| Konu: | Yeni Koronavirüs (Covid-19) Salgınının Ekonomik ve Sosyal Hayata Etkilerinin Azaltılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 86 |
| Tarih: | 15.04.2020 |
CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Coronavirüs, ilk ortaya çıktığı günden itibaren Türkiye'de yakından izlenmiştir ancak Hükûmet gerekli tedbirleri, önlemleri hem vaktiyle almamıştır hem de konuyu yanlış anlamıştır. Hepinizin bildiği gibi, Sayın Cumhurbaşkanı daha mart ayının başında coronavirüsle ilgili ne gibi önlemler alındığını, Ukrayna uçağında kendisine soran gazetecilere, her sabah bir kaşık dut pekmezi almakla bu işi çözeceğini söylemiştir.
MUHAMMET EMİN AKBAŞOĞLU (Çankırı) - Çok önemlidir...
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Daha sonra, 18 Mart tarihinde, bildiğiniz gibi Çankaya'da bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda yaptığı konuşmada da hâlâ Türkiye'de coronavirüs vakası ortaya çıktığı hâlde, ölümler başladığı ve vaka sayısı süratle artığı hâlde konuyu anlayamadığını ifade eden cümleler sarf etmiştir. Bu virüsün dünyayı sardığını, petrol fiyatları ve finans piyasaları nedeniyle Türkiye'nin müthiş bir avantaj içerisinde olduğunu söylemiştir. Daha bir hafta öncesine kadar Hazine ve Maliye Bakanı da 2020 yılı için yüzde 5'lik bir büyüme hedefini sürdürdüğümüzü ifade etmiştir. Ya vatandaşın gözüne bakarak bu Hükûmet kandırmaya çalışıyor veya olayın vahametini hâlâ anlayabilmiş değil. Çünkü Sayın Bakandan iki gün sonra IMF, tüm ülkelerle ilgili yayınladığı raporda Türkiye'nin 2020 yılında yüzde 5 küçüleceğini raporlamıştır.
Değerli arkadaşlar, olayı kavramakta, anlamakta zorluk çeken mevcut Hükûmet, tedbirlerinde, gerçekten, ben bilirim havası içerisinde ve etkisiz, işlevsiz paketlerle ve kanun teklifleriyle ülkeyi yormaktadır.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak ilk günden itibaren Hükûmeti uyardık, öneriler sunduk. Böyle, tek bir akılla bir ülkenin problemlerinin değil, bir ailedeki problemlerin bile çözülemeyeceğini gösterdik ve dedik ki: Bakın, 2009'dan beri toplamadığınız Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayın, bu Konseyde, ziraat odaları birliklerinin temsilcileri, işçi ve işveren sendikalarının temsilcileri, odalar, borsalar, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle birlikte farklı meslek gruplarının ve sektörlerin de görüşlerini almak suretiyle bir konsensüs dairesinde kapsamlı ve her kesime hitap edecek, ülkemizin tamamını kavrayacak düzgün bir program hazırlayın. Ama, maalesef, Cumhuriyet Halk Partisinin sürekli yaptığı bu çağrılara rağmen mevcut Hükûmet kulağını kendisi dışında gelen seslere kapatmıştır.
Ana muhalefet partisiyle, muhalefet partileriyle hatta belediyelerle iş birliği hâlinde olması gereken Hükûmet, maalesef, her şeyi biz yaparız dercesine muhalefeti dinlememeye, belediyelerin bile yardım toplamasını engellemeye hatta aşevi faaliyetlerini bile yasaklamaya kalkmıştır. Bu mantık ve bu anlayışla bu sorunun çözülemeyeceğini, çözemeyeceğinizi bilmeniz gerekiyor.
Elbette biz, ülkemizde güzel şeyler olsun, sıkıntı anlarımızda doğru politikalar uygulansın, bu politikalar iktidarıyla, muhalefetiyle daha çok aklın, daha çok düşüncenin, daha çok önerinin bir araya geldiği programlar olsun isteriz, çözümün bu olduğuna da inanırız ama maalesef hem olayı anlamayan hem de laf dinlemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız.
Değerli arkadaşlar, bakın, bu pakette neler var, hızlıca özetleyeceğim. Bugünkü ortamı iktidarın kavramadığının en açık delillerinden biri de bu pakettir. Ne var içinde? İşte, bakıyoruz; ruhsatlar, izinler, borçlar, vergiler, kiralar üç ay erteleniyor.
Arkadaşlar, şu içinde bulunduğumuz durum, sıkıntıda bulunan vatandaşın birtakım yükümlülüklerini üç ay ertelemekle halledilebilecek bir iş değildir. Bu bakış açısı külliyen yanlıştır.
Başka? Bakın, TEDAŞ'ın özelleştirme nedeniyle alacaklarının devredilmiş olduğunu biliyoruz ve büyük bir vatandaş kitlesi açısından da bu büyük bir sıkıntı hâline gelmiştir. TEDAŞ borçlarının yapılandırılmasıyla ilgili düzenleme yapıyorsunuz. Biz Plan ve Bütçe Komisyonunda konuşurken, bu konuları tartışırken Konya'dan Sulama Birlikleri Başkanı arıyor, Karapınar Ziraat Odası Başkanı arıyor "Bu, yapılandırmayla halledilecek iş değil." diyor "Kangren olmuş, yüzdürülecek hâli de kalmamış. Niye bu ortamda 'Şunları sildik' demiyor bu Hükûmet?" diye soruyor.
Başka ne var burada? Derneklerin, odaların, sendikaların yasal toplantılarını üç ay erteliyor. Bu zaten fiilen kendilerinin de yapmayacağı toplantılar. Seyahat acentelerinin işletme belgelerinin devrine imkân sağlıyor. Devlet hastanelerini borca batırmış bu Hükûmet, bu borç batağından kendi hastanelerini, devletin hastanelerini kurtarmak için oraya kaynak aktarmayı bu teklifin içerisine yerleştirmiş vaziyette. İşte, sağlık durumu müsait olmayan, yaşlılık hâlinde olan, bakıma muhtaç kimselerin bakımevlerinde, bakım merkezlerinde kalmasıyla ilgili bazı sınırlamaları üç aylığına genişletiyor. Üç aydan sonra ne olacak? Üç ay sorunu çözüyor mu? Arkasından işçilerle ilgili bir düzenleme var, en çok tartışılması, konuşulması gereken maddelerden biri de budur. Üç madde hâlinde düzenlemiştir, işin özeti şu: Patrona, işverene diyor ki, "İşçilerin işine son verme -şimdiye kadar son verilenler bir kenarda- onları ücretsiz izne çıkar, ücretsiz izne çıkardıklarına da biz hükûmet olarak günlük 39 lira para vereceğiz." Yani, 39 lira vermekle neyi çözeceksiniz değerli arkadaşlar? Halka, sıkıntı içerisinde olan insanımıza bu paketin içerisinde ne vardır diye baktığınızda en dikkati çeken madde bu. Bu maddede de işini elinden alıyorsunuz, gönderiyorsunuz evine, maaşını vermiyorsunuz, onun yerine günlük 39 lira veriyorum diyorsunuz. Açlık sınırının altında bir paraya, işini elinden alarak mahkûm ediyorsunuz.
Burada "Hazine ve Maliye Bakanlığının bilişim sistemi bu coronada çökerse ne yapacağız?" maddesi var. Kardeşim çökertme sistemini, demek ki sen, Hazine ve Maliye Bakanlığının bilişim sistemini bile koruyabilecek önlemleri önceden almamışsın, mekanizmayı ona göre kurmamışsın, buraya düzenleme getiriyorsun.
Başka? Kaçaklıkla ilgili bir madde var.
Başka? Fiyatlara müdahaleyle ilgili düzenleme var. Piyasa ekonomisi tasfiye oluyor. Fiyat mekanizması kumanda ekonomisine dönüşüyor ve sermaye şirketlerinin kâr dağıtımına ve serbest yedek akçe dağıtımına müdahale var. Sermaye şirketlerinin yedek akçesine ne karışıyorsun, kâr dağıtımına ne karışıyorsun? Bırak, ihtiyacına göre kararını kendi alsın. Bu kâr dağıtmak, yedek akçe dağıtmak iyi bir şey değilse siz 2019'un, 2020'nin Merkez Bankası kârlarına, yedek akçelerine niye el koydunuz? Kendiniz için başka bir şey yapıyorsunuz, piyasadaki özel şirketlere başka bir yasal düzenleme yapıyorsunuz. Ve hepsinden önemlisi 2 madde hâlinde de Türkiye Varlık Fonunun yandaş şirket sahiplerini kurtarmasıyla ilgili düzenleme yapılmıştır, açık ifadesi de budur.
Şimdi, değerli arkadaşlar, gerek 18 Mart tarihli Ekonomik
İstikrar Kalkanı Paketi dedikleri veya bu isimle açıkladıkları program gerekse bu kanun teklifi coronavirüs nedeniyle Türkiye'de ortaya çıkan ekonomik ve sosyal problemleri, mevcut iktidarın hiç anlamadığını göstermektedir. Bir kere değerli arkadaşlar, piyasada korkunç bir talep daralması var. Talep daralması demek üretimi de vurur, ticaret sektörünü de vurur; esnafı da vurur, çiftçiyi de vurur. Bütün sektörleri sıkıştıran korkunç bir talep daralmasının olduğu bir ortamda ekonominin nereye doğru gittiğini iyi görmek, ona göre de ciddi ve anlaşılır, herkesi kapsayacak bir paket hazırlamak lazım.
Cumhuriyet Halk Partisinin önerileri arasında vardır, yıllardır söyler; aile sigortasını getirin, bütün ailelerin ekonomik olarak kendini güvencede hissedeceği bir sistemin bu ülkeye getirilmesi lazım, yerleştirilmesi lazım, kurulması lazım diye defalarca, yüzlerce kez söylediği hâlde Hükûmet bunu dikkate almamıştır, muhalefeti hiçbir zaman dinlememiştir. Bugün de günde 39 lira parayla vatandaşın derdine deva olmaya çalışmaktadır.
Bakın, şu ortamda kapanan iş yerleri ve işsizliklerle ilgili bir tahminde, tahminden de öte öngörüde bulunalım. Genelgeyle kapatılan iş yerleri var; kafeler, kahvehaneler, restoranlar, berberler, kuaförler, eğlence yerleri vesaire. Burada 270 bin firma var ve bu genelgelerle kapatılanlar nedeniyle yapılan hesaplamalar 1,9 milyon kişinin işsiz kaldığını gösteriyor. Başka? 65 yaş üstü ve 20 yaş altı sokağa çıkma yasağı var. Bakın, Türkiye'de size bağlı, Hükûmete bağlı bir birim olarak TÜİK'in verdiği rakamlara göre 5 ila 17 yaş grubu arasında çalışan 720 bin kişi var; 20 yaş altında demek ki 1 milyondan fazla insan var. 65 yaş üstü de işinde gücünde olan insanlar var. Bunların toplamının 1,4 milyon kişi olacağı hesaplanıyor. Her ne kadar, ortalığı dağıttıktan sonra her işte yaptığı gibi, yazbozla "İşi olanlar sokağa çıkma yasağı kapsamı dışına alınmıştır." denilse bile telafi etmek zordur. Ama şunu biliyoruz: Her şeyden önce, bunlar dışında daralan talep nedeniyle de Türkiye'de ilave bir 2 milyon kişinin işsiz kaldığı tahmin edilmektedir. Kayıt dışı çalışanlar vesaire, bunları da bir tarafa bıraktığımız zaman 6-6,5 milyon insan şu bir aylık süre içerisinde bu ülkede işsiz kalmıştır. Zaten 2018'de ekonomiyi krize soktunuz. Bu kriz nedeniyle de 4,5 milyon işsiz devralmıştık. Toplarsanız, şu anda Türkiye'deki mevcut işsiz sayısı 11-12 milyon civarındadır. Değerli arkadaşlar, 11-12 milyon insanın işsiz olduğu bir ortamdan bahsediyoruz. Yani şu anda Türkiye'nin işsizliği korkunç düzeylere çıkmıştır, yüzde 30 işsizlik vardır. Peki, siz ne yaptınız? Bu işsizlerin derdine hangi devayı sundunuz? İşte, 2 milyon kişi başvurmuş, ücretsiz izne çıkarılan 2 milyon kişi başvurmuş, bunlara İşsizlik Fonu'ndan 700 bin kişisine ödemeler yapılmış, diğerlerine de yapılacakmış. Bir kısmına değişik ödemeler yaptınız, 2 milyon civarında da Fak-Fuk Fon'undan bir defaya mahsus olmak üzere verdiğiniz bin liradan bahsediyorsunuz, bunun sayısını artırabileceğinizi ifade ediyorsunuz. Değerli arkadaşlar, bin lira dediğiniz bir haftada biter, çok tasarruflu kullansan on günde biter. Üç yüz elli beş gün ne yapacak bu vatandaş? Senede on gün için harcayacağı parayı verdiniz. Üç yüz altmış beş günden çık on günü, üç yüz elli beş gün kalır. Üç yüz elli beş gün açlığa mahkûm edeceğiniz yoksul, açlık sınırının altında yaşayan insanlara verdiğiniz bu bin lirayı "Sorunu çözdük." diye ilan ediyorsunuz. Bu paketin içerisinde bu ülkedeki bu ekonomik tablonun iyiye dönüştürülmesi, bu krizden çıktıktan sonra da toparlanmasını sağlayacak hiçbir mekanizma yoktur. Bir kere, şunu bilmeniz lazım: Haydi, bu virüs kalktı ortadan, sağlık sorunları kalmadı diyelim, bu işsizlikle ilgili rakamlar, kapanan iş yerleriyle ilgili sorunlar uzunca bir süre devam edecektir düzgün önlemler alamadığınız sürece. Adam iş yerini kapatıyor, virüs bitti diye tekrar iş yerini kazanmasının kolay olduğunu düşünemezsiniz. Ve ortaya 11-12 milyon işsiz çıkmış, bunun, hem şu andaki hâliyle ilgili olarak hem de gelecekte tekrar işe girmesini sağlamaya yönelik olarak, kurgulanmış, hesabı kitabı yapılmış hiçbir program yok, hiçbir plan yok, hiçbir strateji yok; palyatif tedbirlerle ya 18 Mart bilmem ne kalkanı veya bugün görüştüğümüz gibi, coronavirüs nedeniyle ortaya çıkan sosyal, ekonomik önlemler diye bir paket, kanun teklifi.
Tekrar söylüyorum değerli arkadaşlar, bütün muhalefet partilerinin de görüşlerini almak suretiyle, bütün sosyal kesimlerin görüşlerini almak suretiyle, iktidar olarak, hükûmet olarak öncülük yapacaksınız, birlikteliği sağlayan kurullar, komisyonlar oluşturacaksınız, bütün partilerin görüşlerini alacaksınız ve ciddi önlemler geliştireceksiniz. Bununla olmaz, bununla netice alınmaz, alınması de mümkün değildir.
Bakın, kaynaklarla ilgili, yani "100 milyar liralık paket açıkladık." demişlerdi, onun içinde 100 milyar yok zaten ama 100 milyar dediğiniz işte, 15 milyar dolar civarında bir paradır. Bunun da hiçbir sadra şifa olmayacağı açıktır.
İşsizlik Fon'unda 132 milyar var, bugünkü paket herhâlde bir 5-10 milyarı ancak buradan alınacağını gösteriyor. E, diğerini ne yaptınız, yok mu ettiniz, yoksa buharlaştı mı? Niye böyle çekingen davranıyorsunuz? Veya işsizlere, yoksullara derdine deva olacak bir kaynak aktarmaktan niye imtina ediyorsunuz?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Yoksa özel kolladığınız, gözettiğiniz kaynakları aktarmayı düşündüğünüz yerler mi var? Kamu-özel iş birliği nedeniyle ödeme garantili bir ton iş var; köprüler, havayolları, şehir hastaneleri vesaire. Bunun için bütçeye koyduğunuz parayı ne yapmayı düşünüyorsunuz? 2 katına mı çıkarmayı düşünüyorsunuz Çünkü ödeme garantisi artmış oldu yollar işlemediği için, havaalanları işlemediği İçin? Yoksa buradaki parayı çiftçiye, esnafa, iş yeri kapanan insanlara, yoksullara, işsizlere vermeyi mi düşünüyorsunuz? Ama hiç cömert davranmadığınız, buradaki kaynakları bir yerlere harcamayı düşündüğünüz belli. Dış kaynak kullanmayız diyorsunuz. Hani şu Katar Emiri'nden 600 milyon dolarlık hediye uçak almıştı Sayın Cumhurbaşkanı kendi açıklamasıyla.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım efendim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Peki, bu Katar bu kadar cömert de niye keseyi hiç bu corona için, Türkiye için açmıyor acaba? Özel uçak hediye etmesini bekleyene kadar biraz başka finansmanlar sağlasın. Bu o kadar ciddi bir mesele ki değerli arkadaşlar, ülkedeki insanımızı açlığa mahkûm etmemek için, evinde açlıktan ölüme mahkûm etmemek için, gerekirse Sayın Cumhurbaşkanının bütün uçaklarını ve sarayını da satması gerekir diyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ PARTİ sıralarından alkışlar)