| Konu: | Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 85 |
| Tarih: | 14.04.2020 |
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 10'uncu maddeyle getirilen düzenleme, akademik çalışmalarda kuruluşlar tarafından desteklenen projelere kaynak aktarımını öngörüyor; ayrıca, proje değerlendirmesi yapacak uzmanlara da ücret imkânı tanıyor, bunu destekliyoruz.
Yine, 10'uncu maddeyle rektör, rektör yardımcısı, genel sekreter gibi yöneticilere döner sermaye dışında huzur hakkı, yönetici payı, danışmanlık gibi kalemlerle ilave ücret ödenmesi engelleniyor, bunu da destekliyoruz.
Ancak tıp fakültelerinde düzeltilmesi gereken bir haksızlığı da burada dile getirmek istiyorum. Tıp fakültelerinde öğretim üyelerinin bir kısmının muayenehane hakkı var, yeni açmak isteyenler ise mevzuatla engelleniyor. Aynı işi yapan hocalar arasında eşitlik bozulmaktadır. Birçok değerli hocamız, özel hastanenin cazip tekliflerini aradaki ücret uçurumu nedeniyle kabul etmek zorunda kalıyor ve tıp fakülteleri öğretim üyesi erozyonuna uğruyor. Bazı vatandaşlar özel bilgi, hoca düzeyinde muayene ve müdahale gerektiren hastalıkları için üniversitelerde hocalara muayene olamadığından, özel hastanelerde yüksek ücretlerle muayene ve tedavi olmak durumunda kalıyorlar. Bu nedenlerle, tıp fakültesi öğretim üyelerine muayenehane hakkının aynı diğer mevkidaşları gibi mesai dışında, uygun koşullarda sağlanması için Sağlık Bakanlığı ile YÖK topu birbirine atmaktan vazgeçmeli ve bu işi bir an önce çözmelidirler.
Biraz da Covid-19 salgınıyla ilgili birkaç önemli noktaya değinmek istiyorum. Hükûmet sorunun önünü alan, öngören proaktif bir mücadele yöntemi izlemiyor, bir şeffaflık sorunu yaşanıyor; bu kesin. Salgınla ilgili bilgiye karşı alınan önlemler, salgına karşı alınan önlemlerden daha fazladır, âdeta salgından daha çok bilgiye karantina uygulanıyor. Hatta, doktorlar, hemşireler bu süreçte kendi hastasının tahlil sonucunu dahi öğrenemiyor.
Arkadaşlar, sorunumuz ortak, birbirimizi kandırmayalım, durumu net bir şekilde ortaya koyalım, sonra birlikte çözelim. Şimdi buradan sonrasını bir vekil olarak değil de bir hekim olarak ifade etmek istiyorum. Arkadaşlar, her Covid-19 hastasının testi pozitif olmayabilir, hatta testi negatif hastaların sayısı, pozitiflerden daha fazla. Tekrar ediyorum, Covid-19'da testi negatif olan hastaların sayısı, pozitif olanlardan daha fazla. Bu yüzden, ICD-10 teşhis kodlamasında Dünya Sağlık Örgütü testin negatif veya pozitif olduğuna bakılmaksızın, her ikisinin de Covid-19 olarak kodlanmasını istiyor. Dünya bunu böyle kabul ediyor, bizim Sağlık Bakanımız da böyle kabul ediyor çünkü gönderdiği kılavuzda böyle. Eğer hastalığın tüm belirtileri varsa, film, tomografi de uygunsa testi negatif bile olsa Covid-19 kabul ediliyor, öyle tedavi ediliyor, eğer vefat etmişse de bu şekilde defnediliyor. Fakat ilginç nokta şu, buraya dikkat: Sağlık Bakanı, sadece pozitif hastaların sayısını açıklıyor, negatif vakaları sayıya dâhil etmiyor. Nedenini bilmiyorum, bu da umre meselesi gibi, spor müsabaka kararı gibi, sokağa çıkma yasağı gibi kendi iradesi olmayabilir.
Sadece İstanbul'da günlük vefat sayıları, Bakanın tüm Türkiye için açıkladığı rakamlardan fazla. Birçok ilden kayda geçmeyen vefatlar aileleri tarafından bildiriliyor. Ben bu konuları Sayın Bakanla her mecrada tartışmaya hazırım. O elindeki verilerle gelsin, biz de kendi tespitlerimizi ortaya koyalım.
Sokağa çıkma yasağı için 60 yaş üstü, 20 yaş altı derken şimdi de hafta sonu uygulaması geldi. Bundan sonra "prime-time" "part-time" bakalım ne gelecek? Böyle taksit taksit, parsel parsel karantina olmaz; salgında tüm zinciri kontrol etmemiz lazım.
Şu tabloya bir bakın değerler arkadaşlarım: Burada sütunu yüksek olanlar 20 ila 60 yaş arası bölge. 20 yaş altında ve 60 yaş üzerinde vakaların az olduğunu görüyorsunuz. Biz bu 20 ila 60 yaş arasına bir çözüm getiremezsek bu işle mücadele etmemiz zor. Bunu özellikle söylemem gerekiyor.
Hatalardan biri de evde izolasyon uygulamasıdır. Covid-19 hastaları evine gönderiliyor. Böyle bir tedavi yöntemi yok. Eve gönderilen hasta, evden 5 hasta daha alıp hastaneye geliyor, bazen de evden hastanın cenazesi çıkıyor. Bunu yapmak yerine, örneğin, İstanbul'da 40 bin yataklı otellerimiz var. Bugün olmayacaklar, ne zaman olacaklar? Bunların 5 bin yatağını ayırsak; bu hastaları evlerine değil, oraya göndersek; başlarına da birer doktor, hemşire koysak daha doğru olmaz mı?
Maske konusunda milleti de kendinizi de kandırmayın. Eczanelerden uygulama başlatıldığı söylendi, şimdi de mesaj engeli çıktı. Yormayın milleti, bırakın eczaneler TC numarası üzerinden ücretsiz versin.
Sağlık çalışanlarını ek ödemede ayırmayın. Doktorların büyük bir bölümü, aile hekimleri kapsam dışında. Bu zor koşullarda insanların motivasyonunu bozmayın.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım.
MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - Sağlık çalışanlarının koruyucu maskeleri eksik, kendi maskelerini kendileri üretiyorlar; isteyene, Sayın Bakana da resimlerini gösterebilirim.
Bugün Tıbbi Mümessiller Günü, kendilerini tebrik ediyorum. Bu arada, hastane ve doktor ziyaretleri yapamayacağı hâlde bazı ilaç firmaları, tıbbi mümessilleri eczanelere ziyaret yapmaları için ya da telefonla sipariş almaları için zorlamaktalar. Bu süreçte bunlar uygun değildir.
Yaş sınırı nedeniyle evinde kalmak zorunda kalan, maaşını alamayan emekliler var. Kimsesi olmadığı için bir aydır evde. Açlık içinde olanları tespit ettik. Bazı evlerde insanlık dramı yaşanıyor. Genel yönetim, yerel yönetim, bilgi ve adres paylaşımı, görev bölümüyle -hepsi bizim insanımız- onlara sahip çıkalım.
Kuveyt'te, Limaka bağlı havaalanı inşaatı şantiyesinde resmen işçi kıyımı yaşanıyor; buradaki işçilere "Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı paralarından vazgeçtiğinize dair evrak imzalayın, sizi Türkiye'ye gönderelim." deniyor. Bu hangi vicdana sığar?
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)