GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2019 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:24
Tarih:07.12.2020

HDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama geçmeden önce Genel Kurulu ve bizleri izleyen değerli halkımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Buradan, cezaevlerinde hukuksuzca tutulan sevgili Figen Yüksekdağ'a, Selahattin Demirtaş'a, Sebahat Tuncel'e, İdris Baluken'e, Gültan Kışanak'a ve ismini sayamadığım tüm arkadaşlarıma kucak dolusu selamlarımı gönderiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, bütçe hakkı, toplumu kuşatan ekonomik politikaların oluşturulmasına ve denetimin yapılmasına ilişkin söz söyleme ve talep sunma hakkıdır. Bu hak, 1215 tarihli Magna Carta yani Büyük Özgürlükler Sözleşmesi'yle elde edilen en önemli toplumsal kazanımlardan biridir. Fakat 2017 referandumuyla birlikte, halkın bütçe hakkının saraya devredildiği bir süreci yaşıyoruz. Bugün, burada, halkın Meclisinde, halka ait olmayan ama halkın vergilerinden oluşan, Parlamentonun bir virgülüne dahi dokunamadığı AKP iktidarının bütçesini görüşüyoruz.

Bu bütçe, hukuksuzluğu, yoksulluğu, işsizliği, eşitsizliği, adaletsizliği derinleştiren bir bütçedir; bu bütçe, geçim derdinde olan milyonları değil, seçim derdinde olan ve sadece kendi bekasını düşünen AKP'nin iktidar çıkarını koruyan bir bütçedir. Bu nedenle, diyoruz ki saray iktidarı sebeptir, yaşanan tüm bu ekonomik, siyasal krizler ise bir sonuçtur.

Bugün yaşamakta olduğumuz durum, tam da tekçi sistemin çoklu krizidir. Kurduğunuz sistemde, çoğulculuğun yerine tekçiliği, demokrasinin yerine faşizmi, hukuk devleti yerine polis devletini, özgürlüklerin yerine yasakları, hakikatin yerine yalanı, barışın yerine çatışmayı, ekmeğin yerine mermiyi, seçilmişlerin yerine kayyumu, parlamentonun yerine vesayeti, çözümün yerine inkârı ve çözümsüzlüğü koydunuz.

İktidara geldiğinizde "Vesayetle mücadele edeceğiz." demiştiniz, şimdi vesayetin yeni sahibi siz oldunuz. Bu vesayet sisteminde, yurttaşla barışık bir iktidardan hiç kimse söz edemez. Toplumun hemen hemen tüm kesimleriyle kavgalısınız; kadınlarla kavgalısınız, İstanbul Sözleşmesi'yle kavgalısınız; ekoloji mücadelesi verenlerle, hekimlerle, barolarla, odalarla kavgalısınız; maden işçileriyle, köylüyle, çiftçiyle, üreticiyle kavgalısınız, komşu ülkelerle kavgalısınız. Kurduğunuz sistemde sizden olanlar dışında hiç kimse, Kürt de, Alevi de, Arap da, Ermeni de, Süryani de, Ezidi de, Rum da, Roman da, Çerkez de, Laz da güvende değil. Ülkeyi öyle bir hâle getirdiniz ki geçmişte devlet içerisinde gizli olarak örgütlenen Susurluk benzeri hukuk dışı yapılar, iktidarınızda artık kendisini gizleme gereği bile duymamaktadır. Bu yapılar, sizden aldığı cesaretle neredeyse siyasete müdahale edecek güce kavuştular. Bunların ittifakınızın âdeta kayyumu gibi rol oynaması, kurduğunuz sistemin bir sonucudur. Demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne dayanmayan bir rejimin paydaşları; darbeciler olur, mafyalar, çeteler olur. Demokrasinin olmadığı yerde karanlık dehlizler olur.

Roboski katliamının üzerinden tam dokuz yıl geçti. "Roboski, Ankara'nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacak." demiştiniz. Bu sözünüzün üzerinden dokuz yıl geçti ve Roboski hâlâ havada kaldı. Görüyoruz ki şimdi bu karanlık dehlizlerle ittifak hâlindesiniz.

Adalet Bakanı "Adalet yerini bulsun, kıyamet kopsun. Hâkimler karar verirken önündeki dosyaya baksın." diyor. Bu sözler, yargınızın hukuka değil, iktidarın iki dudağı arasına bakarak karar verdiğinin açık bir itirafıdır. Kararların adalet sarayından değil, Beştepe sarayından çıktığının çok gerçek bir kanıtıdır.

Demirtaş, Yüksekdağ ve Kavala başta olmak üzere on binlerce insanı, siyasetçiyi, belediye eş başkanlarını, gazetecileri tutuklattıran, hukuk değildir, onlara "terörist" diyen engizisyon zihniyetidir. Bu ülkede, Meclisi bombalayan darbecilerle bir dönem ittifak yapanların, yine Suriye'yi ve Türkiye'yi kan gölüne çeviren barbar İŞİD'e göz kırpanların muhalif siyasetçilere "terörist" demesi, hakikaten manidardır. Arkadaşlarımız hakkındaki fezlekeler cemaat savcılarından, tutuklama talimatı ise iktidarınızdandır. Ortaklığınız, siyasi davalarda aynen devam etmektedir. Nitekim eski bir vekiliniz de "Aynı FETÖ yöntemlerini uygulamaya başladık." itirafında bulundu. Gerçeği söyledi diye hemen disipline verdiniz ama hakikati disiplinle ihraç edemezsiniz.

Bakın, partimizin önceki MYK'sine aynı yargınız tarafından bir kumpas düzenlendi. Damat savcınız; saraya gitti, talimat aldı ve düğmeye bastı, ardından Yargıtay üyesi yapılarak ödüllendirildi; tam organize işler arkadaşlar! Şimdi, aynı yargıya bakıyoruz, insanları helikopterlerden atanları, işkence ve yargısız infaz yapanları, taciz ve tecavüzde bulunan güvenlik görevlilerini ise açıkça korumaktadır. Van'da Osman Şiban ve Servet Turgut'u öldürme amacıyla helikopterden atan, Turgut'un ölümüne neden olan failler, günlerdir yargı önüne çıkarılmadı çünkü iktidarınızın himayesindedirler. Kemal Kurkut'u Diyarbakır'da katleden polis, beraat ettirildi; adalet bir kez daha kurşunlandı değerli arkadaşlar. Bu kararın anlamı şudur: Kürt'ü vurmak serbest, nasıl olsa arkalarında "Mevzuata takılmayın." diyen bir iktidarın olduğunu biliyorlar. Hakkâri'de 61 yaşındaki Şerali Dereli ve 16 yaşındaki çocuk Özcan Erbaş, askerlerce öldürüldüler. Emrinizdeki güvenlik güçleri, Hakkâri'yi âdeta Filistin'e çevirdiler. (HDP sıralarından alkışlar) Cinayetler durmuyor çünkü halka silah doğrultanlar, sizin sayenizde yargılanmayacaklarını çok iyi biliyorlar.

Roboski, Soma, Suruç, Ankara ve Çorlu katliamlarındaki adalet çığlıklarını duymazsınız ama ne zaman ki dolar 8,5 olur, işte o zaman hukuk aklınıza gelir. Biz biliyoruz, sizin hukuk anlayışınız; insanlığın hukuku değil, doların hukukudur.

Böylesi bir süreçte iktidarınız, reform söylemini ortaya attı. Son yargı paketinizin sonuçları ortadadır. Mafyayı, kadın katillerini, kadına, çocuğa tecavüz edenleri serbest bırakarak onların yeniden suç işlemesine olanak tanıyan bir reform yaptınız. Yeni reformunuzun da bundan farklı olmayacağı, gün gibi ortadadır. Yargınız, mafya düzenini eleştirdiği için bir insanı mafyaya hakaretten tutuklattı; işte, iktidarın reform zihniyeti, tam da budur.

İktidarınızın talimatıyla son yirmi günde çoğunluğunu partililerimizin oluşturduğu 983 kişi hukuksuzca gözaltına alındı. Van'da polisleriniz, bir gece yarısı parti binamıza düşman mevzisine girer gibi girdi, "Biz geldik." diye bir de not bıraktılar. Bir IŞİD hücresine böyle girildiğine hiç tanık olmadık. Bunu yapanlar, cesareti sizin Kürt düşmanlığı politikalarınızdan almaktadır. (HDP sıralarından alkışlar)

Türkiye'nin 3'üncü büyük partisi olan HDP'yi, yine HDK'yi, DTK'yi, demokratik kurumları ve sivilleri her gün hedef alan, işkence yapan, "Gladio" gibi insan öldürmeyi metot hâline getirenler şunu iyi bilsinler: Sırtınızı yasladığınız bu iktidar gidicidir. Üstelik sizi de yüzüstü bırakacaklar. O zaman adaletten kaçamayacaksınız ve yaptıklarınızın hesabını adalet önünde, teker teker vereceksiniz. Bu iktidar da tüm bu hukuksuzluklarının hesabını mutlaka ama mutlaka bir gün adalet önünde verecek ve hiçbir şey karanlıkta kalmayacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekili arkadaşlarım, hukuk ve kural tanımayan bir rejimin sonucu olarak, Türkiye, en büyük krizlerle karşı karşıyadır. AKP iktidarı "Başkanlıkla her sorunu çözeceğiz." dedi. Çözümü bir yana bırakalım, kendileri en büyük sorun hâline geldi. "Kriz yok." dediniz, "En kötüsünü geride bıraktık." dediniz ve "Türkiye şaha kalkıyor." dediniz ama sonuç ortada; büyük kriz ve çöküş var değerli arkadaşlar; yönetemiyorsunuz ve götüremiyorsunuz. İktidarınızın ömrünü uzatabilmek için sürekli kriz ve çatışma siyaseti izliyorsunuz ancak bu da sizi kurtarmaya yetmeyecektir.

Libya'dan Suriye'ye, Irak'tan Akdeniz'e, Ege'den Azerbaycan'a kadar uzanan hatta sürekli çatışmacı bir politika izlediniz. Türkiye'de IŞİD yapıları üzerinden söz sahibi olmaya çalıştınız. Sizi daha 2011 yılında HDP olarak buradan uyardık; Kuzey Suriye halklarıyla doğru diyalog kurun, barışçıl bir politika geliştirin, böylece hem Suriye'de hem Türkiye'de demokratik çözümün yolu açılır dedik ama uyarılarımızı dikkate almadınız, Kürt halkının kararlılığını ve gücünü hesaba katmadınız, gidip çetelere yatırım yaptınız. Sonuç: Şam'da şah yapmaya gittiniz ama Kobani'de halk size "mat" dedi. (HDP sıralarından alkışlar) IŞİD vezirleriniz işe yaramadı. Suriye satrancını kaybettiniz.

Rojava'nın intikamını almak için her gün HDP'ye operasyon üzerine operasyon yapıyorsunuz. HDP'nin gücünü kıramayacağınızı, demokratik siyasetten vazgeçirebileceğinizi sanıyorsunuz ama çok büyük yanılıyorsunuz, bizim demokratik mücadele geleneğimizi tasfiye etmek isteyen onlarca hükûmet buradan geldi, geçti ve gitti. Hepsi birer birer silinip gittiler fakat biz daha da büyüdük, daha da güçlendik. Artık ne cezaevlerine ne de alanlara sığıyoruz. Ne tutuklandıkça tükeniyoruz ne de işkenceyle, baskıyla siniyoruz. Her türlü zor yöntemiyle geldiniz fakat halk selinin önüne geçemediniz, geçemeyeceksiniz. Siz de geçicisiniz ama biz yine de burada olmaya devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Ve biz olduğumuz sürece ne barışın sesi susacak ne hakikatin üstü örtülebilecek; ne kadınsız bir siyasete ne de eşitsiz bir yaşama izin vereceğiz. Gerçeğin dili, adaletin savunucusu, özgür bir yaşamın kurucu gücü olmaya devam edeceğiz ve bunu mutlaka ama mutlaka başaracağız.

Evet, sayın milletvekilleri, bu iktidar her sıkıştığında üç yola başvurur: Sahte reform, doğal gaz müjdesi ve Avrupa Birliği üyeliği. Avrupa Birliği yeniden aklınıza geldi, "Geleceğimizi orada görüyoruz." demeye başladınız. Sizin bir geleceğiniz yok ki. Şimdi buradan soruyoruz: Avrupa Birliği kriterlerini yerine getirmek için bugüne değin ne yaptınız? Örneğin, Brüksel'de seçilmişlerin yerine kayyum atanıyor mu? İsviçre'de muhalif siyasetçiler tutuklanıyor mu? Danimarka'da insanlar helikopterden atılıyor mu? İtalya'da sınırda insanlar savaş uçaklarıyla vuruluyor mu? Strazburg'da yargı, siyasilerin talimatıyla mı karar veriyor? Bunların hepsi sizde var. Avrupa Birliği kriterlerinin yerine saray kriterlerini koydunuz; bu hâlinizle, üyeliği bırakalım, Avrupa Birliğinin kıyısından bile geçemezsiniz. Bugüne değin söz verip de Avrupa Birliğinin gereklerini yerine getirmeyen sizden önceki iktidarlar şu an neredeyse sizin de gideceğiniz yer orası olacaktır. Hukuk devletinin, demokrasinin, düşünce özgürlüğünün olmadığı; bir "tweet" atanın dahi tutuklandığı bir ülkenin uluslararası alanda saygınlığı olmaz değerli arkadaşlar.

Demokrasinin olmadığı yerde ekonomik istikrar da olmaz. Demokrasiyi çökerttiğimiz için bugün ekonomi de çökmüş durumdadır. İktidarınız boyunca hiçbir katma değer üretmediniz. Fabrikaları sattınız, ülkenin kaynaklarını, topraklarını sattınız; tarımı ve hayvancılığı bitirdiniz. On sekiz yıllık iktidar karneniz açtığınız değil, sattığınız fabrikalarla doludur. İnsanların yoksullaşmasının, işsizlikle, açlıkla boğuşmasının nedeni, sizin bu politikalarınızdır.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, şöyle Kızılay'a inin, bir bakın, gözlerinde umut olan tek bir insanımıza rastlayamazsınız çünkü siz umudu bitirdiniz. İnsanlar, artık hayal bile kuramaz oldu; insanların hayallerini de ellerinden aldınız. Bugün milyonlarca insanı açlık sınırının altındaki bir asgari ücrete, yüz binlerce KHK'liyi açlığa mahkûm ettiniz. İnsanların işini, ekmeğini elinden aldınız. Üniversite mezunu milyonlarca gencin geleceğini çaldınız.

"Her üniversite mezunu, iş bulacak diye bir şey yok." diyerek yoksul ailelerin binbir emekle okuttuğu gençleri işsiz bıraktınız, çaresizliğe sürüklediniz. Kamuya alımlarda liyakati değil, torpili tek kriter yaptınız. İşe alımları parti teşkilatlarınıza, cemaatlere, tarikatlara bağladınız. Teşkilatlarınızı âdeta İŞKUR'a çevirdiniz. Çalışanları, emeklileri, esnafları, üreticileri perişan ettiniz, emeklilik bekleyen EYT'lileri mezarda emekliliğe mahkûm ettiniz.

Gidin, bir marketlere bakın sevgili milletvekilleri, en fazla alınan ürün soğandır, patatestir, bulgurdur, makarnadır; insanları kasapların yanından dahi geçemez, evine bir kilo et alamaz hâle getirdiniz. İktidarınızı, çevrenizi, yandaşlarınızı zenginleştirirken halkı ise daha fazla fakirleştirdiniz. İnsanlar kirasını, elektrik, su faturasını dahi ödeyemezken siz halkın kaynaklarını kışlık, yazlık, uçan saraylarınıza harcadınız. Halkın vergilerini savaşta, çatışmalarda heba ettiniz. Milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verirken sarayınızın bir günlük harcaması tam 8,6 milyon liradır, 4 bine yakın asgari ücretlinin bir aylık alın terini bir günde sarayınızda harcıyorsunuz. Halk, ekmeği zar zor alırken siz ise 1,5 milyon asgari ücretlinin bir aylık maaşı olan 3,3 milyar lirayı Katar'dan aldığınız uçağa ödediniz. İnsanlar nasıl geçinirse geçinsin; yeter ki sizin itibarınız sarsılmasın, yeter ki "Katar-satar" ittifakınız baki kalsın.

"Ekonomi büyüdü, millî gelir arttı." diyorsunuz. Ekonomi büyüdüyse asgari ücret niye hâlen 2.300 liradır, niye 4 bin lira değildir, buradan soruyoruz? Ya büyüme rakamlarınız gerçek dışı ya da büyüyen kısmı siz, kendiniz alıyorsunuz; küçülen kısmı ise işçiye, emekçiye reva görüyorsunuz.

Bir tünel inşaatındaki 19 bin liralık iş için yandaş şirketinize, Cengize 17 milyon lira ödediniz. İşçiye, emekçiye gelince "Kaynak yok." dersiniz ama söz konusu yandaşlarınız olduğunda "Dükkân sizin." dersiniz. (HDP sıralarından alkışlar) Açık söylüyorum: Sarayın israfları bir sebeptir; açlık sınırındaki, açlık sınırının altındaki asgari ücret ise bir sonuçtur değerli arkadaşlar. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminiz, müsrif bir sistemdir ve yoksullaşmanın en büyük sebebidir.

Pandemi felaketinde bile halkı kendi kaderiyle baş başa bıraktınız. Bütün dünyada yönetimler, kendi halkına mali yardım yaptı, destek verdi; siz ise yardım yapacağınıza halka IBAN verip para topladınız. (HDP sıralarından alkışlar) Bir de insanları kredilerle borçlandırdınız. Virüsü dahi fırsat olarak kullandınız. Neresinden bakarsanız bakın bu durum utanç vericidir. Salgında bile insan yaşamını değil, rantınızı, yandaş şirketlerinizi düşündünüz. Bir maske dahi dağıtamazken Kanal İstanbul ihalesini yaptınız. Evet, polis devleti olmakta üstünüze yok ama iş sosyal devlet olmaya geldiğinde insanlara "Başınızın çaresine bakın." diyen bir devleti ve iktidarı gördük.

Salgının boyutlarını dahi gizlediniz. Covid yüzünden neredeyse cenaze kalkmayan hane kalmadı. Her gün on binlerce insan bu hastalığın pençesine düşüyor, acil kapılarında boş sedye arıyor, tedavi olabilmek için hastanelerin önünde ümitsizce boş yatak bekliyor. Salgının bu ağır tahribatı yaşatmasının nedeni, sizin gerçeği sürekli saklamanızdır. Gerçeği ortaya çıkaran Tabipler Birliğini, hekimleri, bilim insanlarını hedef aldınız, "terörist" ilan ettiniz. Siz virüsle değil, hakikatle savaştınız.

Elbette bu salgın geçecek ama yaptıklarınız, halka çektirdikleriniz asla unutulmayacak. Giden canlar, her gün "Tükendik." diyen ve can veren hekimlerin çığlığı asla unutulmayacak. "İşe gitmezsem açlıktan ölürüm." diyen insanların çaresizliği asla unutulmayacak. "Beni virüs değil, sizin bu düzeniniz öldürür." diyen yurttaşın sesi asla hafızalardan silinmeyecek. (HDP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bugün gerek Orta Doğu gerekse Türkiye ölçeğinde ulus devlet siyasetindeki en önemli kırılma noktası, Kürt sorunudur. Cumhurbaşkanı, bir kez daha "Kürt sorunu yoktur, biz çözdük." diyerek inkâr siyasetinin diline sarıldı. Gören gözler, duyan kulaklar için bir kez daha söylemek isteriz ki: Kürt sorunu vardır, tarihsel bir sorundur. Kürt sorunu; yakılan yıkılan köylerdir, göç ettirilen milyonlardır, inşa edilen cezaevleridir, yasaklı Kürtçedir, Meclis tutanaklarına yazılan "x"lerdir, her yere sinmiş işkencedir, Roboski'dir, Kemal Kurkut cinayetine verilen beraattir; Tahir Elçi'nin yerdeki bedeni, Ceylan Önkol ve Uğur Kaymaz'ın asılı kalan bakışlarıdır. Kürt sorunu, tahrip edilen mezarlardır. Kürt sorunu, Kürt halkının inkâr politikalarına olan yüz yıllık bir itirazdır. Kürt sorunu, Kürtlerin kendi öz kimliklerini eşit ve özgürce yaşayamamasıdır. Kürt halkı, iktidar eliyle büyütülen Kürt düşmanlığı nedeniyle bugün Türkiye'de kendisini güvende hissetmemekte ve birlikte yaşam iradesinde her gün kırılma yaşamaktadır. Devlet aklının bu gerçeği iyi görmesi gerekiyor. Kürt sorunu, sadece Kürtlerin ve HDP'nin bir sorunu da değildir; başta devlet olmak üzere, tüm siyasi partilerin, Parlamentonun, yurttaşların, sivil toplumun ortak sorunudur.

Bugün demokratik Kürt siyaseti, çözümsüzlük nedeniyle âdeta Gordion düğümüne dönüştürülen Kürt sorununun acil çözümü için önemli bir irade ortaya koymaktadır. Bu irade, demokratik uzlaşı, özgür siyaset ve evrensel hukuk temelinde demokratik siyasetin geliştirilmesi ve evrensel hukuk içinde demokratik anayasal ittifak hattını benimsemesidir. 2013-2015 yılları arasında yürütülen diyalog ve görüşme süreci, yeni bir demokratik paradigmanın oluşabilmesi adına tarihî önemdeydi ancak AKP, başkanlık hevesleri uğruna bu süreci heba etti; milyonların barış talebi yerine tek adamın başkanlığını tercih etti.

Bu vesileyle, çözümün gerçek yeri olan bu Mecliste Sayın Öcalan'ın 7 Ağustos 2019'da kamuoyuyla paylaştığı mesajını kayıtlara geçirmek istiyorum: "Gelin, Kürt sorununu çözelim. 'Bir haftada çatışma durumunu, ihtimalini ortadan kaldırırım.' diyorum. Ben çözerim, kendime güveniyorum, çözüm için hazırım ancak devlet de devlet aklı da gereğini yapmalıdır." Bu çözüm iradesine cevabınız, İmralı'da hukuk dışı tecridi ağırlaştırmak ve kayyum darbesine başvurmak oldu. Kürt sorununu tecrit ile kayyum makası arasına sıkıştırarak kesmek istediğinizi bir kez daha gördük. Tarihî deneyimler de göstermektedir ki Kürt sorununu çözmezseniz Kürt sorunu sizi çözer ve çözüyor da aslında.

Burada özellikle devlet aklına seslenmek istiyorum: Tecrit hukuksuzluğundan, karanlığından bir an önce vazgeçin. Bugün tecridin son bulması için cezaevlerinde binlerce tutuklu yeniden açlık grevine başladı; bu hukuksuzluk son bulsun artık değerli arkadaşlar.

İmralı'nın kapılarını diyalog ve müzakereye açmaz iseniz Moskova'nın, Washington'un, Avrupa'nın, uluslararası güçlerin kapısında beklemeye, Katar sermayesine muhtaç kalmaya devam edersiniz. (HDP sıralarından alkışlar) Uluslararası alanda sizin üzerinizdeki tecrit de kalkmaz. Tecritle Kürt halkının demokratik ilerleyişini durduramayacağınız gerçeğini artık kabul etmeniz gerekir.

Bugün Kürt halkı, yaşadığı tüm topraklarda radikal değişimin demokratik öncü gücüdür; barış ve özgürlük gücüdür; bu nedenle dünyanın saygın halkları arasındadır. Siz 1925'lerin, 38'lerin, 80'lerin, 90'ların karanlık ruhunu yeniden diriltmeye çalışırken Kürt halkı ise kendi zamanını yarattığı yeni bir yüzyılı yaşamaktadır. Tarihin bu akışını kırmaya ve değiştirmeye asla gücünüz yetmeyecektir. Çözümden kaçtıkça çözülmekten de kurtulamayacaksınız.

Şunu net olarak ifade edeyim: Kürt sorunu, önce iktidarınızı çözecek ve iktidar değişimini yaratacaktır, ardından çözümün yolu açılacaktır. Toplumsal ittifakla, demokrasi ittifakıyla, sivil toplum ittifakıyla Kürt sorunu ve demokrasi sorunları birlikte eş zamanlı çözülecektir. Dün olduğu gibi bugün de yarın da çözümden yana ve hazır olan HDP, anayasal demokratik çözümün öncüsü ve yürütücüsü olmaya devam edecektir. HDP var oldukça çözümün yolu da her zaman açık olacaktır.

Sevgili kadın milletvekili arkadaşlarım, bütçeler, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini azaltmada ve kadınların güçlendirilmesine yönelik politikaların geliştirilmesinde önemli araçlardan biridir. Bütçelerin toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmemesi eşitsizliği daha da derinleştirmektedir. Bu bütçe, ekonomik kriz ve pandemi sürecinde kadınların durumunu gözeten ve iyileştirmeye çalışan değil, aksine kadınlar için daha fazla emek sömürüsü, daha fazla yoksulluk, daha fazla yoksunluk öngörmektedir. Bizler, kadınların işsizlikle, açlıkla, yoksullukla yüz yüze bırakılmasını, kadın emeğinin sömürülmesini, eş başkanlıkla yönetilen belediyelerimize kayyum atanarak kadınların çok daha ağır sorunlarla baş başa bırakılmasını asla kabul etmiyoruz. Eş başkanlık bizim için yaşamdır, biz yaşamdan vazgeçmiyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

Bir kez daha buradan belirtmek isteriz: Kamu kaynaklarının toplumsal cinsiyete duyarlı dağıtılması ve kamu hizmetlerinin kadınlara özgü sorunlara etkin çözüm geliştirecek şekilde yeniden planlanması için mücadelemiz devam edecektir. Biz, işçinin, emekçinin, kadınların alın terinden, sofrasından çalınan kaynaklarla savaşa bütçe yaratılmasına karşı sesimizi yükseltemeye devam edeceğiz. Kadınları şiddetten koruyacak, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini azaltacak İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Kanun'un etkin uygulanması için tüm demokratik zeminlerde mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz. Buradan bütün kadınlara söz veriyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Buldan, buyurun.

PERVİN BULDAN (Devamla) - Değerli halkımız, değerli milletvekilleri; içinden geçmekte olduğumuz bu karanlık süreç, hiç kimseyi, asla umutsuzluğa ve karamsarlığa düşürmemelidir. Yurttaşlarımız, bu iktidarın yarattığı ağır maliyeti ödemek, acı reçeteye katlanmak zorunda değildir. Hesabı ödemesi gereken halklar değil, bu iktidardır. Bu çöküşten çıkışın yolu elbette ki vardır, o da radikal, demokratik değişimdir. 82 milyonun geleceğini tek adamın geleceğine bağlayan bu sistemin neden olduğu krizlerden kurtulmak ancak ve ancak iktidar değişimiyle mümkündür. HDP fikriyatı 7 Haziranda ve 31 Martta bu değişimin yolunu açmıştır. Asıl mesele, halkı, bu çöküşten büyük zarar görmeden kurtarabilmektir. Bunun için, yeniyi ve ortak geleceği hep birlikte kurmak zorundayız.

Bakınız, 100'üncü yılında, halk egemenliğinin temsil edildiği yer olan parlamenter sistemin iradesi ve denetim yetkileri büyük oranda bu iktidar eliyle ortadan kaldırılmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

PERVİN BULDAN (Devamla) - Bir sonraki hedeflerinin 2023'te, 100'üncü yılında cumhuriyetin tasfiye sürecini tamamlamak olduğu ortadadır. En nihayetinde, bu tek adam sistemini, demokratikleşmeyen, çoğulculuğa kapalı cumhuriyetin tekçi yapısının doğurduğu unutulmamalıdır.

Değerli arkadaşlar, sevgili milletvekili arkadaşlarım; bunun için, biz erken seçim çağrımızı bir kez daha buradan yapıyoruz ve tekrarlıyoruz: "Erken seçim." diyoruz ve "Halka gidelim." diyoruz. (HDP sıralarından alkışlar) Demokrasi için siyaset yürütenlerin de sokaktaki bir yurttaş kadar cesur, kararlı ve net olması gerektiğini buradan bir kez daha vurgulamak isterim.

Evet, sözlerimi bitirirken özellikle şunu ifade ederek bitirmek isterim: Bu ülkenin kadim halklarını, inançlarını, kadınları, gençleri faşizmle karşı karşıya yaşatanların karşısında bizim, halklara...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

PERVİN BULDAN (Devamla) - ...demokrasi ve özgürlük baharını yaşatacak gücümüz de var, basiretimiz de var, inancımız da var, kararlılığımız da var.

Güzel ve aydınlık günlere olan inancımızla hepinizi bir kez daha sevgiyle saygıyla selamlıyor ve teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)