| Konu: | Futbol Maçlarında ve Diğer Spor Müsabakalarında Bütüncül Bir Emniyet, Güvenlik ve Hizmet Yaklaşımı Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 3 |
| Birleşim: | 68 |
| Tarih: | 12.03.2020 |
HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Futbol Maçlarında ve Diğer Spor Müsabakalarında Bütüncül Bir Emniyet, Güvenlik ve Hizmet Yaklaşımı Üzerine Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum.
Öncelikle şunu söyleyeyim, herhangi bir şerhimizin olduğu bir sözleşme değildir; doğru bulduğumuz bir sözleşmedir, destekliyoruz bunu, uluslararası bir sözleşmedir. Ama bir endişemiz var, endişemiz iktidar partisiyle ilgili olarak, endişemiz de şudur: Türkiye'nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik başka sözleşmeler de var, biliyoruz ve bunlar Anayasa'mızın 90'ıncı maddesine göre amir hüküm sayılırlar. Fakat, iktidar partisi, esas itibarıyla bu uluslararası demokratik sözleşmelerin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi, ona bağlı olarak yine Avrupa Konseyinin bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatları gibi konuları ve mahkeme kararlarını çok fazla ciddiye almamaktadır. Umarız, Avrupa Konseyinin bu sözleşmesinin sporda uygulanması konusunda iktidar gereken duyarlılığı gösterir.
Evet, uluslararası alanda da sporda çok fazla sorun var. Avrupa'ya baktığımızda, örneğin, futbola baktığımızda -spor deyince ilk önce futbol konuşuluyor ama- çok fazla ırkçılık örneğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Yani İspanya, İtalya, Hollanda, Almanya, Ukrayna gibi ülkelerde ırkçılık spor müsabakalarında karşımıza çok çıkan bir konu. Futbolun beşiği İngiltere'de, polis verilerine göre, sadece 2019 yılına baktığımız zaman -İngiltere için söylüyorum- 150 futbol maçında ırkçılık içeren olaylar meydana gelmiş; futbolun beşiğinden bahsediyoruz. Aynı şekilde, genel olarak baktığımızda, İngiltere'de de ırkçılık olayları bir sene öncesine göre yüzde 50 artış göstermiş; tabii, spora da bunun yansıması kaçınılmaz oluyor. Yine, dediğim gibi, Ukrayna'da, Hollanda'da, İtalya'da pek çok örnek var; bu örneklere tek tek girmeyeceğim ama bizim ülkemizde de spor konusunda çok ciddi sorunlar yaşıyoruz ve kısaca bunlara değinmek istiyorum.
Spor alanında futbol bir hâkimiyet kurmuş vaziyette ve bu göz önüne alındığında, buradaki sorunların, şiddetin, ırkçılık ve ayrımcılığın, cinsiyetçiliğin, nefret söyleminin büyük bir çoğunluğunun futbol sahalarından yükseldiğini biliyoruz ve görüyoruz. Emniyet Genel Müdürlüğünün son verilerine göre, spor alanlarında işlenen suçların yüzde 95'i zaten futbolda işlenmektedir. Dolayısıyla, sorunun odaklarından bir tanesi budur.
Spor alanına ilişkin temel sorun başlıklarını benden önceki konuşmacılar -farklı partilerden de olsak- aşağı yukarı ortak belirlediler. Yani Kulüpler Birliği yasasının hâlâ çıkarılamamış olması, yenilenememiş olması; Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu kararlarının yanlışlıkları ve taraflı olması -ve Kurulun kendisinin- sporda şiddet, nefret ve ayrımcılık olması; mafyatik ilişkilerin kimi alanlarda hâlâ geçerli olması -erkek egemenliğinden bahsetmek bile istemiyorum çünkü her gün, her an yaşanıyor- zaman zaman şike ve teşvik meseleleri, bunların hepsi sporda, özellikle futbolda da çok sık gördüğümüz sorunlar ve bu sorunları konuşurken elbette ki yasamanın yani bu Meclisin sorumluluğundan da başlamamız gerekiyor.
Öncelikle şunu da söyleyeyim: Madem bugün bu uluslararası sözleşmede hep birlikte bir adım atılıyor ve bu sözleşme hep birlikte onaylanıyor, o zaman Kulüpler Birliği yasasında da Meclisin bir çalışma yapması ve bu durumu değiştirerek bir an evvel yeniden düzenlemesi gerekiyor. Yani kulüp başkanlarının destek vermemesi ya da derebeylerini partilerin karşısına almak istememesi gibi konuları bir kenara koyalım ve bütün partiler oturup bu konuda gereken değişiklikleri birlikte yapabilecek adımları atalım diye öneriyoruz.
Şimdi, sahalarda ve tribünlerde yaşananlara baktığımızda Türkiye siyasetinden çok kopuk bir durum olmadığını görüyoruz, çok bağımsız bir tutum olmadığını görüyoruz. Yani ayrımcılık toplumda olduğu gibi sahalara da yansıyor, tribünlere de yansıyor, nefret söylemi keza yansıyor, şiddet ve kimi zaman ırkçı sloganlar yansıyor, erkek egemen anlayış ve dil yansıyor.
Şimdi bütün bunları görmezden gelmek mümkün değil. Özellikle Kürt coğrafyasındaki takımların yaşadığı ayrımcılık ve nefret söylemine ilişkin bazı sözler söylemek istiyorum. Gerçekten çok vahim bir durumla karşı karşıya kalındı. Defalarca bunu bu kürsüden de dile getirdik. Ben de söyledim, başka arkadaşlarımız da söyledi. Hem Amedspor'un hem Cizrespor'un hem özellikle Kürt coğrafyasından gelen diğer takımların karşılaşmalarda karşı karşıya kaldıkları zaman zaman şiddet, zaman zaman tezahürat, nefret söylemi, ayrımcı tutumlar gerçekten üzücü bir tabloyu ortaya koyuyor. Hâlbuki biz eğer barış söylemini, demokratik bir dili ve eşitlikçi bir dili her yerde geliştirmek istiyorsak öncelikle spor alanlarından da buna başlamamız gerekir. Dolayısıyla Amedspor, Cizrespor gibi oyuncuların, taraftarların, teknik ekiplerin saldırıya uğramaları, lince uğramaları, otobüslerinin zaman zaman parçalanması ve bunların hepsinin cezasız kalması elbette ki kabul edilebilir bir durum değil. Bunları bir kez daha dile getirmiş olalım çünkü tribünlerden cinsiyetçi küfürleri etmek serbest oluyor, Kürtlere hakaret etmek serbest oluyor, ayrımcılık yapmak serbest oluyor ama Futbol Federasyonu bunların hiçbirini görmüyor; tam tersine, ne yapıyor Futbol Federasyonu? Bu ayrımcılığa uğrayan takımları cezalandırıyor; Amedspor'u, Cizrespor'u cezalandırıyor yani aslında Futbol Federasyonu da bir ayrımcı anlayışla yaklaşıyor meseleye, onların da kendilerini değiştirmeleri gerekiyor. Siyasi partiler olarak Mecliste biz bu konuda bir adım atabilirsek, öyle zannediyorum ki Futbol Federasyonunu da ve diğer spordaki kurumları da kulüpleri de olumlu etkilememiz mümkün hâle gelir. Futbol sahasındaki özellikle bu şiddetin ve şiddet dilinin, nefret dilinin aşılmasının imkânı var elbette, bunu birlikte sağlayabiliriz.
Seçim sisteminin etkisiyle, zaman zaman Federasyon ve birkaç takımın yandaşı tutumlarla karşı karşıya kalınıyor. Federasyonun ve kurullarının verdiği bu cezaların adil olup olmadığı tartışılıyor elbette ama bunların da gerçekten tartışılması, bu eşitlikçi ve adil olmayan cezaların mutlaka artık gündemimizden çıkması gerekiyor.
Medyanın üzerine büyük sorumluluklar düşüyor. Medya, maalesef, kulüpler arası rekabeti körüklüyor; şiddeti, kışkırtıcılığı ve saldırganlığı tahrik edici haberler yapmakta çok mahir davranıyor. Tiraj ve rating uğruna yapılan bu adımların spor alanına cidden çok ciddi zararlar verdiğini ve nefret söylemini kışkırttığını bir kez daha vurgulamak istiyoruz doğrusu. Bunların hepsi aşılabilir.
Şimdi, yalnız, şunu da vurgulamak istiyorum bütün bu konuları tartışırken, güncel olduğu için vurgulamak istiyorum: İktidarın federasyonlar üzerinde baskı unsuru olmaktan da çıkması gerekiyor. Bakın, son zamanlarda, özellikle futbol alanında -herkes farkındadır- hani, bir ilimizin takımının şampiyon yaptırılmaya çalışıldığına dair etrafta çok fazla söz dolaştı, sosyal medyada paylaşımlar oldu.
BAŞKAN - Son dakikanız.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Ben sanmıyorum ki iktidarın tamamı öyle, bir ilin şampiyon yapılması doğrultusunda bir anlayışa sahip olsun ama bunların kendisi bile spordaki eşitlikçi rekabeti ortadan kaldıran bir ortam yaratıyor. Doğrusu, bundan da uzak durmanın iyi olacağını düşünüyoruz.
Şimdi, son olarak şunu söyleyelim ki: Bütün önlemleri birlikte almak, tartışmak mümkündür ve bu konuda, özellikle Kulüpler Birliği yasasını yeniden ele alıp değerlendirmek mümkündür. Bunları yaparken de bu konuyu, halktan, özellikle tribünlerden kaçırmamak; kulüplerden, akademisyenlerden, bağımsız hukukçulardan kaçırmamak; şeffaf bir şekilde tartışmayı yürütmek mümkündür ve bunların hepsini yaparak yeni bir yasal düzenlemeyi hep birlikte gerçekleştirebiliriz, hem sporda adaleti hem de nefret söyleminden uzaklaşmayı sağlamış oluruz.
Hepimize kolay gelsin. Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)