| Konu: | 15 Ekim Halkların Demokratik Partisinin kuruluşunun 8'inci yıl dönümüne, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun cezaevlerinden gelen başvurulara ciddiyetle eğilmesi gerektiğine, Van ilinde Kasım 2016 tarihinden bu yana uygulanan eylem ve etkinlik yasağının valilik kararıyla bir kez daha uzatıldığına, Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle terörle mücadelede görev alanların suç işlemesi durumunda seçecekleri avukatların ücretlerinin devlet kurumları tarafından ödeneceğinin karara bağlandığına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 4 |
| Birleşim: | 6 |
| Tarih: | 15.10.2020 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, 15 Ekim...
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Doksan yıllık tarihimizde bir defa tezkere oylanmamış şimdiye kadar, bir defa tezkere yoklaması alınmamış şimdiye kadar.
ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Daha iki ay önce ben aldım yine.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Devam edeyim mi Sayın Turan?
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Özür dilerim... Özür dilerim...
BAŞKAN - Sayın Oluç konuşuyor.
Buyurun Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.
15 Ekim bugün, 15 Ekimde sekiz yıl önce Halkların Demokratik Partisi kurulmuştu. Kuruluş yıl dönümümüzü bugün kutluyoruz. Halkların Demokratik Partisi demokrasi, özgürlük, eşitlik, barış mücadelesi ve toplumsal adaletin her alanda tesis edilmesi hedefiyle kuruldu ve bu hedefinde de kararlı duruşunu bugüne kadar sürdürdü. Farklı kültür, kimlik, inançlara sahip olan halklarımızın eşit koşullarda ve barış içinde bir arada yaşaması anlayışını ısrarla savundu ve bunun için mücadele etti. Demokratik, politik kültürün gelişmesi, toplumsal barış, toplumsal müzakerenin gelişmesi hedefinden hiç uzaklaşmadı. Bütün baskılara, engellemelere ve zulme rağmen demokratik siyaset zemininde kaldı ve kalmaya devam edecek. Bu zemini güçlendirme kararlılığından vazgeçmedi ve vazgeçmeyecek.
Cezaevlerindeki binlerce insanımıza buradan bir kez daha selam gönderiyoruz. Bedel ödeyen, dayanışma gösteren, emeğiyle bizi var eden halklarımıza saygılarımızı sunuyoruz 8'inci kuruluş yıl dönümümüzde.
Sayın vekiller, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu diye bir kurumumuz var biliyorsunuz, idari ve mali özerkliğe sahip ve Adalet Bakanlığına bağlı çalışıyor. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun adı üstünde insan hakları ihlallerini araştırması, cevap vermesi ve bu konudaki ihlallerin ortadan kaldırılması için çalışması gerekiyor fakat bu Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun cezaevlerinden gelen hemen hemen her başvuruya "dayanaktan yoksun" kararı verdiği görülüyor. Kurul 15 cezaevi başvurusundan sadece 1'i hakkında ihlal kararı vermiş son dönemde ve bu ihlal kararında da bir kurul üyesi karşı oy kullanırken "İhlal kararı vermek güzide kurumlarımıza haksızlık olur." demiş. "Güzide kurumlar" diye adı geçen kurumlar da Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı. Yani aslında Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun neredeyse adını değiştirip "Türkiye güzide kurumlarını koruma kurulu" hâline getirecekler.
Şimdi, "Aslında özerk çalışması gereken bu kurumun dayanaktan yoksun bulduğu ve kabul edilemez diye gördüğü başvurular nelerdir?" diye soracak olursanız: Ceza infaz kurumunda bulunan mahpusların infaz koruma memurlarınca -her yerde değilse bile kimi yerlerde- tekme tokat dövüldüğü iddiaları, işkence altında ifade verme konusundaki başvurular, kanuna aykırı gözaltına alınma başvuruları...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - ...cezaevinde sağlığa erişim hakkının engellendiğine dair başvurular, cezaevlerinde kanuna aykırı bir şekilde disiplin cezası verilmesine dair başvurular. Bütün bu başvurulara dediğim gibi "dayanaktan yoksun" cevabı veriliyor.
Şimdi, biraz evvel bu sözünü ettiğim başvurunun konusu ne diye merak edecek olursanız onu da söyleyeyim: Eşi hükümlü olan bir kişi, eşinin hastanede elli gün boyunca kelepçeli tutulması nedeniyle başvuruyor. İşte, bu başvuruya karşı oy kullanan üye de "2 güzide kurumumuzu yani Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığını yıpratmayalım, hakkaniyet ilkesiyle örtüşmez böyle bir tutum." diyor, karşı oy gerekçesi yazıyor. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumunun bu konudaki çalışmalara ve başvurulara daha ciddiyetle eğilmesi gerektiğini burada ifade etmek istiyorum.
Şimdi, Van ilimizde Kasım 2016'dan bu yana valilik...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - ...kararıyla alınan on beş günlük eylem ve etkinlik yasakları dört yıldır sürüyor, dört yıldır valilik bu kararları uzatıyor düzenli olarak, eylem ve etkinlikleri yasaklıyor ve hak ihlallerini artırıyor.
Şimdi, son dönemde de tabii bahane malum, pandemi var, o nedenle on beş günde bir bu kararı uzatıyorlar fakat baktığımızda İnsan Hakları Derneğinin Van şubesinin de açıkladığı raporlara göre, en az 1170 insan hakkı ihlali bu dönemde Van'da yaşanmış vaziyette. Van Barosu, Van idare mahkemelerine başvurularda bulunuyor ve ayrı ayrı 14 iptal davası açıyor ama bu idare mahkemeleri kararları orantılı ve ölçülü buluyor, demokratik toplum gereklerine uygun buluyor yani müthiş idare mahkemeleri bunlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Dört yıldır her türlü eylemin, etkinliğin yasaklanmasını orantılı ve ölçülü bulan idare mahkemeleri var, "Demokratik toplum gereklerine uygundur." diyen idare mahkemeleri var. Dehşet bir durumla karşı karşıyayız yani ve baroların başvurularını, 14 başvurudan 12'sini reddediyor idare mahkemeleri. Şimdi, Van Barosu, Erzurum Bölge İdare Mahkemesine taşımış vaziyette durumu. Oradan da nasıl bir karar çıkacağını bekliyoruz.
Tamamen Valiliğin keyfî uygulamasıyla, hukukla ilgisi olmayan bir uygulamayla karşı karşıyayız ve geçen burada da tartıştık bu konuyu, tabii ki takip etmeye de devam ediyoruz. Helikopterden 2 kişinin atılmasıyla ilgili ve 1 kişinin hayatını yitirmesiyle ilgili işkence ve kötü muameleye ilişkin uygulamaların da Van'da yapıldığını hatırlatmak istiyorum.
Ben de o zaman Van'a gittim, bir basın açıklaması yapacaktım, çok gelişmiş bu konuda Van Emniyeti de.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlelerinizi alayım Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bana "Tabii, vekil olarak basın açıklaması yapabilirsiniz, bu hakkınız var." dediler. Fakat yaptığım basın açıklamasında basına izin vermediler yani basın, benim yaptığım basın açıklamasını izleyemedi. Böyle de demokratik kurallara uygun olan, ölçülü ve orantılı davranan bir Valilik ve ona bağlı çalışan bir Emniyetle karşı karşıyayız Van'da. Hani bu durumu bir kez daha dile getiriyoruz, bu hukuksuzluklar gerçekten artık her türlü sınırı aşmış vaziyette.
Şimdi, bu hukuksuzluklar devam ederken geçen gün Resmî Gazete'de bir yönetmelik değişikliği yayınlandı ve o yönetmelik değişikliğinde terörle mücadelede görev alanların suç işlemesi durumunda seçecekleri avukatların ücretlerinin devlet kurumları tarafından ödeneceği karara bağlandı. Yani bakın, devlet "Suç işliyorsanız, o suçları siz işlediğiniz zaman yargılanmanıza biz yardımcı olacağız." diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oluç, tamamlayalım lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Tamamlıyorum efendim.
Aslında bugüne kadar bu tür suçları işleyenleri, kötü muamele, işkence yapanları cezalandırmıyordu devlet; bir cezasızlık politikası uyguluyordu. Şimdi, cezasızlık politikasının ötesinde bir de bu uygulamaları teşvik ediyor bu yönetmelikle beraber ve "Hani bundan dolayı bir suç işleyecek olursanız da sizin arkanızdayız, halkın vergileriyle sizin avukat ücretinizi öderiz." demiş oluyorlar.
Bir de şunu yapıyorlar: Personel tanımını da geliştiriyorlar ve personel tanımına mülki idare amirlerini de dâhil ediyorlar yani kaymakamlar ve valiler de suç işlediklerinde, hukuksuzluk yaptıklarında devletin parasını ödediği avukatlar tarafından savunulacaklar. Yani bu iktidar tarafından yapılan hukuksuzluğun gerçekten sınırı kalmadı, bunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Teşekkür ediyorum.