GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:109
Tarih:08.07.2020

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz kanun teklifiyle ilgili, Komisyondan bu yana ayrıntılı olarak bütün arkadaşlarımız itirazlarını dile getirdiler ama görüyoruz ki bir talimat ile bir akıl tutulması el ele tutuşmuş ve Türkiye'yi önümüzdeki dönemde belirsiz bir felakete doğru kararlılıkla götürme çabasında.

Bunun örneklerini ne yazık ki daha önce gördük ve bunun örneklerini daha önce gördüğümüzde, o işin sorumlusu olanlar el ele tutuştuklarıyla ellerini bıraktıkları zaman dönüp millete dediler ki: "Allah da millet de bizi affetsin." Bizim çırpınmamız, bu millete bir kere daha böyle diyecek zararları vermeyin diyedir, tek derdimiz bu, tek çabamız bu. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, bu teklifte birçok şey -28 madde- var; ne yapılmak isteniyor, hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir: Baroları bölerek barolara hâkim olmak. İki: Temsilde adaleti yok ederek Barolar Birliğine hâkim olmak. Telaş bu, çaba bu, bugüne kadar yapılmaya çalışılan şeyler bunlar.

Değerli milletvekilleri, bu iktidar pratiği Türkiye'de adaleti böldü, adliyeleri böldü, şimdi sıra barolara geldi. Bakın, herkes şunu çok iyi biliyor: Gidin adliye koridorlarına, gidin yüksek mahkemelere, gidin Hâkimler ve Savcılar Kuruluna; adliye koridorları tarikatlar, cemaatler arasında parsellenmiş; Hakyolcular, Menzilciler, filancalar falancalar. Şimdi de baroları bu şekliyle parsellemek ve parçalamak peşindesiniz ancak bir şeyin ya farkındasınız ya değilsiniz; baroları bölmek, ülkeyi bölmenin bir başka adımıdır. Bunun için isyan ediyoruz, bunun için itiraz ediyoruz.

Bakın, ısrarla ikaz ettik, camiye, kışlaya, okula, adliyeye siyaseti sokmayın dedik, hepsine soktunuz, hepsine siyaseti soktunuz bir de bunu yaparken "Barolar siyaset yapıyor." diye şikâyet ederek bunu yapıyorsunuz, bu teklifi... "Barolar işini yapmıyormuş, barolar siyaset yapıyormuş." Sizin "Barolar siyaset yapıyor." dediğiniz şey, baroların kendi kuruluş kanunundan kaynaklanan yetkilerini kullanması.

Bakın, bu sözü biz ilk defa duymuyoruz. Bu sözü biz, yedi sene önce de duyduk, yedi sene önce Türkiye'de kumpas davaları Silivri'de devam ederken, yedi sene önce Türk Silahlı Kuvvetlerine, bu milletin ordusuna kumpas kurulurken, avukatlar adliyelerde konuşturulmazken İstanbul Barosu gitti, Silivri çetesinin mahkemesine dayandı, Silivri çetesinin kapısına ve o çeteye "Avukatları, savunma hakkını, yargıyı sizin ayağınıza paspas ettirmeyeceğiz." dedi. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, FETÖ'cü yargı, o zaman İstanbul Barosu Başkanı ve yönetimi hakkında iddianame düzenledi ve o iddianameyle "İstanbul Barosu işini yapmıyor, yargıya müdahale ediyor, siyaset yapıyor." diye haklarında dava açtı. Ona kim sahip çıktı biliyor musunuz? Ona o gün sahip çıkan Hukukun Üstünlüğü Platformunun Başkanı, bugün kanunda birinci imza sahibidir, bu teklifteki birinci imza sahibidir, düşünebiliyor musunuz? FETÖ'nün eksik işlerini ikmal etmek gibi bir göreviniz mi var? FETÖ'nün yapamadıklarını tamamlamak gibi bir göreviniz mi var?

Arkadaşlar "Siyaset yapıyor." diye yok etmeye çalıştığınız barolar, o zaman da savunma hakkına sahip çıkıyordu, bugün de savunma hakkına sahip çıkıyor. Bakın, bu teklifin ısrarla niye geçirilmek istendiğine dönüp baktığınızda, belki bilmediğimiz arka planda başka şeyler vardır, ileride onlar da çıkar ama müthiş bir iktidar doyumsuzluğu var. Ya, bu nasıl bir iktidar doyumsuzluğudur, iktidara doymamak nasıl bir şey? Yani on sekiz yıldır Türkiye'yi yönetiyorsunuz, yetmedi tek adam rejimine geçirdiniz, "Her şeyi yapalım." dediniz. Şimdi, "Baroları da biz yönetelim." diyorsunuz. Yandaş sendikalar kurdunuz, sendikaları yöneteceksiniz, vakıfları yöneteceksiniz, dernekleri yöneteceksiniz, okçular derneği kuracaksınız, ondan sonra ayakkabıcılar derneği kuracaksınız, yetmedi, arkasından baroları da yönetmeye kalkacaksınız. Bakın, bunun bir tane adı vardır; bu, totaliter devlet düzenini yerleştirme çabasından başka bir şey değildir.

Demokratik yolla iktidara geldiniz, otoriter yöntemlerle iktidara yerleştiniz, totaliter yöntemlerle kalıcı olmaya çalışıyorsunuz ama şunu unutmayın ki tarihte bütün totaliter liderler, milletin önünde iktidardan devrilip gitmek zorunda kalmışlardır. (CHP sıralarından alkışlar) Totaliter yöntemler hiçbir iktidarı koruyamamıştır, sizi de korumayacak.

Bakın, temsilde adaletten bahsediyorsunuz, ya bu nasıl bir şeydir? 5 bin üyeyi geçen barolarda her 2 bin avukat baro kuracak. Peki. Yani "Sandığa gitmeyen avukata baro kurduracağım." "Kendi meslek örgütünün seçimine gidip sandıkta oy kullanmayan avukata baro kurduracağım." diyorsunuz. Peki, kurdururken nasıl? 2 bin avukat bir araya gelirse baro kuracak, kurunca 4 delegeyle Barolar Birliğine gidecek. Bir araya gelmez de baroda kalırsa ilave temsil için 5 bin kişi lazım. Yani 5 bin avukata diyorsunuz ki: "Orada kalacağınıza, 1 temsilciyle Barolar Birliğine gideceğinize, gidin 2.500, 2.500, 2 tane baro kurun, dörderden 8 tane birlik temsilcisi yollayın." Yani barolara kastınızı, barolarda, meslek örgütünde dayanışma içerisinde olunmasını parçalamaya dönük bu iştah ve ustalığı anlamak mümkün değil. Temsil hileleri... Bakın, bu temsil hilelerine de alışıksınız ve bunu "temsilde adalet" diye anlatıyorsunuz, bunun neresi temsilde adalet?

Şimdi, dönüp aynısını seçim sisteminde yaptınız, ittifak yasasını getirirken o zaman da nispi temsil, D'hondt sisteminden yararlanmak için, milletvekillerini önce ittifaklar arasında dağıtıp sonra ittifak içerisinde dağıtmaya başladınız; aynı yöntem, aynı yöntem. Temsil hileleriyle Türkiye'de her alanda demokrasiyi, her alanda temsilde adaleti yok etme peşindesiniz.

Şimdi, bakın, 2002 yılında iktidara geldiniz. 2002 yılında, yüzde 34 oy oranıyla bu Mecliste yüzde 66 oranında sandalye sahibi oldunuz. Yüzde 34 oy oranıyla 188 milletvekili çıkarmanız gerekiyordu, 188 yerinde 363 milletvekili çıkardınız. 175 milletvekilini haksız yere çıkararak beş sene bu memleketi yönettiniz, şimdi kalkıp baroların, İstanbul, Ankara, İzmir Barolarının sayısına bakarak diyorsunuz ki: "Burada bir adaletsizlik var." Peki, o baroların avukat sayısını biliyor musunuz? Bakın, İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in, onların Türkiye Büyük Millet Meclisindeki temsil oranından bir rahatsızlığınız yok; Mecliste 600 milletvekili var, bu 3 ilin Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsili 162 milletvekiliyle, burada bir problem yok, Ardahan'ın Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsili 2 milletvekiliyle, İstanbul'un 98 milletvekiliyle; burada bir problem yok ama barolara gelince Ardahan'ı 4 delegeye çıkarmaya, İstanbul Barosunu 13 delegeye indirmeye çalışıyorsunuz. Bunun neresi temsilde adalet?

Değerli arkadaşlar, bir başka bahane: Rekabet olacakmış, kalite doğacakmış. Değerli milletvekilleri, değerli milletvekilleri; konuştuğumuz ticaret değil, adalet, adalet; ticaret yapmıyoruz, adalet yapıyoruz. Devletin her yerine ihale penceresinden ve gözlüğünden bakabilirsiniz ama adalette kalitenin yolu, söylediğiniz gibi, ticari rekabette değildir; adalette kalitenin yolu, bağımsız hâkimler, bağımsız savcılar, bağımsız barolar yaratmaktan geçer, yargıyı bağımsız kılmaktan geçer. (CHP sıralarından alkışlar) Yargıda bağımsızlığı ortadan kaldıracaksınız, ondan sonra da kalkıp bunu yapacaksınız. O zaman, HSK'yi de bölün; o zaman, dönün, mahkemeleri de bölün, vatandaş gitsin "Bu mahkeme daha iyi." desin "Ben onu tercih ediyorum." desin. Böyle bir şey olur mu, bunun sonu var mı?

Bakın, burada herkes çok iyi bilir ki iddia-savunma-yargı, yargı düzeninin en önemli 3 ayağıdır. Bu 3 ayaktan 2 tanesini perişan ettiniz, kırdınız, yok ettiniz iddiayı da yargıyı da. Bir tane güncel örnek: Eğer muhalefete yakın siyasetçi hanımefendilere hakaret olursa savcılar takipsizlik kararı veriyor ama iktidara yakın birisine olursa en az yarısından çoğunu tutuklayıp hapse atıyor ve orada savcılıkları akıllarına geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Bitiriyorum, son cümlem Sayın Başkan.

Her türlü hakarete karşı çıkarken savcıların, yönünü saraya dönerek değil, hukuk kitaplarına, raflarındaki hukuk kitaplarına ve ettikleri yemine dönerek hareket etmesini bekliyoruz.

Şimdi, ikinci örnek: Bu yeni bir iddianame, Aydın'dan. Cumhurbaşkanına hakaretten iddianame düzenlenmiş, 4 tane sebep var. Bu sebepler de şöyle ki: "'Saman ithal etmiyoruz.' demiştiniz, yalanınız çıktı." denilmiş. Bunun için iddianame düzenliyorlar, gerisini saymıyorum. Şimdi, sarayın savcılarını, sarayın hâkimlerini yarattınız, sarayın barolarını yaratmak istiyorsunuz, buna itiraz ediyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)