| Konu: | Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 80 |
| Tarih: | 09.04.2020 |
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (İstanbul) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Görüşülmekte olan yasa teklifi üzerinde söz almış bulunuyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.
On sekiz yıldır yaşananların tüm çıplaklığıyla önümüze serildiği bir süreçteyiz. Her bulduğu kuruşu betona gömmeyi marifet sanan iktidarın gözünde neye karşılık geldiğimizi ya da daha doğrusu neye karşılık gelemediğimizi, insan canı yerine neleri tercih ettiğinizi bir kez daha utançla izliyoruz. Salgın bir hastalıkla, evde kalmanın en etkin tedbir olduğu bir tehlikeyle yüz yüzeyiz. Bazı ülkeler, olması gerektiği gibi, vatandaşını korumaya aldı. Bazı ülkeler "risk" dedi, sürü bağışıklığı uyguluyor. Sizse "Herkes kendi OHAL'ini ilan etsin." deyip işin içinden çıkarım sanarak resmen sınıf bağışıklığı uygulamayı tercih ettiniz. Halkın vergilerini iç ederken salgının faturasını da yine halka kesmeyi tercih ettiniz. Sırf kaybettiniz diye, belediyelere gönüllü yapılan bağışları durdurmaya kalktınız, sonra da işçiden, memurdan zorla haraç kesmeyi, bunun adına da "dayanışma" demeyi tercih ettiniz. İnşaatlarınızın doymaz, doyurulamaz müteahhidi Cengiz Holdingin tam 424 milyonluk vergi borcunu tek kalemde sildiniz, sonra aynı şirketin lütfedip 34 milyon lira bağış yapmasını alkışlamamızı beklediniz. Kaçak saray, yazlık saray, uçan saraylar yetmedi, bir de Ahlat'ta kışlık saray istediniz. "Bari bu salgında durayım." demek yerine, vergilerimizi çarçur etmeye devam etmeyi tercih ettiniz. Bu süreçte en önce cephede mücadele eden sağlık emekçilerine yeterince malzeme sağlamak yerine, hatırlı ve Katarlı dostlarınıza çıkar sağlamak için İstanbul'a kanal ihalesi yapmayı tercih ettiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Tam da bugünler için sakladığımız kefen paramızı, yedek akçemizi bile yediniz, sonra başınız sıkışınca çıkıp "Biz bize yeteriz." dediniz. Evet arkadaşlar, biz bize yeteriz ancak biz size, sizin şatafatınıza, müteahhitlerinize, saraylarınıza, milyonluk makam arabalarınıza, yatlardan inmeyen çocuklarınıza, ejder meyveli smoothie aşkınıza yetmedik, yetemedik. (CHP sıralarından alkışlar) Siz, hepimizin hayatını tehdit eden bu salgınla mücadele etmeyi değil, bu salgın hastalığı bile israf düzeninize, kutuplaştırma siyasetinize meze etmeyi tercih ettiniz.
Bakın, şimdi, sözde bir infaz yasası görüşüyoruz. Salgın günlerinde mahpusların yaşam hakkının güvence altına alınması, siyasetin ve tüm toplumun desteklediği yani hepimize ait son derece haklı bir talepti. Oysa siz ortak akılla vicdanlara uygun, adil bir düzenleme yapmak yerine, aylardır nasıl Meclis gündemine sokuştursak diye düşündüğünüz bayat ve berbat teklifinizi "corona tedbiri" adı altında bize dayatmayı tercih ettiniz. Kadın örgütleri, barolar, akademisyenler görüş vermek istedi; "Corona var." dediniz, dinlemediniz. Bir bilene danışıp tartışarak doğrusunu bulmak yerine "Ben yaptım oldu." anlayışıyla mahkûmundan mağduruna tüm toplumun vicdanını kanatmayı siz tercih ettiniz.
Sizin devrinizde cezaevindeki insan sayısı bir değil, üç değil, tam altı kat arttı. Gazeteciler, öğrenciler, seçilmişler, avukatlar, yazanlar, çizenler, özetle yalnızca ve sadece fikrini söyleyenler sizin yüzünüzden cezaevinde.
Yaptığınız hataları en azından salgın hastalık döneminde bir parça düzeltmek yerine bunca haksızlığı derinleştirmeyi tercih ettiniz. 2018'de Genel Başkanınız çıktı, "Devlet kendine karşı olan suçları affeder, kişilere karşı olanları değil." dedi. Aradan daha iki yıl geçmedi, siz yine ettiğiniz lafları bir güzel yutmayı, bunu bile marifet gibi satmayı tercih ettiniz.
İspanya'da, Fransa'da kadınlar için özel kodlar belirlenirken, şiddete uğrayan kadınlar otele yerleştirilip tüm masrafları devlet tarafından ödenirken siz kadınları dövenleri, tehdit edenleri, kadınlara şantaj yapanları bu karantina günlerinde sokaklara salmayı, bir de utanmadan çıkıp "kadına şiddet suçları kapsam dışı" diye reklam yapmayı tercih ettiniz.
Suçu kesinleşmemiş yani hukuken masum olan tutuklulardan değil, suçu kesinleşmiş mahkûmlardan başlamayı tercih ettiniz. Ali İsmail'i, Berkin'i katledenler için hiç utanmadan indirim istediniz de hakkında hiçbir mahkûmiyet kararı olmayan Kavala gibi on binlerce tutukluyu içeride tutmayı tercih ettiniz. Soma faciasının sorumlularını ödüllendirip mağdurları savunan avukatları ölüme terk etmeyi tercih ettiniz. Aladağ'da cemaat yurtlarında yanarak can veren kız çocuklarının, Çorlu'da dedesine yarım bedeni teslim edilen Oğuz Arda Sel'in katillerini affedebildiniz ama lağım medyası ordunuza katılmayı reddeden onurlu gazetecileri affedemediniz. (CHP sıralarından alkışlar)
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın Sayın Kadıgil.
SALİHA SERA KADIGİL SÜTLÜ (Devamla) - Teşekkür ediyorum.
"FETÖ" denen Amerikan uşaklarıyla aynı masada bir maklubeye kaşık sallayanlar bırakın yargılanmayı, saray danışmanlıklarında keyif çatarken siz, "Ne istedilerse verdik."lerinizin göz göre göre gelen darbesinin tüm suçunu henüz 20'li yaşlarda bir avuç askerî öğrencinin boynuna asmayı tercih ettiniz. "Cezasızlığı önleyeceğiz." adı altında majestelerinize dil uzatacak herkesi hapse tıkmayı seçerken aynı anda aynı teklifle, misal, altı yıl hapis cezası almış bir gaspçının bir tek gün cezaevinde yatmadan sokaklara dönmesini tercih ettiniz.
Özetle, siz, adil bir af getirmek yerine, bir kez daha, kurduğunuz yalan, talan ve israf düzenine karşı çıkan herkesten intikam almayı tercih ettiniz. Bunlar sizin tercihleriniz. "Yaşam, yaptığınız tercihlerin bütünüdür." derler ancak ölüm her zaman kişinin tercihi olmaz. İşte, siz bu milleti yaşatmak yerine, bir kez daha, bir avuç yandaşınızı yaşatmayı tercih ettiniz ve emin olun, ilk seçimde bu tercihlerin bedelini çok ağır ödeyeceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar)