GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: İşsizlik Sigortası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:11
Tarih:03.11.2020

CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; her şeyden önce İzmir'de yaşanan deprem felaketi nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum. Ulusumuz için geçmiş olsun diyorum.

Görüşmekte olduğumuz kanun teklifi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Heyetinizi, bu vesileyle saygıyla selamlıyorum.

Bu torba kanun Komisyonda eklenen maddelerle birlikte 51 maddeden oluşmaktadır. İktidar ne bulduysa bu torba kanunun içerisine doldurmuştur, yok yok; tam bir hukuk katliamına dönüşmüştür.

Özet olarak ve kabaca şu düzenlemeler yapılmaktadır: Öncelikle, teklifin ilk 5 maddesinde ne var bir bakalım. 31/8/2020 tarihine kadar ödenmemiş olan vergiler, gümrük vergileri, sigorta primleri, belediyelere ait su, atık su, katı atık ücretleri, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarının asli ve ferî amme alacakları bu 5 maddeyle yeniden yapılandırılmaktadır. Borç asıllarına ve ferîlerine enflasyon farkı ilave edilerek genel olarak ikişer aylık devreler hâlinde 18 eşit taksitte tahsilat yapılacaktır. İlgililer bu senenin sonuna kadar başvuruda bulunacaklar, ilk taksitini de önümüzdeki yıl ocak ayında veya SGK borçlarını da şubat ayı sonuna kadar ödeyeceklerdir. Gerçekte zaman aşımına uğramış olması gereken 2015 yılı öncesine ait küçük tutarlı alacakların ise tahsilinden vazgeçilmektedir. Diğer taraftan, TOBB, Türkiye Esnaf Odaları, Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi bazı kuruluşların bazı alacakları ile il özel idareleri ve belediyelere ait taşınmazların kira ve satışından doğan alacakları da bu çerçeve içerisinde yapılandırılmaktadır. Önümüzdeki kanun teklifinin ilk 33 sayfalık 5 maddesinin özeti bu şekildedir.

Değerli arkadaşlar, bu yapılandırma borç asıllarını silmiyor, kısmen de silmiyor, tamamen de silmiyor. Hepsine "Ödeyeceksiniz." diyor hükûmet. Faizlerini, gecikme zamlarını da silmiyor gerçekten. "Aslını da ferîni de geciktirdiğin süreye enflasyon farkını ekleyip tahsil edeceğim." diyor. "Taksite bağlayacağım." diyor, taksit taksit yani "Ciğerinizi sökeceğim." diyor. (CHP sıralarından alkışlar) Şu corona ortamında, şu pandemide zarar eden, iş yerini kapatan, ekmek teknesini kaybeden insanlar için Hükûmetin öngördüğü tedbir bundan ibarettir.

Pandemi nedeniyle geçici olarak kapattığı iş yerlerine tek kuruş karşılıksız, doğrudan destek vermeyen bu Hükûmet, aslında dünyada benzeri olmayan bir uygulama yapmıştır; pandemi nedeniyle, desteksiz kaldığı için tamamen kapanan iş yerlerine dahi aldırış etmemiştir. Tüm dünya, OECD ülkeleri doğrudan destek paketleri açıklarken Türkiye'de Hükûmet, bu kesime tek kuruş doğrudan destek vermemiştir. Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nun ifadesiyle "Kırk yıl devletine vergi ödeyen esnafına, kırk gün bakamayan bir Erdoğan hükûmeti vardır ortada." Bu gerçekten tam bir zulümdür. Sürekli borç erteliyor, enflasyon farklarıyla, faizleriyle birlikte vatandaşın gırtlağına çöküyor ve tahsilatını yapıyor. Kazanmayan, zarar eden, iflas eden, intihara sürüklenen vatandaşın hâli nicedir, bu Hükûmetin haberi yok. Sosyal Yardımlaşma Fonu'na kayıtlı vatandaşlara ödediğiniz birkaç bin lirayı, sakın "Hükûmet olarak destek" diye açıklamayın çünkü bu gülünç bir durumdur. O kadarını yapmayan dünyada hiçbir ülke yoktur. Rutin, sıradan işlerle, bu ülkede, bu pandemi karşısında ciddi tedbirler aldığınızı Hükûmet olarak söyleyemezsiniz. Daha bu Hükûmet 2009 öncesine ait TEDAŞ'ın elektrik borçlarını silmeyi başaramamıştır. On yıldır sürekli yapılandırıyor, yapılandırdığı TEDAŞ alacakları tahsil edilemediği için tekrar yapılandırıyor, doymuyor, tekrar yapılandırıyor ama bir türlü tahsilat gerçekleşmiyor. Ama vatandaşı yormaktan başka hiçbir işlevi olmayan bu yapılandırmalardan Hükûmet yorulmuyor ve alacaklardan da vazgeçmiyor. Bugün, bu borçlu vatandaşların çoğu hayatta değil, çoğu ölmüş ama Hükûmet neredeyse mezarlıklara bile haciz koyacak ama yandaş medya patronu iş adamlarına milyarlarca liralık iş veriyor aynı Hükûmet, vergisini de sıfırlıyor.

Bakın, daha kısa bir zaman önce yandaş bir medya patronuna 9,5 milyar liralık bir demir yolu ihalesi verilmiştir. Tamamı 200 kilometrelik yol 9,5 milyar liraya verilmiştir hem de ihaleyle değil, pazarlık yöntemiyle, dost ahbap işi. "Al şu demir yolunu yap, devlet kasasından 9,5 milyar lira al, milyarlarca lira kazan." diyor ve bu 9,5 milyon lira, milyon lira değil arkadaşlar, 9,5 milyar lira... Bakın, şu anda 2021 bütçesi Türkiye Büyük Millet Meclisinin başka bir salonunda, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüyor. Tek bir yandaş iş adamına 200 kilometrelik bir demir yolu yapımı için ödeyeceğiniz para Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçesinin tam 5 katıdır. Bütün personel maaşlarıyla birlikte Meclis bütçesinin, Meclis harcamalarının bir yıllık tutarının 5 katı tutarında bir parayı pazarlık yöntemiyle, dost ahbap ilişkisi içerisinde yandaş bir medya patronuna veriyor bu Hükûmet. Bu 9,5 milyarlık ihale bedeli Anayasa Mahkemesi bütçesinin de 110 katıdır; yetmedi, İçişleri Bakanlığı bütçesi kadardır; Dışişleri Bakanlığının bütçesinin 2 katına yakındır. Saymaya devam edersem şunları söyleyebilirim: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Bütçesinin 2,5 katıdır tek bir yandaş medya patronuna verilen iş, 9.5 milyar liralık iş; Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin 1,5 katıdır; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesinin 2,8 katıdır; Ticaret Bakanlığı bütçesininse 1,5 katıdır. Sayarsam uzayıp gidecek ama meramımı yeterince anlattığımı düşünüyorum, bu kadarı yeterli.

Değerli arkadaşlar, bir medya patronuna kim bu kadar para verse elbette gece-gündüz ekranlarda o Hükûmeti göklere çıkarırdı. Neden bu yandaş medya Hükûmetin yaptığı her yanlışa "harika, şahane" diye destanlar yazıyor, propagandasını yapıyor anlaşılıyor. Memleketi idare edemeyen, her şeyi arapsaçına çeviren Erdoğan hükûmeti medyaya aktardığı milyarlarca lirayla işi toparlamaya çalışıyor ama siz Hükûmetsiniz, medya patronlarına milyarlar akıtarak yanlışlar düzelmez, önce yanlışlarınızı düzeltmeniz gerekir, yanlışlarınızdan vazgeçmeniz gerekir. Hem, dağıttığınız, yandaşa, yandaş medya patronlarına dağıttığınız bu para kimin parası? Vatandaştan topladığınız paraları dağıtıyorsunuz; ekmek parası olmayan vatandaş bile ekmek alırken fiyata karışmış olarak yüzde 1 KDV ödüyor. Vatandaşın ekmeğinden topladığınız vergileri yanlışlarınızı söylemesin, sizi övsün diye medya patronlarına dağıtıyorsunuz ama aslında iş burada da bitmiyor; dost, ahbap işi pazarlık yöntemiyle 9,5 milyar lira verdiğiniz ahbap iş adamı kazanacağı milyarlarca liranın vergisini ödemesin diye 9,5 milyar liralık kazancına vergi muafiyeti getirdiniz yani peşin peşin vergisini de sıfırladınız. Dükkânını kapatmış, ekmek teknesini kaybetmiş vatandaştan taksit taksit tahsil ediyorsunuz. Niçin? Çünkü 9,5 milyar liralık işin vergisini sıfırlamak için.

Sayın milletvekilleri, bu 51 maddelik torba kanundaki tüm maddeleri ayrı ayrı yirmi dakikada anlatmak mümkün değil, aslında anlatmaya da gerek yok. Hükûmet zaten laf dinlemiyor, yanlışlarında devam ediyor. Sayın Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu 2018 Ağustos ayında ekonomik kriz ilk ortaya çıktığında iyi niyetle 13 maddelik bir çözüm önerisi sunmuştu bu Hükûmete, hiçbir maddesini uygulamadılar. Daha sonra da "Bu ülke bizimdir; bu millet, bu bayrak, bu devlet bizimdir. İyi niyetle Hükûmete tavsiyelerimizi söylemeye devam edeceğiz." dedi, zaman zaman yol gösterdi, onlara da bu Hükûmet aldırış etmedi. Ekonomik krizden bugüne iki yıl iki ay geçti, kendi bildiğini okuyan Hükûmet yanlışlarına devam ediyor, bu güzel ülkemizi harabeye çevirmeye, insanlarımızın umudunu yok etmeye devam ediyor. İşlerini kaybeden, ekmek tekneleri ellerinden alınan -hiçbir dönemde yaşamadığı kadar çok- insanımız ekonomik nedenlerle intihar ediyor, gençlerimiz işsizlikten perişan oluyor, hayat pahalılığı çekilmez hâle geliyor ama Hükûmet hâlâ diplomasını aldığı hâlde işsiz bıraktığı gençlerimizin öğrencilik yıllarında aldıkları kredilerini faizleriyle tahsil etme gayretindedir. Bu kanun teklifinde de onlarca madde var ekonomik krizle bağlantılı. Bu maddelerin hemen hepsi pansuman tedbirleri niteliğindedir; yara kangren olmuş Hükûmet pansumanla meşguldür ve bu maddeler ve bu Hükûmetin kriz sonrası yapmaya çalıştığı şeyler diğer bir ifadeyle de aspirin tedavisine benzemektedir; ülke sıtmaya yakalanmış, tir tir titriyor ve Hükûmet aspirin tedavisiyle yoluna devam etmeye çalışıyor. Bu iş böyle olmaz ve bu anlayış kökten değişmediği sürece ülkedeki sorunlar çözülmez.

Değerli arkadaşlar, bütün maddeleri geçiyorum, bu teklifin bence en önemli maddesi 22'nci maddedir. Nedir bu madde de? Vatandaşın tek kuruşluk ödenmemiş vergisini taksite bağlayıp gırtlağına çöken bu Hükûmet bu kanun düzenlemesiyle ve bu maddeyle, tek kuruş vergi ödemeden, milyarlarca doları nasıl kazandığı belli olmayan yollarla kazanıp yurt dışında bir köşede stoklamış kişilere "Temmuz 2021'e kadar paranızı Türkiye'ye getirebilirsiniz, tek kuruş vergi almayacağız ve paranızı ananızın ak sütü gibi helal ve yasal kazanılmış para sayacağız." diyor.

İşin en kötü yanı, bu tür kanunları sürekli, belirli aralıklarla bu Meclisten geçiren de Erdoğan hükûmetleridir. Yanlış saymadıysam şu ana kadar 6'ncı kötü parayı aklama kanunu bu Mecliste görüşülmektedir. Kötü para tehlikelidir arkadaşlar -kara para dememek için kötü para diyorum- ülkeyi çürütür, ahlakı çürütür, devleti çürütür ve bunun dünyada örneği yoktur. Türkiye'de böyle 6 kez kötü parayı aklama kanunu çıkarmış tek bir hükûmet de yoktur. Bu Hükûmetten önceki yüz yıl boyunca bu ülkede böyle kötü parayı vergisiz, sorgusuz, sualsiz aklayan tek bir kanun da yoktur. "Efendim, bu düzenleme MASAK'ın kara para incelemesi yapmasına engel değildir." diye savunma yapmaya kalkabilir bu iktidar. MASAK'ı 1997 yılında Maliye Bakanıyken kurmuştuk; ne yaptığını, ne yapmadığını iyi bildiğimi düşünüyorum. Daha önce çıkardığınız 5 adet kötü parayı aklama yasanız var, hiçbirinde hiç kimse için kara para incelemesi ve soruşturması yapmadınız. Yaptıysanız tek bir örnek getirin; evet, yoktur.

Somut olarak kimseyi kastetmiyorum ama teorik olarak, üstüne basarak söylüyorum, sadece ve sadece teorik olarak şunu anlatmak istiyorum: Yönetici sınıf teorileri vardır. Bu teorileri harmanladığınızda ve bu metnin içerisinde ifade edeceğim diğer bazı bağlantıları kurduğunuzda gelişmelerin nelere yol açabileceğini çıkarabiliriz. Yönetici sınıfın, kara paraya yönelmesi, yolsuzluğa yönelmesi, kanunlara aykırı kaynaklara ve servet biriktirmeye yönelmesi, Kur'an'daki ifadeyle tekâsür peşinde koşması bu yönetici sınıfta yeni bir refleks geliştirir. Yolsuzluklar arttıkça o ülkede yönetici sınıf, ülke kaynaklarını nereye harcadığını gizlemeye başlar, ülkede yönetimin şeffaflığı ve hesap verebilirliği kalmaz. Bunu değişik yollarla gerçekleştirir; yasaklar koyar, eleştiren, yönetici sınıfın gizli kapaklı işini ortaya çıkarmaya çalışan gazetecileri, aydınları, hatta politikacıları terör örgütleriyle iş birliği yapmakla suçlamaya başlar, hapishaneleri bu kişilerle doldurur. Gazeteciler, aydınlar, muhalefet artık açıkça konuşamaz hâle gelir, bürokrasiyse ser verir, sır vermez hâle dönüşür. Yaptıklarının hesabını veremeyen yönetici sınıf destursuz hâle gelir bu ortamda. Bu güven ortamı yönetici sınıfın daha büyük yolsuzluklara yönelmesinin, akla hayale sığmayacak devasa servetler edinmesinin yolunu açar. Baskılar, yasaklar yolsuzlukları, yolsuzlukların büyüklüğü ise baskı ve yasakların şiddetini artırır. Yasa dışı serveti taşıyamayacak duruma gelen yönetici sınıf bu noktada bir şeye daha ihtiyaç duyar. Bu, varlıklarını yasallaştırma ve legalleştirme ihtiyacıdır. Bu, bu duruma gelen insanın fıtratının bir gereğidir. Tüm psikoloji ve siyaset bilimi kurallarına göre bu iş böyle işler. Hüsnü Mübarek'in, Kaddafi'nin yüz milyarlarca liralık servetinin kaynağında ne var zannediyorsunuz? İşte o ülkelerde bu mekanizmaların gelişmiş olması vardır. Bu noktada, biriken serveti yasallaştırma, legalleştirme çabası içerisindeki yönetici sınıf iki şeye ihtiyaç duyar. Birincisi, kanunlar çıkararak devasa servetini aklamak ister çünkü o, bir çanta dolusu para değildir; taşıyamayacağı kadar, banka hesaplarına sığmayacak kadar, banka dışı hesaplarda tutamayacağı, gayrimenkulden borsa araçlarına varıncaya kadar, taşıyamayacağı boyutta bir varlıktır. İkincisi ise bu legalleşme düzenlemeleri için toplumun hazmetme kapasitesini artırmaya ihtiyacı vardır yönetici sınıfın. Çıkaracağı siyasi krizler, iç-dış krizler, ekonomik krizler bu ihtiyacı karşılar yani halka "Cambaza bak." derken kendisi malı götürür. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Kısaca, yönetici sınıf kriz sevici bir sınıfa dönüşür, kriz sevici. Bu, diğer ifadeyle, millet derdine düşmüşken krizi fırsata çevirme işidir ama bu noktadan daha tehlikeli olarak bu, birbirini besleyen mekanizmalar sonunda mafya devletinin ortaya çıkmaya başlamasıdır, en tehlikeli olan nokta budur. Devlet, bu mekanizmalar rahatlıkla işlediği zaman, sonunda mafya devletine dönüşür; devlete özgü kamu gücü mafyanın kırbacına dönüşür. Merak edenler -Türkçe çevirisi yapılmış olanı var mıdır, bilmiyorum ama- Batı'da yazılmış, mafya devletiyle ilgili çok sayıda kitaplardan birini alıp inceleyebilir ve okuyabilir.

Sayın milletvekilleri, ben bu kanun teklifinin bu 22'nci maddesini tehlikeli buluyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Bir cümlem kaldı Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun.

ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Ülkeyi mafya devletine götürecek yola döşenmekte olan taş misali görüyorum. Biliyorsunuz, cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)