GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:85
Tarih:14.04.2020

MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; biz bugün neyi konuşacağız? 80 milyonluk bir ülkede 26 milyon öğrenci var, 8 milyonu üniversite öğrencisi. Her 3 kişiden 1'inin öğrenci olduğu, her 10 kişiden 1'inin de üniversiteli olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Getirilen bu teklifle biz gerçekten temel sorunlara odaklanan, çözümler üreten bir teklif mi konuşacağız? Maalesef hayır. Peki, ne yapıyoruz? 2547 sayılı YÖK Yasası'nı topyekûn ele alarak, güncel koşullar ve Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda yeniden çağdaş, özerk üniversite oluşturmak yerine burada buz dağının su üstündeki kısmında birkaç teknik detayı konuşuyoruz. Şöyle düşünün: Önümüzde bir kazazede var, kol bacak kırık, kafa göz dağınık, iç kanama geçiriyor. Siz bu kişinin bir iki cilt sıyrığına pansuman yapıp bu kişiyi tedavi edemezsiniz.

676 sayılı KHK'yle rektörlük seçimleri kaldırıldı. 703 sayılı KHK'yle de rektörler Cumhurbaşkanı tarafından direkt atanıyor, seçimsiz olarak; üstelik, ehliyet, liyakat hiçbir tanımlama yok. Yani kendi rektörünü bile seçmekten âciz bir üniversiteden ne bekliyorsunuz? Dünyanın ilk 10 üniversitesinin hangisinde rektör atamayla geliyor? Bir de, atadın da, nasıl atadın? Ortalık ilim irfandan nasibini almamış sözüm ona öğretim üyelerinden geçmiyor; Hazreti Nuh'un cep telefonu olduğunu iddia eden mi, deve sidiğini topluma şifa olarak takdim eden mi istersin. Okumamış, cahil kesimin ferasetine inanan bir adama YÖK'te görevlendirme vermediniz mi?

Benim bölgemde komşu üç il var: Giresun, Ordu ve Samsun. Üçünün rektörü de ilahiyat kökenli; ikisinin ki de AKP'den eski milletvekili adayı olmuş kişiler. Eş dost kayırmayı, partizanlığı eğitim ve sağlıkta yapmayın. Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, Gazi Yaşargil yerine oğlu Can Yücel'i torpil yapıp yurt dışına burslu gönderseydi bu memleket hem Gazi Yaşargil'den hem de Can Yücel'den olacaktı. Bu şekilde, geldiğimiz noktada, dünyanın ilk 500'ünde tek bir tane Türk üniversitesi yok.

Değerli arkadaşlar, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra, darbeye karışanlardan ayrı olarak, darbeyle hiçbir ilgileri olmayan birçok solcu aydın, sırf iktidara muhalif diye cezalandırıldı, KHK sürecine dâhil edildi. 15 Temmuz fırsata çevrilerek 6 bin öğretim üyesi, sadece kendileri değil, aileleri ve öğrencileriyle beraber cezalandırıldı. Bu kişilere yargı yolunu da kapattınız; sonra, 7975 sayılı Kanun'un 10'uncu maddesiyle göreve iade edilen o akademisyenlerin de kendi kurumlarına dönmeleri engellendi. Suçsuzluğu ispat olunmuş, göreve iadesi kabul edilmiş; neden kendi üniversitelerine göndermiyorsunuz? Çünkü oradan boşalacak yere kendi adamlarınızı yerleştireceksiniz. Bunu yapmak için de faklı alanlardan ilgisiz alanlara devşirme atamalar yapıldı; coğrafyacı, ormancılığa; ormancı, bilgisayar mühendisliğine; veteriner, tıp fakültesine atandı. Bazı şahsa ait özel açılmış ilanlarda o kişiye özel şartlar sıralanırken bir tek ayakkabı numarası yok âdeta. Eğitim hakkı bireysel bir haktır. Herkesin nitelikli, parasız ve eşit bir şekilde eğitim alması anayasal güvence altındadır. Hâlbuki AKP, devlet okullarında bilimsel ilkelere uygun bir eğitimi ideolojik müdahalelerle yerle bir etmiştir.

Barış akademisyenleri için, Anayasa Mahkemesi kararı sonrası, ağır ceza mahkemelerinden beraat kararı verilenler var. OHAL İnceleme Komisyonu dosyaları bloke etmekte; bu şekliyle, OHAL İnceleme Komisyonu bir hak arama mercisinden çıkmış, yargının önünü tıkayan bir kuruma dönmüştür. Cemaatler, vakıf ve dernekler Millî Eğitimde cirit atmaktadır. Bu işgal öyle bir noktaya gelmiştir ki kendi içlerinde de bölge ve kurum bazında güç savaşlarına dönmüştür; hatta bugünlerde EBA TV'de ilk günkü rezaleti görünce; idam sahnesi, kafa uçurmalar, sırttan bıçaklama gibi seremonileri görünce gösteriyor ki süreç Millî Eğitim Bakanını bile sabote etmeye kadar gitmiştir. Bu eğitim sistemi de YÖK Kanunu da öyle bir felaket ki siz AKP iktidarı olarak her felaketi fırsata çevirmek konusunda bayağı ustasınız; 15 Temmuz darbe girişimi...

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Ayıp şeyler bunlar ya. Ayıp şeyler bunlar, çok ayıp.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - ...Elâzığ depremi, şimdi de Covid-19 salgını. Hepsini, felaket olmasının yanında, yardım toplama, İBAN numarası verme konusunda bir fırsat olarak gördünüz. Aslında bu eğitim sistemini, bir felaket hâlini görünce, bundan daha büyük felaket olur mu? Bir İBAN numarası da bu eğitim sistemi için verin, daha yüksek ciroyu elde edersiniz.

BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Çok ayıp bunlar.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - Sayın Grup Başkan Vekili, bu arada, yeri gelmişken, bu milletten on yedi senede 2 trilyon dolar vergi almışsınız, 70 milyar özelleştirme yapmış, 500 milyar dolar borç almışsınız; 30 TL su 80 TL, 40 TL elektrik 120 TL, 3 TL sigara 15 TL, 1 TL mazot 5 TL olmuş; çatır çatır deprem vergisi, KDV'nin bile KDV'sini almışsınız. Şimdi, deprem olur para yok, doğal afet olur para yok, virüs salgını olur para yok. Ya, arkadaş, siz bu kadar parayı ne yaptınız?

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Hocam, az Türkiye'yi gez ya, Mustafa Hocam, az gez Türkiye'yi.

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - Geziyoruz merak etmeyin.

Bu arada, dün gece kabul edilen infaz yasasıyla ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Ordu yolunu...

MUSTAFA ADIGÜZEL (Devamla) - Ben konuştuktan sonra cevap verirsiniz.

Bu yasadan her kesimi faydalandırdınız, fikir suçlularını, medya mensuplarını ayrı tuttunuz; hatta Barışlara özel, gece yarılarında, sabaha karşı bu yüce Mecliste hususi mesai yaptırdınız. MİT Kanunu'nu kapsam dışı bırakarak kişiye özel düzenleme yaptınız. Neden? Çünkü sizin hoşunuza giden şekilde konuşmuyorlar, yazmıyorlar. Size göre, FETÖ'yle mücadele etmiş olmaları, yurtsever ve Atatürkçü olmaları önemli değil. Bakın, Barışlar içeride, kimler dışarıda? Devlete "seri katil" diyenler, şehit babasına "dangalak" diyenler, "Sahi ne yaptı bu Fetullah Gülen size?" diyenler... Eğer müritlerini terörist olarak yetiştiriyorsa, 20 yaşındaki müritleri otuz yılda 50 yaşına geldi, hâlâ tık yok. "Ne zaman harekete geçecek bu terör örgütü?" diyen FETÖ sevicileri için hangi soruşturmaları açtınız? 10 Nisan gecesi sokağa çıkma yasağı ile panikle dışarı çıkan halka "geri zekâlı, ayı" diye hakaret eden saray beslemelerine bir şey dediğinizi duymadım. Bu hakaret edilip aşağılanan halk bu iktidarı göreve getirirken iyiydi değil mi? Aslında böyle dönemler bu saray soytarılarının iki yüzlülüğünü de ortaya çıkarıyor. Yani değerli arkadaşlar, demek ki neymiş? FETÖ'yle mücadele etmesi, yurtsever olması önemli değil, yandaş olması önemliymiş. İsteniyor ki, haber kanalları a'dan z'ye sadece yalan konuşsun, gazeteler sabahtan akşama yalan ve talan düzeninde hizmet etsin. Evet, öyle olmayınca, biat değil itiraz edince Barışlar, yurtseverler, aydınlar içeride; bedel ödeniyor. Bir söz vardır çok severim değerli arkadaşlar: "Aşk iğnesiyle dikilen hiçbir şey kıyamete kadar sökülmezmiş." Biz yurdumuzu, halkımızı bu aşkla seviyoruz, bedeli neyse de öderiz ama bir söz daha var: "Ayarını bozduğun kantar gün olur seni de tartar."

Maddeler üzerine girmeyeceğim, arkadaşlarımız konuşacak; sadece bir maddeden bahsetmek istiyorum. 7'nci maddede öğretim üyeliğinden çıkarmayla ilgili, intihal tanımlanmış, bundan daha ağır etik kusurlar var; uydurma ve çarpıtma da eklenmelidir. Üçüncü satırda buna benzer bir şey yazılmış ama bu, atama için kullanılması şartını da içeriyor. Birinci satırdaki intihal gibi atamada da kullanılmasa bile uydurma ve çarpıtma verilerle yayın yapanlar da akademisyenlikten çıkarılmalıdır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)