| Konu: | RTÜK'e bulundukları şikâyetlerin kurul gündemine alınmadığına, RTÜK'ün anayasal bir kurum olma özelliğini şu andaki Başkan döneminde yitirdiğine, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü'nü kutladığına, sivil toplum kuruluşlarının, siyasi partilerin birincil görevlerinden birinin imzalanmış olan Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne uygun davranılmasını sağlamak olduğuna, Merkez Bankasının faiz oranını 475 baz puan artırdığına, Diyarbakır ili Bismil ilçesine bağlı Kurudeğirmen köyündeki 30 ev, cami ve okulun yıkımına ve bu olayı protesto ettiklerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 18 |
| Tarih: | 19.11.2020 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu var, biliyorsunuz, sözde anayasal bir kurul. Şimdi, bu RTÜK'ü biz daha evvel Meclis Genel Kurulunda da kürsüden konuştuk, yaptığımız açıklamalarda da bunu belirttik. 15 hazirandan 16 Eylüle kadar 13 kez başvurmuşuz, çeşitli televizyon kanalları ve programları hakkında şikâyette bulunmuşuz. 13 kez başvuru olmuş, aradan beş ay geçmiş 15 Hazirandan bugüne kadar. Bu beş ay boyunca sıfır cevap almışız RTÜK'ten. "Değerlendiriyoruz." yazıları geldi ama bu değerlendirmeler bir türlü sonuçlanmadı beş aydır, kurul gündemine alınmadı.
Kurul gündemini kim belirliyor? Çoklu maaş sistemine bağlı olan RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, kurul gündemine almıyor, bugüne kadar yaptığımız bütün başvuruları kulak arkası ediyor, sümen altı ediyor ve anayasal görevini yerine getirmiyor. Ama şöyle gündeme alabiliyor: Mesela iktidara muhalif bir kanalda diyelim ki akşam bir program oldu, ertesi sabah kurulun gündemine o muhalif kanalla ilgili şikâyet alınabiliyor. Yani istediği zaman hemen harekete geçiyor, çifte standart hâkim, keyfî tutum hâkim. RTÜK, anayasal kurum olma özelliğini bu Ebubekir Şahin Başkanlığında tamamen kaybetmiştir. Ebubekir Şahin, aslında iktidarın ve sarayın muhalif medya üzerinde toplumsal ve siyasal muhalefet partileri üzerindeki sopası olarak işlemektedir. Çoklu maaş sistemine bağlı olan Ebubekir Şahin'in görevi budur. Korkudan bütçe görüşmelerine bile gelemedi, bunu yüzüne vuracağız diye ama bu işin peşini bırakmayacağız.
Sayın vekiller, bakın, iktidar partisine sesleniyoruz, bu iş ciddidir, RTÜK anayasal kurum olma özelliğini bu Başkan döneminde tamamen yitirmiştir, bunu bir kez daha söyleyelim, sözde bir anayasal kurul hâline dönüşmüştür.
Sayın vekiller, 20 Kasım, Dünya Çocuk Hakları Günü. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen sözleşme, 2 Eylül 1990 tarihinde de yürürlüğe girdi. Türkiye dâhil olmak üzere, yaklaşık 142 ülke bu sözleşmeyi imzaladı ya da onayladı ya da katılma yoluyla devletler taraf hâline geldi.
Çocuk Hakları Sözleşmesi gereği çocuğun üstün yararı esas alınır ve devletler bu esas çerçevesinde çocuğa dair gerekli tüm yükümlülükleri yerine getirmekle mükellef kılınır. Elbette, Türkiye'de, Çocuk Hakları Sözleşmesi açısından baktığımızda, çocukların son derece ciddi sorunlarla karşı karşıya olduklarını hepimiz biliyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz efendim.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Pandemi açısından bakacak olursak, eğitimde yaşanan sorunlar son derece güncel olduğu için ilk önce onlara değinmek istiyorum. Okulların açılması, tekrar kapanması, eğitim sürecinin aksaması, son alınan kararla tamamen belirsiz bir duruma gelmiş olması, televizyon ya da internetten oldukça kısa süreli eğitim yayınlarının çocukların eğitim hakkını yeterince kullanmalarını engelliyor hâle gelmiş olması, bilgisayar, tablet ve internet erişimi olmayan çocukların son derece mağdur bir duruma gelmiş olması; bunlar sayılabilecek bazı konular. Ama tabii ki sadece bunlar değil, çocuk işçiliği son derece ciddi bir konu. Son yıllara bakacak olursak, her ay çocuk işçileri arasında iş cinayetlerine kurban giden çok sayıda çocuk olduğunu görüyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ev içi şiddete maruz kalan çocuklar son derece ciddi sorunlar yaşamaya devam ediyorlar. Çocuk Hakları Günü'nde bunlara bir kez daha değinmek istedik.
Elbette ki bütün sivil toplum kuruluşlarının, siyasi partilerin birincil görevlerinden bir tanesi de çocuk haklarının layıkıyla yerine getirilmesini ve imzalanmış olan Dünya Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne uygun davranılmasını sağlamaktır. Gerçeklerin içinden bakınca, maalesef durum vahimdir ama geleceğimiz olan çocuklara iyi bir dünya ve güzel bir ülke bırakmak hepimizin sorumluluğundadır. Dünya Çocuk Hakları Günü bütün çocuklara kutlu olsun diyoruz.
Şimdi, biraz evvel Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplandı ve faiz oranını 475 baz puan artırdı yani 10,25'ten 15'e çıktı resmî olarak faiz oranları ama zaten biliyoruz ki hepimiz, piyasalarla biraz ilgili olanlar, 14,72'den işlem görüyordu faiz oranları; bu durum, resmîleşmiş oldu.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Böylelikle Merkez Bankasının da aslında olmayan bağımsızlık imajı biraz daha düzeltilmeye çalışılmış oldu.
On altı ayda 3 Merkez Bankası başkanı, 1 müstafi bakan, 1 yeni bakan; ekonomimizin durumu bu.
Yani bu faiz oranlarının artırılması gündeme gelince bir kez daha, kaçınılmaz olarak bu faiz oranı ile enflasyon ilişkisi meselesini bir kez daha dile getirmek gerekiyor. Hani, bu "Faiz, sebep; enflasyon, sonuç." diye bir tespitte bulunmuş olan, bir tez ortaya atmış olan, dünya ekonomi tarihine büyük bir katkıda bulunmuş olan bir parti başkanınız var, Adalet ve Kalkınma Partisi Başkanı. Elbette, bu tez bir kez daha, aslında saçma bir tez olarak ortaya çıkmış oldu. Bu iddia boşa düştü ve yani "faiz lobisi, faiz lobisi" diye hep konuşuyordunuz. Bu teze dayanarak ekonomide çok ciddi sorunlar yarattınız kur açısından da enflasyon açısından da. Bu iddia boşa çıktı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.
Bu yanlış iddia üzerine oluşturulmuş olan ekonomi politikaları çöktü ve dikiş tutmaz hâle geldi. Bunu bir kez daha dile getirmiş olalım.
Son değinmek istediğim konu, Diyarbakır'ın Bismil ilçesiyle ilgili. Diyarbakır'ın Bismil ilçesine bağlı Kurudeğirmen köyünde bulunan 30'a yakın evin, köy camisinin ve okulunun Bismil İlçe Jandarma Komutanlığının talebi üzerine Bismil Belediyesi tarafından iş makinelerince yıkıldığı, köylüler tarafından bize bildirildi.
Şimdi, bu köyün özelliği şu: 90'lı yıllarda güvenlik gerekçesiyle zorla boşaltılmış bir köy Kurudeğirmen köyü. Fakat o boşaltmadan sonra açılan davalar sonucunda tazminat kararına varılmış ve tazminat ödenmiş köylülere. O zaman zorla boşaltılan köydeki kalan evler şimdi yıkılmış vaziyette. Şimdi, köylülerin tüm itirazlarına rağmen ve köy muhtarının yıkım kararı tebliğini imzalamamış olmasına rağmen bu evler yıkılmış. Neden yıkılıyor bu evler, neden yıkılıyor?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurunuz.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bitiriyorum efendim.
Bu evlerin yıkılma gerekçesini öğrenmek istiyoruz. "Güvenlik gerekçesi" diyorlar ama bunun güvenlikle bir alakasının olmadığını biz elbette ki biliyoruz çünkü orada herhangi bir sorun yaşanmıyor uzun zamandır. Bu evlerin yıkılmasının bir nedeni, oradaki, kırsal alandaki köylerin insansızlaştırılmaya başlanılmış olmasıdır. Bu bir politikadır, iktidar politikasıdır ve bu politika nedeniyle bu köylerdeki evlerin yıkıldığını biliyoruz. Bir de "Evlerimiz yıkılmasın." diye itiraz eden köylere jandarma demiş ki: "Bu evler 90'lı yıllarda boşaltıldığı için devlet size para ödemiş, şu an hiçbir hakkınız yok zaten." Ya devlet o evleri boşalttığı için o zaman tazminata mahkûm olmuş; tazminat, evlerin tapusunun alınması anlamına gelmiyor, tazminat ödenmiş yanlıştan dolayı. Şimdi, bir de gelmişler, bu kez evleri yıkmışlar yani Kürt halkına yönelik aynı zulüm devam ediyor maalesef, bunu bir kez daha dile getiriyoruz ve protesto ediyoruz.
Teşekkür ediyorum.