GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:4
Birleşim:3
Tarih:07.10.2020

CHP GRUBU ADINA ORHAN SARIBAL (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (2/2985) esas numaralı gıda tarım ve orman alanlarındaki bazı düzenlemelerle ilgili yasa teklifini konuşuyoruz.

Bugün 7 Ekim Dünya Pamuk Günü. Dünya Pamuk Günü elbette birçok ülkede etkinliklerle kutlanacaktı, Covid nedeniyle kutlanamadı ama Dünya Pamuk Günü'nü kutlamak mı lazım, kutlamamak mı lazım, bunu tartışacağız elbette.

Öncelikle yeni bir yasama dönemindeyiz. Halkın Meclisine olan inancıyla bu Meclisin demokrasi, özgürlük, eşit yurttaşlık, adalet, dayanışma anlamında -eğer halkın Meclisiyse- halkın yararına yasalar ortaya koyabilme; bir yerlerden gelen dayatmalarla, önermelerle değil, halkın verdiği oylarla halkın yarattığı Meclisin çıkaracağı yasalarla halk adına iyi şeyler yapma umudunu taşıyarak yeni yasama yılının başarılı geçmesini diliyorum.

Tarım, ekmek... Sık sık krizler yaşıyoruz dünyada, o krizlerde özellikle ülkemizde de gördüğümüz, ayakta kalan tek şey tarım ve gıda. Tarım ve gıda bizim açımızdan iki temel noktada çok kıymetli: İnsanın, halkımızın temel beslenme ihtiyacını karşılayacak, deyim yerindeyse gıda egemenliğini sağlayacak ve yine insanımıza yeterli ve dengeli besin taşıyacak gıda güvencesinin oluşturulmasını temel hedef, temel anlayış olarak görüyoruz. Ve tarım, bütün bileşenlerin, bütün kitlenin, muhatabı olan bütün yapıların yan yana gelip karar vereceği bir mekanizmayla hayata geçmeli. Sadece bir kişinin, birilerinin, emperyalizmin, onun yerli iş birlikçilerinin ve onun yerli iş birlikçilerinin ithalat lobisi üzerinden ülkenin toprağını peşkeş çeken; insanını deyim yerindeyse sömüren, güneşini, suyunu gasbeden, toprağını gasbeden bir mekanizmadan çıkarılıp o ülkenin suyunun, toprağının, güneşinin, insanının hakkı olduğunu düşünerek bir temel politikayla hayata geçirilmesi gerekir. Bu nedenle tarım çok önemli ama görüyoruz ki sofralarda sadece yemeğimizi yiyip onun hangi aşamalardan geldiğini düşünmeden hayatımızı sürdürüyoruz. Neden mi? İşte, Meclisin durumu. Hepimiz zaman zaman buradan çıkıp karnımızı doyuruyoruz, dışarıya çıkıp lüks araçlar ve saraylar üzerinden hayatımızı sürdüremiyoruz. Covid dedik, pandemi dedik, salgın dedik ama dünyadaki 7,5 milyar insan tek şey yapmak zorundaydı ve mutlaka elbette havayı -şimdilik bedava alıyor- elbette suyu ve elbette gıdayı... Gıdanın da temel kaynağı ne olursa olsun tarımdı. Bu nedenle tarımı eğer yok edersek, tarımla birlikte çiftçiye sahip çıkmazsak eğer Genel Başkanınızın dediği gibi ambarın anahtarı kimdeyse emri de o verir. Dolayısıyla tarım, çok önemli bir üretim biçimi olmasının yanında çok önemli bir politik dinamiktir yani tarımın özü politiktir.

Bugün geldiğimiz noktada Türkiye'nin ahvalüşeraiti şu: Girdilerin tümüne yabancı şirketlerin karar verdiği; çıktıların, üretim fiyatlarının tümüne de dünyanın en büyük yalan hikâyesi olan, "serbest piyasa ekonomisi" olarak adlandırılan, neoliberal politikalar olarak görülen, borsalar üzerinden yönetilmeye çalışılan ama işin özünü IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve egemen şirketlerin belirlediği bir sarmalın içerisinde. Yani bu ülkenin çiftçisi, hiçbir zaman üretimde kullandığı girdilere dair bir fiyat belirleme hakkına sahip değil. Yine aynı şekilde bu ülkenin çiftçisi, ürettiği ürünün fiyatına dair bir fikir ortaya koyabilme ve buradan doğru bir fiyat belirleme hakkına sahip değil. Girdilerin tümünü egemen şirketler belirliyor; mazot, gübre, ilaç, elektrik ve çıktıların tümünde de dünya borsalarına göre hareket ediyoruz yani öyle bir sarmaldaki çiftçi...

Bizim çiftçimiz, örneğin, Amerika Birleşik Devletleri'nin ticaret bakanlarıyla rekabet ettiriliyor; bizim çiftçimiz, örneğin, Avrupa Birliğinin ticaret ve hazinesiyle rekabet ettiriliyor. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir mekanizma olmaz, benim çiftçim Amerika Birleşik Devletleri'nin hazine bakanlığıyla rekabet edemez, etmemeli. Burada, rekabet sistemini düzenleyecek olan kurum elbette o ülkenin idaresidir, hükûmetidir, ticaret bakanlığıdır, sanayi bakanlığıdır, tarım bakanlığıdır. Dolayısıyla çiftçi ya da tüketici ya da Türkiye tarımı, açıkçası kendi kendini yönetenleri dâhil karar verme iradesini kaybetmiştir.

Tam da böyle bir ortamda biz bir kanun teklifi üzerinden bir şey kanunlaştırmaya çalışıyoruz. Bu kanun teklifi, aslında bir torba tarım kanunu, daha önce çıkarılmış 12 kanunda değişiklik öngörmektedir. İki değişik biçimde değerlendirmek lazım bu kanunu: Biri usul yönünden, diğeri de içerik yönünden.

Kanun yapma tekniği açısından bakıldığında, kanun toplumun en geniş kitleleri açısından ya da muhatap olduğu kitlenin bütününün görüşleri üzerinden inşa edilmeli, ortaya çıkmalı. Oysa baktığımızda bu kanun teklifi hiç demokratik değil, hiçbir bileşeni tarafından doğru dürüst tartışılmış değil. 25 Haziran'da ansızın geldi, 30 Haziran ve 1 Temmuz'da iki günlük Komisyon süreciyle tamamlandı. Peki, Komisyonda ne oldu? 35 madde, iki gün... Bir tek kelime, muhalefet ya da Komisyona katılan diğer milletvekillerinin bir tek kelimesi bile doğru değil miydi oraya girmesi gereken? Yok, çoğunluk esasına dayalı, elimizi kaldırıyoruz, komisyon sonuçlanıyor. Bileşenler; kimin haberi var, nerede tartışıldı? Oysa, 35 maddeye, 12 kanundaki değişikliğe ve yeni önermelere baktığımızda hemen hemen toplumun tümünü ilgilendiriyor, tümünü; 83 milyon artı sığınmacıları artı turistleri, bu ülkede yaşayan herkesi ilgilendiren 35 maddelik bir kanun teklifinden bahsediyoruz. Dolayısıyla usul yöntemi, kesinlikle uygun olmamıştır, usul yönünden tam bir sıfırı çekmiştir.

İçeriğine baktığımızda da çok net şunu söylemek gerekir: Bir, iktidar bu kanun teklifini getirerek aslında başarısızlığını ortaya koymuştur. Neden mi? Çok net bir şekilde kardeş parsel meselesinde ön alım hakkını kaldırıyor. Defalarca söyledik: Ya olmaz böyle bir şey, bu toprak gasbını yaratır, zenginlerin toprakları ele geçirme olayını ortaya koyar, bundan başka bir şey çıkmaz dedik; buradan geri duruldu. Yani aslında bir pişmanlığı ortaya çıkaran çok net bir durum.

Yine, yerli tütün... Tütün mü bıraktınız? Reji döneminin aynısı, bütün şirketler her şeye karar veriyor. Kaldı ki bir paket sigaranın içindeki tütünün yüzde 12'si yerli, yüzde 88'i yabancı. Şimdi yüzde 30 yerli tütün için zorlama yapıyoruz. Ne zamandan beri? 2022'nin başında başlayacağız, 2022, 2023, 2024, 2025. Neden 2021 değil? Neden hemen yüzde 50, yüzde 80, yüzde 100 değil? Neden, neyimiz eksik? E canım, şirketlere söz verildi, imzalar atıldı, ciddi yaptırımlar var; eğer onlardan geri dönülürse adamlar paralarını alacaklar çünkü altına imza atıldı. Dolayısıyla, bunu da bir yanlıştan dönme olarak çok net bir şekilde anlatabiliriz.

Hobi bahçeleri... Vallahi, ben tarım alanı olan bir alanda hiçbir hobi bahçesinin olmasını doğru bulmuyorum. Kentsel alanlar içerisinde kent tarımı yapılabilir; kentsel alanlar içerisinde, gelişim alanları içerisinde, imara açılmış alanlar içerisinde elbette yapılabilir ama tarım alanı, nitelikli tarım alanları olan bölgelerde bunların yapılması elbette uygun değildi. Bunlar da defalarca gündeme geldi, şimdi bir yanlıştan dönülmeye çalışılıyor ama bundan da nasıl dönüleceğini kimse bilmiyor. Hangi tarihte başlanacak, nasıl başlanacak; hangileri bu işten affolacak, hangileri olmayacak; havuzlu villalar mı, 20 metrekarelik yoksulun, fakirin emekli maaşından artırdığı, hakikaten nefes aldığı yer mi? Bütünüyle bakıldığında, burada bunu, çok net şekilde bir başarısızlığın, bir affın, deyim yerindeyse bir pişmanlığın yasası olarak görebiliriz.

Diğer bir konu: Bu kanun teklifi, aynı zamanda bir ceza hükmeden, ısrarla cezalandırmayı tercih eden bir yapı. Tekel bayilerinin gece 22.00'den sabah 06.00'ya kadar olası alkol satışlarından dolayı cezalandırılmasını öngörüyor. Ya, zaten bunun cezası var. Bu cezaya yeni bir ceza koyarak aslında tekel bayilerine şunu diyorsunuz: "Kapatın." E, canım, açıkça koyun, tekel, alkol satışını yasaklayın, olsun bitsin. Ama şunu yaptınız, bu da iyi bir şey: Vallahi, memlekette alkole yaptığınız vergi zamlarıyla halkın hemen hemen büyük bir kısmı kimyager oldu, inanılmaz alkol üretiyorlar ve çok başarılılar; halkı kutluyorum. Yani ne kadar baskı, ne kadar zor, ne kadar zulüm o kadar çözüm. Bu halkın da böyle bir niteliği var. Dolayısıyla, bu açıdan da şunu söyledik, cevabını alamadık: Tekel bayilerine bugüne kadar ne kadar ceza kestiniz, ne kadarı tahsil oldu? Cevap yok. Memleketin kötüleri tekel bayileri.

Diğer bir konu: Tütün, makaron, sigara ve bununla ilgili cezalar. Yüzde 80'in üzerinde vergi alıyorsunuz. Bir tek Mardin'de, Diyarbakır'da, Malatya'da birkaç yerde açığa tütün ekimi vardı, şimdi onlar da kalmayacak. Neden kalmayacak? Çünkü siz makaronu da yaprağı da öbürünü de berikini de cezalandırdığınız andan itibaren bunun adı şudur: Bu ülkede artık tütün ekimini yavaş yavaş sonlandıracaksınız anlamına gelir. Ona da yeni cezalar var; daha fazla hapis, daha fazla para cezası var; gıda taklit, tağşiş, sahte ürünlere ceza. Marketten aldınız, kullandınız gitti. Arada bir gidip denetleme yapılıyor, oradan alınıyor bir ceza veriliyor; aynı adamın 10 tane şirketi var, aynı adamın 5 tane marketi var; o marketten kaldırıyor, ona koyuyor; oradan kaldırıyor, ona koyuyor. Yani aslında verdiğiniz cezalar tağşiş, taklit ve hileli ürünün sorunu çözmüyor. Neden çözmüyor? Üretim aşamasında neden bu sorunu çözmüyorsunuz? Neden? O kadar ziraat mühendisi, o kadar veteriner, o kadar kimyager, o kadar gıda mühendisi var bu ülkede, ne yazık ki işsizler. Yapacağınız tek şey kamunun aracılık edeceği bir denetleme mekanizmasıyla bunlar orada çalışacaklar. Şimdi kim yapıyor gıda işletmelerinin denetimini? Orada çalışan kalfa. Kalfa diyecek işletme sahibine "Ya biraz fazla şundan koydun, şunu yanlış yaptın." öyle mi? Bu kadar işsizliğin olduğu bir yerde gıda işletmesinde çalışan kalfa dönecek diyecek ki "Siz bu ürünü yanlış üretiyorsunuz, halk sağlığına zarar veriyorsunuz." Öyle bir babayiğit varsa çıksın, söylesin.

Diğer bir konu, net bir şekilde açık açık konuşmak lazım: NBŞ ve şeker üretim yerlerini denetleyecekler ve cezalandıracaklar. NBŞ üretim yerlerinin denetlenemediğine dair bir itiraftır. Türkiye'de ne kadar NBŞ üretildiği, iç pazara ne kadar sunulduğu bilinmemektedir. Varsa ellerinizde bir kayıt, öğrenelim. Eğer o kayıt zaten çıksa, net bir şekilde ortaya konsa oturacak yer olmaz. Neden olmaz? Yüzde 2,5'a düşürdünüz NBŞ üretimini, 160 bin ton civarında NBŞ üretilmesi lazım. Soruyorum: Türkiye'de 5 tane NBŞ üreten firmanın üretimi konusunda bir düşünceniz var mı? Bir tek kilogram bile üretimden kıstılar mı? Rakamlar net. 1,5 milyon ton mısır, nişasta üretimi için gidiyor. Gerisinin hesabını siz yapın. Dolayısıyla bugüne kadar yapamadıklarınızın ya da yaptığınızı düşündüğünüz denetlemelerin bir kez daha yapılamadığını net bir şekilde ortaya koyalım.

Basın-yayına ceza... Ya, basın-yayına ceza getireceksiniz, ne olacak? Bir konu hakkında çıkacak, konuşacak insanlar. "Ee, yanlış konuştunuz, hileli gıdayla ilgili kamuoyunu yanılttınız." Ya, bilim şüphecidir, tartışılması lazım, konuşulması lazım. On yıl önce çıkan gıdaların bugün yanlış olduğunu, on yıl önce çıkan ilaçların bugün yanlış olduğunu, on yıl önce piyasaya çıkan bazı ürünlerin bugün sağlığa zararlı olduğunu kim biliyor? Araştırmalar, tartışmalar, konuşmalar biliyor. Cezalandırmayla aslında gerçekleri kapatma yoluna gidiliyor.

Kısaca şunu söylemek lazım: Bu yasa teklifi iktidarın beceriksizliğini, mahcubiyetini, hatalarından kısmen dönmeyi ve ısrarla cezalandırma hikâyesini ortaya koyuyor. Bu ceza meselesinde bir de şuna canım yanıyor, onu da söyleyeyim hani: Orman kesimlerinde eğer ormanı kesenler amacının dışında kesmişse kilogram başına ya da metreküp başına yeni ceza... Yahu kardeşim, niye yanlış kestirtiyorsun? Orman muhafaza memurun yok mu, orman mühendisin yok mu? İş öğrettir, kestirme. Ee, kestireceksin, 100 lira ceza vereceksin, adam oradan 10 bin lira kazanacak. Hem kesmeye devam eder hem ceza ödemeye devam eder. Böyle bir mekanizmayı kabul etmemiz ya da buradan bir doğru sonuç çıkması, halkın sorunlarının çözülmesi elbette mümkün değil. Elbette zaman kısıtlı, son olarak şunu söylemek isterim; bu teklif bir şekilde geldi, çoğunluk esasına göre geçecek, iktidarın zaten tutumu belli ama şunu söylemek lazım: Bugün söylendi ama birkaç defa yine söylemek lazım, çiftçi borç batağında, çiftçi borç batağında. 2002'de 2,4 milyar olan çiftçinin borcu bugün sadece bankalara 125 milyar, toplam 160 milyar borç, bu borç yapılandırılmalı, çiftçi buna dair bir yasa teklifi istiyor, buna dair yasa çıksın istiyor. İki: Çok, açık ve net çiftçinin istediği; desteklemeler arttırılsın, bir tarım planlaması yapılsın. Bakın, Covid döneminde düşünün bir bakanı, bu ülkede ihracatı yönetemedi. AKP Genel Başkanı diyor ki " Bir karış yer boş kalmasın." Bakan da diyor ki "Merak etmeyin, ekin, tarlada ürün kalmayacak." Bakalım, 2019'un sonu, depoda soğan çürüdü, depoda patates çürüdü, 7 Ocakta ihracat kısıtı geldi yani ihracat kısıtı niye gelir, ne zaman gelir, niçin gelmelidir? İhracat neden yapılmamalıdır ya da gerekçesi nedir? Hiçbiri yok, hiçbiri. Daha sonra hemen arkasından Hatay'dan başlayan soğan tarlada kaldı, Adana'da soğan tarlada kaldı, Urfa'da soğan tarlada kaldı, ardından bütün yaz boyu en önemli ürün olan domates tarlada kaldı, biber tarlada kaldı. Nerede söz veren AKP Genel Başkanı? Nerede Bakan? Nerede? Yok. Çiftçi yine kaderine mahkûm bir şekilde yaşamaya devam ediyor ve şu anda gerçekten çökmüş durumda. Geçen yıl bu zamanlar çok net bir şey söyledik, "Pamukla ilgili primi arttırın, sezon kötü, pamuk üretimi az, aynı zamanda fiyatlar da düşük, gelecek yıl pamuk üretimi az olacak." dedik; oldu. 814 bin ton pamuk üretimi 620 bin tona düştü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sözlerinizi tamamlayın Sayın Sarıbal.

ORHAN SARIBAL (Devamla) - Peki, biz ne yaptık? İthalat, ithalat... İlk sekiz ayda 720 bin ton ithalat; 1,1 milyar dolar ödeme. Bugün aynı durumdayız, bugün aynı durumdayız. Pamuk için bir talep var, pamuk için bir talep... O talep de desteklemenin, prim desteklemesinin 1,5 TL olması. Bütün Türkiye, bütün pamuk üreticileri bunu bekliyor ve "pamuk" dediğiniz, "beyaz altın" dediğiniz ürün gerçekten Türkiye'de en büyük katma değeri sağlayan üründür.

Dolayısıyla, çıkaracağımız kanunlar, kanun teklifleriyle gelen kanunlar çiftçiye, üreticiye, halka ve topluma dönük olmalıdır. Bu kanun teklifinin, açıkçası, çiftçinin temel sorunlarına getirebileceği iyi bir çözüm olmadığı gibi, iktidarın şu felsefesini de çok net onaylıyor: "Biz ürettirmeyeceğiz, ithalata devam edeceğiz."

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP, HDP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)