GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:84
Tarih:13.04.2020

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; bugün yedinci gün, infaz yasasını tartışmaya devam ediyoruz ve bugün bir sonuca varacağız. Bugüne kadar tartıştıklarımızı birkaç maddede toparlamak istiyorum, bir kez daha hatırlatmak ve son sözümüzü söylemek için.

Şimdi, aslında, coronavirüs salgını nedeniyle cezaevlerinin durumunu tartışıp üç beş maddede hızla, bir günde çözebileceğimiz bir konunun bu kadar uzamasının nedeni, iktidarın getirdiği 70 maddelik tekliftir. İktidar, bir yıldan fazladır üzerinde tartıştıkları bir teklifi siyasi bir fırsatçılıkla şimdi önümüze getirmiştir ve bu 70 maddenin 69 maddesinin coronavirüs salgınıyla ilgisi yoktur. Hâlbuki bu salgın günlerinde olması gereken, her yerde önlem alırken cezaevlerinde de hangi önlemleri alacağımızı tartışmaktı. Ama iktidarın bu tutumu cezaevlerindeki salgın tehlikesine karşı önlem almak amaçlı değil, kendi siyasi ajandalarını gerçekleştirmek içindir, bunu açıkça tespit edelim.

Biz ise bütün bu tartışmalar boyunca hep şunu tartıştık: Acil alınması gereken önlemler var cezaevleri için, bu nedenle infazda eşitlik ve adalet sağlanmalıdır dedik. Muhalefetin tamamı da bunu söyledi, infazda eşitlik ve adaleti savundu ama iktidar kanadı, bizim ve muhalefet partilerinin önerilerini asla dikkate almadı, kapsayıcı davranmadı, tam tersine ayrıştırıcı ve bölücü bir tutumu ilke edindi kendisine.

Şimdi, doğru, adil, hem toplumun hem hükümlünün ve tutuklunun yararını gözeten bir infaz sistemi mümkündür. Bugünün sorunu olan salgın tehdidinden cezaevinde yatanları korumanın da yolları vardır, bu çok açık. Biz bunları savunduk ancak bu teklif bunları sağlamıyor, bunu çok açık bir biçimde bir kez daha söyleyelim.

Yani iktidar öyle bir hava yarattı ki sanki kendisi, cezaevlerinde tehdit altında olan herkesin salınması için uğraş veriyor fakat muhalefet partileri, bu getirdikleri teklifi eleştiren, tartışan muhalefet partileri cezaevindekilerin orada kalmasını istiyor; doğru değil. 300 bin kişi var cezaevlerinde tutuklu ve hükümlü, bu teklif 90 bin kişiyi kapsıyor yani aslında 200 bin kişi bu teklifin dışında. İktidar, 300 bin kişiden 200 bin kişiyi cezaevlerinde tutmayı istiyor, tartıştığımız budur. İnfazda eşitlik ve adalet derken biz, cezaevlerinde olan bütün tutuklu ve hükümlüleri düşünerek tartışıyoruz bunu ama iktidar tam tersini yapıyor.

Teklifle ilgili birkaç nokta söylemek istiyorum, daha evvel de söyledik, bir kez daha söylemekte fayda var. Şimdi, teklifin diline vesairesine çok girmek istemiyorum, son derece karmaşık yerleri var, çok konuşmacı da bunu ifade etti ve hâlbuki infaz yasası, son derece açık ve anlaşılabilir olmalıdır. Karmaşa, infaz yasasında kabul edilebilir bir şey değildir ama bu da aslında bir taktiktir yani iktidar, ne kadar karmaşık, içinden çıkılmaz, istisnalarla dolu bir teklif getirirse içinden kendisine yürüyebileceği bir yolu, kendi yandaşları için bir yolu o kadar rahat oluşturabileceğini düşündüğü için böyle yapmıştır.

Şimdi, cezaevlerinde yaklaşık 300 bin tutuklu ve hükümlü var dedim; bunun yüzde 70'ini hükümlüler oluşturuyor, yaklaşık yüzde 30'unu tutuklular oluşturuyor. Bu teklifte tutuklular için hiçbir şey yok, hiçbir şey yok. bunu da çok açık bir şekilde söyleyelim. Özellikle salgın günlerinde tutuklular için hiçbir teklifin olmaması çok büyük bir hatadır, bunu da belirtmiş olalım.

Şimdi, iktidar infaz sorunlarını kalıcı bir şekilde çözmek yerine -hani, madem 70 maddelik bir teklif getirdiniz- geçici çözümlere odaklanmış vaziyette. Geçici çözümlerin önümüzdeki birkaç yıl içerisinde bizi yeniden infaz sorunlarını tartışmaya getireceği çok açık ve net; bunu şimdiden söylemiş olalım, bunu da hep birlikte göreceğiz.

Şimdi, teklif cezaevlerindeki doluluk oranını azaltmamaktadır. Aşağı yukarı 300 binde 90 bin kişiyi kapsıyor dedim. İnfaz kanununun geçici madde 6'da yapılan ve özel af mahiyeti taşıyan düzenlemeden çok sayıda tutuklu ve hükümlü yararlanamayacak. "Özel af mahiyeti taşıyor." diye özellikle altını çizdik. Ama sadece o değil, aynı zamanda bu teklif Anayasa'nın 2'nci ve 10'uncu maddelerine aykırı. Bu teklif, aynı zamanda, Türkiye'nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere aykırı; bunları da çok açık bir şekilde kayda geçirmek gerekiyor.

Şimdi, bakın, bu teklifle beraber bu özel af kapsamında değerlendirilecek olan suçlar ne olacak? Ben size sayayım bir kısmını: Tehdit, şantaj, cebir, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, eğitim öğretim hakkını engelleme, kamu hizmetlerinden yararlanma hakkını engelleme, siyasi hakların kullanılmasını engelleme, inanç, düşünce, kanaat hürriyetini engelleme, konut dokunulmazlığını ihlal etme, hırsızlık, kapkaç, yağma, gasp, mala zarar verme, ibadethanelere, mezarlıklara zarar verme, hakkı olmayan yere tecavüz, güveni kötüye kullanma, bedelsiz senedi kullanma, dolandırıcılık, hileli, taksirli iflas, suç eşyasını satın alma, karşılıksız yararlanma, çocuk pornografisi ve çocuk cinsel sömürüsü suçları, yaralama sonucu iyileşmesi imkânsız hastalığa sebep olma, bitkisel hayata sokma, gebe kadının çocuğunu düşürtme, ölüme neden olma, doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanları; polis, öğretmen gibi tüm kamu görevlilerine yönelik yaralamalar, kamu görevlilerinin nüfuzunu kötüye kullanarak işledikleri yaralamalar... Bunları saymaya ve sıralamaya devam edebiliriz, zamanım sınırlı ama bu saydıklarım bile iktidarın bu infaz yasası değişikliğiyle aslında kimleri cezaevinden çıkarmak istediğini çok açık ve net gösteriyor.

Kaç gündür bunu tartışıyoruz, peki, bu affa dâhil olmayanlar kimler? Düşüncesini ifade etmiş olmaktan cezaevinde bulunanlar, konuşma veya basın açıklaması yapmış olanlar, sosyal medya paylaşımları yapmış olanlar, habercilik yapmış olanlar, bunları yaparken de herhangi bir açık ve yakın tehdit oluşturmamış olanlar yani gazeteciler, siyasetçiler, belediye başkanları, öğrenciler, yazarlar, kısacası siyasi suçlu olanlar bu teklifin dışında tutuluyor.

Şimdi, bunların ortak özellikleri nedir? Ortak özellikleri, iktidara muhalif olmalarıdır, iktidarı eleştirmiş olmalarıdır, iktidarın yanında yer almamış olmalarıdır. Şimdi, bunun bir özel af ve yandaşa af olduğunu söylememizin esas nedeni budur.

Burada kaç gündür tartışılıyor, bir konuyu açıklığa kavuşturalım, bu da nedir? Siyasal suç meselesi. Burada, iktidar kanadından çok kişi siyasal suç olmadığını ifade etti yani bu tartışmayı bu şekilde yapmak tuhaf oluyor ama işin garip yanı da şu: Hukukçular yani iktidar kanadının hukukçuları "Siyasal suç yoktur." diye konuşuyor. Ya, şimdi size önce iki isim vereceğim, hukukçu olduğunu söyleyerek ortalıkta dolaşanlar için: Biri Profesör Köksal Bayraktar'dır, diğeri Profesör Çetin Özek. Hukukçu olanlar bilirler, her ikisi de çok değerli hukuk profesörleridir ve her iki hocamızın da çok sayıda kitabı vardır. Bunların, kitaplarının ve yazılarının önemli bir kısmı "siyasal suç" kavramıyla ilgilidir ve onların tezleri ve kitaplarının altında ya da girişinde ya da onaylayanların içinde hocaların hocası Sulhi Dönmezer'in imzası vardır, onun onayından geçmiştir. Yani sizin, hukuku matematik sayan anlayışınız değildir bu. Hukuk matematik değildir, hukuk adalettir.

Şimdi, bu yazarlar, bu hocalarımız anlatırlar ki Roma hukukundan bu yana -bak "Roma hukuku" diyorum- Antik Çağ'da bile "siyasal suç" kavramı vardı. Sizin hukukçularınız bunu bilmiyor "Yok." diye iddia ediyorlar. Roma hukukundan bu yana "siyasal suç" kavramı var. "Nerede bir iktidar varsa orada siyasal suç vardır." der bu hocalar. Sizin bunlardan haberiniz yok. Aslında haberiniz var, duymak istemiyorsunuz. Siyaset varsa bir yerde, siyasal suç vardır. Bütün bu kitapların özetini size bir cümlede anlattım, okumayacağınızı bildiğim için bunu söyleyeyim de kayıtlara geçsin. Bir yerde iktidar varsa, bir yerde siyaset varsa orada siyasal suç vardır; siz istediğiniz kadar "Yok." deyin. Roma'dan bu yana, Roma hukukundan bu yana bu böyle tartışılıyor.

Şimdi, bu tartışma Türkiye'de de yeni değil. Yani öyle bir cehaletle karşı karşıyayız ki... Bakın, 141-142 tartışılırken -birçoğunuz hatırlamaz, saçı beyaz olanlar bilir- "siyasal suç" kavramıyla tartışılıyordu; 163, siyasal suç kavramıyla tartışılıyordu ama siz, şimdi, bir iktidar ve güç zehirlenmesi yaşadığınız için ve hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunu geçirdiğiniz için bunu duymak istemiyorsunuz. Siz, kendiniz de iktidarınız döneminde Avrupa Birliğine uyum paketlerine dair düzenlemeler yaparken yazdığınız gerekçelerde siyasal suçlardan bahsettiniz, şimdi yokmuş gibi davranıyorsunuz çünkü işinize geliyor. Hem hukuka hem kendi anlayışınıza ihanet ediyorsunuz; işte, iktidar zehirlenmesi budur.

Sizin "terör suçları" dedikleriniz, şiddet uygulamamış, şiddeti övmemiş ve teşvik etmemiş görüş açıklamalarıdır, konuşmalardır ve bunların tamamı siyasi suçlardır. Siz, işte, size muhalif olanları, bu "siyasi suç" kavramı içinde değerlendirilebilecek olanları infaz yasası teklifinizin dışında tutuyorsunuz. Bu meselede "Muhaliflerinizi dışarıda tutarak bir yandaş affı çıkarıyorsunuz." derken bunu anlatmaya çalışıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Toparlıyorum efendim.

BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bakın değerli vekiller, böylesi zamanlar, düşmanlık hukukunun değil insanlık hukukunun işletilmesi gereken dönemlerdir ancak kendinizden olmayanlara karşı hasmane tutumunuzu, bu ölüm kalım sürecinde bu yasayla gerçekten zirveye taşıdınız. Tarih bunu affetmeyecek, toplumsal vicdan da bunu affetmeyecek, bunu bilin. Anayasa "Herkes, kanun önünde eşittir." der. İnfaz yasasıyla Anayasa'nın tabutuna bir çivi daha çakıyorsunuz, insanları dışarıda da cezaevlerinde de mezarda da ayrıştırıyorsunuz. Hukukun ve Anayasa'nın ruhuna Fatiha okutuyorsunuz. On gün sonra bu Parlamentonun 100'üncü kuruluş yıl dönümü. Meclis 1920'de kurulduğunda ayrıştırıcı, dışlayıcı, kutuplaştırıcı bir sistemle değil, birleştirici, çoğulculuğu kabul eden, herkesi kapsayan bir mantıkla açıldı. 1921 Anayasası'yla bu çoğulculuk kabul edildi. Yüzyıl sonra geldiğiniz noktada, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, ötekileştirici yasalarınızı geçirdiğiniz bu Meclisin kuruluş ruhunu da ortadan kaldırdınız. Halkın Meclisi olması gereken bu çatıyı iktidarınızın, ittifaklarınızın çatısı hâline getirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Efendim, son cümlem, izin verir misiniz?

BAŞKAN - Tamamlayın son cümlenizi.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Teşekkür ederim.

"Bizden ve bizden olmayan." diyerek insanları ayrıştırıyorsunuz. "Biz ve ötekiler." Diyorsunuz, kendinizin dışındakilere yaşam alanı tanımak istemiyorsunuz. Sanıyorsunuz ki bu ülke sadece size ait, bu topraklarda sadece sizin yaşadığınızı sanıyorsunuz, tek millet sizsiniz sanıyorsunuz, Türkiye sizden ibarettir sanıyorsunuz. Farklı sesleri, talepleri, beklentileri duymuyor, görmüyor ve hissetmiyorsunuz. Corona virüsü bile ayrım yapmıyor ama siz ayrımcısınız, bu iktidar ayrımcıdır. Elbette bu düzen böyle sürmeyecek, bu devran böyle gitmeyecek. Gün gelecek, sizin devriniz kapanacak ama yaptığınız zalimlikler unutulmayacak, ektiğinizi mutlaka biçeceksiniz. Kendinizden olmayan herkesi terörist ilan ettiniz, muhalif düşünceyi terör suçu olarak gördünüz, herkesi sindirmeye çalıştınız, size hatırlatırım. Ortağı olduğunuz cemaat de iktidarda ve devlette etkin iken herkesi terörist olarak ilan etmişti, şimdi kendileri terör suçuyla yargılanıyorlar. Siz de aynı yoldan, aynı güzergâhtan gidiyorsunuz.

Teşekkür ediyorum.