demokrasinin önünü tıkıyor; bunun görülmesi gerekir. Demokratik kurallarla ve hukukla değil, korkutma ve sindirmeyle ülkeyi yönetme anlayışı, 83 milyonun geleceğinden çalıyor; biz bunu durdurmaya çalışıyoruz. Otoriterleşmenin ve otokrasinin yerine demokrasiyi, hukuksuzluğun yerine adaleti ve hukukun üstünlüğünü, çatışma ve krizin yerine barışı, demokratik uzlaşmayı ve müzakereyi, vesayetçi anlayışın yerine halk iradesini, yalanın yerine hakikati ortaya koyuyoruz.

Evet, rahatsız olun, biz gerçekleri haykırmaya devam edeceğiz. Türkiye halkları bizi dinliyor, önemsiyor, değer veriyor ve bize bakarak umudunu ayakta tutuyor. Bu umudun söndürülmesine asla izin vermeyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Bütün gücünüzle yok etmeye, siyaset dışına itmeye, itibarsızlaştırmaya çalıştığınız HDP, günü gelecek, bu ülkede demokratik yönetimin bir ortağı olacak. İyi ki bu Mecliste hakikatin sesi olarak HDP var. İyi ki meydanlarda, her yerde, köylerde, kasabalarda, şehirlerde, okullarda, atölyelerde, fabrikalarda halkın yanında HDP var.

Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Halklarımıza bir kez daha söz veriyoruz, umudu ve cesareti büyütmekten asla vazgeçmeyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)