| Konu: | Diyarbakır Büyükşehir Belediyesindeki irade gasbının sürdüğüne, kayyumun Diyarbakır ili yaşam alanlarına yerleştirilen el dezenfektanlarının sahte çıkmasında hiç mi sorumluluğunun olmadığını öğrenmek istediğine, coronavirüs gerekçe gösterilerek ziyarete kapatılan Salda Gölü'nün talan edilmesinin önüne geçilmesi gerektiğine, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un çıkmasıyla tahliye edileceklerden yol ücreti talep edildiğine ve mültecilerin mağduriyetlerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 85 |
| Tarih: | 14.04.2020 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, 19 Ağustos 2019 tarihinde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine bir kayyum atanmıştı, biliyorsunuz. Hâlâ o kayyum Diyarbakır Büyükşehir Belediyesindeki irade gasbını sürdürüyor. Bu kayyum 2 Nisanda toplu yaşam alanlarına, kamu ve özel kuruluşlarına el dezenfektanı üniteleri ve ürünleri yerleştirmiş fakat bir süre sonra ortaya çıktı ki bu dezenfektanlar sahteymiş. Kayyumun yerleştirdiği dezenfektanlar sahte çıktı. Olayın ortaya çıkması üzerine sahte dezenfektan satın alınmasıyla ilgili Sağlık İşleri Daire Başkanı görevden alındı. Peki, bu yeterli mi? Yani on gün boyunca tüm Diyarbakır genelinde ünitelerde duran bu dezenfektan binlerce yurttaş tarafından kullanılmış. El yüz temizliği bu salgınla mücadele noktasında oldukça önemli bir yerde dururken -ki bunu biliyoruz, Mecliste bile dezenfektanlar masalarımızın üzerinde duruyor- sahte dezenfektanların yerleştirilmesi, halk sağlığının böyle tehdit edilmesi, böyle bir özensizlik bir büyükşehir belediyesine ve onun başındaki kayyuma denk gelmiş oldu.
Şimdi, kayyumun kendisinin hiçbir sorumluluğu yok mu burada? Onu tabii ki sormak istiyoruz. Yani şov yapmak amaçlı kaldırımları su ve deterjanla yıkamak yetmiyor salgına karşı mücadelede. Zaten kayyumun kendisi bir irade gasbını gerçekleştiriyor. Bu kayyum, bu salgın günlerinde meslek örgütleriyle, Diyarbakır'daki sivil toplum kuruluşlarıyla bir iş birliği de yapmıyor, onlardan kopuk da çalışıyor. Halktan bir özür bile dilemiyor bu yapılan sahtecilik üzerine, halkın sağlığını açıkça hiçe sayıyor. Daha önce de biz hep konuştuk, konuşmaya da devam edeceğiz. Bu atanmış olan kayyumların yaptıkları yolsuzluklar, usulsüzlükler, usulsüz harcamalar; bunların hepsi Sayıştay raporlarına da girmişti, biz de burada çeşitli belgelerle bunu göstermiştik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edelim efendim.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi de böyle bir durumla karşı karşıya kalınmış vaziyette. Belediye meclisini bile toplamaya tenezzül etmeyen bir tek kişi yönetimi Diyarbakır Büyükşehirde halk sağlığıyla açıkça oynuyor; bunu burada dile getirmek istiyorum.
İkinci değinmek istediğim konu, Salda Gölü'yle ilgili. Salda Gölü corona gerekçe gösterilerek ziyarete kapatılmıştı. Şimdi, orada iş makineleri çalışmaya başlamış ve sözde çivi çakılmayacak, korunacak denilen bir bölgede iş makineleri çalışmaya başlamış vaziyette. Bir kez daha bunu iktidara söyleyelim: Oranın orijinalitesini ve doğal yapısını bozacak olan bu tür müdahaleler kesinlikle yanlıştır ve Salda Gölü'nün talan edilmesinin mutlaka önüne geçilmelidir.
Şimdi, biz burada bir hafta boyunca bu infaz yasasını konuştuk ve şimdi uygulaması başlayacak. Bu infaz yasası karşısındaki mücadelemizi sürdürdük; önerilerimizi, eleştirilerimizi çok açık bir biçimde bir hafta boyunca kürsüden de oturduğumuz yerden de dile getirdik.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım efendim.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.
Şimdi tahliyeler başlatılacak. Şöyle bir bilgi geldi bize, doğru mu diye dile getirmek istiyorum: Mesela Siirt'ten Batman'a gidecekler için 100 lira, Diyarbakır için 200 lira, Şırnak için 200 lira, Mardin için 200 lira bu devam ediyor, bu tür rakamlar. Yani bir ücretlendirme yapılmış ve "Tutulacak minibüs, otobüs ve sayıya göre de bu ücretlendirme değişebilir." demişler. Yani tahliye edileceklerin bu yol ücretlerini ödemeleri gerekiyor. Bu da büyük bir adaletsizlik, bunu da dile getirmiş olalım.
Son bir noktaya değinmek istiyorum: Birkaç gündür karşı karşıya kalınan bir durum, mülteciler özellikle İzmir'de ve Çanakkale'de yollara bırakılıyorlar. Yani İzmir Menemen'de bu yaşandı, Çanakkale Küçükkuyu Limanı'nda da yaşandı.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun efendim.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.
Osmaniye'den getirilen ve Harmandalı Geri Gönderme Merkezinde iki gün bekletilen yaklaşık 200 kadar mülteci İzmir'in Menemen ilçesine bırakıldı. Pazarkule'deki mülteciler Malatya Beydağı ve Osmaniye Mülteci Kampları ile Kırklareli ve Kocaeli gibi 9 ile gönderilmişlerdi. Son derece vahim bir tablo bu. Otobüslerle yol kenarına bırakılan mülteciler kilometrelerce yol yürüyorlar, İzmir Otogarı'na geliyorlar, salgın nedeniyle içeri alınmadıkları için kaldırımlarda bekliyorlar. İnsanlık dışı bir davranışla karşı karşıya kalıyor bu mülteciler. Sokağa çıkma yasağı koyulan günde iktidarın bu insanları sokağa bırakması kabul edilebilir bir şey değil. Yiyecek ekmekleri yok, yatacak yerleri yok. Önce Pazarkule'ye götürülüyor bu mülteciler biliyorsunuz, sonra kamplara, şimdi de kentlerin ortasına bırakılıyor. Hangi anlayışla yapılır bu kadar büyük bir kötülük, bunu da iktidara sormak ve söylemek istiyoruz.
Teşekkür ediyorum.