GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Vefat eden Adalet Ağaoğlu'na, Artvin ve Rize illerinde yaşanan sel felaketlerinde hayatını kaybeden vatandaşlara Allah'tan rahmet dilediğine, felaketlerin yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınarak doğaya yönelik tahribatın durdurulması gerektiğine, Diyadin Belediyesi Eş Başkanı Betül Yaşar'ın gözaltına alındığına, Diyadin Belediyesine kayyum atanarak halkın iradesinin gasbedildiğine ve kayyumların yaptığı usulsüzlüklerin Sayıştay raporlarıyla tespit edildiğine, "Kadın Mücadelesi Her Yerde" sloganıyla yürütülen kampanyaya, son aylarda art arda yaşanan depremlerin ülkenin deprem gerçeğini hatırlattığına, Bilim Akademisi Üyesi Naci Görür'ün uyarılarına ve olası İstanbul depremine yönelik bir araştırma komisyonu kurulması için partilere çağrıda bulunduklarına ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:3
Birleşim:113
Tarih:14.07.2020

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, evet, Adalet Ağaoğlu'nu yitirdik, Türkiye'de kültür hazinesine ve edebiyata çok büyük katkıları olan bir yazarımızdı. Fikrimin İnce Gülü'nden Bir Düğün Gecesi'ne kadar birçok eseri ortaya koymuş bir kişiydi. Kendisine rahmet, kültür sanat dünyasına başsağlığı diliyoruz, bütün edebiyatseverlere başsağlığı diliyoruz.

Rize'nin Çayeli ve İkizdere ilçelerinde şiddetli yağışın ardından meydana gelen sel ve heyelanda 2 yurttaşımız hayatını kaybetti. Artvin'in Yusufeli ilçesinde de şiddetli yağışın etkisi üzerine baraj şantiyesinin bulunduğu alanda sel ve heyelan yaşandı, 4 yurttaşımız da orada hayatını kaybetti. Öncelikle, hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyoruz, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyoruz.

Sayın vekiller, yıl 2020 ve hâlâ sel, heyelan, çığ gibi felaketlerde bu sene çok sayıda yurttaşımızı kaybettik. Yani bu, kabul edilebilir bir durum değil gerçekten ve hep önlem almayı konuşuyoruz ama önlem alınmıyor ne yazık ki. Şu, çok açık ortada; doğaya yönelik tahribatları engellemediğimiz müddetçe, projelerle ekolojik dengenin ve ekolojik sistemin bozulmasını engellemediğimiz müddetçe, kâr hırsı ve rant için yanlış projelerin peşinde koşmaya devam ettiğimiz müddetçe bu felaketlere yol açmaya devam edeceğiz. O nedenle eğer yurttaşlarımızın sel, heyelan, çığ gibi felaketlerle hayatlarını yitirmesini istemiyorsak o zaman önlem almakta birinci iş, doğaya yönelik tahribatları ortaya çıkaran projelerin tekrardan gözden geçirilmesi ve durdurulmasıdır, HES'ler de bu projelerin başında gelmektedir; bir kez daha bunu söylemiş olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Malum, konumuz kayyum atamaları, dün Diyadin'de böyle bir durumla karşı karşıya kaldık. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Diyadin halkı bir önceki dönem kayyum atanan belediyeyi yüzde 57 oranıyla HDP'nin yönetmesini istemişti ve iradesini bu yönde ortaya koymuştu.

Şimdi, dün sabah erken saatlerde Diyadin Belediyesi abluka altına alındı ve Eş Başkanımız Betül Yaşar gözaltına alındı. Betül Yaşar, özellikle Diyadin Belediyesinde kadınlara yönelik çalışmaları ön plana alan bir belediye eş başkanımızdı. Kadın Emek Pazarı Projemizi hayata geçirmişti, keza kadın dinlenme evinin yapımının tamamlanmasına büyük bir enerjiyle katılmıştı, kadın dayanışma merkezinin inşaat çalışmalarına başlamıştı.

Evet, kayyumlarla seçme ve seçilme hakkı gasbediliyor, halkın iradesi gasbediliyor, sandık hukuku yerle bir ediliyor. Bu, her defasında, her kayyum atamasında bir kez daha dile getirdiğimiz bir konu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Belediyelere atanan kayyumların 2 tane öncelikli işi var: Önce, Kürtçe tabelaları kaldırıyorlar yani Kürtçe ana diline yönelik bir tutum alıyorlar; ardından da kadın kazanımlarını hedefliyorlar; nerede bir kadın kazanımı elde edildiyse, bir çalışma yapıldıysa bu konuda bu kazanımları ortadan kaldıracak adımlar atıyorlar. İktidarın, seçilmiş halk iradesinin yerine memur atama darbesine karşı mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz elbette ki; bu, bir taraftan hukuk mücadelesi, bir taraftan demokrasi ve adalet mücadelesidir.

Bakın, yolsuzluk, usulsüzlük konusunda kayyumlarınız, Diyarbakır, Mardin ve Van kayyumlarınız aslında amiral gemileriniz ama onların dışındaki bütün kayyumlarınız da yolsuzluk, usulsüzlük konusunda hiç de göz ardı edilemeyecek adımları atıyorlar; Sayıştay raporları bunu ortaya koydu, koymaya da devam ediyor. Kayyumlarınız hırsızlık, yolsuzluk, çalıp çırpma odağı hâline geldiler ama bizim eş başkanlarımızın alnı açık, başı dik, tertemiz bir şekilde mücadelelerine devam edecekler, öyle tutum almaya parti olarak da devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi, kayyum politikalarından bağımsız düşünülemeyecek bir durumla bugün yine karşı karşıya kaldık, yeni bir siyasi operasyon, bir siyasi kırım operasyonuyla karşı karşıya kaldık. Bugün, Diyarbakır'da 20 kadın ve Antep'te de 33 kişi gözaltına alındı. Şimdi, Antep'te dokuz ay önce de bir operasyon yapılmıştı -yine burada konuşmuştuk- o zaman da 57 kişi -parti üyelerimiz ve parti çalışanlarımız- gözaltına alınmıştı. Bu 57 kişiden 35 kişi tutuklandı ve dokuz aydır hâlâ ortada bir iddianame yok; bugün de 33 kişi gözaltına alındı yani dokuz ay içinde Antep'te 90 kişi gözaltına alınmış oldu. Ne yapıyor bu insanlar? Halkların Demokratik Partisinin siyasi faaliyetlerini sürdürüyorlar ve iktidar buna tahammül edemediği için bu operasyonları yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Peki, bugün Diyarbakır'da gözaltına alınan 20 kadına baktığımızda, kadınlar ne yapıyordu? Kadınlar da bir mücadeleyi sürdürüyorlardı ve "Kadın Mücadelesi Her Yerde" başlığıyla bir kampanya, siyasi bir kampanya yürütüyorlardı. Hâlen bu kampanya devam ediyor, Türkiye'nin birçok ilinde devam eden bir kampanyadan söz ediyoruz. İşte, o kampanyayı sürdüren kadınları da gözaltına alıp ardından tutuklamak, bu iktidarın yaptığı işlerden bir tanesi. Biz çok iyi biliyoruz, Diyarbakır'da, Antep'te, Siirt'te, Mardin'de, Şırnak'ta, Van'da, Hakkari'de, birçok ilde aslında Anayasa ve yasalar askıya alınmış vaziyette, özel hukuk işletiliyor, bir düşman hukuku işletiliyor ve bunun sonucunda kayyum atamaları ve siyasi kırım operasyonlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Buna karşı demokrasi mücadelemizi, demokratik siyasetteki kararlı duruşumuzu ve tavizsiz duruşumuzu devam ettireceğimizi söyleyelim. Ne yaparsanız yapın çalışmalarımızı engelleyemezsiniz.

Son olarak değinmek istediğim konu, İstanbul depremi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Evet, sözlerinizi tamamlayın lütfen.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.

Son aylarda art arda yaşanan depremler, ülkenin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini hepimize bir kez daha hatırlattı. Bilim Akademisi Üyesi ve Yer Bilimci Profesör Naci Görür'den geçtiğimiz günlerde yeni uyarılar geldi. İstanbul'da tehlikenin ciddi olduğunu ve 10-15 bin ölümle atlatılmasının düşünülemeyeceğini söyleyen Görür, Silivri'deki 5,8'lik depremin de büyük bir depremi öne çekmiş olabileceğine vurgu yaptı.

Görür, Marmara'da 7'den büyük bir depremin yaşanması olasılığının yüzde 60'tan fazla olduğuna dikkat çekti ve -küçük bir alıntı yapmak istiyorum- şöyle söyledi: "İstanbul'u veya bir kenti depreme hazırlamak için önce yönetimi depreme hazırlamak lazım. Yani, İstanbul'u yönetenlerin, valilik, belediye veya bunlara bağlı kuruluşların 'Afet yönetimi nedir? Risk yönetimi nedir?' biliyor ve sindirmiş olmaları gerekiyor. Depreme hazırlanacaksak bilinçsiz bir halkla baş edemezsiniz. Yani, halkın deprem öncesinde, deprem sonrasında ne yapacağını biliyor olması lazım, halk bu konuda eğitimli olmalı." dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Son kez açıyorum, buyurun, toparlayın lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Muş da burada; şimdi, İstanbul'da yaşadığı için kendisine de bir kez daha bu çağrımı yenilemek istiyorum. Defalarca siyasi partiler olarak bu konuda konuştuk. Bakın, İstanbul depremi gümbür gümbür geliyor, son derece büyük bir risk ortadadır. Bu konuda bütün siyasi partilerin ortak bir araştırma komisyonu kurmaları ve İstanbul'da yapılması gerekenlerin ve alınması gereken önlemlerin tartışılması ve bu konuda farkındalığın artırılması gerekiyor. Bir kez daha bütün parti gruplarına çağrı yapıyoruz: İstanbul depremini küçümsemeyelim, bir araştırma komisyonunun bu konuda çalışmasını sağlayalım, daha önce yapılmış olan raporun güncellenmesini sağlayalım. Ve gerçekten bunun çok acil bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ederim.